Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2025/8382 E. 2025/15864 K. – İş Kazasından
Konu: İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/8382
- Karar No
- 2025/15864
- Karar Tarihi
- Konu
- İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/2298 E., 2025/594 K. İLK DERECE MAHKEMESİ: ... İş Mahkemesi SAYISI : 2021/14 E., 2024/70 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili ile katılma yolu ile davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı müvekkilinin 01.04.1992 tarihinde davalı iş yerinde çalışmaya başladığını, müvekkilinin 08.05.2014 tarihinde saat 20:00'da dolan tüplerin vanasını kapattıktan sonra işten çıkmak için hazırlanırken iş arkadaşı ... ...'ın kendisine medikal tüplerden birinde kaçak olduğunu söylemesi üzerine tüpü kontrol etmeye gittiğini, herhangi bir temasta bulunmamış olmasına rağmen tüpün bir anda alev alıp patladığını, gerçekleşen iş kazasında davacı müvekkilinin meslekte kazanma gücü kayıp oranının % 45,2 olarak tespit edildiğini, yaşanan iş kazası sonucu davacının yüzünde 2. derece yanık oluştuğunu, davacının uzun ve acılı bir tedavi süreci geçirdiğini, yaşanan kazanın sebebinin iş yerindeki ventillerin eski olması olduğunu, ventillerin eski olduğundan tüpün gaz kaçırmaya başladığını ve davacının kontrol etmeye gittiği için iş kazası meydana geldiğini, kazadan sonra davalı işverenlikteki ventillerin değiştirilmesinin de bu durumu doğruladığını, dolayısıyla yaşanan iş kazasının davalı işverenliğin işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini almaması, sağlıklı bir çalışma ortamı kurmaması, çalışanlara mevzuatın ve teknolojinin gerektirdiği koruyucu ekipmanları vermemesi nedeniyle gerçekleştiğini, bu nedenle davacı müvekkilinin geçirmiş olduğu iş kazası sonucu uğradığı maddi zararın tazmini için talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının 2022 yılına kadar ... Ticaret firmasında çalışmakta iken 31.12.2002 tarihinde iş akdi bildirimli olarak fesih edildiği ve tüm haklarının ödendiği, 03.02.2003 tarihinde müvekkil şirkete yüklenici olarak tahmil tahliye bakım onarım hizmetleri vermekte olan ... İnş. Taah. Tic. Ltd. Şti.'de çalışmaya başladığını, yine davacı tarafın dava dilekçesinde müvekkil şirketin hangi önlemleri almadığı ve alınmayan önlem ile kaza arasındaki illiyet bağını ortaya koyacak somut bir iddia ortaya atmadığını beyan ve iddia ederek davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili katılma yoluyla istinaf dilekçesinde özetle; -Yerel Mahkeme kararı hakkında istinaf mahkemesince yada Yargıtayca herhangi bir nedenle kaldırma/bozma kararı verilmiş olması halinde, kaldırma/bozmadan sonraki yargılama aşamasında yeniden hüküm verilinceye kadar maddi tazminatın hesaplama unsurlarında (iş göremezlik oranı, kusur oranı, ücret vb.) oluşacak değişikliklerden davacı müvekkilin dava ve talep haklarının korunması, davalı lehine usulü kazanılmış hak oluşmaması ve davacı lehine hükmedilen maddi tazminat tutarını düşük buldukları için yerel mahkeme kararını maddi tazminat yönünden istinaf ettiklerini belirtmişlerdir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -Davacının dava ve taleplerini verilen kesin süre içerisinde ıslah ettiği, sonrasında davasını ikinci defa yeniden ıslah ettiği hususları sabit olduğunu, Mahkemece, davacı tarafın 04.07.2019 tarihli dilekçesinde “ıslah” kelimesinin geçmemesi nedeniyle bu dilekçenin ıslah olmadığını, bu nedenle ikinci defa ıslah olarak değerlendirilemeyeceği şeklinde karar verilmiş olmasının hatalı olduğunu, -Bu Genel Kurul Kararına göre ıslah için; -Davacının ıslahtan, talep artırımından önce rapora itirazda bulunmuş olması gerektiğini, -Dava konusu alacağın henüz belirlenebilir hale gelmemiş olması gerektiğini, -Davacının ikinci defa ıslah talep etmesi, artırımda bulunması kanun ve yerleşik kararlara aykırı olduğunu, -Davacının 11. no.lu celsede ıslah ve artırım yapıldığının Mahkemece de zapta geçirilmesine rağmen, davacının itirazda bulunmamış olması, -Davacının dilekçesi UYAP sistemine