Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2011/4916 E. 2012/8308 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2011/4916
- Karar No
- 2012/8308
- Karar Tarihi
Mahkemesi :İş Mahkemesi No :427-80 Dava, davalılardan gerçek kişilerin murisine ait işyerinde geçen sigortalı çalışma sürelerinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalıların avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 1- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesinin b bendinde (HUMK 388. md.) tanımlanan unsurları taşıması ve “tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile varsa kanunî temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adresleri” yönündeki hükümlerinin kararın yazımında dikkate alınması gerekir. Davanın açıldığı tarihte reşit olup, asaleten temsil edilen davalılardan ...’ın, karar başlığında velayeten temsil edildiğinin yazılı olması, isabetsiz bulunmuştur. 2- Davacı, 27.07.1995 – 30.07.1999 tarihleri arasında kesintisiz çalışıp, 01.12.1996 tarihinden itibaren Kurum’a bildirildiğini belirterek, bildirilmeyen sürenin tespitini istemiş; Mahkemece, davacının, 27.07.1995 – 01.12.1996 tarihleri arasında da çalıştığının tespitine karar verilmiştir. Davanın yasal dayanağını teşkil eden 506 sayılı Kanunun, 17.04.2008 tarihli 5754 sayılı Kanunun 64. maddesi ile değişikliğe uğrayan ve 2008 yılı Ekim ayı başında yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunun 106/1. maddesiyle mülga 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Kuruma bildirilen dönemle bir bütün teşkil eden önceki bildirimsiz dönem için hak düşürücü süre, çalışmanın sona erdiği yılın sonundan başlayarak hesaplanacak 5 yılın sonudur. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Somut olayda, davalı yerdeki çalışmaların sona erdiği 1999 yılı sonundan itibaren 5 yıllık süre geçtikten sonra iş bu dava açılmış olup; hak düşürücü sürenin gerçekleşip-gerçekleşmediğinin tespiti açısından, Mahkemece, davaya konu çalışmalarla ilgili olarak hak düşürücü süre içinde Kurum tarafından yapılan bir tespitin bulunup-bulunmadığı; Yine, davacı tarafından açılan işçilik alacakları davasının hak düşürücü süre içinde Kurum’a ibraz edilip-edilmediği araştırılmalı; hak düşürücü süre içinde Kurum tarafından yapılan bir tespitin bulunması veya işçilik alacakları davasının Kurum’a ibraz edilmiş olması durumunda, hak düşürücü sürenin gerçekleşmeyeceği gözetilmelidir. Mahkemenin, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki esaslar doğrultusunda yargılama yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, istek halinde temyiz harcının davalılardan işveren mirasçılarına iadesine, 08.05.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.