İlk Derece Mahkemesi · İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi
İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/891 E. 2023/232 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2022/891
- Karar No
- 2023/232
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2022/891 Esas KARAR NO : 2023/232 DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 11/11/2022 KARAR TARİHİ : 20/03/2023 Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesi ile özetle; müvekkili şirket ile davalı şirket arasındaki ticari iş ilişkisi gereği ... nolu 27.730-TL bedelli, ... nolu 55.460,00-TL bedelli, ... nolu 54.632,09-TL bedelli, ... nolu 4.047,41-TL bedelli faturalar tanzim edildiği, bu faturalar karşılığı davalı borçlu 31.05.2022 tarihinde 80.000-TL ödeme yapıldığı, düzenlenmiş faturalara ilişkin kalan 61.869,50- TL tutarlı alacak tahsil edilemediğini, kendilerine eksik ödeme yapılmış olmasına rağmen müvekkili şirket kendi üzerine düşen tüm sorumlulukları yerine getirmiş, davalının talepleri doğrultusunda faturaya konu ürünleri teslim edildiğini, tüm uyarılara rağmen ödeme yapmaktan kaçınan davalıya icra takibi başlatma zorunluluğu hasıl olduğunu, İzmir .... İcra Müdürlüğü’nün ... esas sayılı dosyası ile ödenmeyen kalan bakiyenin ödenmesine binaen 17/10/2022 tarihinde haciz talepli takip yapılmış ve bu takibe ilişkin ödeme emri davalıya tebliğ edildiğini, borçlu karşı taraf 21/10/2022 tarihinde haksız ve kötü niyetli olarak borca ve yetkiye itiraz etmiş ve takip icra müdürlüğü tarafından durdurulduğunu, davalı yan bu borcundan dolayı yapılan icra takibine haksız ve kötü niyetli olarak itiraz ettiğini, bu itirazla davalı yan alacağı sürüncemede bırakmanın yolunu arandığını, müvekkili şirketin kayıtları incelendiğinde de görüleceğini, takibin konusu faturaya dayalı para alacağı olduğunu, para borçlarınında alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ödenmesi yasa gereği olduğunu, dolayısıyla bu durumda ifa yeri de alacaklının yerleşim yeri olduğunu, bu durumda açılan icra takibi yetkili icra dairesin de açılmış olup borçlu yanın yetki itirazları yersiz olduğunu, arabuluculuk süreci yapılan müzakereler de anlaşmama sonucu bitirildiğini, davalı yan üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeyip taraflar arasında belirlenen anlaşmaya aykırı davranarak müvekkilinin maddi ve manevi olarak zarara uğramasına sebep olduğunu, teslim aldığı faturaya konu ürünlerin bedelinin tamamını ödemediğini, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; borçlu davalının İzmir .... İcra Müdürlüğü’nün ... E sayılı icra dosyasına yaptığı haksız itirazının iptaline, takibin kaldığı yerden, takip tarihinden itibaren ticari avans faizi ile birlikte devamına, tkakip konusu alacağın % 20’sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa hükmedilmesine karar verilesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle, açılan dava ve talep edilen alacak kalemleri için zamanaşımı itirazlarının olduğunu, ayrıca, açılan itirazın iptali davası da süresinde açılmadığını, süresinde açılmayan davanın reddi gerektiğini, davacı tarafından İzmir .... İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyası kapsamında başlatılan icra takibinde, icra dairesinin yetkisine itiraz edildiğini, yetki itirazı nazari itibara alınmadığını, Ticaret Sicil Gazetesinden de görüleceği üzere davalı şirketin faaliyet merkezi “..." olduğunu, 6100 sayılı HMK 6. maddesine gereği, yetkili mahkeme davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi olduğundan huzurdaki davada görevli ve yetkili mahkeme Kurşunlu Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu, davanın İzmir Asliye Ticaret Mahkemesinde açılmış olması karşısında yetkisizlik itirazında bulunma zorunluluğumuz hasıl olduğunu, HMK 6. madde gereğince dosyanın davaya bakmakla yetkili