Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/3612 E. 2026/4673 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/3612
Karar No
2026/4673
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/2791 E., 2025/860 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Afyonkarahisar 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/511 E., 2019/195 K.

Dava, yolsuz tescil hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

Davacı; 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında faaliyetine son verilen dava dışı ... Özel Öğretim Kurumları AŞ’den dava konusu 3 15... parsel sayılı taşınmazı 26.02.2016 tarihinde satış yoluyla edindiğini, ancak anılan taşınmazın 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 12. maddesi uyarınca re’sen davalı Hazine adına tescil edildiğini, değinilen maddede düzenlenen muvazaa koşullarının oluşmayıp bu gerekçeyle davalı Hazine adına re’sen yapılan tescilin yolsuz olduğunu ileri sürerek dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tescilini istemiştir.

Davalı Hazine vekili; davacı Şirket'in dava konusu taşınmazı muvazaalı olarak edindiğini belirtip davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesince; davacı Şirket'in dava konusu taşınmazı iktisabının muvazaalı olmayıp 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 12. maddesi uyarınca davalı Hazine adına yapılan tescilin yolsuz olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne dair verilen kararın davalı Hazine tarafından istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 12. madde koşullarının oluştuğu, faaliyetine son verilen şirketin kapatılma tarihi itibarıyla dava konusu taşınmaz üzerindeki faaliyetine devam ettiği gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulü ile İİk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Dairemizce; davacının yerinde bulunmayan temyiz itirazının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün onanmasına karar verilmiş, karar kesinleşmiştir.

Davacının 20.11.2020 tarihli bireysel başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesinin 28.03.2024 tarihli ve 2020/35644 başvuru numaralı kararı ile; somut olayda başvurucunun yargılama aşamalarında, arsa niteliğinde olan taşınmazın üzerinde bulunan ancak kayıtlarda görünmeyen spor salonunun yalnızca öğrencilerin mağdur olmamaları bakımından 2015-2016 eğitim ve öğretim yılı sonuna kadar kullandırılmasının sözleşmeyle kararlaştırıldığını ifade ettiği, bu bağlamda başvurucunun; kapatılma tarihi itibarıyla kapatılan kuruluşun arsa üzerinde bir faaliyetinin olmadığını belirterek spor salonunun eğitim ve öğretim yılı sonuna kadar açık kalması olgusunun muvazaa olarak kabul edilemeyeceğini, kapatılan kurumun arsa üzerinde başkaca bir faaliyetinin de olmadığını savunduğu, taşınmazı emlak danışmanlık firması aracılığıyla bulduğunu ve firmaya bu hizmeti için ödeme yaptığını belirttiği, satış sözleşmesine konu bedelin fazlalığı ve ticari hayatın gerekleri dikkate alındığında satış bedelinin tek seferde değil de taksitle ödenmesinin muvazaa olarak kabul edilemeyeceğini vurguladığı, ayrıca ilgili eğitim kuruluşunun kapatılması üzerine iyi niyetli olarak sözleşme gereği ödeme planına bağlanmış sıralı ödemelerin hangi kurum ve kuruluşa ödenmesi gerektiğini ... Defterdarlığına sorduğunu, yine ilgili mahkemeden çeklerle ilgili tedbiren ödeme yasağı kararı aldırdığını ifade ederek kapatılan kuruluşla bu işlem dışında başka bir ticari ilişkisinin olmadığına da işaret ettiği, bunun yanında ... Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Denizli Küçük ve Orta Ölçekli Mükellefler Başkanlığınca konuya ilişkin olarak ihtilaf konusu taşınmazın satışının muvazaa içermeyen gerçek bir satış olduğu ve okulların KHK ile kapatıldığı tarihte satışa konu taşınmaz üzerindeki spor salonunun satıcı firmanın kullanımında olmadığı yönünde görüş bildirdiğini savunduğu, son olarak Şirket ortakları hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararları da verilmiş olduğuna değindiği, Bölge Adliye Mahkemesi kararında belirtilen 689 sayılı KHK hükümlerinin olayın şartları dahilinde uygulanamayacağı yönündeki iddiasını da dile getirdiği, buna karşın Bölge Adliye Mahkemesinin başvurucunun uyuşmazlığın sonucuna etkili nitelikteki ayrı ve açık yanıt gerektiren bu iddia ve itirazlarını karşılamadığı, öte yandan Mahkemece dava konusu taşınmazda yapılan keşif sonucu alınan bilirkişi raporunda taşınmazın devir tarihinde değerinin 6.987.516,80 TL olduğu tespit edildiği, başvurucu ile ... A.Ş. arasında imzalanan satış sözleşmesinde de taşınmazın bedelinin 7.000.000 TL olarak kararlaştırıldığı, bu kapsamda taşınmaz satış işleminin gerçek değer üzerinden yapıldığının Mahkemece kabul edildiği, Bölge Adliye Mahkemesinin, yapılan bu tespite rağmen ticari teamüle göre taşınmazın taksitle satışının mümkün olmadığı sonucuna vardığı ancak bu sonuca varırken ticari teamülün nasıl belirlendiğini gerekçeli kararında açıklamadığı, Bölge Adliye Mahkemesinin ayrıca, kararında arsa niteliğindeki taşınmazın ve spor salonunun zilyetliğinin satıcı tarafından anahtar teslimi ile veya başka şekilde başvurucuya teslim edildiğinin iddia ve ispat edilemediğini belirttiği, bununla birlikte davalı Hazine tarafından yargılama sürecinde bu yönde bir iddia ve itiraz dile getirilmediği dikkate alındığında başvurucunun bu hususu ispat etmesi gerektiğini Bölge Adliye Mahkemesinin kararıyla öğrendiği, başvurucunun bu durumda zilyetliğin ne şekilde teslim edildiğiyle ilgili bir açıklama imkânı bulamadığı gibi muvazaa olgusunun ispatı bakımından bu şekilde bir teslimin gerekli olup olmadığını ortaya koyabilmesinin de mümkün olmadığını, dolayısıyla mülkiyet hakkının gerektirdiği usul güvencelerinden biri olan etkili itiraz imkânı tanınması güvencesinin somut olayda başvurucuya sağlanmadığının anlaşıldığı, bu bilgiler ışığında somut olayda başvurucunun taşınmazı satın alma işleminin muvazaalı olmadığı hâlde mülkiyet hakkına haksız olarak müdahale edildiğine ilişkin sonuca etkili olabilecek itirazlarının ve delillerinin kanun yollarında mahkemelerce konu ile ilgili ve yeterli bir gerekçeyle tartışılmadığı kanaatine varıldığı, sonuç olarak başvurucunun mülkiyet hakkının korunması için gerekli usuli güvencelerin somut olayda yerine getirilmediği, adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu bu nedenle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğunun tespit edildiği, Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiğine değinilerek, diğer taraftan bu ihlal kararının başvurucunun açtığı davanın esasıyla ilgili herhangi bir değerlendirme içermediği vurgulanmış, Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirttiği ihlal gerekçelerini gözeterek ve söz konusu işlemle ilgili olarak yeniden bir değerlendirme yaparak gereken kararı verilmek üzere dosya Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmiştir.

