Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/3108 E. 2025/3686 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/3108
- Karar No
- 2025/3686
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/291 E., 2024/478 K.
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı; maliki olduğu 95... parsel sayılı taşınmazdaki 10 nolu bağımsız bölümü eski eşinin borçlarından dolayı teminat amacıyla ve iade edilmek koşuluyla bedelsiz olarak satış göstermek suretiyle davalılara devrettiğini, ancak davalıların taşınmazı iade etmediklerini, sadece formalite denilerek kandırıldığını ileri sürerek tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuş, 15.07.2009 tarihli ıslah dilekçesiyle davanın tek başına inanç sözleşmesine dayalı olmadığını, gabin, hile ve muvazaa hukuki nedenlerine de dayandığını, ortada bir tereddüt varsa talebini bu şekilde ıslah ettiğini bildirmiştir. II. CEVAP Davalılar; iddiaların asılsız ve satışın gerçek olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 08.12.2011 tarihli ve 2008/138 Esas, 2011/374 Karar sayılı karar ile; davacı ile davalılar arasında taşınmazın danışıklı devrine ilişkin harici bir sözleşme veya yazılı bir delil bulunmadığı, hile ve gabin iddialarının da ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. TEMYİZ ve KARAR DÜZELTME A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.
B. Onama Kararı Dairenin 10.09.2013 tarihli ve 2013/11556 Esas, 013/12299 Karar sayılı kararı ile; davacının 15.05.2008 tarihli dilekçe ile inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğinde bulunduğu, 15.07.2009 tarihli ıslah dilekçesiyle hile ve gabin hukuki sebeplerine de dayandığı, inançlı işlemin yazılı belge ile ispatlanması gerektiği, davacının yaptığı ödemelerin satış tarihinden önce olması sebebiyle banka kayıtlarının yazılı delil başlangıcı sayılamayacağı, davacının davalı tarafa yemin teklif etmediği, ıslah tarihi itibariyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 39. maddesi uyarınca 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçirildiği gerekçeleri ile Mahkeme kararı onanmıştır.
C. Karar Düzeltme Yoluna Başvuranlar Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili karar düzeltme başvurusunda bulunmuştur.
Ç. Karar Düzeltme Dairenin 03.07.2014 tarihli ve 2014/1676 Esas, 2014/12943 Karar sayılı kararı ile; "...Davalılar eldeki davaya karşı cevaplarında, iddiaların doğru olmadığını, dava konusu taşınmazın satış bedelinin davacıya ödendiğini belirterek davanın reddini savunmuşlarsa da davacının şikayeti üzerine ..... Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/135250 hazırlık numarası üzerinden yapılan soruşturma sırasında davalı ... 02.06.2011 tarihinde polise verdiği ifadesinde; “davacı ... ve .... ... .....’nun 2007 yılı Eylül aylarında yanına gelip faizle para aldığı için Av. ... ...... ve ..... isimli şahıslara bankadan kredi çekip borçlarını ödeyeceklerini ve davacı ...’ya ait daireyi kendisine devredeceklerini, kredi taksitlerini de kendilerinin ödeyeceğini söylediklerini, şahısların zor durumda olması nedeniyle teklifi kabul edip ....... Kredi Bankasına kredi için başvurduğunu, bankanın daha önce çektiği krediyi ödemekte zorlanması nedeniyle kredi başvurusunu kabul etmediğini, bunun üzerine ... .... isimli şahsın tapusu kendisine devredilen daire karşılığında ...’den para bulabileceklerini söylemesi üzerine adı geçenlerle davacının evinde buluştuklarını, davalı ...’nün bu ev karşılığında 400.000,00 TL nakit para verip 6 ay sonra 600.000,00 TL olarak geri alacağını, taşınmazın da kendisine devrinin yapılmasını istediğini, davacının da bu teklifi kabul etmesi üzerine 4 gün sonra 21.09.2007 tarihinde davalı ...’nün 400.000,00 TL parayı davacı ve .... ... .....’na teslim ettiğini, kendisinin de kredi çekmek üzere devredilen taşınmazın ½ payını davalı ...’e devrettiğini, 15 gün sonra da kalan ½ payın devrini talep üzerine yaptığını, Arnavutköy’de bulunan kredi çekmesi için kendisine devredilen daireler için her hangi bir maddi menfaatinin olmadığını, davalı ...’ten de kendisine verilen bir para bulunmadığını” belirttiği görülmektedir. O halde, davalı ...’