Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/6925 E. 2024/8607 K. – Hizmet Tespiti

Konu: Hizmet Tespiti

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/6925
Karar No
2024/8607
Karar Tarihi
Konu
Hizmet Tespiti

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2022/277 E., 2024/75 K. FER'Î MÜDAHİL : ... vekili Avukat ... Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının 1995 - 2018 yılları arasında davalı ...'ya ait iş yerinde çalıştığı, fakat sigortasının yatmadığı, gerekli yasal başvurularının yapılmasını talep ettiği, davacının 1995 - 2018 yılları arasında davalı ...'ya ait iş yerinde çalıştığı ve hatta davalıya ait bu iş yerinde ikamet ettiği, bu hususun İzmir 1. Noterliğinin 27.12.2012 tarih 16616 yevmiye numaralı Araç Satış Sözleşmesinde davacıya ait adres beyanı ve Konya 10. İcra Dairesinin 2015/9795 Esas numaralı dosyasından adına çıkarılan tebligatta yer alan adres bilgisi ile de sabit olduğu, davacının hayvancılık ve süt hayvancılığıyla uğraşan davalının yanında önce çoban olarak çalışmaya başladığı, davalının hayvanlarının bakımı, beslenmesi, temizliği vs. işlerini yerine getirdiği, ayrıca iş yerinde ikamet etmesi dolayısıyla işletmenin bekçilik görevini de üstlendiği, ilerleyen süreçte davalının adaklık hayvan satım işine girmesi üzerine davalıyla birlikte satım işlerini de yerine getirmeye başladığı, yine bu süreçte davalı namına kasaplık yaptığı, bu süreçte çalışmalarının SGK’ya bildirilmediği, davalı ve hatta ihbar olunacak SGK tarafından "derdestlik" itirazında bulunulacak ise de, davacının duygusal yönlendirmelere fazla açık yapısı bulunan bir kişi olduğundan karşı tarafın ileri süreceği İzmir 16. İş Mahkemesi 2019/118 Esas sayılı dava dosyasında davacının 2010 yılına kadar süren çalışmalarının tescilini talep ettiği, yargılama sürecinde tüm tanıkların davacının 2018 senesinin sonuna kadar davalıya ait işyerinde çalıştığını beyan ettikleri, çelişki üzerine davacıya sorulduğu, davacının kendi içinden yıllardır ekmek yediği kişinin daha fazla zarar etmesine gönlü elvermediği, yaptığı hesaba göre 2010 yılına kadar sigortalı gözükmesi halinde emekliliğinin olacağı düşüncesiyle 2010 yılına kadar ki dönem bana yeterli demek istediği, davanın taraflarca kanun yoluna başvurulmadan kesinleştiği, kamu düzenine ilişkin bu davada taleple bağlılık ilkesine bağlı kalınmaması, 2018 yılına kadar çalıştığını da duruşmada beyan eden davacı lehine hüküm kurulması gerektiği, işbu davada davacının işten ayrıldığı 2018 yılına kadarki çalışmanın tescili talep olmakla her iki davanın aslında süreler yönünden farklılığı ve bu yüzden tarafları aynı konusu farklı bir dava olduğu iddiasıyla davacının davalının iş yerinde 1995 - 2018 tarihleri arasında çalıştığının ve sigorta başlangıç tarihinin 10.12.1995 tarihi olarak tespiti ile bu süreler içinde yatırılmayan primlerin davalı tarafından yatırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II.CEVAP 1.Fer'i müdahil Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle iş bu davanın 6100 sayılı Kanun'un 114/1-ı ve Medeni Kanun'un 115/2 maddeleri gereğince dava şartı yokluğu nedeniyle reddi gerektiği, davacı ve davalı arasındaki iş ilişkisini kabul anlamına gelmemek kayıt ve koşuluyla davalının söz konusu iş yerini fiili olarak 2015 yılında ... isimli şahsa fiili olarak kiralamış olup sözleşmenin ise 2016 yılında yapıldığı, yani dava konusu dönemin bir kısmında iş yerinin davalı tarafından işletilmeyip kiraya verildiği, hak düşürücü sürenin geçtiği, taraflar arasında iş ilişkisi hiç bir zaman mevcut olmadığından ve davacı iş akdini ispatlayan hiç bir delili dosyaya sunmadan yalnızca soyut beyanlarla davayı ikame ettiği savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı vekili aşamalarda özetle; davacının nerede çalıştığını bilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, davacı vekilinin tam olarak nerede ve ne zamanda çalıştığını beyan edemediği, davalının İzmir sınırları içinde tescilli işyeri bulunmadığı, kesin hüküm söz konusu olduğu, davalının bir dükkanı olduğu ancak 2015 yılında ... adlı birine kiraladığı ve hiç işletmediği savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III.