Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2022/10044 E. 2022/14708 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/10044
- Karar No
- 2022/14708
- Karar Tarihi
Bölge Adliye Mahkemesi : ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi No : Dava, 5434 sayılı Yasa kapsamında geçen fiili hizmet zammı süresi dikkate alınarak yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti ile faizi ile birlikte Kurumdan tahsili istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuş, ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun kabulü ile davanın reddine dair karar verilmiş, verilen bu kararın davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 28.12.2021 günlü ve 2021/9651 E. 2021/16779 K. sayılı ilamı ile kararın bozulmasına ilişkin karar verilmiştir. ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince bozmaya uyularak, yaptığı yargılama ile davanın reddine dair verilen kararın davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. I-İSTEM: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 01.10.1990-09.03.2010 tarihleri arasında Türk Hava Kuvvetlerinde muvazzaf pilot subay olarak görevde bulunduğunu, müvekkilinin Emekli Sandığı bünyesindeki görevinden ayrıldıktan sonra 07.06.2010 tarihinde özel bir havayolu şirketinde pilot olarak çalışmaya başladığını müvekkilinin 15.10.2018 tarihli dilekçesi ile emeklilik tahsis işlemleri için tahsis başvurusunda bulunduğunu davalı kurum tarafından emekli olamaz gerekçesi ile talebinin ret edildiğini kurum tarafından verilen cevaptan hizmet sürelerinin yanlış hesaplandığı ve lehe mevzuat hükümlerinin hiçbir surette uygulanmadığının tespit edildiğini fiili hizmet zammı sürelerinin gerek yaştan ve gerekse işe başlangıç tarihinden birlikte düşülmesi gerektiğini belirterek, fiili hizmet zammı sürelerinin yaştan ve işe başlama tarihinden mahsubu ile müvekkilinin başvuru tarihini (15.10.2018) takip eden 01.11.2018 itibari ile emekliliğe hak kazandığının tespitine, hak edilen emekli aylıklarının hak ediş tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine, bu tarihten itibaren işveren tarafından bildirilen Tüm Sigorta Kollarına tabi hizmetlerinin SGDP dönüştürülerek, emekli aylığının kesilmeksizin ödenmesine devam edilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir. II-CEVAP: Davalı vekili, hizmetlerinin birleştirilmesi halinde fiili hizmet zammının eklenmesinin söz konusu olmadığını, yaş haddinden indirilecek sürenin toplam sürenin yarısı olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III-MAHKEME KARARI A-İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk derece mahkemesi davanın kabulü ile; İlk derece mahkemesince;" Davanın kabulü ile; Davacıya 01/11/2018 tarihinden başlamak üzere yaşlılık aylığı bağlanması ve bağlanan yaşlılık aylıklarına ödeme tarihlerinden itibaren yasal faiz işletilmesi gerektiğinin tespitine, aksi yöndeki kurum işleminin iptaline, davacının 01/11/2018 tarihinden itibaren 4/a kapsamında sigortalı çalışmaları devam ettiği sürece, yaşlılık aylıklarının SGDP kesilmek suretiyle ödeneceğinin tespitine," karar vermiştir. B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI 5434 sayılı Yasa kapsamında hak kazanılan “fiili hizmet zammının” kişilerin fiili hizmetine eklenmesi gerektiği söylenebilir ise de, birleşen hizmetler sonrasında, 506 sayılı Yasanın 60. ve geçici 81. maddesindeki yaşlılık aylığı bağlanmasına ilişkin koşullar bakımından uygulama yapılırken, sigortalılık süresi yönünden, kişinin sigortalılık başlangıç tarihiden geriye doğru ekleme yapılması ile sigortalılık başlangıç tarihinin geriye çekilmesi suretiyle, ek bir sigortalılık süresine veya başkaca bir uygulama yapılmasına imkân vermediği hususu dikkate alınmalı ve buna göre tahsis koşulları yeniden irdelenmeli, sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği belirtilerek bozulmuş, dairemizce bozmaya uyulmuş, bozma doğrultusunda yargılamaya devam edilmiştir. Tüm bu açıklamalar ışığında, 03/04/1972 doğumlu olan davacının 01/10/1990-09/03/2010 arası 5434 sayılı Kanun kapsamında 4/c hizmeti (ayrıca 3 yıl 10 ay 15 gün de fiili hizmet zammı) 07/06/2010-Şubat 2014 arası 4/a kapsamında hizmetinin bulunduğu, 15/10/2018 tarihinde kuruma müracaat ederek, 4/c ve 4/a hizmetlerinin birleştirilmesini talep ettiği, iş bu davanın 15/01/2019 tarihinde açıldığı görülmektedir. Davacının, 23/05/2022 tarihine kadar 11 yıl 7 ay 18 gün sigortalılık süresi bulunduğu ortada olup, 506 sayılı yasanın geçici 81. maddesi gereği 25 yıllık sigortalılık süresi 52 yaş ve 5525 gün prim gün sayısına tabii olduğu, davacının 03/04/1972 doğumlu olup 52 yaşını 03/04/2024 tarihinde tamamladığı, bu süreden 3 yıl 10 ay 15 günlük fiili hizmet süresi indirildiğinde, 15/05/2020 tarihinde yaş şartını tamamlayıp aylık bağlanabileceği, iş bu davanın ise 15/01/2019 tarihinde açıldığı dikkate alındığında davacıya dava tarihi itibariyle aylık bağlanması mümkün değildir. Tüm bu açıklamalar ışığında davacının dava tarihi itibariyle yaş şartını tamamlamadığı, dolayısıyla aylık bağlanma şartlarının oluşmadığı anlaşılmaktadır. O halde davalının istinaf talebi kabul edilerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına dosyada mevcut deliller hüküm kurmak için yeterli olduğundan delil toplanmasına gerek olmaksızın davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Açıklanan nedenlerle; 1)Davalı kurum vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ... 