ıslah dilekçesi şeklinde girilmiş olması, 08.02.2024 tarihli ıslah dilekçesindeki artırım talebini de 04.07.2019 tarihli ıslah dilekçesinde belirtmiş olduğu artırım talebinin üzerine de ekleyerek ıslah etmiş olması hususlarını arz ettiklerini, -Davacı tarafın davasını 04.07.2019 tarihinde ıslah etmiş ve artırım talebinde bulunmuş olduğu hususu, her ne kadar söz konusu 04.07.2019 tarihli dilekçesinde ıslah kelimesi geçmese de; yerel mahkemenin 11.07.20 19... . celsesinde “Davacı vekilinin ıslah dilekçesi sunduğu görüldü, elden bir suret davalı vekili tebliğ edildi.” denilmiş, devamında da davacı vekili söz alarak “dosyamız tekemmül etmiştir, ıslah doğrultusunda davamızın ve birleşen davamızın kabulüne karar verilsin dedi.” şeklindeki beyan ve ikrarı zabıt altına alındığını, -Aynı celsenin 2 no.lu ara kararında “Davalı vekiline ıslah dilekçesi ve birleşen davayı yönelik beyan ve cevaplarını sunması için 2 haftalık kesin süre verilmesine,” denilerek, Mahkemece de davacının verdiği dilekçenin ıslah dilekçesi olduğu, ıslah dilekçesinde aynı zamanda artırım talebinde bulunduğu hususlarını arz ettiklerini, davacının kanunlara, yerleşik içtihatlara ve hakkaniyete aykırı bir şekilde yapmış olduğu ikinci ıslahına göre verilen kararın kaldırılarak, davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, -Aleyhe hususlar kabul anlamına gelmemekle birlikte, müvekkil şirket sigortalının işvereni olmadığı gibi, işçi sağlığı ve iş güvenliği konusu hukuki ve teknik yönden “tüm gerekleri” yerine getirmesine rağmen kendisine kusur atfedilmesi hatalı olduğunu, yasal düzenleme kaçınılmazlık ilkesinin varlığı durumunda, işverenin rücu tazminatı sorumluluğunun aynı oranda sınırlanmasını öngördüğünü, davaya konu olayın vukuunda ve meydana gelen zararda müvekkili şirketin herhangi bir sorumluluğu/kusuru bulunmadığını, -İş kazası olarak sayılmış olması mutlaka müvekkil şirketin kusuru olduğu anlamına gelmediğini, söz konusu zarar sigortalı işçinin kendi kusuruyla tedbirsiz ve dikkatsiz çalışması neticesinde ortaya çıktığını, -Sigortalının işlem sırasında gerekli prosedüre uymadığı, eğer tüpün üstünde kir ya da yağ varsa bunu amirlerine bildirmeyerek, riskli şekilde davrandığı, sigortalının bu davranışı ile can emniyetini gözetmeden rastgele biçimde hareket ettiği halde kusurlu bulunmadığı da izaha muhtaç olduğunu, sigortalı, İş Kanunu 77/1 ve İş Güvenliği Tüzüğü gereğince özen yükümlülüğünü yerine getirmeksizin, kendi kusurlu davranışıyla davaya konu olaya sebebiyet verdiğini, -Sosyal Güvenlik Kanunu kapsamında bir iş kazasından işverenin sorumlu olması için, işverenin iş güvenliği önlemlerini alma ve özen gösterme yükümlülüğüne aykırı davranışı veya ihmal göstermesi sonucu kaza meydana gelmiş olması gerektiğini, kazalardan dolayı işverenin sorumluluğunun sınırlandırıldığı haller bulunmakta olup, bunlardan birisi de “zarar görenin ağır kusuru” olduğunu, -Müvekkili şirketin sigortalı olmayan çalışanın, kendi kusuruyla sebebiyet verdiği olaydan sorumlu tutulması düşünülemeyeceğinden verilen kararın kaldırılarak, davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, -Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, bir an için davacının sadece sürekli iş göremezlik aylığı ve emekli aylığı alarak hesap yapıldığı düşünülecek olsa dahi, iki kalemin de tam olarak hesaplamaya dahil edilmesi hatalı olduğunu, -Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 54. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendine göre sürekli iş göremezlik geliri alan işçi emekli olur ve işçiye emekli aylığı bağlanırsa, hangisi daha yüksekse onun tamamını, diğerinin yarısını alabildiğini, hesaplamayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla, sürekli iş göremezlik ödeneğinin, geçici iş göremezlik ödeneğinin sona erdiği tarihi takip eden ay başından itibaren başlayacak oluşu dikkate alınacak olursa, 2014 Aralık ayının hesaplamaya yeniden dahil edilmiş olması hatalı olduğunu, -Davacının her iki (iş göremezlik ve emekli aylığı) kalemi de tam olarak aldığı