Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2011/11376 E. 2012/22067 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2011/11376
- Karar No
- 2012/22067
- Karar Tarihi
Mahkemesi :İş Mahkemesi No :681-440 Dava, kaza sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan aylıklardan oluşan Kurum zararının rücuan tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Davanın yasal dayanağını teşkil eden 1479 sayılı Kanun’un 63’üncü maddesinde; “üçüncü bir kimsenin suç sayılır hareketi ile bu Kanunda sayılan yardımların yapılmasını gerektiren bir halin doğmasında, Kurum, sigortalı veya hak sahiplerine gerekli bütün yardımları yapar. Ancak, Kurum, yapılan bu yardımların ilk peşin değeri için üçüncü kişilere, istihdam edenlere, ve diğer sorumlulara rücu eder. Bu kimselerin hak sahiplerine yaptıkları ödemeler dolayısıyla Kurumun zarara uğraması halinde, hak sahiplerine rücu hakkı saklıdır. Taksirli suç sayılır hareketi ile bu Kanunda sayılan yardımların yapılmasına neden olan üçüncü kişinin sigortalının eşi, çocukları, ana ve babası olması halinde, bu kişilere rücu edilmez. Kurumun rücu hakkını doğuran suç sayılır hareket yurt dışında meydana gelmiş, suçun faili yabancı uyruklu ve yurt dışında ikamet ediyorsa, bu kişilere rücu edilmez.” hükmü öngörülmüştür. Dava konusu somut olayda; davacı Kurum, davalının ortağı ve temsil - ilzama yetkili müdürü olduğu dava dışı ... Otomotiv ve İnşaat San. Tic. Limited Şirketi’ne ait otomobil satış ve servis işyerinde 30.11.2007 tarihinde meydana gelen kazada yararlanarak 06.12.2007 tarihinde ölen sigortalı ... ’ın hak sahiplerine bağlanan aylıklardan oluşan sosyal sigorta yardımlarının rücuan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Bilirkişi heyeti tarafından olayın meydana gelmesinde asli kusurlu olduğu tespit edilerek, davalının 5237 sayılı Kanunun 85/1, 62 ve 51 maddeleri uyarınca erteli 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırıldığı Küçükçekmece 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.05.2009 gün ve 98 / 437 sayılı kararından açıkça anlaşılmaktadır. Başka bir anlatımla; davalının sigortalının ölümüyle sonuçlanan zararlandırıcı sigorta olayında suç sayılır hareketi ile kusurlu olduğu (818 sayılı Borçlar Kanununun 53’üncü ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 74’üncü maddesi uyarınca hukuk hâkimini de bağlar nitelikte kesinleşmiş maddi olgu halini aldığı) saptanmıştır. Bu nedenle üçüncü kişi davalının kusur oranı konusunda uzman bilirkişiden alınacak raporla belirlenerek, davacı Kurum zararının buna göre hüküm altına alınması gerekirken, davalının “kazanın meydana geldiği yerin şirket ortaklarından biri olduğu ve pasif husumet ehliyetinin bulunmadığından” bahisle yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Kabule göre; 01.10.2011 günü yürürlüğe girerek 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununu yürürlükten kaldıran 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “tarafta iradi değişiklik” başlıklı 124’üncü maddesinde, bir davada taraf değişikliğinin, ancak karşı tarafın açık rızası ile olanaklı olduğu bildirildikten sonra, ancak, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği isteminin, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edileceği, dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkimin karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği isteminin kabul edebileceği açıklanmıştır. Bu yasal düzenleme karşısında; taraf teşkilinde husumet yönünden maddi bir yanılgı bulunması durumunda uygulama olanağı bulunan 6100 sayılı Kanunun 124’üncü maddesindeki düzenleme gereğince taraf değişikliği isteminin karşı tarafın rızası aranmaksızın kabul edilmesi zorunluluğu nazara alınmalıdır. O hâlde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 15.11.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.