Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2023/3539 E. 2023/3579 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/3539
- Karar No
- 2023/3579
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/996 E., 2022/2051 K. KARAR : Esastan red İLK DERECE MAHKEMESİ : Eskişehir 2. İş Mahkemesi SAYISI : 2019/28 E., 2021/179 K. Taraflar arasındaki sürekli iş göremezlik oranının tespiti ile gelir bağlanması istemli olarak başlatılan davadan dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının Eti Gıda San. Tic. A.Ş.'ne ait iş yerinde çalışırken 05.06.2017 tarihinde iş kazası geçirdiğini, bu kaza nedeniyle müvekkilinin işaret ve orta parmağının kopmak suretiyle işlevlerini yitirdiğini, kaza olayı ile ilgili Eskişehir 2. İş Mahkemesinin 2017/541 Esas sayılı dosyasında açılan davanın tarafların sulh olmaları nedeniyle sonlandırıldığını, maluliyet için kuruma yapılan başvurunun maluliyetin %10'un altında olması gerekçesiyle 28.12.2018 tarihli yazı ile reddedildiğini, kurumca belirlenen maluliyet oranını kabul etmediklerini, müvekkilinin Osmangazi Üniversitesinden aldığı sağlık kurulu raporunda maluliyet oranının %27 olarak belirlendiğini, maluliyet nedeniyle aylık bağlanması gerekirken talebin reddedilmesi nedeniyle iş bu davayı açmak zorunluluğu doğduğunu, açıklanan nedenlerle müvekkilinin 05.06.2017 tarihi itibariyle malullüğünün ve malullük aylığını hak ettiğinin tespitini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; davacının geçirdiği iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezlik geliri için kuruma başvuruda bulunduğunu, başvurunun Kocatepe Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezince değerledirilerek 07.12.2018 tarih ve 07680 sayılı kararında %7,30 güç kaybı bulunduğuna karar verildiğini, sigortalının maluliyet oranı %10'un altında olduğundan herhangi bir gelir bağlanmadığını, bu süreçte davacıya iş göremezlik raporları adı altında kurumca istirahat ücretlerinin ödendiğini, kurum işleminin haklı olduğunu, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile öngörülen prosedür çerçevesinde yöntemince alınan Adli Tıp 2. Üst Kurulu Raporuna göre davacının meslekte kazanma gücünü %9,2 oranında kaybettiği davacının maluliyet oranının %10'un altında olduğundan herhangi bir gelir bağlanmamasına ilişkin kurum işleminin haklı olduğu anlaşılmakla davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde; dava gereğince maluliyet aylığı bağlanması gerekirken talebin reddedilmesi nedeni ile dava açmanın zorunlu olduğu, dosyanın yeniden incelenmesi gerektiğini ileri sürmüştür. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili, istinaf dilekçesi ile benzer sebeplerle eksik incelemeye dayalı kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacının maruz kaldığı iş kazası sebebiyle sürekli iş göremezlik oranının tespiti ile gelir bağlanması istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemeden hukuksal korunma istemi ile bir davanın açılabilmesi için davacının bu davayı açmakta (veya mahkemeden hukuksal korunma istemekte) bir çıkarının bulunmasıdır. Davacının dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalı ve davacı mahkemeyi gereksiz yere uğraştırmamalıdır (Arslan, R.; aktaran: Hanağası, E., Davada Menfaat, ... 2009, önsöz VII). Hukuk Genel Kurulunun 24.06.1992 gün ve 1992/1-347 E., 1992/396 K. ve 30.05.2001 gün ve 2001/14-443 E., 2001/458 K. sayılı kararlarında da belirtildiği üzere buna hukuki korunma (himaye) ihtiyacı da denir (Rechts-schutzbedürfnis). Mahkemelerden hukuki himaye istenmesinde, himayeye değer bir yarar olmalıdır. Öte yandan, bu hukuksal yararın, "hukuki ve meşru", "doğrudan ve kişisel", "doğmuş ve güncel" olması gerekir (Hanağası, E., a.g.e, s.135). 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda öğreti ve yargısal kararların bu uygulaması aynen benimsenerek, davacının dava açmakta hukuki yararının bulunması “Dava Şartları” başlıklı 114. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde açıkça dava şartları arasında sayılmıştır. Bir davada hukuki yarar ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olarak yargılama yapılmasına yarar sağlayacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Bu ilkeden hareketle, dava şartı olarak hukuki yararın varlığının mahkemece taraflarca dava dosyasına sunulmuş deliller, olay veya olgular çerçevesinde, kural olarak davanın açıldığı tarihe göre, kendiliğinden ve yargılamanın her aşamasında gözetilmesi gerekir. Bu sayede iç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme)'nin 6 ncı maddesi ve 1982 Anayasasının 36 ncı maddesinde düzenlenen "hak arama özgürlüğü” nün dürüstlük kuralına uygun kullanılması sağlanabilecek; bu durum, haksız davalar açmak suretiyle, dava hakkının kötüye kullanılmasına karşı bir güvence oluşturacaktır. Dava açmaktaki hukuki yarar; hukuk düzenince kabul edilmiş meşru bir yarar olmalı, bu yarar dava açan hak sahibi ile ilgili olmalı ve dava açıldığı sırada halen mevcut bulunmalıdır. Ayrıca açılacak davanın ortaya çıkacak tehlikeyi bertaraf edecek nitelikte olması gerekir. Bir kimsenin hakkına ulaşmak için mahkeme kararının o an için gerekli olması durumunda hukuki yararın olduğundan söz edilebilir. Bir mahkeme kararına ihtiyaç yoksa hukuki yarardan söz edilemez (Pekcanıtez, H., Atalay, O., Özekes, M.; Medeni Usul Hukuku, ... 