Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2022/4264 E. 2022/14124 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/4264
- Karar No
- 2022/14124
- Karar Tarihi
Bölge Adliye Mahkemesi : ... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi No : Dava, vefat eşinden dolayı yurtdışında Türk vatandaşlığında geçen borçlanmaya esas süreleri 3201 sayılı Kanun kapsamında ve talep tarihindeki borçlanmaya esas tutar üzerinden borçlanabileceğinin tespiti istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı Kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesince davalı kurum vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilmiştir. ... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. I-İSTEM: Davacı vekili; davacı ...'ın 2001 yılında 403 sayılı Türk vatandaşlığı Kanununun 20. maddesi uyarınca ve Bakanlar Kurulunun 08.10.1999 tarih ve 13480 sayılı kararı ile Türk Vatandaşlığından çıkmasına izin verildiğini ve bu tarihten sonra Alman vatandaşı olduğunu, muris eşi vefat ettikten sonra müvekkilinin eşinin yurt dışında geçirdiği süreleri 3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkındaki Kanun kapsamında borçlanmak üzere davalı kuruma başvurmasına rağmen davalı kurumun hak sahibi olan müvekkilinin borçlanma talebinde bulunduğu tarih itibariyle Türk vatandaşı olmamasını gerekçe göstererek talebini reddettiğini, doğum ile Türk vatandaşı olup da Bakanlar Kurulunun vatandaşlıktan çıkma izni alanların sosyal güvenliğe dair kazanılmış haklarının saklı tutulduğunu ve bu kişilerin sosyal güvenlikten doğan haklarını kullanımında Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam edeceklerinin yani açıkça çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybeden kişilerin kazanılmış haklarının korunacağının belirtildiğini, bu nedenden dolayı müvekkilinin muris eşinin yurt dışında geçirdiği süreleri 3201 sayılı Yasa kapsamında borçlanabilmesine ilişkin talebinin talep tarihinde Türk vatandaşı olmama gerekçesi ile reddedilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu belirterek davalı kurumun bu işleminin iptal edilerek müvekkilinin muris eşinin yurt dışında geçirdiği süreleri 3201 sayılı Yasa kapsamında talep tarihindeki şartlara göre borçlanabileceğinin tespitini talep ve dava etmiştir. II-CEVAP: Davalı vekili; davacının kuruma 31.10.2014 tarihinde yapmış olduğu başvurunun muris ...'ın 12.09.2001 tarihinde Türk vatandaşlığını kaybettiği tespit olunduğundan 21.11.2014 tarih ve ... sayılı yazı cevabı ile reddedildiğini, müvekkil kurumca o tarih itibari ile yapılan işlemin mevzuata uygun olduğunu, davacının bundan başka bir başvurusu da olmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir. III-MAHKEME KARARI: A-İLK DERECE MAHKEME KARARI Mahkemece, davanın kabulü ile; davacının eşinin yurtdışında geçen 1800 gün çalışma süresinin borçlanmaya hakkı olduğunun tespitine, aksine kurum işleminin iptaline, yurtdışı borçlanma bedelinin, borçlanma talep tarihi olan 13.12.2010 tarihinde geçerli olan prime esas asgari günlük kazanç tutarı üzerinden belirlenmesi gerektiğinin tespitine karar verilmiştir. B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Davalı Kurum vekili istinaf başvurularının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine, karar verilmiştir. IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ: Davalı SGK vekili, muris ...'ın 12/09/2001 tarihinde Türk vatandaşlığını kaybettiği tespit olunduğundan davacının kuruma 31/10/2014 tarihinde yapmış olduğu başvurunun reddedildiğini, murisin Türk vatandaşlığını kaybettiği tarihi kapsar şekilde talepte bulunulduğunu, davacının muris eşi ... 