İlk Derece Mahkemesi · İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/390 E. 2024/540 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2023/390
Karar No
2024/540
Karar Tarihi

T.C. İstanbul Anadolu 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2023/390 KARAR NO: 2024/540 DAVA: Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ: 29/05/2023 KARAR TARİHİ: 29/05/2024 Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; Müvekkillerden ------ Şirketi ile karşı taraf arasında 2004 yılında bayilik anlaşması başlıklı (niteliği yargılamada belli olacak) anlaşma yapıldığını, taraflar arasındaki sözleşmenin 2019 yılına kadar devam etmiş olduğunu, 2019 yılının sonunda önceki sözleşme feshedilmeden-----Şirketi ortağı olan ----- diğer şirketi olan ------ ŞİRKETİ ile 01/01/2020 yılında bayi sözleşmesi başlıklı sözleşmenin imzalanmış olduğunu, sözleşmenin 01/01/2021-01/01/2022 tarihleri arasını kapsayacak şekilde yenilendiğini, sözleşme 01/01/2022 -31/12/2022 tarihleri arasında tekrardan yenilendiğini, davalı şirketin -----. Noterliğinin ------ Yevmiye numaralı 08/08/2022 tarihli ihtarname ile sözleşmenin uzatılmasına veya yenilenmesine yönelik bir iradelerinin bulunmadığını belirterek 31/12/2022 tarihi itibari ile sözleşmenin otomatik olarak sona ereceğini bildirdiklerini, bu ihtarname ile sözleşmenin yenilenmemesine ilişkin hiç bir haklı gerekçe sunulmadığını-----Şirketi ile karşı taraf arasında 2004 yılında yapılan bayilik anlaşması ile -----Bölgelerinde ---- ürünleri ilk defa satışa sunulduğunu, müvekkili şirketin bu bölgede sıfırdan bir müşteri pörtföyü oluşturtuğunu, Portföy tazminatı yönünden (belirsiz alacak davası, fazlaya ve faize ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile), davacı şirketler arasında organik bağ bulunduğu hususu dikkate alınarak öncelikle 100.000 TL portföy tazminatının muacceliyet tarihinden itibaren reskont faizi ile birlikte hüküm altına alınarak müvekkillerine ödenmesini, taleplerinin kabul edilmediği takdirde (organik bağ ve tüzel kişilik perdesinin aralanması hususu kabul edilmediğinde) terditli olarak ----- ŞİRKETİ için 100.000 TL portföy tazminatının muacceliyet tarihinden itibaren reskont faizi ile birlikte hüküm altına alınarak müvekkiline ödenmesini, yaptıkları yatırımlar dolayısıyla 50.000 TL maddi zararın reskont faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesini ( fazlaya ve faize ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile)), Yatırım dolayısıyla maddi zararların tespiti için tensiple birlikte ivedilikle keşif kararı verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı tarafından cevap dilekçesi sunulmamıştır. DELİLLER : Dava dilekçesi,-----. Şirketinden gelen müzekkere cevabı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : Dava, kurumsal bayilik sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle portföy tazminatı ve maddi tazminat istemine ilişkindir.Tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirilmesi sonucunda; Taraflar arasında akdedilen sözleşme bulunduğu ve bu sözleşmenin feshedildiği hususunda anlaşmazlığın bulunmadığı, uyuşmazlığın taraflar arasında akdedilen sözleşmenin niteliği, sözleşmenin feshedilmesi nedeni ile davacının portföy tazminatına hak kazanıp kazanamayacağı, ve davacının yaptığını iddia ettiği yatırımlar nedeni ile maddi zararının bulunup bulunmadığı ile bu tazminatların davalı şirketten talep edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.Taraflar arasında, sözleşme ilişkisinin varlığı, sözleşmenin sona ereceğinin davalı tarafça bildirildiği ve sona erdiği konularında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, sözleşmenin haksız fesih edilip edilmediği, davacının denkleştirme tazminatına ve maddi tazminata hak kazanıp kazanmadığı, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin TTK'da düzenlenen acentelik sözleşmesi şeklinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususuna ilişkindir.Tek satıcılık sözleşmesinin, yapımcı ile tek satıcı arasında hukuki ilişkileri düzenleyen, yapımcının ürünlerinin tamamını veya bir kısmını belli bir coğrafi bölgede tekel hakkına sahip olarak tek satıcıya göndermeyi, tek satıcının da söz konusu malları kendi adına ve hesabına satarak bu malların sürümünü artırmak için faaliyette bulunma yükümlülüğü üstlendiği bir sözleşmedir. Denkleştirme tazminatı (portföy tazminatı) 