ve görevli Kurşunlu Asliye Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmesini talep ettiklerini, davacı taraf, dava dilekçesinde faturalardan bahsetmiş ve alacağına ona dayandırıldığını, aleyhe kabul anlamına gelmemekle birlikte, iki taraf arasında bir ticari ilişkinin varlığı kabul edilse dahi burada müvekkili davalı şirket ile takip alacaklısı davacı arasında cari işleme dayalı bir ticari ilişki sözkonusu olacağını, bu doğrultuda, davacı ile müvekkili davalı şirket arasında ticari ilişkin tekil olaylar/ilişkiler üzerinden değil, belli dönemlerde kesilen toplam rakamlar üzerinden yürüyeceğini, bir diğer deyişle, belli dönem içerisinde kısım kısım mal/hizmet alımı ve aynı şekilde kısım kısım ödemeler yapılacak, dönem sonunda alacak/borç kalemler hesaplanacağını, bu doğrultuda bakiye kısım üzerinden ticari ilişkinin yürütülmesi gerekeceğini, yani davacının yaptığı gibi belirli faturaların alacak kalemleri içerisinden çekilerek takibe konu edilmesi mevcut ticari ilişkinin olağan akışına aykırı olduğunu, yapılması gereken dönem sonunda tüm alacak/borç kalemlerinin hesaplanıp mahsup edildikten sonra kalan bakiye miktar üzerinden hareket ettiğini, belirli dönemleri kapsayan ve devam eden ticari ilişkilerden cari işlem akışının incelenmesi, alacak/borç miktarlarının tespit edilmesi ve varsa bakiye miktarın tespiti yoluna gidilmesi gerektiğini, davacı tarafın iddiasının aksine fatura ve bunun karşı tarafa tebliğ edildiğine ilişkin beyan tek başına bir ticari ilişkinin kanıtı olmadığını, ortada bir ticari ilişki olduğunun net bir biçimde tespit edilebilmesi için fatura konusu malın yada hizmetin usulüne uygun olarak karşı tarafın uhdesine geçirilmiş olması gerektiğini, bu durum ise tüm ticari kayıtların ayrıntılı olarak incelenmesi ile sübut bulacağını, Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere salt faturanın varlığı bir ticari ilişkinin ve alacak hakkının göstergesi olmadığını, kanuni olarak malın tesliminden veya hizmetin tamamlanmasından önce fatura düzenlenebilmesi mümkün olduğunu, dolaysıyla faturayı düzenleyen tarafın aradaki ilişkiyi ve malın teslimini yada hizmet konusu işin gerektiği gibi yerine getirildiğini kanıtlama yükümlülüğü olduğunu, müvekkili davalı şirket tarafından davacıya çeşitli ödemeler yapıldığını, bu ödemelere ilişkin kayıtlar ticari defterlerde bulunmakta olup, ticari defter ve kayıtların bilirkişi vasıtasıyla incelenmesi neticesinde bu hususlar ortaya konulacağını, anılan ödemelerin cari hesaptan düşülüp düşülmediği, faturaların hangi tarihte ve kim imzasına teslim edildiği, faturaların içeriği ve fatura karşılığı yapıldığı iddia edilen mal veya hizmet tespitine ilişkin bilgi bulunmadığı ve bu doğrultuda net bir cari hesap bakiyesi ortaya konulamadığından takibe konu borca itiraz zarureti hasıl olduğunu, temerrüt faizi borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine kanun gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı boyunca varlığını sürdüren, alacaklının zararının varlığını, miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın borçlunun ödemesi gereken miktarı yasalarla belirlenmiş asgari bir tazminat türü olduğunu, borçlunun temerrüdünden söz edebilmek için, öncelikle borcun muaccel hale gelmesi gerekeceğini, borcun ödenmesi için bir vade konulmuşsa bu vadenin gelmesi ile muacceliyet oluştuğunu, temerrüdün oluşması için ise borcun muaccel olması yanında alacaklı, muaccel borcun ifası konusunda borçluya bildirimde bulunması gerektiğini, bu sebeple, davacının talep etmiş olduğu faize, faiz oranına ve faizin başlangıç tarihine itiraz ettiklerini, borçlu, alacaklının icra takibinde talep ettiği alacağı veya alacağın bütün unsurlarını bilmekte veya bilmek durumunda ise ve alacağın miktarının belirlenmesi için tarafların ayrıca mutabakata varmasına veya mahkemenin