2011, s.297). Uyuşmazlığın çözümünde, hukuki yarar kavramının tespit davasındaki yansımasının ne olacağının ayrıca irdelenmesi gerekir. Tespit davaları, bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitine ilişkin davalar olup konusunu hukuki ilişkiler oluşturur. Bu dava türü ile bir hukuksal ilişkinin varlığı veya yokluğu saptanmaktadır. Bu davalarda davacının amacı ve dolayısıyla talep sonucu, bir hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun veyahut içeriğinin belirlenmesi olup, istemin kabule şayan olabilmesi için bu davanın konusunu oluşturan hukuki ilişkinin var olup olmadığının mahkemece hemen tespit edilmesinde davacının menfaatinin (hukuki yararının) bulunması gerekir. Bir hukuki ilişkinin hemen tespit edilmesinde hukuki yararın bulunması, şu üç şartın birlikte varlığına bağlıdır: 1)Davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalı; 2) Bu tehdit nedeniyle davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalı; 3) Yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup cebri icraya yetki vermeyen tespit hükmü bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır. Davacının tespit davası ile istediği hukuki korunma, diğer dava çeşitlerinden biri ile sağlanabiliyorsa, o zaman davacının o konuda tespit davası açmakta hukuki yararı yoktur. (Kuru/ Arslan/ Yılmaz- Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, ... 2011, 22. baskı, s.274) 3. Öte yandan dava arkadaşlığının hangi hallerde zorunlu (mecburi) olduğu, maddi hukuka göre belirlenir. Maddi hukuka göre, bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken hallerde mecburi dava arkadaşlığı olacaktır. Davacılar arasında (aktif) mecburi dava arkadaşlığı bulunması halinde, bütün davacılar davayı birlikte açmak zorundadırlar. Dava mecburi dava arkadaşları tarafından biri veya bazıları tarafından açılmış ise, dava sıfat yokluğundan dolayı hemen reddedilmez. Mahkeme, diğer mecburi dava arkadaşlarının davaya katılmasını vefa muvafakat etmelerini sağlaması için davacıya veya davacılara süre verir. Diğer dava arkadaşları davaya katılır veya muvafakat ederse davaya devam edilir. Davayı açan davacı kendisine verilen süre içinde diğer mecburi dava arkadaşlarının katılmasını veya muvafakat etmelerini sağlayamaz ise, dava sıfat yokluğundan reddedilir. Davalılar arasında (pasif) mecburi dava arkadaşlığı var ise, davacı bütün davalılara karşı birlikte dava açmak zorundadır. Dava, bütün dava arkadaşlarına karşı değilde, bunlardan birine veya birkaçına karşı açılmış ise, bu halde davalı durumundaki kişinin yada kişilerin, bu davada yalnız başına taraf sıfatı (pasif husumet ehliyeti) yoktur; davalı sıfatı mecburi dava arkadaşlarının tümüne aittir. Ancak bu halde dava sıfat yokluğundan reddedilmez. Mahkemenin, davayı diğer mecburi dava arkadaşlarına da teşmil etmesi için davacıya süre vermesi, davacı bu süre içinde davayı diğer mecburi dava arkadaşlarına teşmil ederse davaya devam etmesi gerekir. Davacı kendisine verilen kesin süre içinde davasını diğer mecburi dava arkadaşlarına da teşmil etmez ise o zaman dava sıfat yokluğundan reddedilir. 3. Değerlendirme 1. Yukarıdaki yasal düzenlemeler ışığında yapılan değerlendirmede, öncelikle belirtilmelidir ki eldeki davada işveren ile davacı işçi arasında sulh olunmuş ise de, iş göremezlik oranının değişmesi karşısında elde edilecek hüküm sonrasında bazı yükümlülüklerle karşılaşacak olan işverenin hak alanını da ilgilendirdiğinden, davalı Kurumla aralarında zorunlu dava arkadaşlığı bulunan işverene yöntemince husumet yöneltilerek davaya katılımının sağlanması için davacı tarafa uygun süre tanınmalı, işveren davaya dahil edilerek yargılama buna göre sürdürülmelidir. 2. Diğer taraftan, inceleme konusu davada yasal prosedür tamamlanmak suretiyle, Adli Tıp Kurumu Üçüncü İhtisas Kurulu’nun ve Adli Tıp İkinci Üst Kurulu’nun kararları ile; davacının %9,2 oranında işgöremez olduğunun belirlendiği, her ne kadar söz konusu işgöremezlik oranı % 10'un altında kalması sebebiyle davacıya aylık bağlanamayacak ise de, davalı Kurum tarafından belirlenen % 7,3 oranındaki sürekli iş göremezlik oranının, kesinleşen prosedür kapsamında % 9,2 oranına çıkmış olması karşısında, davacı lehine olarak değişen oran nedeniyle, sürekli iş göremezlik oranının tespiti talebi bakımından davacının hukuki yararının bulunduğu belirgin olup, mahkemece belirlenen iş göremezlik oranı hüküm altına alınması gerekirken davanın reddi şeklinde hüküm kurulması isabetsiz bulunmuştur. 3. Bu durumda Mahkemece yapılması gereken iş, davacının davasını açmasında hukuki, korunmaya değer ve güncel bir yararının bulunduğu kabul edilerek işin esasına girilmeli, toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre bir karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.