Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/16168 E. 2025/9662 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/16168
- Karar No
- 2025/9662
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 38. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/23 E., 2024/169 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Eskişehir 2. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/5 E., 2024/217 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 24.04.2014 tarihinde geçirdiği iş kazası nedeni ile meslekte kazanma gücünü büyük ölçüde kaybettiğini belirterek fazlaya ilişkin talep hakları saklı kalmak kaydı ile 10.000,00 TL maddi ve 200.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, yargılama sırasında maddi tazminata ilişkin talebini 101.600,00 TL olarak arttırmıştır. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı şirketin tam kusurlu olduğunun kabul edilemeyeceğini ve işverenin iş güvenliği konusundaki görevlerini yerine getirdiğini, olayın meydana geldiği makinanın çift el buton sistemi ile çalıştığını ve davacıya her türlü eğitimin ve uyarının yapıldığını, olayın davacı işçinin kendi kusuru ile maydana geldiğini, istenen manevi tazminat tutarının fahiş olduğunu ileri sürerek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulü ile 101.600,00 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, takdiren 70.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin iş kazasının meydana gelmesinde %100 kusurlu olduğuna ilişkin kabulün, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 2023/2000 Esas, 2023/2391 Karar sayılı ilamı ile kesinleşen rücu dosyasında da aynen kabul edildiği, davacının Mahkemece kabul edilen sürekli iş göremezlik derecesinin %24,2 olduğu , davacı tarafın yargılama sırasında aktüerya bilirkişi raporuna yönelik somut itirazı bulunmaması, 08.08.2018 tarihinde, ek rapor sonrası davanın ıslah edilmiş olması, ilk karara karşı maddi tazminata ilişkin hesaplamalara dair istinafı bulunmaması hususları birlikte nazara alındığında İlk Derece Mahkemesi tarafından maddi tazminat yönünden davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hak gözetilerek karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği, tarafların sosyal ekonomik halleri, iş kazasının meydana geldiği tarih, tarafların kusur durumları, davacının maluliyet oranı gözetildiğinde, ilk derece mahkemesince takdir edilen manevi tazminatın isabetli olduğu gerekçesiyle tarafların istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde, 14.02.2024 tarihli bilirkişi raporundaki güncel hesaba göre 1.545.613,74 TL olması gereken meblağ yerine ilk kararda hükmedilen 101.600,00 TL değerine göre tazminata hükmedilmesinin davacı açısından hak kaybına yol açtığını, karar tarihine en yakın asgari ücret esas alınarak hesaplama yapılması gerektiğini, ilk kararda maddi tazminat talebi tam kabul gördüğünden o tarih için bilirkişi raporuna uygun olan maddi tazminatın, ülkenin enflasyonuyla bu denli değişebileceği öngörülemeyeceğinden kararı maddi tazminat yönünden istinaf etmemiş olduğunu, davacının gerçek zararının tespitinde asgari ücret gibi kamu düzenini ilgilendiren bir faktör söz konusu olduğundan davalı lehine usulü kazanılmış hak değerlendirmesi yapılmaması gerektiğini, Mahkemenin takdir ettiği manevi tazminat miktarının davacının mağduriyetini gidermekten uzak ve ülkenin ekonomik koşullarına göre çok düşük bir miktar olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir. Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Mahkemece hükmedilen manevi tazminat tutarının yüksek olup kararın bu nedenle bozulması gerektiğini, davalı işverenin gerekli işçi sağlığı iş güvenliği önlemlerini alarak üzerine düşen sorumlulukları yerine getirdiğini, kusur yönünden yapmış olduğu itirazların Mahkemece dikkate alınmadığını belirterek temyiz yoluna başvurmuştur. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. A) Taraf vekillerinin manevi tazminata ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde; Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır. Dosya içeriğine göre, temyize konu edilen miktarların Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL’nin altında bulunduğu anlaşılmakla bu kısma yönelik temyiz itirazlarının aşağıdaki şekilde reddine karar verilmiştir. B) Davacı vekilinin maddi tazminata ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde; Davacının, dava açmada hukuki yararının bulunması dava şartlarından olduğu gibi temyiz kanun yoluna başvuracak olan tarafın da temyiz yoluna başvuruda hukuki yararının bulunması gerekir. HMK 361/2. fıkrasında "Davada haklı çıkmış olan taraf da hukuki yararı bulunmak şartıyla temyiz yoluna başvurabilir" düzenlemesi vardır. Temyiz yoluna başvuran tarafın hukuki yararının bulunup bulunmadığı, öncelikle onun davadaki talebi ile Mahkemenin hükmü karşılaştırılarak belirlenir. (HMK 364/2-f bendine göre temyiz dilekçesinde "Temyiz sebepleri ve gerekçesi" bulunmak zorundadır) Aksi halde temyiz talebinin kötü niyetle yapıldığı kabul edilir. Kötü niyetle temyiz, davanın gereksiz yere uzamasına ve yargı organlarının yersiz meşgul edilmesine yol açar. Aynı zamanda 6100 sayılı HMK'daki yeni düzenleme ile getirilen istinaf yolu, İlk Derece Mahkemesi ile temyiz incelemesi arasında, ikinci derece bir denetim mekanizması ve kanun yoludur. İstinaf kanun yolu uygulamasında, İlk Derece Mahkemesi kararından sonra karar önce istinaf denetimine tâbi tutulmakta, istinaf denetiminden sonra temyiz yolu açıksa temyize başvurulmaktadır. Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle yargılama üç aşamalı hale gelmiştir. Önce İlk Derece Mahkemesinde ilk derece yargılaması yapılarak karar verilmekte, ardından Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf incelemesi ile vakıa ve hukukilik denetimi yapılmakta, son olarak da Yargıtay’da temyiz incelemesine gidilmektedir. Yeni sistemde temyiz edilen karar İlk Derece Mahkemesinin kararı değil, Bölge Adliye Mahkemesinin kararıdır. Artık İlk Derece Mahkemesi kararının doğrudan temyiz edilmesi yani "atlamalı kanun yolu incelemesi" mümkün değildir. Somut olayda, davacı vekilinin mahkemece verilen 03.09.2018 tarihli İlk Derece Mahkemesi kararına karşı maddi tazminat yönünden istinaf kanun yoluna başvurmadığı, bu nedenle davacı vekilinin temyiz yoluna başvurusunda hukuki yararı da bulunmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmiştir. C) Davalı vekilinin maddi tazminata ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde; 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1.Taraf vekillerinin manevi tazminat istemine yönelik temyiz isteminin miktardan REDDİNE, 2.Davacı vekilinin maddi tazminat istemine yönelik temyiz itirazlarının hukuki yarar yokluğundan REDDİNE, 3.Davalı vekilinin sair hususlara yönelik temyiz itirazlarının reddine, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.