Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/2979 E. 2025/5266 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/2979
- Karar No
- 2025/5266
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2021/583 E., 2021/863 K. Taraflar arasında Mahkemede görülen iş kazasından kaynaklı maddi ve manevi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı davacı vekili, davalı ... Tur. İnş. San. Taah. Tic. A.Ş. vekili ve davalı ... İnş. Taah. Tur. Gıda San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü I. DAVA Davacı vekili özetle; müvekkilinin iş kazası nedeniyle iş göremezliğe uğradığı, kazanın meydana gelişinde davalıların kusurlu olduklarından bahisle asıl ve birleşen dava dosyalarında 816,59 TL maddi, 50.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalılar ... Şirketi ve davalı ... İnşaat Şirketi vekilleri özetle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 06.07.2015 tarihli ilk kararı ile kusur raporları arasındaki çelişkinin giderilmesine yönelik olarak alınması gereken yeni bir kusur raporu için gider avansının davacı vekilince süresinde yatırılmadığı, çelişkinin giderilip davacının haklılığının kanıtlanamadığından bahisle davanın reddine karar verilmiştir. Anılan Mahkeme kararının davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 06.11.2017 tarih, 2016/2909 Esas, 2017/8865 Karar sayılı kararı ile alınan tüm kusur raporlarında davacı kazalının % 30 kusurlu olduğu ve bu yönüyle raporlar arasında çelişki bulunmadığı gözetilerek, davalıların % 70 kusur ile sorumlu olduklarının anlaşılması nedeniyle davacı kazalı işçinin sürekli iş göremezlik oranı % 0 olarak kabul edilerek mevcut duruma göre karar verilmesi gerektiğinden bahisle Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak verilen 22.01.2020 tarih, 2017/713 Esas, 2020/13 Karar sayılı kararla davacının maddi tazminat isteminin taleple bağlı kalınmak suretiyle kabulüne, davacının manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir. IV.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Mahkemenin 22.01.2020 tarihli kararına karşı davacı vekili, davalı ... Şirketi vekili ve davalı ... Şirketi vekili tarafından temyiz yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 16.02.2021 tarih ve 2020/6400 Esas, 2021/1729 Karar sayılı kararıyla sair temyiz itirazları incelenmeksizin somut olayda, mahkemece davacının maddi tazminat isteminin talebiyle bağlı kalınarak kabulüne karar verilmiş ise de hüküm gerekçesinde davacının maddi zararının hangi bilirkişi hesap raporuna göre ve ne miktarda tespit edildiği, mahkemece hangi bilirkişi hesap raporuna/hesaplama ihtimaline ve hangi gerekçe ile üstünlük tanınarak maddi tazminat istemi yönünden davacının talebi ile bağlı kalınarak karar verildiği açıklanmayıp, bu yönde bir tespit yapılmadığından bahisle mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak verilen 29.09.2021 tarihli temyiz incelemesine konu son kararda ek hesap raporunun TÜİK ihtimaline itibar edildiği, davacının maddi zararı 1.437,41 TL olduğu kanaatine varıldığı, davacı vekili 18.12.2019 tarihli ıslah dilekçesinde talep ettiği geçici iş göremezlik zararı olan 816.59 TL olduğundan taleple bağlı kalınmak suretiyle bu tutara hükmedildiği, manevi tazminat isteminin “Davacının maluliyet oranının %0 olduğu ve maddi zararın büyük ölçüde olmadığı ve davacının kazanın meydana gelmesinde %30 kusuru bulunduğu hususları birarada değerlendirildiğinde davacının asıl ve birleşen dosyada talep ettiği manevi tazminatın reddi gerekmiştir.” gerekçesi ile reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili özetle, kusurun oran ve aidiyetinin hatalı tespit edildiğini, manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. Davalı ... Şirketi vekili özetle, davacının müvekkili ... İnşaat Şti. değil, diğer davalı ... İnşaat Şti. işçisi olduğunu, bu firmanın müvekkilinin taşeronu konumunda bulunduğunu, taraflar arasında imzalanan sözleşme uyarınca işçilerin güvenliği ile ilgili tüm tedbirlerin taşeron firmaya ait olduğunu, bu kapsamda müvekkiline atfedilebilecek herhangi bir kusur veya hukuki sorumluluk bulunmadığını, kazanın davacının kendi kusurundan kaynaklandığını, ayrıca davacının maluliyetinin bulunmadığının mahkeme kararıyla da tespit edildiğini ve zarar iddialarının ispat edilemediğini, geçici iş göremezlik zararına ilişkin taleplerin Sosyal Güvenlik Mevzuatı gereği yalnızca SGK’yı ilgilendirdiğini ve müvekkilin bu taleplerden sorumlu tutulamayacağını, adli tıp raporunda belirtilen “iyileşme süresi” ifadesinin istirahat süresiyle karıştırıldığını, istirahat süresi dışında kalan dönemlerin iş göremezlik kapsamında değerlendirilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacının 45 gün istirahatli kaldığını ileri sürmesine rağmen 92 gün üzerinden hesaplama yapılmasının ve buna dayalı hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, ayrıca hükmün ıslah edilen miktar ve faiz başlangıcı yönünden de hukuka aykırılık taşıdığını, davacının 100 TL maddi tazminat talebiyle açtığı davayı ıslah dilekçesiyle artırdığını, ancak ıslah tarihine göre zamanaşımı süresinin dolduğunu ve bu hususta ileri sürülen zamanaşımı def’inin dikkate alınmadan karar verildiğini, faiz başlangıç tarihinin iş kazası tarihi olarak kabul edilmesinin hatalı olduğunu, faiz talebinin ancak ıslah tarihinden itibaren geçerli olabileceğini, tüm bu nedenlerle davacının maddi tazminat talebinin reddi gerekirken 816,59 TL maddi tazminatın 03.05.