İLK DERECE MAHKEMESİ İLK KARARI İlk Derece Mahkemesi tarafından 18.05.2021 tarihli ve 2021/142 Esas, 2021/173 Karar sayılı kararla dava şartları yönünden yapılan denetimde açılan 2021/142 Esas sayılı dosya ile daha önceden karara bağlanılan 2019/118 Esas sayılı dosyanın taraflarının ve konularının aynı olduğu, 2019/118 Esas sayılı dosyada karar verildiği, 2019/118 Esas, 2020/47 Karar sayılı kararının istinaf edilmesi üzerine dosyanın istinaf incelemesinde bulunmak üzere İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesine gönderildiği, istinaf incelemesi neticesinde 10. Hukuk Dairesi tarafından verilen 2020/1503 Esas, 2020/1573 Karar sayılı karar ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, iki haftalık yasal sürede bu kararın temyiz edilmemesi neticesinde kararının 05.01.2021 tarihinde kesinleştiği gerekçesiyle davanın HMK'nın 114/1-i maddesi gereğince dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. IV.İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 18.05.2021 tarihli ve 2021/142 Esas, 2021/173 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf yoluna başvurmuş ve İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 03.11.2021 tarihli ve 2021/1721 Esas, 2021/1678 Karar sayılı kararı ile her iki davanın konusu davalı işveren yanında davacının çalışmalarının Kuruma bildirilmediğine ilişkin olduğu, yine davanın tarafların aynı olduğunda tereddüt bulunmadığı, dayanılan maddi vakıanın da aynı olduğu usulden ret kararında bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ 1. Bölge Adliye Mahkemesinin 03.11.2021 tarihli ve 2021/1721 Esas, 2021/1678 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuş ve Dairemizce 20.04.2022 tarihli ve 2022/1064 Esas, 2022/5963 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur: "...İzmir 16. İş Mahkemesi'nin kesinleşen 2019/118 E., 2020/47 K. Sayılı kararında, 1995-2010 yılları arası dönemde geçtiği iddia edilen çalışma süresinin irdelendiği; işbu davada ki talebin ise, kesinleşen davaya konu süreyi kapsamakla birlikte, 1995 yılında başlayan çalışmanın 2018 yılına dek sürdüğü iddiasına dayalı olduğundan, 2011-2018 yıllarını kapsayan kısma ilişkin istem yönünden kesin hükmün varlığından söz edilemeyeceği ve eldeki davada 2010 yılı sonrası istem konusunda davanın esasına girilerek yapılacak inceleme ve toplanacak kanıtlar ışığında bir karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir..." 2.İlk Derece Mahkemesi tarafından, bozma ilamına uyularak, yukarıda tarih ve sayısı belirtilen karar ile davacının 09.04.2015 - 31.08.2015 tarihleri arasında 1022079 015 sicil sayılı dosyada işlem gören Burdur ilinde tescilli ... İnşaat Asfalt Taahhüt Ticaret Ltd. Şti. ünvanlı işyerinden tam zamanlı çalışmasının bildirildiği, 03.09.2015 - 23.05.2016 tarihleri arasında 1024091 015 sicil sayılı dosyada işlem gören Burdur ilinde tescilli ... İnşaat Mak. Mad. Tur. