Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/5007 E. 2024/5452 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/5007
- Karar No
- 2024/5452
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1663 E., 2023/1889 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Uşak 2. İş Mahkemesi SAYISI : 2022/265 E., 2023/187 K. Taraflar arasındaki iş kazasının tespiti istemli davadan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair karar verilmiştir. Kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA Davacı vekili, müvekkilinin davalı işverene ait işyerinde çalışırken geçirmiş olduğu kazanın iş kazası olarak tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II.CEVAP 1.Davalı Kurum vekili, zamanaşımı itirazlarının bulduğunu, davacı tarafından dava açılmadan önce Kuruma başvurusu bulunmadığını, davacı tarafın iddia ettiği tarihte davalı nezdinde çalıştığını resmi, yazılı belge ve tanık beyanlarıyla ispat etmesi gerektiğinden davacının öncelikle hizmet tespiti davası açması gerektiğini, sadece tanık beyanlarıyla davanın ispatının mümkün olmadığını beyanla davanın reddini talep etmiştir. 2.Davalı işveren vekili, davacı tarafın müvekkili şirkette çalışmadığını, davacının müvekkili şirkette çalıştığını hizmet tespiti davası açarak ispatlaması gerektiğini beyanla davanın reddini talep etmiştir. III.İLK DERECE MAHKEME KARARI İlk Derece Mahkemesi kararında özetle; davanın kabulü ile davacının 05.08.2020 tarihinde geçirmiş olduğu kazanın iş kazası olduğunun tespitine, dair karar verildiği görülmüştür. IV.İSTİNAF A.İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri istinaf yoluna başvurmuştur. B.İstinaf Sebepleri: 1.İstinaf yoluna başvuran davalı Kurum vekili, Mahkemece hak düşürücü süre ve zamanaşımı itirazları konusunda karar verilmediğini, davacının dava açmadan önce Kuruma herhangi bir başvurusu bulunmadığını, Kurum tarafından tesis edilen işlemin usul ve yasaya uygun olduğunu, davacının iddia ettiği aralıklarda davalı nezdinde çalıştığını resmi, yazılı belge ve tanık beyanlarıyla ispatlaması gerektiğini, davacı tarafın öncelikle hizmet tespiti davası açması gerektiğini, sadece tanık beyanlarıyla davanın ispatının mümkün olmadığını, Kurum tarafından hazırlanan denetmen raporun aksi ispat edilinceye kadar geçerli olduğunu, dinlenen bir kısım bordro tanıkları, davacı tarafı tanımadığını ve işyerinde hiç görmediklerini belirtmelerine rağmen Mahkemece sadece davacı tanıklarının beyanlarına istinaden karar verildiğini, Kurum dava açılmasına neden olmadığından Kurum aleyhine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmemesi gerektiğini beyanla İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 2.İstinaf yoluna başvuran davalı işveren vekili, davacı tarafın müvekkili şirkette çalışmadığını, davacının müvekkili şirkette çalıştığını hizmet tespiti davası açarak ispatlaması gerektiğini, davacı tarafa hizmet tespiti davası açmak üzere süre verilmesi gerekirken işin esası hakkında karar verilmesinin hatalı olduğunu beyanla İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C.Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. V.TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı Kurum vekili istinaf sebepleri doğrultusunda temyiz talebinde bulunmuştur. C.Gerekçe 1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava iş kazasının tespiti istemine ilişkindir. 2.İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ve 5510 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesi 3. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı Kurum vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Üye ...'nın muhalefetine karşı; Başkan ... ile Üyeler ..., ... ve ...'ün oyları ve oy çokluğuyla 16.05.2024 tarihinde karar verildi. KARŞI OY Dava iş kazasının tespiti davası olup; İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın kabulüne dair verilen karara yönelik istinaf başvurusu esastan reddedilmiş, temyiz incelemesi sonucunda da Dairemiz sayın çoğunluğu tarafından kararın onanmasına karar verilmiş ise de aşağıda belirtilen gerekçelerle çoğunluk onama gerekçesine katılınmamıştır. İnceleme konusu davada, davacının davalıya ait iş yerinde geçirmiş olduğu kazanın 5510 sayılı Kanuna göre iş kazası olarak değerlendirilmesi için aynı kanunun 4 üncü maddesi kapsamında sigortalı sayılanlardan olması gerekir. Davacının çalışanın Afganistan vatandaşı olduğu anlaşılmaktadır. 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu kapsamında ülkemizde bulunmaktadır. Türk vatandaşı değildir. Yabancıların Türkiye'de çalışma usul ve esasları önceden 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkındaki Kanuna göre düzenlenmiş iken bu kanun 28.07.2016 tarihli 6735 sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu ile yürürlükten kaldırılmıştır. Mülga 4817 sayılı Kanunun amaç başlıklı 1 inci maddesinde kanunun amacının;"... yabancıların Türkiye'deki çalışmalarını izne bağlamak ve bu yabancılara verilecek çalışma izinleri ile ilgili esasları belirlemek" olduğu belirtilmiştir. Aynı kanunun kapsam başlıklı 2 nci maddesinde ; ".... Türkiye'de bağımlı ve bağımsız olarak çalışan yabancıları , bir işveren yanında meslek eğitimi gören yabancıları ve yabancı çalıştıran gerçek ve tüzel kişileri" kapsadığı belirlenmiştir. İzin alma yükümlülüğü ve izin verme yetkisi başlıklı 4 üncü maddesinde; "Türkiye'nin taraf olduğu ikili yada çok taraflı sözleşmelerde aksi öngörülmedikçe yabancıların Türkiye’de bağımlı ya da bağımsız çalışmaya başlamadan önce izin almaları gerektiği" ifade edilmiştir. 4817 sayılı Kanun'u yürürlükten kaldıran ve 4817 sayılı Kanun gibi yabancıların Türkiye'de çalışma izni usul ve esaslarını düzenleyen 6735 sayılı Uluslararası İşgücü Kanununun 6/2 nci maddesinde "Bu kanun kapsamında yer alan yabancıların çalışma izni olmaksızın Türkiye'de çalışmaları veya çalıştırılmalarının yasak" olduğu düzenlenmiştir. Sosyal güvenlik kamu düzeniyle ilgilidir. Kimlerin sosyal güvenlik hakkından yararlanacağı devletlerin yasalarla ve uluslararası sözleşmelerle kendi milli çıkarları doğrultusunda belirlenir. 1932 yılında yürürlüğe giren 2007 sayılı Türkiye’de Türk Vatandaşlarına Tahsis Edilen Sanat ve Hizmetler Hakkında Kanun gereğince bazı mesleklerin yabancılar tarafından icra edilmelerinin yasaklanması da bu kapsamda yapılan yasal düzenlemelerdendir. Sosyal güvenlik sistemini doğrudan etkileyen bu durum karşısında 4 üncü maddesindeki sigortalı sayılacak yabancıların yasal bir çalışmalarının bulunması gerekir. Dosya incelendiğinde davacının çalışma izin başvurusu olmadığı gibi çalışma iznine de rastlanmadığı bildirilmiştir. Davacının yabancı olması nedeni ile çalışma izni olmaksızın gerçekleşen çalışmalarının davacıya 5510 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık hakkı bahşetmesi söz konusu olmayacaktır. Davacı 5510 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi kapsamında sigortalı olmadığı için meydana gelen kazanın da iş kazası olarak kabulü mümkün değildir. Açıklanan nedenlerle kararın bozulmasına karar verilmesi gerekir iken daire sayın çoğunluğunun onama gerekçesine katılmıyorum.