ın yukarıda içeriği açıklanan beyanının kendisini bağlayacağı açıktır. Bu durumda, davacının dava konusu taşınmazın ½ payını davalı ...’a devrinin bedelsiz olduğunun kabulü gerekir. Diğer taraftan, anılan ½ payın davalı ... tarafından diğer davalı ...’e devri yapılmış olup daha önceki aynı akitle pay devralan davalı ...’in bilen ve bilmesi gereken kişi konumunda bulunduğu, 1/2 pay devri bakımından Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanmayacağı sabittir. Öyleyse, dava konusu taşınmazın ½ payı bakımından davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğinde şüphe yoktur. Öte yandan; davacının davalı ...’e devrettiği ½ pay yönünden ise, Mahkemece, yapılan araştırma ve incelemenin hüküm vermeye yeterli olduğu söylenemez. Dosya kapsamı ile somut olayda, davacı kredi bedelini ödediği iddiasında bulunup bir takım ödeme belgeleri ibraz etmiş olup anılan ödemelerin taraflar arasındaki taşınmaz devri ile bağlantılı olduğunun saptanması halinde güçlü delil teşkil edeceği ve çekişmenin giderilmesinde göz ardı edilemeyeceği tartışmasızdır. Hâl böyle olunca; anılan kredi ödemelerinin yazılı delil başlangıcı veya güçlü delil teşkil edip etmeyeceği hususunun irdelenmesi, yazılı delil başlangıcı olarak kabul edildiğinde davacı tanıklarının yeniden dinlenerek ve davacının ödeme iddiası bakımından tüm delilleri toplanıp Borçlar Yasası'nın 81. (6098 sayılı Türk Borçlar Yasası'nın 97.) maddesi hükümleri de dikkate alınarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi; davacının inançlı işlem iddiası sabit olmadığı taktirde ise diğer hukuki sebepler bakımından bir değerlendirme yapılması gerekirken yanılgılı değerlendirme ile noksan tahkikatla yetinilerek yazılı olduğu üzere davanın reddine karar verilmiş olması isabetsizdir." gerekçesi ile onama kararı kaldırılarak Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. D. Direnme Kararı Mahkemenin 11.02.2015 tarihli ve 2014/417 Esas, 2015/36 Karar sayılı kararı ile; davalı ...’ın ifadesinin mahkeme dışı ikrar olarak kabul edilemeyeceği, inançlı işlem iddiasının kanıtlanamadığı, gabin ve hile yönünden hak düşürücü sürelerin geçtiği gerekçesi ile önceki kararda direnilmesine karar verilmiştir. E. Direnme Kararı Sonrası Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
F. Hukuk Genel Kurulu Kararı Hukuk Genel Kurulunun 31.01.2019 tarihli ve 2017/1-1266 Esas, 2019/50 Karar sayılı kararı ile; Mahkemenin direnme olarak adlandırdığı temyize konu kararın usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığı, ilk kararında yer vermediği ve dolayısıyla Daire tarafından da değerlendirilmeyen yeni bir hukuki gerekçeye dayalı yeni hüküm niteliğinde olduğu, yeni hükmün temyizen incelenmesi görevinin Özel Daireye ait olduğundan bahisle dosya Daireye gönderilmiştir.
G. İkinci Bozma Kararı Dairenin 04.07.2019 tarihli ve 2019/1667 Esas, 2019/4339 Karar sayılı kararı ile; "...Davalı ...’ın yukarıda içeriği açıklanan beyanının kendisini bağlayacağı açıktır. Bu durumda, davacının dava konusu taşınmazın ½ payını davalı ...’a devrinin bedelsiz olduğunun kabulü gerekir. Diğer taraftan, anılan ½ payın davalı ... tarafından diğer davalı ...’e devri yapılmış olup daha önceki aynı akitle pay devralan davalı ... durumu bilen ve bilmesi gereken kişi konumunda bulunduğu, 1/2 pay devri bakımından Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanmayacağı açıktır. Öyleyse, dava konusu taşınmazın ½ payı bakımından davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğinde şüphe yoktur. Öte yandan; davacının davalı ...’e devrettiği ½ pay yönünden ise Mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hüküm vermeye yeterli olduğu söylenemez. Davacı kredi bedelini ödediği iddiasında bulunup bir takım ödeme belgeleri ibraz etmiş olup anılan ödemelerin taraflar arasındaki taşınmaz devri ile bağlantılı olduğunun saptanması halinde delil başlangıcı teşkil edeceği ve çekişmenin giderilmesinde göz ardı edilemeyeceği tartışmasızdır. Hâl böyle olunca; anılan kredi ödemelerinin delil başlangıcı veya güçlü delil teşkil edip etmeyeceği hususunun irdelenmesi, delil başlangıcı olarak kabul edildiğinde davacı tanıkları yeniden dinlenerek ve davacının ödeme iddiası bakımından tüm delilleri toplanıp Borçlar Yasası'nın 81. (6098 sayılı Türk Borçlar Yasası'nın 97.) maddesi hükümleri de dikkate alınarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi; davacının inançlı işlem iddiası sabit olmadığı taktirde ise, diğer hukuki sebepler bakımından bir değerlendirme yapılması gerekirken yanılgılı değerlendirme ile noksan tahkikatla yetinilerek yazılı olduğu üzere davanın reddine karar verilmiş olması isabetsizdir.’’ gerekçesi ile Mahkeme kararı bozulmuştur.