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. unvanlı işyerinden çalışmasının bildirildiği, 23.05.2016 - 10.07.2016 tarihleri arasında 1018355 015 sicil sayılı dosyada işlem gören Burdur ilinde tescilli Işık Madencilik Nak. San ve Tic Ltd Şti unvanlı işyerinden çalışmasının bildirildiği, 15.07.2017 - 04.09.2017 tarihleri arasında 1022490 015 sicil sayılı dosyada işlem gören Burdur ilinde tescilli ... Mermer Doğaltaş San. ve Tic. Ltd. Şti. unvanlı işyerinden çalışmasının bildirildiği, 08.09.2017 - 11.07.2018 tarihleri arasında 1159184 034 sicil sayılı dosyada işlem gören İstanbul ilinde tescilli ... Lojistik Hafriyat İnşaat Gıda San. ve Tic. Ltd. Şti. unvanlı işyerinden çalışmasının bildirildiği, 04.10.2018 - 10.02.2019 ve 08.03.2019 - 08.07.2019 tarihleri arasında 1392487 034 sicil sayılı dosyada işlem gören İstanbul ilinde tescilli ... Lojistik Hafriyat İnşaat Gıda San. ve Tic. Ltd. Şti. unvanlı işyerinden çalışmasının bildirildiği görülmekle; kesintili çalışma dönemi içerisinde davacının ancak aradaki boşluk dönemi olan 11.07.2016 - 14.07.2017 tarihleri arasındaki çalışma iddiasına ilişkin hesaplama yapılabileceği, bu yönden de tanık beyanlarına bakıldığında davacı tanığı ...’ın; davacının İstanbul’da ve Burdur'da ...'ya ait işyerinden ayrıldıktan sonra çalışmaya başladığını beyan etmesi nedeniyle bu dönem yönünden de çalışma iddiası kabul edilebilir bulunmadığı gerekçesiyle davacının 2010 - 09.04.2015 arası çalışma iddiasına yönelik talebinin hak düşürücü süre nedeniyle, 09.04.2015 - 2018 tarihleri arasına ilişkin iddiasına yönelik talebin ispatlanamadığından ve sigortalılık başlangıç tarihinin 10.12.1995 olarak tespitine yönelik talebinin ise yine hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir. VI.TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; sigortalı lehine yorum yapılması gerektiği, hak düşürücü sürenin dava tarihi nazara alındığında geçmediği, yazılı delillerin nazara alınmadığı, tanıkların beyanlarının iddiayı doğruladığı, çalışma olgusunun ispat edildiği, kamu düzenine ilişkin davada yeterli araştırma yapılmadığı iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davacının davalı işveren nezdinde 10.12.1995 - 2018 tarihleri arasında hizmet akdine tabi çalıştığının tespitine ilişkindir. 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmamasına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Dava dışı üçüncü kişi işverenler nezdindeki hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle 09.04.2015 - 31.08.2015, 03.09.2015 - 23.05.016, 23.05.2016 - 10.07.2016 ve 15.07.2017 - 25.10.2022 tarihleri arasında 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi kapsamında bildirimleri bulunan davacı; açtığı ilk davada 10.12.1995 - 23.08.2010 tarihleri arasında davalı nezdindeki çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir. İzmir 16. İş Mahkemesinin 19.06.2020 tarihli ve 2019/118 Esas, 2020/47 Karar sayılı ilamı ile davanın reddine karar verilmiş ve kesinleşmiştir. Davacı işbu dava ile davalı işveren nezdinde 10.12.1995 - 2018 arasında hizmet akdine tabi olarak çalıştığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. 3.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114. maddesinin (i) bendi uyarınca “aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması” dava şartları arasında düzenlenmiş olup, aynı Kanunun 115. maddesi gereği bu durum kamu düzeni ile ilgilidir ve davanın her aşamasında kendiliğinden araştırılır. 4.Anılan madde metninde belirtildiği üzere kesin hüküm; açılan bir davanın daha önce aynı veya başka bir Mahkemede açılıp kesin hükme bağlanmış olmasıdır. Bu bağlamda kesin hükmün söz konusu olabilmesi için tarafları, sebepleri ve konusu aynı olan davanın iki defa ayrı ayrı açılmış olması ve birinde verilen hükmün kesinleşmiş olması gerekir. 