Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2024/3081 E. 2025/2986 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/3081
Karar No
2025/2986
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/694 E., 2024/841 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Gelibolu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/464 E., 2023/13 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından duruşma istekli olarak temyiz edilmekle; duruşma isteğinin değerden reddine karar verilip; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı ... vekili dava dilekçesinde; Çanakkale ili, Gelibolu ilçesi, ... köyünde bulunan 128 ada 2 parsel sayılı taşınmazın 20 yılı aşkın zamandır davacı tarafından malik sıfatıyla kullanıldığını fakat kadastro çalışmaları sırasında komşu 1260 parsel maliki olan davalı ... adına tespit edildiğini, davalının 1260 parsel sayılı taşınmazı kendi imkanlarıyla doğu ve batısından genişleterek taşınmazın maliki olduğunu iddia ettiğini belirterek 128 ada 2 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptaliyle davacı adına tescilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacı lehine TMK'nın 713. maddesinde belirlenen koşulların oluşmadığını, davacının malik sıfatı ile zilyetliğinin bulunmadığını, davalının amcası ... ...'in ölümünden sonra kızı ...'ın 1696 parseli davacıya satmak istediğini ancak babasının sağlığında 1996 tarihinde sattığının anlaşılması üzerine bu kez 1401 parselde kayıtlı taşınmazı davacıya sattığını, davacının kullanımının davaya konu taşınmaz için değil davalının amcası ... ...'den satın aldığı ... mevkii 1696 parsel sayılı taşınmaz için olması gerektiğini, kendisine yanlış yer gösterildiğinden mülkiyet hakkına dayanarak kullanması gereken 1696 parsel yerine 20 yılı aşkın zamandır dava konusu yeri işgal ettiğini, davacının 1696 parseli satın almasından sonra satılan parselin ... ... tarafından kullanılmaya devam olunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 05.12.2019 tarihli ve 2017/490 Esas 2019/66 Karar sayılı kararıyla; yapılan ilk keşifte dinlenen tanıkların dava konusu taşınmazın davacı tarafından 15-20 senedir kullanıldığını, ikinci keşifte dinlenen tutanak bilirkişisinin taşınmazın 1994 yılından beri davacı tarafından kullanıldığını beyan ettiği, üçüncü keşifte ise taşınmazı ayıran doğal sınır (tonç) bulunduğu ve teknik bilirkişi raporunda (B) harfi ile gösterilen kısmın davacı tarafından kullanıldığının belirtildiği, davalı tarafın 13.04.2018 tarihli keşif zaptında davacının 20 senedir taşınmazı kullandığını fakat yanlış yeri kullandığını beyan ettiği, verilen tevil yollu ikrara göre davacının taşınmazı 20 senedir kullandığının davalı tarafın da kabulünde olduğu, buna rağmen yanlış yerin kullanıldığına ilişkin davalı tarafça aradan geçen 20 yıla rağmen gerçekleştirilen herhangi bir hukuki girişim belirtilmediği gibi sadece sözlü beyanda bulunulduğu, dinlenen tanıklara göre taraflar arasında herhangi bir ihtilafın bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile fen bilirkişisi raporunda (B) harfi ile gösterilen 2.717,05 m2’lik kısmın tapu kaydının ifrazen iptali ile davacı adına tesciline karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; araştırmanın yetersiz olduğu, bilirkişi raporlarına göre zemindeki kullanım durumu ile pafta sınırlarının uyumsuz olduğu bildirildiği halde davacı ve davalının çevre parselleri de kapsayan zemindeki fiili kullanım durumlarının hava fotoğrafları ile çakıştırılarak gösterilmediği, keşif sırasında dinlenen yerel bilirkişi ve tanıkların açık ve net beyanlarının bulunmadığı, davalı tarafından davacının ...'den satın aldığı tapulu başka bir taşınmaza karşılık olarak dava konusu parselin bir kısmını kullandığı iddia edilmiş olmakla tanıklardan bazılarının davacının 2004 yılında ...'den bir yer satın aldığına dair beyanları da gözetildiğinde davacının taşınmaz üzerindeki zilyetlik süresinin tek başına 20 yılı