Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/15744 E. 2025/7278 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/15744
Karar No
2025/7278
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2367 E., 2023/2610 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 16. İş Mahkemesi SAYISI : 2019/32 E., 2021/210 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı/birleşen davada davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; davalı Kurum tarafından davacı aleyhine ödeme emri düzenlenerek boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı gerekçesiyle almakta olduğu aylığın kesilerek kendisine ödenen 108.147,96 TL maaş tutarı ve faizinin talep edildiğini, öncelikle zamanaşımı itirazında bulunarak Kurum işleminin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının eski eşinden 2006 yılında boşandığını, müşterek ... ve ... isminde iki çocukları bulunduğunu, eski eşi ...’ın Alanya’da ikamet ettiğini, ancak İzmir’de hastanede tedavi sürecinde çocuklarının istemesi ve ısrarıyla eski eşiyle ara sıra görüştüğünü, eski eşinin önce kaza geçirdiğini daha sonra mide ve kolon kanseri olduğunu, tedavisinin çok uzun sürdüğünü hatta çocuklarının babalarını zaman zaman Antalya’dan İzmir’e tedavi için getirdiklerini, kaza neticesinde yatalak olduğunu, İzmir ... Hastanesi’nde ayağının tedavi edilerek ayağa kalktığını bu süreçte çocuklarının desteğini aldığını, ayrıca dördüncü evre kanser teşhisi koyulduğunu, 8 yıl süren tedavide davacı ile eşinin görüşmesinin hayatın olağan akışına uygun olduğu gibi insanlık gereği olduğunu, birlikte fiilen yaşamış olsalar iki ayrı eve neden kira ödeyeceklerini, davacının İzmir’de oğlu ... ile yaşadığını, eski eşinin ise Alanya’da ikamet ettiğini hatta oğulları ...’in de Alanya’da oturduğunu belirterek davalı Kurum tarafından düzenlenen ve davacının almış olduğu aylığın kesilmesine ilişkin 19.06.2019 tarihli 2019/2919 sayılı işlemin iptali ile 108.147,96 TL asıl alacak, 41.721,39 TL faiz ve diğer ferileri kadar borçlu olmadığının tespitiyle, kesilen maaşının yeniden bağlanarak, ödenmeyen maaşların ödeme tarihlerinden faiziyle birlikte ödenmesini talep etmiştir. Birleşen davada davacı Kurum vekili dava dilekçesinde; Kurumdan yetim aylığı almakta iken boşandığı eşi ile birlikte fiilen yaşadığı tespit edilen ... TC kimlik numaralı davalının aylıklarının iptal edilerek 20.05.2009 - 19.04.2019 tarihleri arasında aylıkların yersiz ödendiğinin tespit edildiğini, Kurum zararının tahsilini sağlamak için 108.147,96 TL asıl alacak, 56.654,69 TL işlemiş faizi olmak üzere toplam 164.802,65 TL nin asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsilini sağlamak amacıyla İzmir 25. İcra Müdürlüğü'nde 2020/10495 sayılı dosya ile açılan ilamsız takipte ödeme emrine karşı davalının borç ve ferilerine itiraz ettiğini, icra takibinin durduğunu beyanla davalının itirazının iptaline, takibin devamına, Kurum lehine %20 oranında icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Asıl davada davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; davacının Kurumun ... sigortalısı ... ...’dan dolayı ölüm aylığı aldığını ancak ...’nın boşandığı eşi ... ile fiilen beraber yaşayıp yaşamadığının tespiti ile ilgili olarak denetmen görevlendirildiğini, yapılan inceleme ve soruşturma neticesinde tanzim edilen 15.02.2019 tarihli 2019/CE-012 sayılı raporla davacının 17.05.2006 tarihinde boşanmasına rağmen boşandığı eşiyle muhtelif adreslerde birlikte yaşadığının tespit edilmesi üzerine 01.11.2008-31.05.2019 tarihleri arasında ödenen aylıkların geri alınmasına gidildiğini beyanla davanın reddini istemiştir. Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı Kurum tarafından tesis edilen işlemin eksik ve hatalı inceleme sonucu hukuka aykırı surette yapılmış bir işlem olduğunu, davalı müvekkili ile eski eşinin fiilen birlikte yaşamasının söz konusu olmadığını beyanla haksız olarak açılan itirazın iptali davasının reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkemenin 2019/32 Esas sayılı asıl dosyasında davanın kabulü ile; davacı ... TC kimlik numaralı ...'nın mütevefa babası ... ...'dan dolayı ... nolu tahsis dosyasından aldığı yetim aylığının kesilmesine yönelik davalı Kurum işleminin iptaline, kesilen yetim aylığının davacıya yeniden bağlanmasına, yetim aylığının kesilme tarihinden