'ın , 5901 Sayılı Türk Vatandaşlığı Kanun gereği, Türk vatandaşlığını kaybettiği 12/09/2001 tarihi itibari ile artık yasal olarak 3201 sayılı Yasadan yaralanma hakkından faydalanamayacağını, Türk vatandaşı olunmayan bir dönemin borçlanılmasının mümkün olmadığını, izinle Türk vatandaşlığından çıkan kişilerin, Türk vatandaşlığından izinle çıkmadan önce yurtdışında gerçekleşen 3201 sayılı Yasa kapsamındaki sürelere ilişkin borçlanma hakkının, Türk Vatandaşlık Kanunu ile kazanılmış bir hak sayılacağını, dayanak olarak gösterilen ''kazanılmış hak'' kavramının burada işlevselliğini kaybettiğini, yapılan başvurunun reddine yönelik kurum işleminin usul ve yasaya uygun olduğu, mahkemece davacının davasının kabul edilmesinin açıkça usul ve esasa aykırı olduğunu belirterek kararı temyiz etmiştir. V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME: Davacının, borçlanma bedelinin başvuru tarihindeki primlere göre belirlenmesi gerektiğinin tespiti istemi yönünden; 3201 sayılı Kanunun "Döviz İle Değerlendirme" başlıklı 4'üncü maddesi, "Sosyal güvenlik kuruluşlarınca döviz ile değerlendirilecek sürelerin her bir günü için tahakkuk ettirilecek prim, kesenek ve karşılık borcu tutarı bir dolardır. Dövizin cinsi ve miktarı Bakanlar Kurulu Kararı ile değiştirilebilir. Değişen miktar, tahakkuk ettirilmiş borçlanmanın tamamını ödememiş olanların bakiye borç sürelerine de uygulanır..." hükmünü; aynı Kanunun geçici 2'nci maddesinin ikinci fıkrası ise, "Ancak, 4'üncü madde hükümlerine göre tahakkuk ettirilen borç miktarı, ödeme tarihindeki doların Türk Lirası karşılığı esas alınarak hesap ve tahsil edilir." hükmünü içermekte iken; anılan geçici 2'nci madde, 5510 sayılı Kanunun 106'üncü maddesi ile tamamen yürürlükten kaldırıldığı gibi; aynı Kanunun 4'üncü maddesi de, 08.05.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5754 sayılı Kanunun 79'uncu maddesiyle değişikliğe uğramıştır. 5754 sayılı Kanunun 79'uncu maddesiyle değişik 3201 sayılı Kanunun "Borçlanma Tutarı ve Borçlanma Tutarının İadesi" başlıklı 4'üncü maddesi, "borçlanılacak her bir gün için tahakkuk ettirilecek borç tutarı, başvuru tarihindeki 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 82'nci maddesinde belirtilen prime esas asgari ve azamî günlük kazanç arasında seçilecek günlük kazancın % 32'sidir. Ancak, prime esas asgari günlük kazancın altında olmamak üzere borçlanma tutarına esas alt sınırı farklı bir miktarda belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. Borçlanılan süreler, yurda kesin dönüş yapılmış olması şartıyla aylık tahsisi için yazılı talepleri halinde 5510 sayılı Kanunun 41'inci maddesinin son fıkrası hükümlerine göre değerlendirilir. Tahakkuk ettirilen borç tutarı, tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içerisinde ödenir. Ödeme yapılan gün sayısı prim ödeme gün sayısına ve prime esas kazanca dahil edilir. Tahakkuk ettirilen prim borcunu tebligat tarihinden itibaren üç ay içerisinde ödemeyenler için yeniden başvuru şartı aranır. Borçlanmadan sonradan vazgeçenler ile yapılan borçlanma sonrasında aylık bağlanması için gerekli şartları yerine getiremeyenlere ve bunların hak sahiplerine talepleri üzerine yaptıkları ödemeler, faizsiz olarak iade edilir…” hükmünü içermekte olup; anılan madde içeriğinden de açıkça anlaşılacağı üzere, 3201 sayılı Kanun kapsamındaki borçlanmalarda, borçlanma tutarının belirlenmesindeki "ödeme tarihi" kıstası, "borçlanma başvuru tarihi" olarak değişikliğe uğramıştır. 3201 sayılı Kanundan yararlanarak yurtdışında geçen sürelerini borçlanmak isteyenler ile Kurum arasında borçlanma işlemine, bunun sonucu olarak ödenecek prim miktarına ilişkin de uyuşmazlıklar çıkmaktadır. Kurumun aktüeryal dengesi ve hakkaniyet ölçüleri gözetilerek ödenecek primin hangi tarihteki prime esas kazanç miktarları esas alınarak belirleneceği üzerinde durulmalıdır. Bu yönde, 3201 sayılı Kanunun 4'üncü maddesinin önceki düzenlemesinde açıkça “ödeme tarihi” esas alındığından, bu konuda çıkabilecek uyuşmazlık ödeme tarihine göre çözümlenmekte iken, yürürlükte olan düzenleme tahakkuk tarihindeki primin tebliğden itibaren üç aylık süre içinde ödenmesi şeklinde olup, bu üç aylık sürenin geçirilmesi durumunda borçlanma bedeli olarak ödenecek prim miktarının nasıl belirleneceği irdelenmelidir. Burada, Kurum işleminin hukuka uygun olması kriter olarak alınmalıdır. Kurum, yapılan borçlanma başvurusunu hukuka uygun olarak değerlendirmiş ve yaptığı borç tahakkukunu tebliğ etmiş, buna rağmen