6102 sayılı TTK 122 maddesinde acentelik sözleşmelerinden kaynaklan portföy oluşturma karşılığı olarak düzenlenmiş, yasanın 5 fıkrasında "(5) Bu hüküm, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanır." düzenlemesini içermektedir. Taraflar arısındaki sözleşmenin münhasır satış ve dağıtım yetkisi verdiği belirlenmekle sürekli ilişki doğuran tek satıcılık sözleşmesi niteliğinde bayilik sözleşmesi olduğu görülmekttedir.Genel olarak denkleştirme tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişki devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden akidinin halen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır. Somut olayda uygulanması gereken 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesinde açıkça "denkleştirme istemi" olarak tanımlanan, doktrinde de "müşteri tazminatı", "portföy tazminatı", "portföy akçesi" olarak da ifade edilmektedir.Acentenin portföy tazminatı talep edebilmesi için dört koşulun gerçekleşmesi gerekir: 1-Acentelik sözleşmesinin denkleştirme talep edecek şekilde sona ermiş olması, 2-Acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra müvekkilin, acentenin çabasıyla oluşturulan yeni müşteri çevresinden önemli menfaatler elde etmeye devam etmesi, 3-Sözleşmenin sona ermiş olması nedeniyle acentenin, müvekkiline devrettiği yeni müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmiş olması, 4-Acenteye denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun (hakkaniyetin bir gereği) olması ( ----Mahkemece öncelikle bu dört koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği tespit edilmelidir. Bundan sonra, koşulları varsa, alacağın hesaplanmasına geçilmelidir.Öncelikle, davacı-----Şirketi ile davalı arasında imzalanan sözleşme hükümleri incelenerek sözleşmenin acentelik sözleşmesi mi bayilik sözleşmesi mi olduğunun tespiti gerekecektir.Dosya kapsamından, davacı ------ Şirketi ile davalı arasında 01/01/2022 tarihinde kurumsal bayilik sözleşmesinin oluşturulduğu, davacı şirketin sözleşmede kurumsal bayi olarak yer aldığı, sözleşmenin konusu ve amacının sözleşme içeriğinde belirtildiği, sözleşmenin "Geçerlilik ve Fesih" adlı başlığının 8.1 maddesinde "İşbu Anlaşma Başlangıç Tarihinde yürürlüğe girecek olup Başlangıç Tarihinin içerisinde yer aldığı takvim yılı sonuna kadar yürürlükte kalır. Taraflardan biri diğerine Anlaşmanın sona erme tarihinden en az 3 ay önceden yazılı bir fesih ihbarında bulunmadığı sürece, işbu Anlaşma, bir sonraki 1 takvim yılı için kendiliğinden yenilenir. Anlaşma, uzayan 1 takvim yılının sonunda otomatik olarak sona erecektir." düzenlemesi, 8.2. Maddesinde ise "...Bayinin işbu Anlaşmanın herhangi bir nedenlefeshedilmesinden kaynaklı olarak kanun gereğince bir tazminat hakkına sahip olması durumunda Bayi söz könusü haklan gayrikabili rücu olarak feragat etmiştir. Bayi, işbu. Anlaşmanın feshedilmesi halinde, kar kaybı veya diğer finansal ve ekonomik kayıplar da dahil olmak üzere ----. ve/veya ----- doğrudan ve/veya dolaylı olarak anlaşmanın feshinden kaynaklanan zarar ve ziyanını tazmin edecektir." düzenlemesi yer almaktadır. Yine sözleşmenin 3.2 maddesinde " Bayi aşağıdakiler de dahil, fakat bunlarla sınırlı olmamak üzere ----- kendi takdir yetkisine bağlı olarak Bölgede başka Bayiler tayin edebileceği veya İlgili Ürünleri Bölgenin içinde kendi başına tedarik edebileceğini kabul eder." düzenlenmiştir.Sözleşmede yer alan düzenleme uyarınca sözleşme süresi, taraflardan herhangi birinin sözleşme süresinin sona ermesinden (üç) ay önce yazılı bildirimde bulunmadığı takdirde, bir yıl uzamış sayılacağı, dosyadaki delillerden davalının bu süreye uyarak 08/08/2022 tarihli ihtarnamesi ile bayiye sözleşmeyi yenilemeyeceğini bildirdiği görülmüş, davalının “uygun” olarak ve “süresinde” sözleşmeyi sona erdirdiği anlaşılmıştır.Her iki taraf tacir olup, özgür iradeleri ile sözleşmeyi imzalamışlardır. Sözleşmenin yukarıda yer verilen hükümleri kapsamında davalı şirketler tarafından sözleşme süresinin yeniden uzatılması yolu tercih edilmeyerek sözleşmede kendilerine tanınan hak kapsamında süreye de riayet edilerek sözleşmenin süre sonu itibariyle sona ereceği, uzamayacağı ihbar edilmiştir. Bu kapsamda, sözleşmenin sona ereceği bildiriminin tarafların birlikte belirlemiş oldukları sözleşme hükümlerine uygun olarak gerçekleştirilmiş olduğunun kabulü gerekecektir. Ve haksız veya erken fesihden