Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/2392 E. 2024/2724 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/2392
Karar No
2024/2724
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/683 E., 2023/764 K. KARAR : Davanın reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 21. İş Mahkemesi SAYISI : 2017/128 E., 2020/398 K. Taraflar arasındaki sürekli iş göremezlik derecesinin tespiti istemli davadan dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili ve asli müdahil vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ile davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirket aleyhine Bakırköy 30. İş Mahkemesinin 2014/178 E sayılı numarası ile iş kazasına dayalı alacak ve tazminat davası açıldığını, 27.07.2015 tarihli ve 2015/3527 karar sayılı SGK Meslekten Kazanma Gücü Kaybı Oranı tespitine ilişkin Sağlık Kurulu Kararı raporunda yanlışlıklar olduğunu, yönetmelikte belirtilen cetvellere aykırı şekilde oranın yüksek çıkmasına neden olacak maddi hatalar yapıldığını, beyanla raporda geçen malulün kazanma gücü kayıp oranının tespitini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; yasal düzenlemeler kapsamında incelemeler ve hastane evrakları kapsamında sigortalının işgöremezlik oranı tespitinin yapıldığını, Yüksek Sağlık Kuruluna yapılan itiraz neticesinde de işgöremezlik oranın değişmediğini, Kurum tarafından yapılan işlemlerin tamamen sigortalının hastane dosyası ve durumu dikkate alınarak hazırlanmış olduğunu, Kurum işleminde hukuka aykırı bir husus bulunmadığını, Kurum işlemlerinde bir hata bulunmadığını, kanuna aykırılık da söz konusu olmadığını beyanla haksız ve yasal dayanaktan yoksun davanın reddini istemiştir. 2. Asli müdahil vekili beyan dilekçesinde; davacının işyerinde 19.02.2014 tarihinde çalışmakta iken kaza geçirerek sol elinin tamamını kaybettiğini, işe alınırken elektrik aksamından sorumlu personel olarak istihdam edilmesine rağmen bu durumla hiç alakası olmayan baskı makinası olarak adlandırılan makinede çalıştırılması sonucunda olayın meydana geldiğini, telafi edilemeyecek şekilde zarara uğradığını, maddi ve manevi olarak yıprandığını beyanla davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine, yargılama giderleri bakımından hesaplanan 3.400,00 TL vekalet ücretinin davacı ve asli müdahil taraftan müştereken ve müteselsilen alınarak davalı Kuruma verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile asli müdahil vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; davacı aleyhine Bakırköy 30. İş Mahkemesinin 2014/178 Esas sayılı dosyasında tazminat davacı açıldığını, maluliyet oranının tespiti için iş bu davayı açtıklarını, sağlık kurulu kararına göre asli müdahilin %48 iş görmezliğinin belirlendiği raporun hatalı olması sebebi ile Yüksek Sağlık Kuruluna yaptıkları itiraz sonucunda maluliyetin %36 olarak tespit edildiğini, ancak söz konusu raporun da hatalı olduğunu, Mahkemece alınan Adli Tıp Kurulu raporunda da %36 olarak tespit edildiğini ancak raporların gerçeği yansıtmadığını asli müdahilin şu anda aktif olarak çalıştığı dikkate alındığında %36 oranında nitelendirmenin yerinde olmadığının açık olduğunu ileri sürmüştür. 2. Asli müdahil vekili istinaf dilekçesinde; hükmün vekalet ücreti yönünden düzeltilerek davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İstanbul 21. İş Mahkemesinin 2017/128 Esas 2020/398 Karar sayılı kararının 353/1-b-2 maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın reddine, asli müdahilin istinaf başvurusunun kabulüne, davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, hesaplanan 9.200,00 TL vekalet ücretinin davacı taraftan alınarak asli müdahile verilmesine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili, istinaf dilekçesi ile benzer sebeplerle eksik incelemeye dayalı kararın bozulmasını istemiştir. 2. Davalı Kurum vekili, İlk Derece Mahkemesinin gerekçesine bakıldığında müvekkili Kurum işlemlerinde bir hukuka aykırılık bulunmadığı, sigortalının sürekli iş göremezlik oranının %38 olarak belirlendiği, Adli Tıp raporu ile aynı oranın tespit edildiği anlaşılmakla davanın reddine karar verildiğini, bu sebeple açılan davanın reddedildiği gözetildiğinde davalı konumunda olan Kurum lehine vekalet ücretine ve yargılama giderine hükmedilmesi gerekirken sadece asli müdahil lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, asli müdahil ...'