25. İş Mahkemesi'nin 2019/13 E., 2019/197 K. sayılı kararının kaldırılmasına, 2)Davanın reddine, dair karar verilmiştir. IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ: Davacı vekili, ilk derece mahkemesince verilen kararı yerinde olduğunu, ilk derece mahkemesi gibi karar verilmesi gerektiğini esasen bu kararın usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek verilen son kararın bozulmasını talep etmiştir. V- İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME: 5510 Sayılı Yasanın “Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin bazı geçiş hükümleri” başlıklı geçici 1. maddesinde yer alan “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve diğer bağımsız çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu ve bu Kanunla mülga 2926 sayılı tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında kabul edilir.” hükmü nedeniyle, tahsis koşulları bakımından davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun 60 ve geçici 81’inci maddelerinde yaşlılık aylığından yararlanmak için; kural olarak maddede belirlenen yaşa ulaşmış olmak, belirli bir süre prim ödemek, işten ayrılmak ve talepte bulunmak koşulları öngörülmüştür. Ne var ki, Anayasa Mahkemesi 2019/104 Esas, 2021/13 Karar ve 14.01.2021 tarihli kararı ile “17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası’nın mülga 62. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “....çalıştığı işten ayrıldıktan sonra...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline” karar vermiş ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçesinden de anlaşılacağı üzere işten ayrılma koşulunu özünde Anayasaya aykırı kabul etmiştir. 2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanun’un 4’üncü maddesindeki; “kurumlara tabi çeşitli işlerde çalışmış olanların hizmet süreleri, aynı tarihlere rastlamamak kaydıyla bu Kanuna göre aylık bağlanmasına hak kazanıldığında birleştirilir.” hükmü uyarınca çeşitli sosyal güvenlik kurumlarına tabi olarak geçen hizmet süreleri de yaşlılık aylığı bağlanmasına esas olmak üzere birleştirilmekte ve sigortalının yaşlılık aylığı bağlanması için tabi olduğu yaş, prim gün sayısı ve sigortalılık süresi tespit edilmektedir. Eklemek gerekirse, tahsis yapılmasına ilişkin eldeki davada, Kuruma başvuruda bulunulduğu tarih veya dava tarihi itibarıyla tümüyle oluşmayan tahsis koşullarının yargılama aşamasında gerçekleşmesi durumunda, özellikle, Anayasa’nın 141. maddesindeki, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının, yargının görevi olduğunu belirten hüküm, 6100 sayılı Kanunun “Usul ekonomisi ilkesi” başlıklı 30. maddesinde yer alan, hâkimin, yargılamanın kabul edilebilir süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlü olduğu yönündeki düzenleme, sosyal koruma, dayanışma, sosyal denkleştirme ve zorunluluk ilkelerine dayanan sosyal sigortalar, bireyin onuru ile kişiliğinin geliştirilmesi için kaçınılmaz ekonomik, sosyal ve kültürel hakların doyurulması temeline dayanan sosyal güvenlik hukukunun ilkeleri dikkate alındığında, bütün şartların yerine getirildiği tarihi izleyen aybaşından itibaren aylığa hak kazanıldığının tespitine ilişkin hüküm kurulması, kuşkusuz, yargılama aşamasında gelir/aylık bağlama koşulları gerçekleşen sigortalı yönünden tahsis talep günü itibarıyla şartlar oluşmamakla Kurumun dava açılmasına sebep olan herhangi bir haksız işleminin de söz konusu bulunmadığı gözetilerek yargılama giderlerinin taraflar arasında paylaştırılıp vekil ile temsil olunan davalı Kurum yararına da avukatlık ücreti belirlenmesi gereği de bozma sonrası yapılacak yargılamada dikkate alınmalı ve buna göre bir karar verilmelidir. Eldeki dava bakımından ise, mahkemece, dava tarihi itibari ile davacının tahsis talebinin var olduğu dikkate alınmalı ve uyulan bozma ilamı ile oluşan usuli kazanılmış hakka uygun şekilde davacı hakkında uygulama yapılarak tabi olunan yaş şartının belirlenmesi ile bu belirlenen tarihten fiili hizmet zammı süresinin indirilmesi sonucunda aşamalarda koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği irdelenerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun kabulüne ilişkin kararı bozulmalıdır. SONUÇ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi kararının yukarıda açıklanan nedenlerle HMK’nın 373/2 maddesi gereği BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.11.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.