Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2011/8046 E. 2012/12390 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2011/8046
- Karar No
- 2012/12390
- Karar Tarihi
Mahkemesi :İş Mahkemesi No :1614-1893 Dava, 506 sayılı Kanun kapsamında, yersiz ödenen ölüm aylıklarının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Davalıya, 19.02.1977 tarihli başvurusuna dayalı olarak ölen babası nedeniyle ölüm aylığı bağlandığı, ölüm aylığının 01.7.1975-18.8.2003 tarihleri arasındaki dönemde ödendiği belirlenmiştir. Dosya kapsamından fiili hizmet süresi saptanamayan davalıya, 15.3.2007 tarihinden itibaren Emekli Sandığı tarafından emekli aylığı bağlandığının bildirilmesi üzerine, 15.01.1986-18.8.2003 dönemi ölüm aylıklarının tahsili amacıyla 2008 yılında gönderilen borç yazılarının sonuçsuz kalması üzerine işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır. 506 sayılı Yasanın 68/I-C-a maddesi, aylık bağlanma koşulları yönünden “...evli olmayan, evli olmakla beraber, sonradan boşanan veya dul kalan ve Sosyal sigortaya, Emekli sandıklarına tabi bir işte çalışmayan, buralardan gelir veya aylık almayan kız çocukları”na aylık bağlanması olanağı öngörmüş olup; ölüm aylığının başlangıç tarihinde ve/veya sonrasında hangi tarihten itibaren çalışmaya başladığı ortaya konulmamıştır. Emekli aylığı bağlandığı tarihte ölüm aylığı bağlanması koşullarına sahip olmadığı anlaşılan davalının çalışma tarihleri, Kurum alacağının kapsamı yönünden belirlenmelidir. Yapılacak değerlendirmede, 5510 sayılı Yasanın 96. maddesi, “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden, b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, üç aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır…” hükmü gözetilmelidir. Konuya ilişkin 5510 sayılı Yasa öncesi mevzuata bakıldığında, 506 sayılı Yasanın "Yersiz ve yanlış ödemelerin tahsili"ni düzenleyen 121. maddesinde yersiz ödeme halinde iade yükümünün kapsamını belirleyen bir düzenleme bulunmadığı gibi, anılan Yasa içeriğinde konuyu düzenleyen başka bir düzenlemenin de yer almadığı görülmektedir. 5510 sayılı Yasanın 96. maddesi ile 506 sayılı Yasada yer almayan yeni bir düzenleme getirilmiş, sebepsiz zenginleşmenin kasıtlı kusurlu davranıştan veya Kurumun hatalı işleminden kaynaklanmasına bağlı olarak istirdadı mümkün ödeme miktarları belirlenmiştir. Kapsam belirlendikten sonra, ilgilinin Kurumdan alacağı yoksa, geri alma işleminin genel hükümlere göre yapılacağı öngörülmüştür. 5510 sayılı Yasanın geçici maddelerinde ise, yersiz ödemelerin tahsili konusunda önceki hükümlerin uygulanması gereğini öngören herhangi bir kural yer almamaktadır. Belirtilen nedenlerle; 5510 sayılı Yasanın 96. maddesi hükmünün, Kurumun yersiz ödemeden kaynaklanan alacakları konusunda süren uyuşmazlıklara uygulanması gerekmektedir. Borçlar Kanununun, somut uyuşmazlıkta iadeyle yükümlü olunan tutarın belirlenmesinde genel hüküm niteliğinde bulunan 63. maddesininde gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Bilindiği üzere, iyi niyetli zenginleşen, sebepsiz zenginleşme konusunun kendisinden istendiği tarihten önce elinden çıktığını iddia ve ispat ettiği miktar nispetinde ret ve iadeyle yükümlü olmayacaktır. Buna karşın; zenginleşen, zenğinleşme anında veya sonrasında mal varlığındaki artışın geçerli bir hukuki sebebe dayanmadığını biliyor veya bilmesi gerekiyor ise, kötü niyetli sayılacağında kuşku bulunmamaktadır. 5510 sayılı Yasanın 96. maddesiyle getirilen düzenleme, sebepsiz zenginleşmede iade konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup; zamanaşımı hükmü olarak nitelenmesine olanak bulunmamaktadır. Maddenin genel hükümlere atfı, 5510 sayılı Yasanın 97. ve diğer maddelerinde fazla veya yersiz ödemeden kaynaklanan Kurum alacağı yönünden düzenlemeye yer verilmemiş olması karşısında; fazla ve yersiz ödemeden kaynaklanan Kurum alacağı yönünden zamanaşımı konusunun genel hükümlerden hareketle çözümü gerekmektedir. Ayrıca, sebepsiz zenginleşme hukuksal temeline dayalı davalarında kamu kurum ve kuruluşları açısından Borçlar Kanunu’nun 66. maddesinde öngörülen 1 yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı, o kurum ve kuruluşların yetkili kişi veya organlarının verdiğini, istirdada haklı olduğunu öğrendiği tarihtir(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 16.09.1987 t.,1987/9-68 E.,1987/618 K.). Davalıya en son 2003 yılında ölüm aylığının ödenmiş olduğu, nitekim istirdata konu ölüm aylıklarının 1986-2003 dönemine ilişkin bulunduğu anlaşılmasına karşın, 2003'de aylığın kesilme nedeni, davacı Kurumun istirdada hakkı olduğunu hangi tarihte öğrendiği ortaya konulmamış, buna göre süresinde ileri sürülen zamanaşımı hususunda bir değerlendirme yapılmamaıştır. O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 26.6.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.