ın iş kazası sebebiyle sürekli iş göremezlik oranına itiraz ile yeniden tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. Medeni Usul Hukukunda hukuki yarar, Mahkemeden hukuksal korunma istemi ile bir davanın açılabilmesi için davacının bu davayı açmakta (veya mahkemeden hukuksal korunma istemekte) bir çıkarının bulunmasıdır. Davacının dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalı ve davacı Mahkemeyi gereksiz yere uğraştırmamalıdır (Arslan, R.; aktaran: Hanağası, E., Davada Menfaat, Ankara 2009, önsöz VII). Hukuk Genel Kurulunun 24.06.1992 gün ve 1992/1-347 E., 1992/396 K. ve 30.05.2001 gün ve 2001/14-443 E., 2001/458 K. sayılı kararlarında da belirtildiği üzere buna hukuki korunma (himaye) ihtiyacı da denir (Rechts-schutzbedürfnis). Mahkemelerden hukuki himaye istenmesinde, himayeye değer bir yarar olmalıdır. Öte yandan, bu hukuksal yararın, "hukuki ve meşru", "doğrudan ve kişisel", "doğmuş ve güncel" olması gerekir (Hanağası, E., a.g.e, s.135). 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda öğreti ve yargısal kararların bu uygulaması aynen benimsenerek, davacının dava açmakta hukuki yararının bulunması “Dava Şartları” başlıklı 114 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının (h) bendinde açıkça dava şartları arasında sayılmıştır. Bir davada hukuki yarar ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olarak yargılama yapılmasına yarar sağlayacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Bu ilkeden hareketle, dava şartı olarak hukuki yararın varlığının mahkemece taraflarca dava dosyasına sunulmuş deliller, olay veya olgular çerçevesinde, kural olarak davanın açıldığı tarihe göre, kendiliğinden ve yargılamanın her aşamasında gözetilmesi gerekir. Bu sayede iç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme)'nin 6 ncı maddesi ve 1982 Anayasasının 36 ncı maddesinde düzenlenen "hak arama özgürlüğü” nün dürüstlük kuralına uygun kullanılması sağlanabilecek; bu durum, haksız davalar açmak suretiyle, dava hakkının kötüye kullanılmasına karşı bir güvence oluşturacaktır. Dava açmaktaki hukuki yarar; hukuk düzenince kabul edilmiş meşru bir yarar olmalı, bu yarar dava açan hak sahibi ile ilgili olmalı ve dava açıldığı sırada halen mevcut bulunmalıdır. Ayrıca açılacak davanın ortaya çıkacak tehlikeyi bertaraf edecek nitelikte olması gerekir. Bir kimsenin hakkına ulaşmak için mahkeme kararının o an için gerekli olması durumunda hukuki yararın olduğundan söz edilebilir. Bir mahkeme kararına ihtiyaç yoksa hukuki yarardan söz edilemez (Pekcanıtez, H., Atalay, O., Özekes, M.; Medeni Usul Hukuku, Ankara 2011, s.297). Uyuşmazlığın çözümünde, hukuki yarar kavramının tespit davasındaki yansımasının ne olacağının ayrıca irdelenmesi gerekir. Tespit davaları, bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitine ilişkin davalar olup konusunu hukuki ilişkiler oluşturur. Bu dava türü ile bir hukuksal ilişkinin varlığı veya yokluğu saptanmaktadır. Bu davalarda davacının amacı ve dolayısıyla talep sonucu, bir hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun veyahut içeriğinin belirlenmesi olup, istemin kabule şayan olabilmesi için bu davanın konusunu oluşturan hukuki ilişkinin var olup olmadığının mahkemece hemen tespit edilmesinde davacının menfaatinin (hukuki yararının) bulunması gerekir. Bir hukuki ilişkinin hemen tespit edilmesinde hukuki yararın bulunması, şu üç şartın birlikte varlığına bağlıdır: 1)Davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalı; 2) Bu tehdit nedeniyle davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalı; 3) Yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup cebri icraya yetki vermeyen tespit hükmü bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır. Davacının tespit davası ile istediği hukuki korunma, diğer dava çeşitlerinden biri ile sağlanabiliyorsa, o zaman davacının o konuda tespit davası açmakta hukuki yararı yoktur. (Kuru/ Arslan/ Yılmaz- Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Ankara 