Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2012/19541 E. 2012/20109 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2012/19541
- Karar No
- 2012/20109
- Karar Tarihi
Mahkemesi :İş Mahkemesi No :343-498 Dava, muris... adına 506 sayılı Kanun hükümleri kapsamındaki zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalılar avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 1-)Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalıların avukatlarının buna ilişkin yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle, "davacı murisi...'in davalı ... ...'a ait 5...07 sigorta sicil nolu işyerinde 22.06.1959 – 22.09.1959 tarihleri arasında 90 gün çalıştığının tespitine" ilişkin usul ve kanuna uygun olan hüküm kısmının ONANMASINA; 2-)Davalı SGK. Başkanlığı avukatının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Davalı ...'in davanın açılmasından önce 02.11.2006 tarihinde yaşamını yitirdiği anlaşılmaktadır. 01.10.2011 günü yürürlüğe girerek 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununu yürürlükten kaldıran 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Taraf ehliyeti” başlığını taşıyan 50’inci maddesinde, medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olanın, davada taraf ehliyetine de sahip olduğu belirtilmiştir. Buna göre taraf ehliyeti, davada taraf olabilme yeteneği olup, medeni (maddi) hukuktaki medeni haklardan yararlanma (hak) ehliyetinin medeni usul hukukunda büründüğü şekildir. Medeni hukuktaki haklara ve borçlara sahip olma ehliyeti hak ehliyetini oluşturmakta, gerçek ve tüzel kişiler bakımından geçerli olmaktadır. Hak ehliyeti bulunan her gerçek ve tüzel kişi, davada taraf olabilme ehliyetine de sahiptir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 28’inci maddesinde ise, kişiliğin, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlayıp ölümle sona erdiği ve çocuğun hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde ettiği hüküm altına alınmış olup, gerçek kişilerin kişiliği ve bununla medeni haklardan yararlanma (hak) ehliyeti ölümle sona erdiğinden, ölmüş kişinin taraf ehliyeti bulunmamaktadır. 04.05.1978 gün ve 4/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda da, davanın açılmasından önce davalının yaşamını yitirmesi durumunda davanın reddi gerektiği ve ıslah yolu ile de mirasçıların katılımıyla davanın yürütülemeyeceği belirtilmiştir. Bununla birlikte, 6100 sayılı Kanunun “Tarafta iradi değişiklik” başlıklı 124’üncü maddesinde, bir davada taraf değişikliğinin, ancak karşı tarafın açık rızası ile olanaklı olduğu bildirildikten sonra, ancak, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği isteminin, karşı tarafın rızası aranmaksızın hakim tarafından kabul edileceği, dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hakimin karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği istemini kabul edebileceği açıklanmıştır. Bu yasal düzenleme ve açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; davalı olarak husumet yöneltilen ...'in dava tarihinden önce yaşamını yitirmesi nedeniyle taraf ehliyetine sahip olmadığı belirgin ise de, uygulama olanağı bulunan 6100 sayılı Kanunun 124’üncü maddesindeki düzenleme gereğince taraf değişikliği isteminin karşı tarafın rızası aranmaksızın kabul edilmesi zorunluluğu gözetilerek, yöntemince husumet yöneltilmesi gereken davalı ... mirasçılarının tüm kanıtları toplandıktan sonra yapılacak değerlendirmeyle elde edilecek sonuca göre karar verilmesi gerekirken, mahkemece söz konusu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, eksik inceleme ve araştırma ile yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davalılardan SGK. Başkanlığı avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 05.11.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.