Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2011/12931 E. 2012/22750 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2011/12931
Karar No
2012/22750
Karar Tarihi

Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi No : 2009/803-2011/401 Dava, geri alım (istirdat) istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı SGK Başkanlığı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Kendisine 01.07.1997 tarihinden itibaren 1479 sayılı Kanun hükümleri gereğince yaşlılık aylığı bağlanan sigortalının 26.04.2001 günü yaşamını yitirmesi üzerine hak sahibi eşine ölüm aylığı tahsis edildiği, 15.05.2006 tarihinde hak sahibinin de ölümünden sonra davalı Kurum tarafından yapılan kontrol ve denetimde sigortalının Bakkallar ve Bayiler Odası kaydının geçersiz olduğu saptanarak 2009 yılının Mart ayında sigortalılığı ve dolayısıyla aylıklar iptal edilip yersiz ödendiği gerekçesiyle 01.07.1997 – 26.04.2001 dönemi yaşlılık aylıkları ile Mayıs/2001 – 15.05.2006 dönemi ölüm aylıkları yönünden borç tahakkuk ettirildiği, anılan borcun sigortalı ile hak sahibinin çocukları olan davalılar ... ve ... ile söz konusu Oda’nın başkanı konumundaki davalı ...’den yasal faiziyle birlikte geri alınması için 11.12.2009 tarihinde işbu davanın açıldığı, dava dilekçesini içerir ve duruşma gününü bildirir davetiyelerin davalılara yöntemince tebliğ edildiği, davalı ... vekilince 12.02.2010 tarihli ilk oturumdan önce zamanaşımı definde bulunulduğu, sonrasında ... ve ... tarafından borçlu olunmadığının tespitine yönelik 19.04.2010 günü açılan davada bu definin dile getirildiği, 10.06.2010 tarihinde ise bu kez ... vekilince işbu inceleme konusu davaya ilişkin olarak zamanaşımı definin ileri sürüldüğü anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümünde, miras bırakanlara yasal düzenlemelere aykırı olarak ödenen aylıklar dolayısıyla oluşan Kurum zararının (alacağının) tereke içerisinde yer alıp almadığı, başka bir anlatımla, miras bırakanların yasal mirasçılarının, murisin sebepsiz zenginleşmesinden sorumlu tutulup tutulamayacakları konusunun irdelenmesi gerekmektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 599. maddesinde, mirasçıların, miras bırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, kanun gereğince kazanacakları ve miras bırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olacakları belirtilmiştir. Kural olarak, bir kimsenin ölümü ile mal varlığının bir bütün olarak mirasçılarına geçmesini ifade eden külli halefiyet gereğince, miras bırakanın kişisel özelliklerinin ağır bastığı, düşünsel ve bedeni yetenek ve özellikleri göz önünde bulundurularak yapılmış, borcun bizzat miras bırakan tarafından yerine getirilmesi gereken kişisel edim borçları dışında, malvarlığından ifa durumunda olan maddi edim borçları mirasçılara intikal etmektedir. Miras bırakanın borçları, ölümünden önce yaptığı hukuki işlemlerden, gerçekleştirdiği haksız eylemlerden, mal varlığında oluşan sebepsiz zenginleşmeden ve ölüm anına kadar meydana gelen bir takım olgular nedeniyle doğrudan doğruya kanundan doğabilmektedir ve mirasçıların sorumluluğu yönünden borcun kaynağı önemsizdir. Bu sorumluluk, mirasın kesin olarak kazanılması ile başlamaktadır ve borcun esası ile sınırlı olmayıp, işlemiş ve işleyecek faizlerini de kapsamaktadır. Şu durumda, taraflar arasında çekişme konusu yapılan ve miras bırakanın sebepsiz zenginleşmesinden kaynaklandığı ileri sürülen alacak tutarı, murisin mal varlığına ve terekesine dahil olup, ölümünden sonra mirasçılarına karşı ileri sürülmesine kural olarak herhangi bir engel bulunmamaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.03.2008 gün ve 2008/21-235 Esas, 2008/248 Karar sayılı ilâmında da aynı yaklaşım ve görüş benimsenmiştir. Diğer taraftan; 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7. maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü (şifahi) yargılama yönteminin uygulanacağı belirtilmiş olup, zamanaşımı definin, ilk oturumda esas girilmeden önce ileri sürülmesi zorunludur. Zamanaşımı defi, borcu ortadan kaldırmamakla birlikte, bunu ileri süren tarafa, borcu yerine getirmekten kaçınma yetkisi vermektedir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 66. maddesine göre, nedensiz mal ediniminden dolayı açılacak dava, zarar gören tarafın verdiğini geri almaya hakkı olduğunu öğrendiği tarihten itibaren (1) yıl ve herhalde bu hakkın doğduğu günden itibaren (10) yıl geçmekle zamanaşımına uğramaktadır. Anılan Kanunun 132. maddesinde, zamanaşımının işlemesine engel olan ve onu durduran sebepler sıralandığı gibi, 133. maddesinde de zamanaşımını kesen olgular açıklanmıştır. Sebepsiz zenginleşme hukuksal temeline dayalı bu tür davalarda öngörülen (1) yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı ise kamu kurum ve kuruluşları açısından, o kurum ve kuruluşların dava açma konusunda yetkili kılınan kişi veya organlarının verdiğini geri almaya (istirdada) hakkı olduğunu öğrendiği tarihtir. Yukarıdaki yasal düzenlemeler ve açıklamalar ışığında dava değerlendirildiğinde; davalı ...’in zamanaşımı definde bulunmadığı, davalı ...’in ise zamanaşımı defini yasal süresinde ileri sürmediği belirgin olduğu gibi, Kurumun dava açma konusunda yetkili kılınan kişi veya organlarının verdiğini geri almaya hakkı olduğunu öğrendiği tarihten itibaren (1) yıllık süre geçmediğinden, davalı ... vekilince yasal süresinde dile getirilen zamanaşımı define itibar edilemeyeceği de ortada olup, şu durumda tüm davalılar yönünden işin esasına girilerek kanıtlar toplanmalı, çekişme konusu borcun terekeye dahil olduğu benimsenmeli, sigortalılara veya hak sahiplerine yapılan yersiz ödemelerin ilgililerden geri alınmasına ilişkin düzenleme içeren 5510 sayılı Kanunun 96. maddesi dikkate alınmak suretiyle elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır. Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 21.11.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/12931, K. 2012/22750, T. 21.11.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2011-12931-e-2012-22750-k-b583595e2519