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararından sonra yeniden yapılan yargılama sonucu Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının da kabulünde olduğu üzere taşınmazın davacıya devrinden sonra kapatılan eski malik tarafından taşınmaz üzerinde faaliyete devam edildiği, KHK'nın 12. maddesinde yer alan '' kapatılanlar tarafından aynı faaliyete kapatılma tarihi itibarıyla devam edilen taşınmazların devir işlemleri muvazaalı kabul edilir'' hükmü gereğince davacıya yapılan devir işleminin o tarihte yürürlükte olan yasal düzenleme gereği kural olarak muvazalı olduğu, karinenin tersini yani satış işleminin muvazalı olmadığını ispat yükünün davacıda olduğu, davacı, eğitim öğretim sezonu devam ettiğinden eğitim dönemi ortasında öğrencilerin kullanımından mahrum kalmaması amacıyla satıştan sonra eğitim öğretim dönemi sonuna kadar taşınmazı kapatılan şirketin kullanımına bıraktığını savunmuş ise de satışa konu arsanın bir bölümü üzerindeki ruhsatsız olduğu anlaşılan bu yapının okul niteliğinde zorunluluk arz eden yahut öğrencilerin taşınmasına sebep olacak bir nitelikte olmadığı gibi taraflar arasındaki her zaman düzenlenebilecek nitelikteki adi yazılı satış sözleşmesinde dahi 2015-2016 dönemi sonuna kadar satıcının kullanımına bırakılan yerin dönem sonundan sonra kullanımının yine satıcıya bırakılabileceğine dair düzenlemenin, davacının hastane yapmak amacıyla taşınmaz satın alınması arayışına girdiğini ve bu gerekçeyle taşınmazın gerçek bir satış işlemiyle alındığı iddiasıyla çeliştiği, ayrıca davacının satın alma tarihinden sonra hastane yapımına ilişkin belediyeye yapılmış bir ruhsat başvurusu veya çalışmasının olduğunun da ortaya konulmayıp zilyetliğin de davacıya tesliminin ispatlanmadığı, simsar aracılığıyla taşınmazın alındığına dair her zaman düzenlenebilecek nitelikte fatura dışında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 520/3. maddesine uygun itibar edilebilir bir delilin bulunmadığı, darbe teşebbüsünden sonra vadesi gelen ödemelerin maliyeye yapılmasının da taraflar arasındaki görünürdeki sözleşmeye göre yapıldığından işlemin muvazaalı olmadığını ispata elverişli olmadığı, davacının, dava dışı satıcının doğrudan hesabına taksit adı altında para yatırmasının da yatırılan tutarların taşınmaz bedeline oranıyla yapılan ödemelerin zaten yükümlü olan satıcı ve taşınmazı borçtan kurtaracağından gerçek bir satış işlemi olduğu sonucunu doğurmayacağı, dolayısıyla; satıcının tapu devrinden sonra dava konusu taşınmazda faaliyetine devam etmesi, tarafların gerçek amaçlarının satıcı şirket hakkında gelecekte yapılması muhtemel soruşturmalarda verilecek el koyma kararından taşınmazı kurtarmak amacı ile taşınmazın davacıya devrine yönelik olduğu, bu olgular karşısında muvazalı olmadığının ispatlanamadığı, davalı Hazine adına yapılan tescilin 675 sayılı KHK'ya dayanıp kanuni olduğu, KHK'nın davacı adına satış suretiyle tescil edilen taşınnmazın terör örgütü ile irtibatı veya iltisakı olduğu saptanan satıcı şirketin malvarlığı değerlerini hileli yollarla devretmesinin önüne geçmek amacıyla meşru bir amacın bulunduğu, zilyetliğin satıcıda devam etmesi nedeniyle muvazaa karinesinin aksinin davacı tarafça ispatlanamadığından mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin orantılı ve ölçülü olduğu dikkate alındığında Hazine adına yapılan tescil işleminin yolsuz olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istekli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 09.06.2026 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.