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. Davalı ... Şirketi vekili özetle, davanın müvekkili şirket yönünden husumet nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken müvekkili aleyhine maddi tazminata hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, dava konusu iş kazasında müvekkili şirkete kusur izafe edilmesinin yerinde olmadığını, İlk Derece Mahkemesi tarafından davacının 18.12.2019 tarihli ıslah dilekçesiyle talep ettiği 816,59 TL tutarındaki maddi tazminata hükmedildiğini, ancak bu tutarın dosyada yer alan 05.05.2019 tarihli bilirkişi ek raporuna dayandığını, söz konusu raporda hesaplamaların hatalı ve hukuka aykırı şekilde brüt ücret üzerinden yapıldığını, ayrıca davacının istirahatli olduğu sürenin 45 gün olmasına rağmen iş göremezlik süresinin 3 ay olarak kabul edildiğini, bu nedenle hatalı rapora dayalı olarak hüküm kurulmasının doğru olmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe 1. Davalılar vekillerinin temyiz itirazları yönünden, 01 Ekim 2011 tarihinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'u (HMK) yürürlüğe girmiş, anılan Kanun'un 450. maddesiyle de 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ek ve değişiklikleriyle birlikte tümüyle yürürlükten kaldırılmıştır. Bununla birlikte Kanun Koyucu uygulamada birtakım sorunların ortaya çıkmasını engellemek için Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda geçiş hükümlerini ayrıca düzenlemiştir. Bu bağlamda 6100 sayılı HMK’nın geçici 3. maddesinde, Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanun'un 26.09.2004 tarih ve 5236 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten önceki 427 ila 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı açıkça düzenlenmiştir. 16.07.1981 gün ve 2494 sayılı Kanun'un geçici maddesi ile temyiz ve karar düzeltme sınırlarına ilişkin değişikliklerin, Kanun'un yürürlüğe girmesinden sonra verilecek nihai kararlara yönelik temyiz ve karar düzeltme istemleri hakkında uygulanacağı belirtilmiş; dolayısıyla, dava hangi tarihte açılmış olursa olsun, temyiz ve karar düzeltme sınırlarının saptanmasında, hakkında bu yollara başvurulan hükmün verildiği tarihteki yasal durumun esas alınacağı kabul edilmiştir. 21.07.2004 gün ve 25529 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak, öngördüğü istisnalar dışındaki hükümleri yayım tarihinde yürürlüğe giren, 14.07.2004 tarih ve 5219 sayılı "Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" ve ayrıca 5236 sayılı Kanun; katsayı artışı da uygulanmak suretiyle bu kanunların yürürlük tarihinden sonra yerel mahkemelerce verilen hükümler yönünden 2021 yılı için 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427. maddesindeki temyiz (kesinlik) sınırını 4.270,00 TL olarak değiştirmiştir. Dosya içeriğine göre temyize konu miktarın, Mahkemenin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 4.270,00 TL’nin altında kaldığı anlaşıldığından, davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının aşağıdaki şekilde reddine karar verilmiştir. 2. Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde, Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Gerek mülga BK’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı TBK’nun 56. maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi zarar adı ile ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin manevi zarar adı ile zarar görene verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir. Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370) Somut olayda her ne kadar davacının sürekli iş göremezlik oranı % 0 olarak tespit edilmiş ise de iş kazası nedeniyle cismani zarara uğradığı açık olduğuna göre davacı lehine açıklanan ilkeler kapsamında uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken hatalı gerekçe ile manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesi yerinde görülmemiştir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1.Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının ayrı ayrı miktardan REDDİNE, 2.Mahkeme kararının BOZULMASINA, 3.Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren Mahkemeye gönderilmesine, 08.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.