Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/3385 E. 2025/5268 K. – İş Kazasından
Konu: İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Tazminat
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/3385
- Karar No
- 2025/5268
- Karar Tarihi
- Konu
- İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Tazminat
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/3014 E., 2022/1712 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 24. İş Mahkemesi SAYISI : 2018/77 E., 2022/606 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacıların istinaf istemlerinin esastan reddine, davalıların istinaf istemlerinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmek ve de duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 24.10.2023 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davacılar adına Av. ... ile davalı ... İnş. San. ve Tic. A.Ş. adına Av. ... geldiler. Davalı ... Maden Enerji Turz. İnş. Taah. San. ve Tic. A.Ş. adına gelen olmadı. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verilmiştir. Dosyanın tekrar Dairemize gönderilmesinden ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili özetle; müvekkillerinin murisinin meydana gelen iş kazasında vefat ettiği, davalıların kusurlu olduklarından bahisle eş için 407.495,97 TL maddi, çocuk için 87.297,98 TL maddi tazminatın davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalılar özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle kalp krizi şeklinde gerçekleşen iş kazasının oluşumunda kaçınılmazlığın %100 oranında etkili olduğu, kazanılmazlığı %60'ın davalıların sorumlu oldukları kabulünden hareketle eş lehine 244.497,58 TL maddi, davacı çocuk lehine 52.378,79 TL maddi tazminat ödenmesine karar verilmiştir IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince kalp krizi şeklinde gerçekleşen olaylarda kaçınılmazlığın söz konusu olamayacağı, kazanın meydana gelmesinde ya tarafların kusuru ya da bünyesel faktörlerin etkili olabileceği, bünyesel faktörlerden işveren sorumlu tutulamayacağı, her iki bilirkişi raporundaki tespit ve değerlendirmelerle davacının periyodik muayenesinin yapılmış olması, ambulans ve sağlık memurunun bulundurulması, olay yerine 20 dakikada ambulansın gelmiş ve sağlık personelinin hastaya müdahale etmesi, işin ve işyerindeki koşulların kalp krizi yaşanmasına sebep olabilecek nitelikte ağır çalışma koşulları ve stresli bir ortam olmamasına dair doktor bilirkişinin de yer aldığı heyet değerlendirmesi ve davacılar vekilince dava ve istinaf dilekçesi dahil her aşamada kazalı işçinin hiçbir sağlık sorunu bulunmadığına dair detaylı ve ısrarlı beyanları birlikte değerlendirildiğinde olayın tamamen bünyesel faktörlerden kaynaklandığı ve dolayısıyla davalı asıl - alt işverenlerin sorumlu tutulmalarının mümkün olmadığı gerekçeleri ile davacıların istinaf istemlerinin esastan reddine, davalıların istinaf istemlerinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir V. TEMYİZ A.Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle, Bölge Adliye Mahkemesi kararında kusur raporlarına değinilmişse de müvekkilinin ölümüne sebebiyet veren olayın işverenin yoğun baskı ve gerekli önlemleri almaması nedeniyle gerçekleştiği yönündeki iddialarının bilirkişi raporlarında incelenmediğini, ambulansa geç müdahale edilmesi ve şok cihazının çalışmamasının dikkate alınmadığını, müteveffanın daha önce kalp rahatsızlığı bulunmadığını, iş koşullarının stresli olduğunu ve bunun kalp krizini tetiklediğini, tanık beyanlarının dikkate alınmadığını, bilirkişi raporlarında bu hususların değerlendirilmeden yalnızca “somut veri yok” gerekçesine dayalı kanaat oluşturulduğunu, dosyada mevcut raporlarda kalp krizinin birinde dışsal nedenlere diğerinde kötü tesadüfe dayandırıldığını, oysa Yargıtay içtihatlarına göre kalp krizinin ya bünyesel faktörlerden ya da taraf kusurundan kaynaklanması gerektiğini, dosyada bünyesel faktörün bulunmadığı anlaşıldığından kusurun işverende olduğunun kabul edilmesi gerektiğini, mevcut raporların çelişkili ve yetersiz olduğunu, yeni bir kusur raporu alınarak eksik incelemeyle verilen kararın düzeltilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemlerine ilişkindir. Dosya kapsamından, Davalı ... şirketi ile dava dışı ... şirketinden oluşan adi ortaklığın Kuzey Marmara (3. Boğaz Köprüsü dâhil) Otoyolu Projesini yürüttüğü, söz konusu adi ortaklığın, projenin Asya Yakası Otoyoluna ilişkin eksik kalan işlerin tamamlanmasını diğer davalı ... şirketine verdiği, murisin ... şirketinin sigortalısı olarak kamyon şoförü görevinde bulunduğu, olay tarihinde 57 yaşında olan murisin kullandığı araçla ... Mahallesi ... Otoban çıkış yolu tarafına geldiği sırada kalp krizi geçirerek vefat ettiği, davacılar vekilinin yargılama sürecindeki beyanlarında murisin öncesinde herhangi bir kalp rahatsızlığının bulunmadığını, işyerindeki ağır ve yorucu çalışma koşulları nedeniyle kalp krizinin meydana geldiğini ileri sürdüğü, Sosyal Güvenlik Kurumu'nun olayın iş kazası olduğunu kabul ettiği, tanzim edilen tahkikat raporunda işverenin herhangi bir kusurunun bulunmadığı kanaatine yer verildiği, mahkemece biri 14.03.2020 tarihli olmak üzere iki ayrı kusur raporu alındığı ve her iki rapora da itibar edildiği, ilk kusur raporunun yalnızca iş güvenliği uzmanları tarafından hazırlandığı, kazanın tamamen kötü tesadüf sonucu meydana geldiği, davalıların kusurunun bulunmadığı yönünde görüş bildirildiği, ikinci kusur raporunu düzenleyen heyet içinde bir profesör unvanlı kardiyolog da bulunduğu, söz konusu raporda müteveffanın şoför olarak çalışabileceğine dair heyet raporu bulunduğu, sağlık geçmişinde kalp hastalığına işaret eden herhangi bir bulgunun yer almadığı, yapılan işin niteliği itibarıyla ağır yük kaldırmak veya ergonomik olmayan pozisyonlarda çalışmak gibi kalp krizini tetikleyebilecek koşullar içermediği, kalp krizinin yapılan işe bağlı olduğuna dair somut delil bulunmadığı, dolayısıyla davalı ... Maden Enerji Turizm İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile ... Maden Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin herhangi bir ihmalinin olmadığı ve kalp krizinin dışsal nedenlere bağlı olarak gerçekleştiği yönünde kanaat bildirildiği, İlk Derece Mahkemesi tarafından bu iki rapor birlikte değerlendirilerek olayın %100 kaçınılmazlık sonucu meydana geldiği kabul edildiği ve davalıların kaçınılmazlığı %60'lık kısmından sorumlu tutuldukları, Bölge Adliye Mahkemesince aynı raporların kalp krizinin %100 oranında bünyesel nedenlerle meydana geldiğini ortaya koyduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Yine dosya kapsamında dinlenen davacı tanığı ...'ün olay günü davacının önünde seyir hâlindeyken aracını durdurduğunu, davacının araçtan indirildiğinde henüz nefes alıp verdiğini, diğer çalışanların yardımıyla müdahale ettiklerini, olay yerine yaklaşık 20 dakika sonra gelen ambulansta şok cihazı bulunmasına rağmen çalışmadığını, sağlık görevlilerinin cihazı çalıştırmaya uğraştığını, bu sırada bir iş arkadaşlarının kalp masajı yaptığını, davacının ambulansa bindirilerek hastaneye götürüldüğünü, öğleden sonra ölüm haberinin geldiğini, davacıyı olay tarihinden yaklaşık üç yıl öncesinden tanıdığını ve birlikte çalıştıklarını, davacının daha önce bir kalp rahatsızlığının olmadığını, haftada yedi gün 06:30–23:00 saatleri arasında çalıştıklarını, günde 25–30 sefer yaptığını, işin erken bitirilmesi yönünde işveren yetkililerince baskı uygulandığını, çay ve yemek molası ile sefer aralarında dinlenme imkânı bulunmadığını, işyerinde sağlık kontrolünden geçildiğini, herhangi bir kalp rahatsızlığına rastlanmadığını beyan ettiği, davacının ... şirketinin taşeronu olarak ... işinde çalıştığını, yapılacak işin ... yetkilisi formenlerce belirlendiğini, ... yetkililerinin sahada bulunmadığını, iş güvenliği ve iş eğitimi verildiğini, davacının aylık 2.400–2.600 TL civarında ücret aldığını, yemek verildiğini ancak başka bir sosyal yardımın bulunmadığını, davacının kendisinden önce işe başladığını ancak ne kadar süreyle çalıştığını bilmediğini, kazadan sonra jandarmanın gelerek aracın fotoğraflarını çekip gittiğini, olay sırasında orada olduğunu, davacıyı araçtan kendisinin indirdiğini, olay yerinde ..., ..., ... ve ...’un da bulunduğunu, olay yerine gelen ambulansın ... şirketine ait olduğunu, ambulans geldiğinde davacının henüz vefat etmediğini, ambulansa bindirilirken vefat edip etmediğini bilmediğini, ayrıca öğle ve akşam yemek molalarının birer saat olduğunu, çay molası ise verilmediğini beyan ettiği, tanık ...'