5.Birinci ve ikinci davanın aynı dava sayılabilmesi için gerekli ilk şart her iki davanın taraflarının aynı kişiler olmasıdır. Tarafların aynı sayılması, tarafların her iki davada da aynı sıfatla, yani davacı ve davalı sıfatıyla, hareket etmiş olmaları gerekmez. Birinci davada davacı olan taraf, ikinci davada davalı olabileceği gibi tam tersi de söz konusu olabilir. Davaların aynı dava sayılabilmesinin bir diğer şartı her iki davanın sebebinin aynı olmasıdır. Dava sebebinin aynı olmasından kasıt hukuki sebepler değil, davacının davasını dayandırdığı vakıalardır. Son şart ise; davaların konularının (müddeabihlerinin) aynı olmasıdır. Müddeabihlerin aynı olup olmadığını tespit edebilmek için davaların ilkinde verilen kararın, ikinci davada verilebilecek kararı gereksiz hale getirip getirmediği ya da ikinci davada verilebilecek kararla aynı sonuçların sağlanıp sağlanamayacağına bakılmalıdır. 6.Eldeki davanın davacısı ...; ilk davada eldeki davanın davalısı ...'ya husumet yöneltmek suretiyle eldeki davaya konu istemle çakışır şekilde 10.12.1995 - 23.08.2010 tarihleri arasında hizmet akdine tabi çalıştığının tespitini talep etmiş olup; anılan dava ile bu davanın tarafları, dava sebebi ve talebe konu sürelerin bir kısmı aynı olduğundan taraflar için 10.12.1995 - 23.08.2010 tarihleri arasındaki dönem yönünden kesin hüküm teşkil ettiği nazara alınarak, anılan dönem yönünden kesin hüküm nedeniyle davanın reddi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı biçimde esastan redde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. 7.Öte yandan; hak düşürücü süre hak sahibinin hakkını kanunda belirtilen sürede kullanmaması halinde hakkın sona ermesine neden olur. Hak düşürücü süre de dava şartı olup 6100 sayılı Kanun'un 115. maddesi uyarınca hâkim tarafından re’sen gözetilir. Bir başka deyişle Mahkeme davanın her aşamasında kendiliğinden araştıracağı gibi taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. 8. 5510 sayılı Kanun'un 86. maddesinin 9. fıkrası uyarınca Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. 9. Bir başka anlatımla sigortalıya ilişkin olarak aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesinin Kuruma verilmesi veya çalışmaların Kurum tarafından tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihi de kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır. 10. Somut olayda, dava 06.05.2021 tarihinde açılmıştır. Davacının hizmetine ilişkin verilmiş herhangi bir belge ya da davalı işverene ait işyerinden herhangi bir sigortalı hizmet bildirimi bulunmamaktadır. Dosya kapsamındaki hizmet cetvelinden davacının 09.04.2015 - 31.08.2015 ve 03.09.2015 - 10.07.2016 tarihleri arasında başka işyerinde çalıştığı yani çalışmasının anılan tarih itibariyle sona erdiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla davacının talebine konu sürelerden 01 ve 02.09.2015 tarihlerindeki çalışma iddiası yönünden 31.12.2015 tarihinden başlayan hak düşürücü sürenin dava tarihi olan 06.05.2021 tarihi itibariyle geçtiği belirgindir. Bu nedenle anılan tarihler yönünden davanın hak düşürücü süre ndeniyle reddine karar verilmesi gerekirken davanın esassına girilmek suretiyle hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun’un 370. maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekir. VII. KARAR Açıklanan sebeple; Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine; Temyiz olunan, Mahkeme kararının; Hüküm fıkrasının (1) numaralı bendi tümüyle silinerek yerine; "1.Davaya konu 10.12.1995 - 23.08.2010 tarihleri arasındaki dönem yönünden kesin hüküm, 01.09.2015 - 02.09.2015 tarihleri arasındaki dönem yönünden hak düşürücü süre nedeniyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine, davaya konu sair dönemler yönünden davanın reddine;" yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 17.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/6925, K. 2024/8607, T. 17.09.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2024-6925-e-2024-8607-k-8d8bbe15c683