yönündeki hesaplamalara göre verilen kararın, yapılacak istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, -Hesaplama raporunda esas alınan davacıya ait %45.2’lik iş göremezlik derecesi hatalı olup, bu husus irdelenmeden hesaplamaya gidildiğini, -Bilirkişi raporlarında da bahsedilen fakat müvekkili şirketin hangi mevzuatın hangi hükmüne aykırı davranışı sonucunda hesaplanan kusura sahip olduğu açıklanmadığı halde, hesap bilirkişisi raporu bu oranlara istinaden hesaplamış ve yapmış oldukları itirazları da göz ardı edilerek, kusur müvekkili şirkete yüklendiğini, -Hesaplamada müvekkili şirkete yüklenen oranlar hakkaniyete aykırı olup bilirkişi raporlarına yapmış oldukları itirazlar dikkate alınmadan hesaplama yapıldığını, -Dosya mündericatına sunulmuş olan ATK tarafından hazırlanan mütalaa yazısında; Dosyaya sunulmuş olan yazılarda davacının iş göremezlik dereceleri; SGK 20.04.2016/ 1343 Karar tarih sayılı Kararda :%45.2 ATK İhtisas Kurulu 29.06.2020/10203 sayılı Kararda :%11.1 ATK İkinci Üst Kurulu 09.03.2023/ 843 sayılı Kararda :%25.2 olarak gösterildiğini, -Oranlar birbiriyle örtüşmediği gibi SGK görüşü ile ATK görüşü arasında çelişki olması durumunda da ATK görüşünün esas alınması gerektiği, ATK görüşlerinin birbirleri arasında çelişki olması durumunda da yeniden üst kurula gönderilerek, aradaki çelişkinin giderilmesi gerektiği yerleşik kararlar ile de sabit olduğunu, -Her ne kadar Adli Tıp 3. İhtisas Kurulunun 20.03.2013 tarihli raporunda; davacının E cetveline göre %17 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı bildirilmiş ise de; SGK tarafından gönderilen 21.01.2014 tarihli ve ilk peşin sermaye değerlerinin bildirildiği yazı içeriğinden davacının sürekli iş göremezlik derecesinin %10,30 olarak kabul edildiği, bu itibarla SGK tarafından kabul edilen maluliyet oranı ile Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu tarafından bildirilen maluliyet oranı arasında çelişki bulunduğunu, hükmolunacak maddi-manevi tazminat miktarlarını doğrudan etkilemesi nedeniyle işçide oluşan sürekli iş göremezlik oranının 5510 sayılı Kanun'daki düzenlemeye uygun olarak hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeksizin saptanması gerekli olduğunu, sigortalının sürekli iş göremezlik oranında oluşan çelişkiyi yukarıda da açıklandığı şekilde ATK Genel Kurulundan son bir rapor daha alarak gidermek ve buna göre sonuca gitmekten ibaret olduğunu, -Talepler zamanaşımına uğradığını, bilirkişi raporlarında çalışma sürelerinin hakkaniyete ve dosya mündericatına aykırı bir şekilde zamanaşımı dikkate alınmaksızın ele alınarak hesaplama yapıldığını, karar verildiğini belirterek istinaf yoluna başvurulmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl ve birleşen davanın kabulüne dair İlk Derece Mahkemesi kararının tarafların iddia ve savunmalarına, dosya kapsamına, hükmün dayandığı deliller ve kanuni gerektirici sebeplere, delillerin taktirinde isabetsizlik görülmemesine göre HMK 355. maddesi kapsamında kamu düzenine de aykırı bir husus bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle taraf vekilleri tarafından yapılan istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili ile katılma yolu ile davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yineleyerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili katılma yolu ile temyiz dilekçesinde istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yineleyerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi tazminat ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13., 16., 20... . maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi 3. Değerlendirme Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Dosya kapsamından; davacının davaya konu iş kazası nedeniyle uğradığı maddi zararın tespiti amacıyla aldırılan 17.04.2019 tarihli hesap raporunda davacının sürekli iş göremezlik oranının Kurum Sağlık ve Yüksek Sağlık Kurulu Kararı ile belirlenen %45 oranı olarak kabulü ve bakiye ömür süresinin tespitinde PMF-1931 tablosu esas alınmak suretiyle maddi