2011, 22. baskı, s.274) 3. Öte yandan dava arkadaşlığının hangi hallerde zorunlu (mecburi) olduğu, maddi hukuka göre belirlenir. Maddi hukuka göre bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken hallerde mecburi dava arkadaşlığı olacaktır. Davacılar arasında (aktif) mecburi dava arkadaşlığı bulunması halinde, bütün davacılar davayı birlikte açmak zorundadırlar. Dava mecburi dava arkadaşları tarafından biri veya bazıları tarafından açılmış ise, dava sıfat yokluğundan dolayı hemen reddedilmez. Mahkeme, diğer mecburi dava arkadaşlarının davaya katılmasını vefa muvafakat etmelerini sağlaması için davacıya veya davacılara süre verir. Diğer dava arkadaşları davaya katılır veya muvafakat ederse davaya devam edilir. Davayı açan davacı kendisine verilen süre içinde diğer mecburi dava arkadaşlarının katılmasını veya muvafakat etmelerini sağlayamaz ise dava sıfat yokluğundan reddedilir. Davalılar arasında (pasif) mecburi dava arkadaşlığı var ise davacı bütün davalılara karşı birlikte dava açmak zorundadır. Dava, bütün dava arkadaşlarına karşı değilde, bunlardan birine veya birkaçına karşı açılmış ise, bu halde davalı durumundaki kişinin yada kişilerin, bu davada yalnız başına taraf sıfatı (pasif husumet ehliyeti) yoktur; davalı sıfatı mecburi dava arkadaşlarının tümüne aittir. Ancak bu halde dava sıfat yokluğundan reddedilmez. Mahkemenin, davayı diğer mecburi dava arkadaşlarına da teşmil etmesi için davacıya süre vermesi, davacı bu süre içinde davayı diğer mecburi dava arkadaşlarına teşmil ederse davaya devam etmesi gerekir. Davacı kendisine verilen kesin süre içinde davasını diğer mecburi dava arkadaşlarına da teşmil etmez ise o zaman dava sıfat yokluğundan reddedilir. 4. Asli müdahale ise, 6100 sayılı HMK’nın 65 inci maddesinde “Bir yargılamanın konusu olan hak veya şey üzerinde kısmen ya da tamamen hak iddia eden üçüncü kişi, hüküm verilinceye kadar bu durumu ileri sürerek, yargılamanın taraflarına karşı aynı Mahkemede dava açabilir. Asli müdahale davası ile asıl yargılama birlikte yürütülür ve karara bağlanır.” şeklinde düzenlenmiştir. 3. Değerlendirme 1. Yukarıdaki yasal düzenlemeler ışığında yapılan değerlendirmede, öncelikle belirtilmelidir ki eldeki davada işverenin talebi üzerine, iş göremezlik oranının değişmesi karşısında elde edilecek hüküm sonrasında kendisine gelir bağlanan sigortalının hak alanını da ilgilendirdiğinden, davalı Kurumla aralarında zorunlu dava arkadaşlığı bulunan sigortalı ...'ın davaya asli müdahil olarak katılımı kabul edilmek suretiyle kurulan hüküm hatalı olup, Mahkemece sigortalı ...'a yöntemince husumet yöneltilerek davaya katılımının sağlanması için davacı tarafa uygun süre tanınmalı, sigortalı işçi davaya dahil edilerek yargılama buna göre sürdürülmelidir. 2. Diğer taraftan, inceleme konusu davada yasal prosedür tamamlanmak suretiyle, Adli Tıp Kurumu Üçüncü İhtisas Kurulunun ve Adli Tıp İkinci Üst Kurulunun kararları ile sigortalı ...'ın % 36 oranında işgöremez olduğunun belirlendiği, İstanbul SGK İl Müdürlüğü Bölge Sağlık Kurulu tarafından belirlenen % 48 oranındaki sürekli iş göremezlik oranına itiraz ile eldeki davanın açıldığı, dava tarihinden sonra davacı işverenin Kuruma itirazı üzerine Yüksek Sağlık Kurulunun 01.08.2018 tarihli kararı ile sigortalının sürekli iş göremezlik derecesinin % 36 olarak tespit edildiği, kesinleşen prosedür kapsamında sigortalının meslekte kazanma gücü kaybının % 36 oranına düşmüş olması karşısında, davacı lehine olarak dava tarihinden sonra değişen oran nedeniyle, sürekli iş göremezlik oranının tespiti talebi bakımından davacının hukuki yararının bulunduğu belirgin olup, Mahkemece belirlenen iş göremezlik oranı hüküm altına alınması gerekirken davanın reddi şeklinde hüküm kurulması isabetsiz bulunmuştur. 3. Bu durumda Mahkemece yapılması gereken iş, davacının davasını açmasında hukuki, korunmaya değer ve güncel bir yararının bulunduğu kabul edilerek işin esasına girilmeli, toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre bir karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/2392, K. 2024/2724, T. 14.03.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2024-2392-e-2024-2724-k-de8fe45f3151