Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2011/10931 E. 2012/16262 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2011/10931
- Karar No
- 2012/16262
- Karar Tarihi
Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi No :69-132 Dava,1986-1990 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde aralıksız çalışmasına rağmen kuruma eksik bildirilen günlerinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, ilâmında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 1-)5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. 506 sayılı Yasanın 4’ncü maddesinde ise, bu kanunun uygulanmasında 2’nci maddede belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler “işveren” olarak tarif edilmiş, 6.maddede de, çalışanların işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olacakları hüküm altına alınmıştır. Anılan açıklamalarla birlikte, bu tür sigortalı hizmetlerin saptanmasına ilişkin davaların kamu düzeniyle ilgili olup, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerekeceği yönündeki ilke gereğince, öncelikle davacının yaptığı işin niteliği üzerinde durulmalı, yapılan ücret ödemelerinin kim tarafından ve ne suretle yapıldığı; davacı ile davalı arasındaki ilişkinin de niteliği belirlenerek hizmet akdinin unsurlarından olan zaman ve bağımlılık ilişkisinin varlığı irdelenmeli; böylece bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak işveren sıfatına sahip kişi veya kişiler tereddütsüz belirlenmeli ve husumet de gerçek işverene yöneltilmelidir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında dava konusu olayda dosya arasında mevcut işyeri dosyası içerisinde 28.05.1986 varide tarihli belgede davacının çalışmalarının geçtiği adreste kurulu işyerine ilişkin bildirimin... Kundura Sanayii Koll. Şti. ünvanlı bir şirket tarafından yapıldığı; 24.03.2011 havale tarihli cevap dilekçesinin de... Kundura ortağı tarafından verildiği, Mahkemece gerekçeli karar başlığında ise davalı olarak “... Kundura”nın gösterildiği anlaşılmakla; öncelikle “... Kundura” ibaresinin davalı tarafa ait bir ticaret ünvanı mı yoksa işletme adı mı olduğu, bu kapsamda davalı tarafta adi ortaklık mı yoksa ticaret şirketinin mi olduğunun belirlenmesi, şayet ticaret ünvanı ise böyle bir şirketin var olup olmadığının vergi ve ticaret sicil kayıtlarından araştırılması, şayet işletme adı ise işleten veya ortaklarının belirlenmesi ve davacının hizmet akdinin gerçekleştiği işvereninin kim olduğunun belirlenmesinden sonra HMK’nın 124. Maddesi gereğince bir davada taraf değişikliğinin, ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkün olduğu, ne var ki dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, karşı tarafın rızası aranmaksızın taraf değişikliği talebinin kabul edilebileceği hususları da göz önünde tutularak, davaya katılımı sağlanması, daha sonra savunma ve delillerinin sorulması, en son olarak da davacının iddia ettiği çalışmaların gerçekliği yönünden araştırma yapılması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir. 2-)506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır. Dava konusu somut olayda ise; davacının sicil dosyasına ekli gönderilen 07.10.1986 tarihinde Kuruma verilen, 01.09.1986 işe başlama tarihli giriş bildirgesi ile bu bildirgeye dayalı olarak 01.09.1986 tarihinden itibaren davalı işverene ait işyerinden bildirilmiş 815 günlük kısmi çalışmanın varlığı karşısında; davaya konu olan dönemde gerçekleştiği iddia edilen çalışmaların, hak düşürücü süreye uğramadığı tartışmasız olduğundan, çalışma iddiasının gerçek ve fiili olup olmadığı üzerinde durulup, sonucuna göre karar verilmesi gerekir. Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 25.09.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.