doldurmadığı, kendisinden önceki zilyetin kullanımına ve hangi meşru yollarla davacıya verildiğine ilişkin ise herhangi bir tanık ve yerel bilirkişi beyanı bulunmadığı, Mahkemece araştırma yapılmadığı, düzenleyeni belirsiz ve gerekçeli kararın eki haline getirilmeyen bir rapora atıf yapılmak suretiyle hangi taşınmaz hakkında hüküm kurulduğu belli olmayacak şekilde karar verilmesinin isabetsiz olduğu, mahallinde yeniden yapılacak keşifte tarafların zemindeki kullanım durumlarının belirlenmesi, bilirkişilerden bu kullanımların dava konusu ve dava dışı taşınmazlarda nereleri kapsadığını gösterir rapor düzenlenmesinin istenmesi, davacının kullanımının başlangıcı ve taşınmazı ne suretle edindiği, kendisinden önceki kullanım biçiminin olaylara dayalı olarak belirlenmesi gerektiği gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun kabulüne, hükmün kaldırılmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taşınmazın 2015 yılında yapılan kadastro çalışmasından önce tapusuz olduğu, kadastro çalışması sırasında davacının hazır olmadığı, tanık ...'ın kaldırma kararı öncesi ve sonrasında alınan beyanında taşınmazın davacı tarafından 15-20 sene arası kullanıldığını, tanık ...'ın davacı tarafından 15 sene husumetsiz olarak kullanıldığını, tanık ...'ın 15-20 senedir husumetsiz olarak kullanıldığını, tutanak bilirkişisi ...’in 1994 yılında davacıya ait olduğunu ve tonç sınırının geri kalan kısmını davacının kullandığını beyan ettikleri, 3. keşifte teknik bilirkişi raporunda (B) harfiyle gösterilen yerin davacı, (A) harfiyle gösterilen yerin davalı tarafından kullanıldığının beyan edildiği, yapılan ilk keşifte davalı tarafın dava konusu yeri davacının 20 senedir kullandığını fakat yanlış yeri kullandığını beyan ettiği, verilen tevil yollu ikrara göre davacının taşınmazı 20 senedir kullandığının davalı tarafın da kabulünde olduğu, buna rağmen yanlış yerin kullanıldığına ilişkin davalı tarafça aradan geçen 20 yılda herhangi bir hukuki girişimde bulunulmadığı, dinlenen tanık beyanlarına göre taraflar arasında herhangi bir ihtilaf da bulunmadığı, kaldırma kararından sonra dinlenen tanıklardan ... ile ...’in taşınmazla ilgili bilgilerinin olduğu, hava ve uydu fotoğraflarına göre taşınmazın 1986 yılından beri ihya edilerek tarım arazisi olarak kullanıldığı, 1997 yılından beri iki ayrı üretici tarafından 1257 ve 1260 parsellerle birlikte 2017 yılına kadar bu şekilde kullanıldığı, alınan raporların hüküm kurmaya ve denetime elverişli olduğu, tarafsız tanık beyanlarının raporla, davacı beyanları ile hatta davalının da davacının kullanımına ilişkin beyanı ile uyumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 128 ada 2 parsel sayılı taşınmazın 02.07.2019 tarihli fen bilirkişi raporunda (B) harfi ile belirtilen 2.717,05 m2’lik kısmının tapusunun iptali ile davacı adına tesciline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraflar arasındaki uyuşmazlığın zilyetlik hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiği, yapılan keşiflerde dinlenen tanık ...'ın “... geri kalanını davacının işlediğini, doğal sınırın 15 yılın üzerinde olup 20 yıl da olabileceğini”, tanık ...'ın “tonç diğer tarafını davacının işlediğini, aradaki sınırın 20-25 senedir var olduğunu”, tanık ...'in " ... geri kalanını davacının işlediğini", tanık ...'in "... geri kalanını davacının kullandığını" bildirdikleri, yine davalı tarafın cevap dilekçesinde aynen "davacı da 20 yılı aşkın zamandır davalının amcası ... ...'den satın aldığı 1696 parsel yerine dava konusu yeri haksız işgal ettiğini" belirttiği, yine davalının 05.09.2019 tarihli duruşmada "davacının almış olduğu yerin burası olmadığını, davacı tarafın yıllardır yanlış yeri kullandığını", yine davalının 13.04.2018 tarihli keşifte "davacının burayı 20 senedir kullandığını, ancak 20 senedir yanlış yeri kullanmakta olup satın aldığı yeri de 20 senedir satan kişinin kullandığını" beyan ettiği, bilindiği üzere dava tarafının beyanlarının