yeniden bağlanma tarihine kadar ödenmeyen aylıklarının davacıya yasal faizleri ile birlikte ödenmesine, 2019/2919 sayılı dosyadan davacıya gönderilen 108.147,96 TL borç aslı, 41.721,39 TL faiz olmak üzere toplam 149.869,35 TL lik miktar yönünden davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, Mahkemenin 2019/32 Esas sayılı asıl dosyası ile birleşen dosyada ise davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İzmir ... İş Mahkemesi'nden verilen 08.06.2021 tarih, 2019/32 Esas ve 2021/210 Karar sayılı kararının kaldırılmasına yönelik davacı/birleşen davada davalı vekili ve davalı/birleşen davada davacı Kurum vekilinin istinaf başvurularının 6100 sayılı yasanın 353/1-b.1 hükmü gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı/birleşen davada davacı Kurum vekili temyiz dilekçesinde; eksik inceleme sonucu karar verildiğini, tanık beyanları ve yıllar içerisinde davacı-karşı davalının ve boşandığı eşinin birlikte hareket ettiğini gösteren kayıtlar karşısında yerel mahkemenin birlikte yaşama olgusunun gerçekleşmediği yönündeki tespitlerinin kabulünün mümkün olmadığını beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, asıl davada boşandığı eşiyle birlikte yaşamadığını belirterek yetim aylığının kesilmesine ilişkin olarak tesis edilen işlemin iptali ile yeniden yetim aylığı bağlanması, birleşen davada ise itirazın iptali istemine ilişkindir. Davanın, yasal dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 56. maddesinin ikinci fıkrasıdır. Fıkrada “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96. madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan madde 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 5510 sayılı Kanunun 56. maddesinin ikinci fıkrası, daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama olgusu, gelir-aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi, eylemli olarak birlikte yaşama, aynı zamanda gelir-aylık bağlama engeli olarak da benimsenmiştir. Burada, eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun/durumunun tanımlanması, hukuki sınır ve çerçevesinin çizilip ortaya konulması önem arz etmektedir. Taraflar arasında hangi hukuki sebep ve maddi vakıaya dayanmış olursa olsun sona ermiş evlilik birliğinin hak ve yükümlülüklerinin sürdürüldüğü beraberlikler veya kesinleşmiş yargı kararına bağlı olarak gerçekleşmiş boşanmanın var olan-olası sonuçlarını ortadan kaldırıcı/giderici nitelikteki birliktelikler madde kapsamında değerlendirilmeli, ortak çocuk-çocuklar yönünden, boşanma kararına bağlanan veya bağlanmayan kişisel ilişkilerin yürütülmesini sağlamaya yönelik olarak, eşlerin belirli aralıklarda ve günlerde zorunlu şekilde bir araya gelmeleri durumunda ise kanun koyucunun bu türden ilişkinin varlığının gelir-aylık bağlanmaması veya kesilmesi nedeni olarak öngörmediği kabul edilmeli, boşanılan eşle kurulan-yürütülen ilişkinin, eylemli olarak birlikte yaşama kavramı kapsamında yer alıp almadığı dikkatlice irdelenerek saptama yapılmalıdır. Anılan 56. maddede, oldukça yalın olarak “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen” ibareleri yer almakta olup, kanun koyucu tarafından örneğin; “sosyal güvenlik kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan”, “hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan”, “gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan” veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiş, sade olarak kaleme alınan metinle uygulama alanı genişletilmiştir. Maddede boşanma amacına-saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurumca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken; eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin-samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalı, boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma-irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle, kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan “boşanma” hukuki durum ve sonucunun eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı, kaldı ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda “anlaşmalı boşanma” adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibarıyla gerçek-samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda gelirin-aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Gelirin-aylığın kesilme tarihi ile Kurumun