tayin edeceği bilirkişi eliyle bir değerlendirme yapılmasına, öncelikle davanın usul ve esas yönlerinden reddine, tüm beyanları doğrultusunda davacının davasının ve taleplerinin reddine, davacı aleyhine %20’den aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini savunmuştur. Dava, itirazın iptaline ilişkindir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE & NETİCE VE KANAAT: 6100 Sayılı HMK.'nun 116. maddesinde ilk itirazlar düzenlenmiştir. İlk itirazlardan biri de kesin yetki kuralının bulunmadığı hallerde yetki itirazıdır. Aynı yasanın 117. maddesinde ilk itirazların hepsinin ileri sürülmesinin zorunlu olduğu, aksi halde dinlenemeyeceği ve ilk itirazların dava şartlarından sonra ön sorunlar gibi incelenip karara bağlanacağı hüküm altına alınmıştır. Kesin olmayan yetkinin HMK'nın 114. maddesinde sayılan dava şartları arasında bulunmadığı gözetilerek re'sen nazara alınmaması gerekir. 6100 sayılı HMK'nin genel yetkiyi düzenleyen 6. maddesinin 1.fıkrasına göre; "Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir." Kesin olmayan yetki hallerinde yetkiye ilişkin ilk itirazın ileri sürülmesi hususu HMK.'nın 19. md. de hükme bağlamıştır. Anılan Yasa'nın 19/2 maddesine göre "Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz." hükmü düzenlenmiştir. Somut olayda; davalı vekilinin süresinde yapmış olduğu yetki itirazının HMK 6 maddesinin" genel yetkili mahkeme davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir" hükmü dikkate alındığında davalının ikamet adresinin Kurşunlu Çankırı olduğu anlaşıldığı, öte yandan HMK'nun sözleşmeden doğan davalarda yetkiyi düzenleyen 10. maddesinde "Sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir." şeklinde düzenlendiği, davaya dayanak teşkil eden taraflar arasında Abonelik Sözleşmesinin 9.maddesinde "İşbu abonelik sözleşmesinin uygulanmasından doğan anlaşmazlıklarda, abonenin tüketici olması halinde abonenin ikametgahı mahkemeleri ve icra daireleri, bunun dışında kalan hallerde ise İstanbul Mahkemeleri ve İcra Dairelerinin yetkili olacağı" yönünde yanlar arasında sözleşme düzenlendiği, bu nedenlerle işbu davada Kurşunlu Asliye Hukuk (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) Mahkemelerinin yetkili olduğu sonuç ve kanaatine varılmakla mahkememizin yetkisizliği nedeniyle davanın usulden reddine ve kararın kesinleşmesinden itibaren 2 hafta içinde istemde bulunulduğu takdirde dava dosyasının yetkili Kurşunlu Asliye Hukuk (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) Mahkemesine gönderilmesine, aksi halde davanın açılmamış sayılmasına dair ek karar düzenlenmesine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm tesisi cihetine karar verilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi ekli kararda açıklanacağı üzere ; 1-Davalı tarafın yetki itirazının kabulüne, mahkememizin YETKİSİZLİĞİNE, Davacı tarafından açılan iş bu davada Mahkememizin yetkili olmadığı, yetkili Mahkemenin Kurşunlu Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi sıfatı ile) olduğu anlaşılmakla HMK.nun 116. maddesi uyarınca davanın usulden REDDİNE, 2- HMK.nun 20.maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden itibaren iki hafta içinde istemde bulunulduğu takdirde dava dosyasının yetkili Kurşunlu Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi sıfatı ile)'ne GÖNDERİLMESİNE, Aksi takdirde HMK 20/1.maddesi son cümlesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına dair ek karar düzenlenmesine, 3- HMK.nun 331/2. maddesi uyarınca harç ve yargılama giderlerinin görevli mahkemece hüküm altına alınmasına, 4- İşbu kararın taraflara tebliğine, Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı/yokluğunda; Dair verilen karar tebliğden itibaren iki hafta içinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.20/03/2023 Katip... e-imzalı Hakim... e-imzalı