Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2012/7735 E. 2012/11353 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2012/7735
Karar No
2012/11353
Karar Tarihi

Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi No :76-417

Dava, 1479 sayılı Kanun kapsamındaki zorunlu sigortalılık sürelerinin ve 5510 sayılı Kanunun geçici 24’üncü madde hükmünden yararlanılması gerektiğinin tespiti istemlerine ilişkindir.

Mahkemece uyulan bozma ilamı sonrasında, 25.09.1990 – 18.04.1999, 02.08.2003 – 12.08.2005 dönemlerine yönelik istem hakkında hüküm kurulmasına yer olmadığı, 11.07.2002 – 02.08.2003 dönemine ilişkin zorunlu sigortalılığın tespiti, 5510 sayılı Kanunun geçici 24’üncü madde hükmünden faydalanma talebinin reddi yönünde karar verilmiştir.

Hükmün, taraf avukatlarınca temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Yapılan ilk yargılamada verilen hükmün Dairemizce yapılan temyiz denetimi üzerine bozulduğu, mahkemece uyulan 03.03.2011 gün ve 13814/2715 sayılı bozma ilamında “… geçerli oda kaydının varlığına dayalı olarak 25.09.1990 – 18.04.1999 dönemine yönelik sigortalılığın, özellikle kendi adına ve hesabına bağımsız çalışma olgusunun kanıtlanmış olması dikkate alınarak hüküm altına alınması yerinde olduğu gibi, gelir vergisinden bağışık tutulmayan ve vergi kaydı bulunmayan 02.08.2003 – 12.08.2005 dönemine ilişkin istemin reddine karar verilmesi de isabetlidir. 11.07.2002 – 02.08.2003 dönemi yönünden ise, anılan tarihler arasında yürürlükte olan 1479 sayılı Kanunun 24’üncü maddesine göre, geçerli oda kaydı bulunan ve herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalıştığı anlaşılan davacının zorunlu sigortalı kabul edilmesi, 5510 sayılı Kanunun geçici 24’üncü madde hükmünden faydalanmak için yasal süresinde Kuruma yöneltilen başvurunun her iki sicil numaralı sigortalılığa ilişkin olduğu benimsenerek söz konusu madde hükmünden yararlandırılmaya dönük istemin hüküm altına alınması gerekir. …” görüş ve düşüncesine yer verildiği belirgindir.

1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 381’inci maddesinde, mahkemenin, hazır olan tarafın iddia ve savunmalarını dinledikten sonra yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim edeceği (yüze karşı okuyacağı), kararın tefhiminin en az 388’inci maddede belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olacağı belirtilmiş, 388’inci maddesinde kararın içereceği konular sıralanarak, yargılama sonunda kurulan hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz yinelenmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, kuşku ve duraksama uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin gerekli olduğu bildirilmiş, 389’uncu maddesinde, mahkeme kararı ile iki tarafa yüklenen ve verilen görev ve hakların kuşku ve duraksamayı gerektirmeyecek şekilde oldukça kolay anlaşılır ve açık yazılması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Diğer taraftan 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 294’üncü maddesinde, yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai kararın hüküm olduğu belirtildikten sonra 297’nci maddesinde hükmün kapsadığı hususlar sıralanarak, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz yinelenmeksizin, isteklerden her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, kuşku ve duraksama uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin gerekli olduğu bildirilmiştir. Anlaşılacağı üzere söz konusu düzenlemeler, yargıda netlik ve açıklık ilkesine uygun olarak kamu düzeni ve barışının sağlanmasını amaçlamaktadır. Ayrıca belirtilmelidir ki, ilk derece mahkemesince verilen karar, aleyhine temyiz yoluna başvurulması üzerine yasal denetim görevini yerine getiren Yargıtay tarafından bozulması ile ortadan kalktığından, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda davanın tüm tarafları hakkında yukarıda değinilen yasal düzenlemeler çerçevesinde yerine getirilmeye elverişli yeni hüküm oluşturulması gerekmekte olup, bu anlamda bozulan karara yollamada bulunularak hüküm kurulamayacağı açıktır.

Bu yasal düzenleme ve açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; Dairemizce verilen bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, anılan düzenlemelere uygun yerine getirilmeye elverişli yeni hüküm oluşturulması gerekirken, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi, 5510 sayılı Kanunun geçici 24’üncü madde hükmünden yararlandırılmaya ilişkin istemin hüküm altına alınması gerektiği yönündeki ilama uyulmasına karşın bu talebin reddedilmesi de usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının isteği durumunda davacıya geri verilmesine, 14.06.2012 gününde oybirliğiyle karar

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/7735, K. 2012/11353, T. 14.06.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2012-7735-e-2012-11353-k-baa4cc5a2315