geri alım (istirdat) hakkının kapsamına ilişkin olarak; eylemli birlikte yaşama olgusunun gerçekleşme-başlama tarihi esas alınarak bu tarih itibarıyla gelir-aylık kesme veya iptal işlemi tesis edilip ilgiliye, anılan tarihten itibaren yapılan ödemeler yasal dayanaktan yoksun-yersiz kabul edilmeli, ancak, söz konusu madde 01.10.2008 günü yürürlüğe girdiğinden, eylemli birliktelik daha önce başlamış olsa dahi maddenin yürürlük günü öncesine gidilmemeli, başka bir anlatımla 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin borç tahakkuku söz konusu olmamalı, böylelikle açıklığa kavuşturulacak yersiz ödeme dönemine ilişkin olarak 5510 sayılı Kanunun 96. maddesine göre uygulama yapılmalıdır. İnceleme konusu 56 ncı maddede, “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle” ibareleri yer aldığından, birden fazla evlilik ve doğal olarak birden fazla boşanmanın gerçekleşmiş olması durumunda, boşanılan herhangi bir eşle eylemli olarak birlikte yaşama durumunda madde hükmünün uygulanacağı gözetilmelidir. Sonuç olarak; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 56. maddesinin ikinci fıkrasına dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu aşamada, özellikle Anayasa'nın 20, 5510 sayılı Kanunun 59, 100, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun'un 28, 45, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 3, 45 – 53, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 32, 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 6, 24 – 33, 189, 190, 191, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6, 19, 20. maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilmesi istenilen tanıkların ifadeleri alınmalı, davacı ile boşandığı eşinin yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak; muhtarlıktan ikametgah senetleri elde edilmeli, ilgili Nüfus Müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili Nüfus Müdürlüğü’nden adres hareketleri, tarihleriyle birlikte istenilmeli, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, seçmen bilgi kayıtları getirtilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmi-özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, boşanan eşler 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta iseler adlarına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmeli, boşanan eşlerin kayıtlı oldukları bölge-bölgeler yönünden kapsamlı Emniyet Müdürlüğü-Jandarma Komutanlığı araştırması yapılmalı, anılan mahalle-köy muhtar ve azalarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir. Dosya kapsamından, davacı/birleşen davada davalı ile eşi ...'ın 17.05.2006 tarihinde boşandıkları, davacı/birleşen davada davalının babası ... 'nın 27.02.1981 tarihinde, annesi ...’nın ise 14.05.2005 tarihinde vefat ettikleri, davacı/birleşen davada davalının 19.06.2006 tarih, 508246 varide ile Kurum kayıtlarına intikal eden dilekçesiyle babası ... üzerinden tahsis talebinde bulunduğu, 15.06.2006 tarihinde aylık hakkının doğmasıyla kendisine aylık bağlandığı, davacı/birleşen davada davalının eski eşi ile birlikte yaşadığı hususunda 19.10.2015 ve 18.07.2016 tarihlerinde Kuruma yapılan isimsiz ihbarlar üzerine, Kurum denetim elemanları tarafından inceleme başlatıldığı, Kurumun 15.02.2019 tarihli raporunda davacı/birleşen davada davalının boşandığı eşi ile 01.10.2008 tarihinden itibaren birlikte yaşadığının tespit edilmesi üzerine aylığının kesildiği ve 20.05.2009-19.04.2019 tarihleri arasında ödenen aylıkların da borç tahakkuk ettirilerek davacı/birleşen davada davalıdan istendiği, dosya kapsamında mevcut kayıtlara göre davacı/birleşen davada davalının Kuruma 27.06.2019 tarihinde müracaat ederek itirazda bulunduğu, davalı/birleşen davada davacı Kurumca itirazının reddedilmesi üzerine bu defa aldığı yetim aylığının, kesilme tarihi itibariyle yeniden bağlanması amacıyla asıl davanın açıldığı, mahkemece yapılan araştırma kapsamında davacı/birleşen davada davalının eşinden boşandıktan sonra fiilen birlikte yaşamaya devam etmediği yönünde oluşan kanaate göre asıl davanın kabulüne, birleşen davanın ise reddine karar verildiği görülmüştür. Somut uyuşmazlıkta, davacı/birleşen davada davalı ile boşandığı eşinin fiilen birlikte yaşama olgusunun varlığına ilişkin mahkeme kabulü eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olup, hatalı değerlendirme ile