borçlanma bedeli Yasada belirtilen üç aylık süre içinde ödenmemiş ise, 3201 sayılı Kanunun 4'üncü maddesi gereği borçlanmak için Kuruma yeniden başvuru gerektiğinden, davanın açıldığı tarihe bakılmaksızın buna ilişkin isteğin reddine karar verilmelidir. Örneğin, Türkiye’de sigortalı olarak tescili bulunmayanların borçlanması 5510 sayılı Kanunun 4/1-b maddesi kapsamında değerlendirilerek borç tahakkuku yapılması Kanun gereği olup, Kurum işlemi hukuka uygun olacağından, tahakkuk ettirilen prim borcunu ödeme yerine, borç tahakkukunun 5510 sayılı Kanunun 4/1-a maddesine göre yapılması ve prim borcunun da başvuru tarihindeki prim miktarları esas alınarak belirlenmesine ilişkin davanın reddi gerekecektir. Kurum işleminin hukuka uygun bulunmaması durumunda ise, prime ilişkin uyuşmazlığın makul süre gözetilerek çözümlenmesi gerekir. Makul sürenin belirlenmesinde, 5510 sayılı Kanunun 42'nci maddesinden yararlanılabilir. Anılan maddede, “Kurum, sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanacak gelir, aylık veya toptan ödemeleri, gerekli belgelerin ve incelemelerin tamamlandığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde hesap ve tespit ederek sonuçlarını yazı ile bildirir.” düzenlemesine yer verilmiştir. Benzer düzenlemeye Mülga 506 sayılı Kanunun 116'ncı maddesinde de yer almakta idi. Ayrıca, 3201 sayılı Kanunun 4'üncü maddesinde de üç aylık ödeme süresi belirlenmiş olup; tüm bu düzenlemeler, 3201 sayılı Kanunla ilgili uyuşmazlıklarda üç aylık sürenin makul süre olarak alınabileceğini göstermektedir. Buna göre, Kurumun hukuka aykırı işlemine karşı, Kurum işleminin tebliğ tarihinden itibaren üç aylık makul süre içinde dava açılması durumunda, borçlanılacak prim miktarının başvuru tarihindeki primler esas alınarak belirlenmesi; üç aylık makul süre geçtikten sonra dava açılması durumunda ise, dava yeni borçlanma iradesi sayılarak davanın açıldığı tarihindeki primler esas alınarak borçlanma bedeli belirlenmesi gerekir. Örneğin, Türk vatandaşlığından izinle çıkan kişilerin, Türk vatandaşı oldukları dönemde yurtdışında geçen süreleri borçlanma hakkının varlığı gözetildiğinde, başvuru tarihinde Türk vatandaşı olunmadığı gerekçesiyle borçlanma başvurularının reddi hukuka aykırı olacağından, ödenecek borçlanma bedelinin burada belirtilen kriterlere göre belirlenmesi gerekir. Diğer bir olasılık da, Kurumun borçlanma talebini değerlendirmeyip cevapsız bırakmasıdır. Bu durumda, 5510 sayılı Kanunun 42'nci maddesinde belirtilen üç aylık süre geçtiğinde Kurumun talebi reddetmiş olduğu esas alınarak, anılan üç aylık bekleme süresine yukarıda belirtilen üç aylık makul süre (3 + 3 =6 ay) eklenmeli; davanın Kuruma başvuru tarihinden itibaren 6 aylık süre içinde açılması durumunda yine Kuruma ilk başvurunun yapıldığı tarihteki prime esas kazancın esas alınması; başvuru tarihinden itibaren altı aylık sürenin geçmesinden sonra dava açılması durumunda ise, makul sürenin geçtiği ancak Kurum tarafından da başvuruya bir cevap verilmediği gözetilerek borçlanma bedelinin davanın açıldığı tarihteki prime esas kazanç miktarı esas alınarak belirlenmesi gerekecektir. Somut olayda, davacının, 13.12.2013 tarihli borçlanma başvurusuna, Kurum tarafından 13.12.2013 tarihli yazı ile talep tarihinde Türk Vatandaşı olmadığından red cevabı verildiği, verilen red cevabının davacıya ne zaman tebliğ edildiği dosya kapsamından anlaşılamamış olup red cevabının davacıya tebliğ tarihi araştırılarak yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde yapılacak değerlendirme sonucuna göre, borçlanma bedelinin başvuru (talep) tarihindeki primler esas alınarak belirlenip belirlenmeyeceğinin tespiti gerekir. Ayrıca, davacının Kuruma başvuru tarihi 13.12.2013 tarihi olmasına rağmen kabule konu kararda 13.12.2010 tarihinde geçerli olan prime esas asgari günlük kazanç tutarı üzerinden belirlenmesi yönünde karar hatalı olup bozma nedenidir. O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve ... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, oybirliğiyle, 14/11/2022 tarihinde karar verildi.