söz etmek mümkün olmayacaktır. Diğer taraftan, davacı tarafça her ne kadar sözleşme başlığının bayilik sözleşmesi olarak tanımlanmış ise de sözleşme içeriğinin mahkeme tarafından TBK'nın 19. maddesi uyarınca resen değerlendirilmesi gerektiği iddia edilmiştir. Somut olayda, sözleşmenin her bir maddesi tarafların hak ve edimleri ile birlikte sözleşme süresi ve fesih şekilleri de dahil olmak üzere ayrıntılı, açık ve de TBK'nın 19. maddesinin tartışılmasına gerek duyulmaksızın düzenlenmiştir. TBK'nın 19. maddesinde, sözleşmenin yorumu ve muvazaalı işlemler başlığı ile ilk fıkrasında, bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın gerçek ve ortak iradelerinin esas alınacağı belirtilmiştir. Somut olayda ise taraflar arasındaki sözleşmede taraflarca yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklerden söz etmek ve bu kapsamda gerçek ve ortak iradelerine yönelik bir tartışmaya girmek mümkün görülmemektedir. Zira sözleşmenin tanımları dahil olmak üzere, konu, amaç ve diğer düzenlemeleri oldukça ayrıntılıdır. Kamu düzenine de aykırılık olmadığı anlaşılan sözleşmenin hükümleri ile tarafların bağlı olduğunun kabulü gerekir. Davacı tarafın iddiası, sözleşme her ne kadar bayilik sözleşmesi şeklinde adlandırılmış ise de sözleşmenin aslında acentelik sözleşmesi olduğuna yöneliktir. Acentelik TTK'nın 102 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. TTK'nın 102 maddesinde, genel olarak tanımlanan acentelik, ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın bir sözleşmeye dayanarak belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denildiği ifade edilmiştir. Bayilik sözleşmesinde ise davacı bayinin tanımı konu ve amaç kısmında açıklanmış olup yukarıda ayrıntılı şekilde yer verildiği üzere TTK'nın 102/1 fıkrada yer verilen acentelik tanımı değildir. Yine, sözleşmenin 3.2 maddesinde "Bayi aşağıdakiler de dahil, fakat bunlarla sınırlı olmamak üzere ----- kendi takdir yetkisine bağlı olarak Bölgede başka Bayiler tayin edebileceği veya İlgili Ürünleri Bölgenin içinde kendi başına tedarik edebileceğini kabul eder." düzenlenmesi ve davalı vekili tarafından dosyaya sunulan davacının yakın ilçelerine verilen bayilik sözleşme örnekleri birlikte incelendiğinde davacı şirkete münhasıran bir yetki tanınmadığı ve davacının acente olmadığı mahkememizce kabul edilmiş ve davacı acente olmadığından portföy tazminatı talep edemeyeceği gerekçesi ile bu talep yönünden davanın reddine karar verilmiştir.Sonuç olarak, davalı şirketlerin yasal prosedür çerçevesinde sözleşme kapsamında sözleşmenin uzatılmayacağına dair ihbar bildirimleri sonucunda sözleşmenin sona ermesi, davacı tarafın iddia ettiği zararlarının varlığı hâlinde dahi bu zararlar davalıların sorumluluğunu gerektirmeyecektir. Zarardan sorumluluk için öncelikle davalı eyleminin haksız olması gerekecektir. Davalıların sözleşmeye aykırı eylemi ispat edilemediğinden davacının maddi tazminat talepli tazminat davasının da reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kuruluştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gerekli 427,60 TL karar ve ilam harcından başlangıçta alınan 2.561,63 TL peşin harcın mahsubu ile artan 2.134,03‬ TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacılara iadesine, 3-Davadan önce gidilen ara buluculukta devletçe karşılanan 3.200,00 TL ara buluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, bu nedenle bu miktar yönünden de harç gibi tahsil müzekkeresi hazırlanmasına, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı tarafça yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 6-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 24.000,00 TL vekalet ücretinin davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davalıya verilmesine, 7-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının HMK 333 ve gider avansı tarifesinin 5. maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra ilgili tarafa iadesine,Dair karar, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, karar gerekçesinin tebliğinden itibaren 2 hafta içinde ---- Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf yolu açık olarak verildi, açıkça okundu usulen tefhim olundu.

Atıf: İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/390, K. 2024/540, T. 29.05.2024, www.arakarar.com/karar/istanbul-anadolu-7-asliye-ticaret-mahkemesi-2023-390-e-2024-540-k-e09ef536c0e4