hüküm kurulmuştur. İnceleme konusu davaya ilişkin olarak eldeki kayıtlar incelendiğinde; 19.10.2015 ve 18.07.2016 tarihlerinde davacı/birleşen davada davalı ve boşandığı eşinin adres de belirtilerek beraber yaşadıklarının Kuruma ihbarda bulunulması üzerine Kurum denetim elemanlarınca inceleme başlatıldığı, "... Mah. ... Sok. ... Blok D:... No:.../İzmir" adresinde yapılan yerel denetim sırasında ifadesine başvurulan apartman görevlisi ...'in 03.12.2018 tarihli ve imzalı beyanında tarafların 2 yıldır apartmanın 23 numaralı dairesinde ikamet ettiklerini, karı-koca beraber yaşadıklarını, yanlarında başka kimsenin yaşamadığını beyan ettiği, "... Mah. ... Sok. No:... D:... /İzmir" adresinde yapılan denetimde ise bu apartmandaki görevli ... 03.12.2018 tarihli beyanında tarafları tanıdığını, 2 yıl önce apartmandan taşındıklarını, taşındıkları tarihten önce 2 yıl kadar 10 numaralı dairede beraber yaşadıklarını belirtip, tutanağı imzaladığı, tutanak tanığı olarak beyanına başvurulan komşusu ...'in de denetmene verdiği yazılı ifadesinde tarafları tanıdığından beri beraber yaşadıklarını beyan ettiği, tutanak tanıklarının yargılama aşamasındaki beyanlarında ise eski eşin davacı/birleşen davada davalıya ait evde sürekli kalmadığını, tedavi amacıyla İzmir'e geldiğinde beraber kaldıkları belirterek ifadelerini değiştirdikleri, Mahkemece de bu beyanlarına itibar edilmek suretiyle eksik inceleme ile hüküm kurulduğu anlaşılmıştır. Bu kapsamda öncelikle davacının en son ikamet kaydının bulunduğu İzmir adresinde denetim yapıldığı, bu denetim sırasında Kurumun denetimle görevli elemanları tarafından kanunda belirlenen usullere uygun olarak tutanak tutulduğu, bu tutanakların ilgilisi tarafından imzalanıp, geçerli sayılması gereken tutanaklardan oldukları, buna karşılık tutanak tanıklarının ifadelerini değiştirmelerini gerektirecek geçerli bir sebep de ortaya koyamadıkları, öte yandan davacı adına kayıtlı "... Mah. ... Sok. ... Blok D:... No:... /İzmir" adresindeki dairenin sahibi ...'in kolluk görevlilerine verdiği beyanda şahısların 1 yıl kadar süreyle kendisine ait evde oturduklarını beyan ettiği, kamu tanığı sıfatıyla mahkemece alınan beyanında da kira sözleşmesini ... bey ile yaptığını, oturdukları 1 yıllık süre içerisinde evlerine gitmediğini, ancak bir defa ... beyi pazarda eşi olarak tanıttığı kişi ile beraber gördüğünü, kendisiyle tanıştırılan bayanın ise duruşmada hazır bulunan davacı olduğunu belirtmesi karşısında Mahkemece tüm bu çelişkiler giderilmeksizin sonuca gidildiği değerlendirilmiştir. Mahkemece, davacı/birleşen davada davalının boşanma tarihinden sonra 2007 - 2013 tarihleri arasında Antalya Alanya ilçesinde ikamet kayıtlarının bulunduğu gözetilerek, davacı/birleşen davada davalı ve boşandığı eşi ... adına Alanya ilçesinde bulunan kayıtlı adreslerde de kapsamlı araştırma yapılmalı, bu adreslerden tespit edilecek daha fazla kamu tanığının beyanlarına başvurulmalı, tarafların aynı adreste kalıp kalıp kalmadığı yöntemince araştırılmalı, eski eş ...'ın yaptığı iş belirlenip davalı Kurumdan sicil dosyası getirilmek suretiyle çalıştığı işyerlerine uyuşmazlık konusu dönemde hangi adresleri bildirdiği tespit edilmeli, aylık alıyor ise aylıklarını hangi banka şubesinden aldığı tespit edilmeli, ayrıca talimat yoluyla dinlenen tanık ...'in davacı/birleşen davada davalıya ait Alanya ilçesinde deri atölyesinin bulunduğu ve geçimini de buradan sağladığına yönelik beyanı hakkında araştırma yapılarak, davacı adına kayıtlı bir işyeri bulunup bulunmadığı, varsa işyerinin faal olduğu tarih aralığı belirlenmeli, davacı/birleşen davada davalı ve boşandığı eşinin 2012 yılında Alanya ilçesinde, 2014 - 2018 yılları arasında ise İzmir'de aynı gün aynı hastanelerde muayene oldukları anlaşıldığından muayene oldukları bu hastanelere verdikleri adres ve telefon kayıtları da sorulmak suretiyle uyuşmazlık konusu dönemde boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği toplanan kanıtlar ışığında şüphe bırakmayacak şekilde ortaya konularak hüküm kurulmalıdır. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgulara gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle, 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/15744, K. 2025/7278, T. 30.04.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2024-15744-e-2025-7278-k-b705bd0a4d17