Belli edilen günde, temyiz eden davacı vekili Avukat ... ile temyiz edilen davalı vekili Avukat ... geldiler. Gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; Afyonkarahisar'ın Merkez ilçesine bağlı ... Mahallesinde bulunan dava konusu 3 15... parsel numaralı arsa niteliğindeki taşınmaz, ..., Fen, Meslek ve Teknik Anadolu Lisesinin maliki ... Öğretim Kurumları ... Şirketine (... A.Ş.) ait iken 26.02.2016 tarihinde imzalanan satış sözleşmesi ile davacıya 7.000.000 TL karşılığında satıldığı, satış sözleşmesinde davacının satış bedelinin 709.510,00 TL'lik kısmını nakit, 210.484,00 TL'lik kısmını tapu harç bedeli olarak ödeyeceği, 2.962.474 TL'lik kısmını vadeler hâlinde çek ile, satıcının bir bankadan kullandığı ve satışa konu taşınmazı teminat olarak gösterdiği 3.117.532,00 TL kredi borcunu ise ödeme planı dâhilinde taksitler hâlinde ödeyeceğinin kararlaştırıldığı, Afyonkarahisar Valiliği ... Müdürlüğünce, davacı ile ... A.Ş. arasındaki satış işleminin muvazaalı olduğunu kabul edilerek 675 sayılı KHK'nın 12. maddesi uyarınca taşınmazın davalı Hazine adına tescili için ... Tapu Müdürlüğüne yazı yazıldığı ve taşınmazın 11.11.2016 tarihinde Hazine adına tescil edildiği, keşif sonucu alınan bilirkişi raporunda taşınmazın bedelinin devir tarihinde 6.987.516,80 TL, dava tarihinde 8.869.866,40 TL olduğunun saptandığı, Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığınca, davacı Şirket'in ortaklarının da aralarında olduğu, muvazaalı olarak satıldığı iddia edilen taşınmazları devralanlar hakkında silahlı terör örgütü üyeliği suçundan soruşturma başlatıldığı; soruşturma sonucunda davacı Şirket'in ortakları hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği anlaşılmakla temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, özellikle Anayasa Mahkemesinin ihlal kararından sonra gerekçede ticari teamül kavramına yer verilmediği, diğer ihlal sebeplerini karşılar şekilde yargılama yapılıp gerekçe yazıldığı anlaşıldığına göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, 04.11.2025 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca gelen temyiz edilen davalı Hazine vekili için 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin temyiz eden davacıdan alınmasına, Aşağıda yazılı 116,60 TL

bakiye onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.06.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2025/3612, K. 2026/4673, T. 09.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2025-3612-e-2026-4673-k-30b0dde29eff