Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/3247 E. 2026/795 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/3247
- Karar No
- 2026/795
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1917 E., 2025/470 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ezine 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/450 E., 2024/99 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalılar vekili tarafından duruşma istekli olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 20.01.2026 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde, temyiz eden davalılar ... vd. vekilleri Avukat ... ile temyiz edilen davacılar ... vd. vekilleri Avukat ... geldiler. Gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
- K A R A R -
Dava, inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel istemine ilişkindir.
Davacılar; mirasbırakanları ... ile davalıların murisi ... arasında imzalanan 31.07.2002 tarihli inanç sözleşmesi kapsamında borcun teminatı olarak, borç ödendiğinde geri verilmek üzere 24 parsel sayılı taşınmazı davalıların murisine temlik ettiğini, borcun ödendiğini, teminat amacıyla devredilen altı taşınmazın iade edildiği halde dava konusu 24 parsel sayılı taşınmazın iade edilmediğini ileri sürerek tapu kaydının iptali ile payları oranında adlarına tesciline, olmadığı takdirde bedelin ticari temerrüt faizi ile tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar; 31.07.2002 tarihli sözleşmeden haberdar olmadıklarını, murisleri ile davacıların murisleri arasındaki mutabakat ve taahhütlerin en son 26.09.2007 tarihli bir sözleşmeye bağlandığını, bu sözleşme uyarınca da taahhütlerin 01.11.2007 tarihine kadar yerine getirilmesi gerektiğini, taahhütlerin yerine getirilmediğini ve 14 yıl sonra dava açıldığını, sunulan bonoların ödeme kaydı olarak kabul edilemeyeceğini, zamanaşımının geçtiğini, TBK’nın 97. maddesi uyarınca davacı tarafın önce edimini yerine getirmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarihi ve sayısı belirtilen kararı ile; taraflar arasında inançlı işlem olduğu konusunda tereddüt bulunmadığı, borcun ödendiğini ispat yükü borçlu konumundaki davacı tarafın üzerinde olup her ne kadar sözleşmede 350.000 USD karşılığı 34 adet bono düzenlendiği belirtilmişse de sözleşme ve senetler üzerinde davacı tarafından ibraz edilen senetlerin bu borç ilişkisi çerçevesinde düzenlendiğini gösterir herhangi bir ayırt edici unsur bulunmadığı, bononun kural olarak sebepten bağımsız olarak düzenlenen bir belge olması ve belirtilen şekilde senet düzenlemenin her zaman için mümkün olması karşısında üzerinde sadece borçlunun imzası bulunan senetlerin borçluda bulunmasının söz konusu borcun ödendiğini ispata elverişli olmadığı ve davaya konu edilen inanç sözleşmesi kapsamında davacılar murisince ödünç olarak alınan paranın ödendiğinin davacılar tarafından ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tarafların murisleri arasındaki inançlı işlem sözleşmesinde belirtilen bono asıllarının davacı tarafça sunulması, bu bonoların sözleşmede belirtilen bonolarla vade ve miktar itibari ile uyumlu olması, davalı tarafın başkaca herhangi bir bono veya yazılı delil sunmaması hususları göz önüne alındığında, davacıların murisinin davalıların murisine, inançlı işlem sözleşmesinde belirtilen borcu ödemiş olması nedeni ile davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle istinaf başvurularının kabulü ile hükmün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurularak davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden; davacıların mirasçıları olduğunu iddia ettiği ... ’nun 06.07.2010 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak çocukları ..., ..., ..., ... ve ...’in kaldığı, anılan tüm mirasçılarca Bakırköy 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 11.05.2011 tarihli ve 2010/2582 Esas, 2011/1229 Karar sayılı kararı ile ... ’nun mirasını kayıtsız ve şartsız reddedildiğinin tespitine karar verildiği ve kararın kesinleştiği görülmüştür.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 612. maddesinde “En yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras, sulh mahkemesince iflâs hükümlerine göre tasfiye edilir. Tasfiye sonunda arta kalan değerler, mirası reddetmemişler gibi hak sahiplerine verilir.” hükmü düzenlenilmiştir.
Bilindiği üzere, en yakın mirasçı kavramı ilk bakışta mirasçı olanları ifade etmektedir. Somut olayda; ... nun en yakın mirasçılarının tamamı mirası reddeden ..., ..., ..., ... ve ...'dir. Miras, mirasbırakanın en yakın yasal mirasçısı tarafından, sonra gelen mirasçılar yararına olmaksızın reddedilmekle tereke iflas hükümlerine göre tasfiyeye tâbi duruma gelmiştir. Muris ... ’nun en yakın yasal mirasçılarının tamamı mirası reddetmiş olduğundan ve miras iflas hükümlerine göre tasfiyeye tâbi hale geldiğinden en yakın mirasçılardan ...’in altsoyu olan ..., ... ... ve ... ile ...’in altsoyu olan ... ve ...’ya mirasbırakan ... ’nun mirasının intikal etmesi söz konusu değildir. Muris ... ’nun terekesine dahil olduğu iddia edilen taşınmaz için miras hakkı kendilerine geçmeyen dolayısıyla mirasçılık sıfatı bulunmayan davacılar değil, terekenin iflas hükümlerine göre tasfiyesi sonucu oluşması gerekli iflas idaresinin talepte bulunması gerekir.
Hal böyle olunca; kendilerine miras hakkı geçmediği için mirasçı olamayan davacıların davalılardan tereke nedeniyle doğrudan bir talep hakkı olmadığı gözetilerek aktif dava ehliyeti bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.
Davalılar vekilinin değinilen yönden yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine, 04.11.2025 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca gelen temyiz eden davalılar vekili için 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin temyiz edilen davacılardan alınarak davalılara verilmesine, Dosyanın kararı veren Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 09.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.