Ğ. Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin 02.06.2021 tarihli ve 2020/131 Esas, 2021/284 Karar sayılı kararı ile; dava konusu taşınmazın satış tarihinden sonra davacı tarafça taşınmaz ve kredi için yapılmış ödemenin bulunmadığı, davacının da taşınmazın ipotek borcunu kapatarak devrettiğini ileri sürdüğü, davalı ...'in kendisini bağlayan kolluk ifadesinde davacıya ... tarafından 400.000,00 TL satış bedelinin ödendiğini beyan ettiği, davacının da şikayet evrakında taşınmazın 400.000,00 TL karşılığında 6 ay sonra 600.000,00 TL ödenmek koşuluyla devri konusunda davalılar ile anlaştıklarını beyan ettiği, bu bedelin bir kısmının ... tarafından tefecilik sebebiyle kesildiğinin ileri sürüldüğü, bu beyanlardan davalı ... tarafından para ödemesi yapıldığının anlaşıldığı, taşınmaz devri ya da ileri sürülen teminat iddiasıyla ilgili başkaca kredi işleminin bulunmadığı, davalılar hakkında başlatılan soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, bu haliyle tefecilik suçlamasına ilişkin iddianın ve satış işleminden önce bankaya davacı tarafça yapılan kredi ödemelerinin davalı ...’ye yapılan taşınmaz devri ile bağlantısı bulunduğu hususunun kanıtlanamadığı, hile ve gabin iddiası yönünden ise bir yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçeleri ile davanın kısmen kabulü ile kısmen reddine karar verilmiştir.
H. Bozma Sonrası Mahkeme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı ... vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
I. Daire Onama Kararı Dairenin 10.05.2022 tarihli ve 2021/9129 Esas, 2022/3789 Karar sayılı kararı ile Mahkeme kararının onanmasına karar verilmiştir.
İ. Karar Düzeltme Yoluna Başvuranlar Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içerisinde davacı ve davalı ... vekilleri tarafından karar düzeltme isteğinde bulunulmuştur.
J. Üçüncü Bozma Kararı Dairenin 12.04.2023 tarihli ve 2022/7955 Esas, 2023/2243 Karar sayılı kararı ile; “ ...Davalı ...'in tüm, davacının aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan karar düzeltme istemlerinin reddine karar vermek gerekmiştir. Davacının hile iddiasına ilişkin karar düzeltme itirazlarının incelenmesine gelince; Somut olayda, davacının dava dilekçesinde kandırıldığını ileri sürerek hile hukuki sebebine dayandığı, nitekim ıslah dilekçesinde de bu durumu belirttiği, Dairenin ilk onama kararına karşı karar düzeltme başvurusu olmak üzere Mahkemenin direnme kararına karşı temyiz itirazında, Mahkemenin son kararına karşı temyiz itirazında ve en son Dairenin 10.05.2022 tarihli onama kararına karşı karar düzeltme başvurusunda bulunurken hak düşürücü sürenin geçmediği yönünde de itirazda bulunduğu görülmüştür. Bu durumda, dava dilekçesinde hileden bahseden davacının, ıslah dilekçesinde de dava dilekçesinde hile hukuki nedenine dayandığını ancak tereddüt edilmesi halinde kararı ıslah ettiğini beyan ettiği gözetildiğinde; davacının süresinde hile iddiasını ileri sürdüğünün kabulü gerekir. Anılan bu husus karar düzeltme isteği üzerine yeniden yapılan inceleme sonucu anlaşılmıştır. Hâl böyle olunca, Mahkemece davacının hile iddiası yönünden de işin esasının incelenmesi ile hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.” gerekçesiyle Daire onama ilâmı ortadan kaldırılarak Mahkeme kararı bozulmuştur.
K. Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin 26.11.2024 tarihli ve 2023/291 Esas, 2024/478 Karar sayılı kararı ile; dosya kapsamına göre ... tarafından ...'ye yapılan devrin bozma ilamının kapsamı dışında kaldığı anlaşıldığından bu kısım yönünden yeniden karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi gerektiği, davalı ...'e yapılan devir açısından ise bozma kararının hile iddiasının incelenmesi yönünden olduğu, tefecilik iddiası açısından takipsizlik kararı verildiği, tanık beyanları açısından tanıklardan birinin davalı ... ile husumetli olup kredi borcu ve faizleri davacının ödediğini beyan ettiği, diğer tanığın ise bilmediğini beyan ettiği, husumetli tanığın beyanına itibar edilemeyeceği, ödemeye ilişkin dekontun da bulunmadığı, davalı ...'ın beyanının kendisi açısından bağlayıcı olup diğer davalıyı bağlamayacağı, bu kapsamda davacı tarafın hilenin varlığını ve kayıtlar kapsamında kredi borcu ve faizleri kendisinin ödediğini ortaya koyamadığı, hile iddiasının ispatlanamadığı gerekçesiyle ½ pay yönünden karar verilmesine yer olmadığına, diğer ½ pay yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.
L. Bozma Sonrası Mahkeme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Mahkemenin hile hukuki nedenini araştırması gerekirken bu araştırmayı yapmadığını ve eksik inceleme ile hüküm verdiğini, .... Kredi Bankasının 14.07.2024 tarihli müzekkere cevabının davacının ödeme dekontları bulunmadığı şeklinde olmadığını, sadece detay bilgi verildiğinde ödeme dekontlarının araştırılabileceğinin belirtildiğini, Mahkemece bu dekontlar araştırılmadan sonuca gidildiğini, dava konusu taşınmazın tamamının kredilerinin davacı tarafça ödendiğini, davacı ile davalı arasında gerçekleştirilen taşınmazın gerçek bir satış olmadığının, bedelsiz bir devir olduğunun İstanbul 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/9 Esas sayılı tasarrufun iptali davası ile ortaya çıktığını, davalının temyiz dilekçesinde dava konusu taşınmazın ipotek ile yüklü olarak satın alındığını ve ipotek borcunun taşınmaz bedelinden düşüldüğünü beyan ettiğini, bankadan ilgili ipoteğin ödemelerine ilişkin ödeme tablosu geldiğinde taşınmaz devrinin bedelsiz yapıldığının ispat edileceğini, taşınmaz üzerindeki ipoteğe bağlı kredi borcunun zaten taşınmaz devredilmeden önce bittiğini, Mahkemenin beyan edilen hesap hareketlerini dosya içine almadan eksik inceleme ile davayı reddettiğini, bankadan ipoteğin ödemelerine ilişkin ödeme tablosunun ve davacının banka hesap hareketlerinin doğru bir şekilde celbedilmesi gerektiğini, davacının teminat maksatlı olarak ipotek vermek amacıyla tapuya gittiğini, yanında bir avukat olması nedeniyle de davalıya inandığını ve kandırılarak devir yaptığını, davacının Amerikan vatandaşı olması nedeniyle de Türkiye’deki tapu işleyişini iyi bilmediğini, zaten taşınmaz üzerinde bir ipotek olduğu ve o işlemin aynısının yapılacağı söylenmek suretiyle davacının tapuya götürüldüğünü, davacının ipotek için tapuya gittiğini sandığını, devir yapıldığının farkında olmadığını, davacının davalı ve işbirlikçi avukatı tarafından açıkça kandırıldığını, tanık beyanlarında davacının kandırıldığının açık olduğunu, ancak Mahkemece tanık beyanlarına itibar edilmemesinin hatalı olduğunu, davalının hile ile aldatıldığını ve taşınmazının elinden alındığını, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. M. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, inançlı işlem, hile ve gabin hukuki nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Dosya içeriğinden; davacının 26.09.2007 tarihinde kayden maliki olduğu 95... parsel sayılı taşınmazdaki 10 numaralı bağımsız bölümünün 1/2 payını ...'e, 1/2 payını ise davalı ...'e satış suretiyle temlik ettiği, .... da payını 02.10.2007 tarihinde satış suretiyle ..... devrettiği anlaşılmıştır.
Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı HMK'nın geçici 3/2. maddesinin yollamasıyla uygulanması gereken 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacı vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan Mahkeme kararının ONANMASINA,
Harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine,
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
15.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.