ın talimatla alınan ifadesinde ...’nin kendi çalıştığı dönemde vefat ettiğini, müteveffanın da kendisi gibi hafriyat kamyonu şoförü olduğunu, sabah 07:00’de işe başlayıp akşam 18:00’de işi bıraktıklarını, günlük bir saat yemek ve mola süreleri bulunduğunu, haftanın her günü çalıştıklarını ve ayda üç gün izin hakları olduğunu, ancak bu iznin ihtiyaç halinde kullanıldığını, maaşlarının 2.000,00–2.500,00 TL arasında değiştiğini, ücretlerini ... şirketinden aldıklarını, kendisinin şantiyede kaldığını ancak müteveffanın uzak mesafeden geldiğini ve iş başı saatinden önce yola çıktığını bildiğini, maaş harici herhangi bir sosyal veya ek ödeme almadıklarını, olayın Ekim ayı içinde yaşandığını, olay anında kamyonların arka arkaya dizildiği esnada bir kalabalık fark ederek araçtan indiğini, ...’nin kriz geçirdiğini o sırada öğrenip olay yerine vardığında müteveffanın hastaneye kaldırıldığını, sonradan yaptığı araştırmada araç seyir hâlindeyken kriz geçiren müteveffanın el frenini çekerek aracı durdurduğunu, olaydan sonra aracın uzun süre balata koktuğunu, işe başlarken iş güvenliği eğitimi aldıklarını ancak bu eğitimlerin şekli olup tedbirlere uyulmaması durumunda herhangi bir yaptırım uygulanmadığını, koruyucu ekipmanların (baret, iş ayakkabısı, yelek) verilmiş olmasına rağmen kullanılmadığını ve denetlenmediğini, olayın sabah saat 10:00 sularında gerçekleştiğini, ...’nin taşeron firma, ...’ın ise asıl işveren olduğunu, sabah işe başlarken hangi kamyonun hangi makinayla çalışacağına ilişkin talimatların formen vasıtasıyla verildiğini, olayın işe başlandıktan yaklaşık 3–4 saat sonra meydana geldiğini, bu süre zarfında yaklaşık yedi sefer yapılmış olabileceğini, şantiyede işin doğası gereği durmaksızın çalışıldığını, bu durumun krizi tetikleyip tetiklemediği konusunda ise bir değerlendirme yapamayacağını beyan ettiği anlaşılmaktadır. Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir. İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür. Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makinalaşmanın artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır. İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır. Anayasanın 17. maddesinde; "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz." hükmü getirilerek yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332. maddesinde; "İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icap eden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur. İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur." hükmü düzenlenmiştir. Yasa koyucu 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinin karşılığını 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417. maddesinin 2. fıkrasında düzenlemiştir. Anılan fıkrada "İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli olan her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür." hükmü yer almaktadır. Bu fıkraya göre, işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür. Aynı maddelere paralel olarak, 4857 sayılı İş Kanunu'nun "İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri" kenar başlıklı 77. maddesinin 1. fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre "İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler." Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer. Bu önlemler konusunda işveren iş yerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer iş yerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten, çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. Işverenlerce, iş güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir. Nitekim, günümüzde gelişen sanayi ve teknoloji karşısında yukarıda açıklanan hükümler yeterli görülmemiş, insan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin, iş yerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğu iken İş Kanunu'nun 77. ve devamı bir kısım maddeler 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37. maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümlülüğünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4. maddesinde "İşverenin Genel Yükümlülüğü" Aynı Kanun'un 5. maddesinde "Risklerden Korunma İlkeleri" 10. maddesinde "Risk Değerlendirmesi; Kontrol, Ölçüm ve Araştırma" 19. maddesinde "Çalışanların Yükümlülükleri" düzenlenmiştir. Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332. maddesinin karşılığı olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417. maddesinin 2. fıkrasında; "İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü" olacağı belirtilerek, İş Kanunu'nun 77/1. maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3. fıkrasında; "İşverenin yukarıdaki hükümler dahil kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi" olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. ve devamı maddelerini yürürlükten kaldıran 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 4 ve 5. maddelerde işverenin yükümlülüklerini, 19 uncu maddede de çalışanların yükümlülüklerinin çağdaş anlaşıyla daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya koymuş ve kusur sorumluluğunun sınırlarını kusursuz sorumluluğun sınırlarına yaklaştırmıştır. 6331 sayılı Kanun'un 4 ve 5. maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği yönetmelikleri hükümleri işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Ancak Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2. maddesi, Anayasa ve 6331 sayılı Kanun hükümleri objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunu oldukça genişletmiştir. İşvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar) ... sigortalının ölüm nedeni kalp krizi olduğu için bilirkişi kusur raporunu düzenleyecek heyetin iş güvenliği uzmanları ile birlikte kardiyoloji alanında uzman hekimden teşekkül ettirilmesi gerekir. Somut olayda tanık beyanları arasında çalışma koşulları noktasında mevcut açık çelişki giderilmeksizin sonuca gidilmesi hatalı olduğu gibi bilirkişi kusur raporlarında bünyesel faktör konusunda açık bir belirleme yapılmadığı halde, bölge adliye mahkemesince bu yönde değerlendirme yapılarak davanın reddine karar verilmesi de isabetsizdir. Mahkemece yapılacak iş; ... sigortalının kaza öncesi ve sonrası dönemlere ait, temin edilebilen tüm tıbbi belge ve raporlarıyla, açılmışsa aynı olaydan kaynaklanan rücuan tazminat davasının onaylı bir örneği eldeki dosya arasına celp edildikten sonra, tanık beyanlarında çalışma koşulları noktasında çelişkiler bulunduğunu göz önünde bulundurup çelişkilerin gidermek, celp edilen belgelerde kalp rahatsızlığı ile ilgili bir bulguya rastlanıp rastlanmadığı, ölüm olayından önceki yakın tarihlerde sigortalının bünyesini zorlayacak bir çalışma yaptırılıp yaptırılmadığı, olay günü sigortalıyı rutin dışında bir gerginlik ve stres içine sokacak bir olayın cereyan edip etmediğini araştırmak, aralarında kardiyoloji alanında uzman bir hekimin de bulunduğu iş güvenliği uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetinden kalp krizinde, kişinin yaşının, beslenme şekli ve kültürünün, genetik özelliklerinin ve bünyevi yapısının, tütün bağımlılığı, alkol kullanımı, egzersiz durumunun, cinsiyetinin de faktör olduğu, sağlığının çeşitli faktörlerinin bir araya gelmesiyle bozulabileceği hususlarını dikkate alan; kalp krizi ile çalışma şekli arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığını, illiyet bulunuyorsa kalp krizinin oluşumunda işverenin kusurunun bulunup bulunmadığını, işverenin kusuru mevcut ise kusurunun ağırlığını değerlendiren, sigortalının kendi bünyesinden kaynaklanan nedenlerin hangi oranda etkili olduğunu belirleyen kusur raporu aldıktan sonra yeniden hesap raporu alınması gerektiği takdirde hükme esas 18.02.2022 tarihli bilirkişi hesap raporundaki bilinen (iskontosuz), bilinmeyen (iskontolu) dönemlerin başlangıç ve bitiş tarihlerinin değiştirilmemesi gerektiğini dikkate almak ve usuli kazanılmış hakları da gözeterek çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1.Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Davacıların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Davacılar avukatı yararına takdir edilen 28.000,00 TL. duruşma avukatlık parasının davalılara yükletilmesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.