lehine olduğu kadar aleyhine de delil teşkil edeceği, beyanların davayı kabul olmasa bile maddi olguyu ikrar mahiyetinde bulunduğu, kaldı ki kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinmede iyiniyetin kazanma koşullarından biri olmadığı gibi esasen satım olayı doğrulanmakla gerçekte satın aldığı yerden başka bir yerin teslim edilmiş olması halinde de davacının önceki malikin zilyetlik süresinden, bir başka deyişle eklemeli zilyetlikten yararlanmasına da engel bir hususun bulunmayacağı, davacı lehine zilyetlikle kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf isteminin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; önceki vekil tarafından bilhassa tanık beyanlarına dair beyanda bulunulmadığı ve eski vekil tarafından ilk cevap dilekçesi ile yapılan ikrarların davalının bilgisi dışında yapıldığı, bu nedenle davalı tarafından kabul edilmediği, davacının ... ...'den 1696 parsel sayılı taşınmazı satın almış olmasına rağmen kendisine 128 ada 2 parseldeki (B) harfiyle gösterilen yerin gösterildiği, davacının kendisine gösterilen ve ...'nin fiili taksim ile ayırdığı 1/2 payda üstün hiçbir hakkı olmaksızın bulunduğunu, yerini ölçtürüp ayırmaya çalıştığı zaman da tapusunun burayı kapsamadığının anlaşılması üzerine resmi olarak satın aldığı yeri işlemeye başladığını, hiçbir üstün hakkı bulunmadığı dava konusu taşınmaz için ise eldeki davayı açtığını, geldi kayıtlarının incelenmesi halinde dava konusu yerin İsmail ve ... ... arasında 1/2 paylarla bölüşülerek kullanıldığının görüleceğini, davalının her iki payı satın aldığını ve dava konusu taşınmazın maliki olduğunu, davanın yasal koşullarının oluşmadığını, haksız işgalin malik sıfatıyla zilyetlik teşkil etmeyeceğini, bilirkişilerce yüzeysel inceleme yapıldığını ve keşif esnasında davacı ve tanıklarının pek çok yersiz müdahalesi olduğunu, davacının yanlış yeri kullandığı savunması Mahkemece yanlış yorumlanarak ikrar niteliğinde görüldüğünü, davalının esasen davacının ...'den satın aldığı yeri kullanmakta olduğunu beyan ettiğini, tanıkların da durumu bu şekilde anlayarak beyanda bulunduklarını, davacının 1696 parsel sayılı taşınmazı satın alıp orayı kullandığını, dava konusu taşınmazın zilyetliğinin davalıda olduğu hususunda ihtilaf bulunmadığını, tanıkların anlatımının da bu şekilde olduğunu, tanık beyanlarının 1696 parsel sayılı taşınmaza ilişkin olduğunu, kaldı ki tanıkların taşınmazın 10-15 yıldır kullanıldığından bahsettiğini, çekişmenin başladığı 2017 yılından bu yana davacının 1696 numaralı parseli işlemeye başladığını, tanık anlatımları ve belirsiz bir bilirkişi raporu dışında iddiayı kanıtlayan somut bir delil bulunmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, kadastrodan önceki hukuki nedene dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun/HMK) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Dosyanın incelenmesinden; davaya konu 128 ada 2 parsel sayılı 4.696,65 m2 yüz ölçümündeki taşınmazın Kadastro Kanunu'nun 8. maddesi uyarınca yapılan kadastro çalışmaları sırasında irsen intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle 21.10.2015 tarihinde davalı ... adına tespit edildiği, tespitin 18.12.2015 tarihinde kesinleştiği, davanın 30.10.2017 tarihinde kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı olarak açıldığı, komşu 1260 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydı ve rızai taksim nedeniyle 16.09.1985 tarihinde 1/2'şer payla dava dışı ... ve ... ... adına tespit edildiği, tespitin 02.05.1987 tarihinde kesinleştiği, davalının 1260 parsel sayılı taşınmazı tespit maliklerinden 13.05.1999 tarihinde satın aldığı anlaşılmıştır. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı 1.614,02 TL bakiye onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.06.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2024/3081, K. 2025/2986, T. 12.06.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2024-3081-e-2025-2986-k-ef1b39807bda