zararın kurumca bağlanan gelirin dosyada mevcut olmaması nedeniyle mahsup yapılmaksızın 220.595,35 TL olarak hesaplandığı, davacı vekilince rapora itiraz edilmeksizin 04.07.2019 tarihli dilekçesi ile gelirin mahsubunun 17.04.2019 tarihli raporda belirtilen miktar üzerinden resen yapılması suretiyle maddi tazminatın 97.303,54 TL olarak talep edildiği, takip eden 11.07.2019 tarihli celsede davacı vekilince;" dosyamız tekemmül etmiştir ıslah dilekçemiz doğrultusunda karar verilsin" şeklinde beyanda bulunulduğu, davalı vekilince Kurumca belirlenen sürekli iş göremezlik oranına itiraz edilmesi nedeni ile dosyanın aynı celsede sürekli iş göremezlik oranının tespiti amacıyla ATK İlgili İhtisas Dairesine gönderildiği, ATK 3. İhtisas Kurulunun 29.06.2020 tarihli kararında davacının kurul muayene tarihi itibariyle sürekli iş göremezlik oranının %11,1 olduğu, kurul muayene tarihi olan 20.01.2020 tarihi öncesi ise Sosyal Güvenlik Kurumunca belirlenen oranının uygun olduğunun belirtildiği, devamla dosyanın ATK 2. Üst Kuruluna gönderildiği, ATK 2. Üst Kurulunca 05.08.2021 tarihli kararında ATK 3. İhtisas Kurulunun 29.06.2020 tarihli kararı ile aynı yönde görüş bildirildiği, davacı vekilinin itirazı üzerine davacının yeniden kurulda muayenesi üzerine ATK 2. Üst Kurulunun 09.03.2023 tarihli kararında ise üst kurul muayene tarihi olan 09.03.2023 tarihi itibariyle sürekli iş göremezlik oranının %25,2 olduğu bu tarih öncesi ise 05.08.2021 tarihli 2.İhtisas Kurulu kararının uygun olduğunun belirtildiği, Mahkemece dosyanın yeniden hesap bilirkişisine tevdi olunduğu, 12.01.2024 tarihli hesap raporunda bilinen dönemin ileriye çekilmesi ile bakiye ömür tablosunda TRH-2010 tablosunun esas alınması suretiyle davacının 20.01.2020 tarihine kadar %45.2, bu tarihten itibaren %11.1 ve 09.03.2023 tarihten itibaren %25.2 olarak belirlenen sürekli işgöremezlik oranına göre maddi zararının Kurumca bağlanan gelirin mahsubu sonucu 802.961,49 TL olarak hesaplandığı, davacı vekilince 08.02.2024 tarihli dilekçesi ile maddi tazminat talebini 12.01.2024 tarihli rapor gibi arttırdığı, Mahkemece 12.01.2024 tarihli raporun hükme esas alınması suretiyle hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır. Usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, Mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa'nın 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK)'ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır.
Usulü kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya Mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (HGK.nun 12.07.2006 T., 2006/4-519 E, 2006/527 K, 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.19 59... /5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı) Somut olayda Mahkemece 17.04.2019 tarihli hesap raporuna davacı vekilince itiraz edilmediğinin gözden kaçırılması suretiyle davalı itirazları ile devamla sürekli iş göremezlik oranının belirlenmesine yönelik prosedürün işletilmesi sonucu aldırılan ve maddi tazminatın daha fazla hesaplandığı 12.01.2024 tarihli rapora itibarla tesis edilen karar davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın ihlali neticesine yol açmakla hatalı olmuştur. O halde Mahkemece yapılacak iş; yeniden hesap raporu aldırmak, alınacak raporda 17.04.2019 tarihli raporda esas alınan veriler değiştirilmeksizin (bilinen (iskontosuz), bilinmeyen (iskontolu) dönem başlangıç ve bitiş tarihlerini değiştirmemek suretiyle) yalnızca davacı kazalının sürekli iş göremezlik oranının geçici iş göremezlik süresi sonundan 20.01.2020 tarihine kadar %45.2, 20.01.2020 tarihi ile 09.03.2023 tarihleri arasında %11.1 oranı ve 09.03.2023 tarihten itibaren ise %25.2 oranı olarak esas alınması suretiyle suretiyle davacı kazalının maddi zararını belirlemek ve taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakları gözetmek suretiyle bir karar vermekten ibarettir. KARAR : Açıklanan sebeplerle, Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Davalıdan peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.