Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/2203 E. 2025/4394 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/2203
- Karar No
- 2025/4394
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2619 E., 2025/263 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Göksun 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/170 E., 2021/343 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesi ile; davacı tarafın ... Mahallesi 158 parsel sayılı taşınmazda 40 yılı aşkın süredir aralıksız ve malik sıfatıyla zilyet olduğunu, dava konusu taşınmazın davacı tarafından ekilip biçildiğini, bu hususun tanık beyanlarıyla da sabit olduğunu, TMK'nın 713. maddesi uyarınca tapu kütüğünde malikliği anlaşılamayan ya da kayıtsız taşınmazlarda 20 yıl boyunca malik sıfatıyla zilyet olan kişinin mülkiyet hakkının tesciline karar verilebileceğini, davacı adına olağanüstü zamanaşımı yoluyla tescil yapılması gerektiğini, tüm bu nedenlerle dava konusu taşınmazın mevcut tapu kaydının iptali ile ... adına tapuya tesciline, dava sonuna kadar taşınmaz üzerinde tasarrufu önleyici ihtiyati tedbir konulmasına ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı ... vekili cevap dilekçesi ile; TMK'nın 713. maddesi uyarınca olağanüstü zamanaşımı ile mülkiyet kazanılabilmesi için taşınmazın tapuda kayıtlı olmaması gerektiğini, malikinin tapu kütüğünden anlaşılamaması veya hakkında 20 yıl önce gaiplik kararı verilmiş olması gerektiğini oysa somut olayda dava konusu ................... Mahallesi, 158 parsel sayılı taşınmaz tapuda kayıtlı olup maliklerinin açık olduğunu ve bu hususta herhangi bir tereddüt bulunmadığını, davacının malik sıfatıyla zilyet olduğu ve taşınmazı 40 yıldır ekip biçtiği iddiasının gerçek dışı olduğunu, kendisinin Kayseri’de ikamet ettiğini ve bu taşınmaz üzerinde fiili zilyetliğinin bulunmadığını, nitekim kadastro tutanaklarının da davalılar ve diğer maliklerin murisleri adına tescil edildiğini ayrıca kadastroya ilişkin itiraz ve dava açma süresinin (3402 s. Kanun m.12/3) de çoktan dolmuş olup hak düşürücü sürenin re'sen dikkate alınması gerektiğini, Yargıtayın yerleşik içtihatlarının da tapuda kayıtlı ve malikleri belirli taşınmazların olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılamayacağını açıkça ortaya koyduğunu, tüm bu nedenlerle davacının kötü niyetli iddialarına itibar edilmemesi, davanın reddine ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesi gerektiğini belirterek savunma yapmıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Göksun Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.06.2021 tarihli 2020/170 Esas, 2021/343 Karar sayılı kararıyla; dava konusu taşınmazın 1976 yılında tespit edilip 1979 tarihinde tapulama tutanağının kesinleştiği, bu nedenle davacının zilyetlik iddiasının tapulu bir taşınmaz üzerinde ileri sürüldüğü, TMK'nın 713. maddesi kapsamında yalnızca tapusuz taşınmazlar veya maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan yahut hakkında gaiplik kararı verilmiş kişiler adına kayıtlı taşınmazların olağanüstü zamanaşımı ile kazanılmasının mümkün olduğu, davacının ise bu kapsamda herhangi bir iddia ileri sürmediği anlaşıldığından çaplı taşınmazların zilyetlik yoluyla iktisabına imkân bulunmadığı gerekçesiyle, usul ekonomisi ve makul yargılanma ilkeleri de gözetilerek davanın yasal şartları oluşmadığından reddine karar vermiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf talebinde bulunmuştur.
Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi, 18.02.2025 tarihli 2021/2619 Esas, 2025/263 Karar sayılı kararıyla; davacının TMK 713/2’ye dayalı bir talebi bulunmadığını, taşınmazın 10.08.1979 tarihinde kesinleşen kadastro tutanağına rağmen davanın 01.07.2020 tarihinde açıldığını, bu nedenle Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini ve kadastro öncesi zilyetlik iddiasının dinlenemeyeceğini, kadastro sonrası dönem bakımından ise taşınmazın 27.03.1979 tarihinde tapuya tescilli olması nedeniyle tapulu taşınmazların zilyetlikle kazanılmasının mümkün olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesinin davanın reddine karar vermesinde isabetsizlik bulunmadığından davacının istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesi ile; Yerel Mahkemece eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, davacının dava konusu taşınmaz üzerinde 40 yılı aşkın süredir malik sıfatıyla zilyet olduğuna dair delillerin toplanmadığını, keşif ve tanık beyanlarının değerlendirilmediğini oysa TMK m. 713 ile Kadastro Kanunu m. 14... uyarınca uzun yıllar malik sıfatıyla zilyet olan kişinin olağanüstü zamanaşımıyla mülkiyeti kazanabileceğini, Yargıtay ve HGK içtihatlarının da bu yönde olduğunu, buna rağmen Mahkemece haklı davalarının reddine karar verilmesinin isabetsiz bulunduğunu belirterek anılan Bölge Adliye Mahkemesi kararının temyizen bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, zilyetliğe dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Kadastro sonucu; ... Mahallesi 158 parsel sayılı taşınmazın kadastro tutanağının 10.08.1979 tarihinde kesinleştiği, davanın 01.07.2020 tarihinde açıldığı, ayrıca taşınmazın ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... adlarına tapu kaydının bulunduğu anlaşılmıştır.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK’nın 370. maddesi uyarınca ONANMASINA,
Alınması gereken harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
09.10.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.