İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/72 E. 2024/568 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2021/72
- Karar No
- 2024/568
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO:2021/72 Esas KARAR NO :2024/568 DAVA:Tazminat DAVA TARİHİ:01/02/2021 KARAR TARİHİ:03/10/2024 Taraflar arasında görülen davanın Mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili Mahkememize verdiği dava dilekçesi ile; müvekkili şirket 1990 yılında kurulduğunu, gıda katkı maddeleri ve ürün geliştirme konularında da ticari faaliyetlerini sürdürdüğünü, davalı şirketin üretimini yaptığı sebze ve meyvelerin endüstriyel olarak işlenmesi ve hazırlanması için kullanılan makine, teçhizat ve üretim bantlarının satım ve dağıtımı ile iştigal ettiğini, davalı şirket söz konusu ürünlerin Türkiye'de satış ve dağıtımı hususunda müvekkili ile tek yetkili temsilcisi/distribütörü olarak anlaşmaya vardığını, buna göre müvekkilinin uzun yıllar davalının tek yetkili acentesi ve acentelik faaliyeti dışında doğrudan satım ve dağıtımı konusunda davalının tek satıcısı olarak ticari faaliyetlerini sürekli bir biçimde sürdürmüş olduğunu, müvekkili şirketin tüm sorumluluklarını yerine getirdiğini ve davalı şirketin, taraflar arasındaki ticari ilişkisi öncesinde Türkiye’de çok sınırlı satışı olduğunu, müvekkili şirketin emek ve çabalarıyla davalı şirketin ürünlerinin Türkiye'deki pazar payının yüksek oranlara çıkarılmasının sağladığını, ticari ilişki devam ederken davalı şirketin, 7 Ağustos 2019 tarihli tarihli bir mektup göndererek Türkiye pazarında artık ... adlı şirketle işbirliği yapacağını, bu şirketle davalı şirket arasında bir ortak girişimin kurulduğunu ve devam eden iki proje dışında ... münhasır acenteliğinin sona erdirme niyetinde olduğunu bildirdiğini, bu mektuba cevaben müvekkili şirket yetkilisinin davalı şirket yetkilisine e-posta göndererek davalının, müvekkili şirket tarafından oluşturulan müşteri çevresinden yararlanmaya devam edeceğini, bu sebeple tek acentelik ve tek satıcılık ilişkisi sona erdirilmek isteniyorsa bunun karşılığında uygun bir denkleştirme tazminatının ödenmesini gerekeceğinin bildirdiğini, bu e-postaya cevaben davalı şirketin, müvekkili şirkete 2 Kasım 2019 tarihli bir fesih beyanı göndermek suretiyle, herhangi bir haklı sebebe dayanmaksızın ve olağan fesih yoluyla davalı şirket ile müvekkili şirket arasında tek yetkili acentelik ve tek satıcılık ilişkisinin 3 aylık bildirim süresinin sonunda; 12 Şubat 2020 tarihi itibariyle sona ereceğinin bildirildiğini, bu fesih bildirimine karşılık müvekkili şirketçe denkleştirme tazminatı talep edildiğini ancak davalı şirketin bu talebi yerine getirmediğini, davalı şirketin haklı sebep olmaksızın tek yetkili acentelik ilişkisini fesih ettiğini, müvekkili şirketin TTK'nın 122.maddesinde öngörülen denkleştirme tazminatına hak kazandığını, müvekkili şirketin davalı şirket tarafından münhasır acentelik ilişkisinin feshi nedeniyle acentelik ilişkisinden elde ettiği komisyon gelirinden ve tek satıcı olarak hareket ettiği zaman elde ettiği satım kârından mahrum kalacağını belirterek müvekkili şirketin hak kazandığı 79.568 Euro tutarında denkleştirme tazminatının aynen veya BK.nın 99. maddesi uyarınca fiili ödeme günündeki tayiç üzerinden TL karşılığı olarak, dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun uyarınca yabancı para üzerinden işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili Mahkememize verdiği cevap dilekçesi ile; davacının dava dilekçesindeki tüm iddia ve taleplerinin mesnetsiz ve haksız olduğunu, müvekkili şirketin, 1962'den beri sebze ve meyve ürünlerinin konserve ve dondurma öncesi endüstriyel işlenmesi için hazırlama ve ısıl işlem için makineler ve hatlar geliştiren, üreten, bu alanda Dünya genelinde tanınırlığa sahip bir firma olduğunu, davacının müvekkilinin Türkiye'de davacı ile tanındığını belirtmiş ise de; müvekkilinin 1976 yılından beri birçok ülkede tescil hakkı sahibi markaları bulunduğunu, müvekkilinin davacıdan önce de birçok müşteri ile hali hazırda irtibat kurduğunu, kimi ile teklif sürecinde kalırken bazı müşterilere de satış gerçekleştirdiğini, yani davacının 2013 yılından önce müvekkilinin ve müvekkili ürünlerinin Türkiye’de hiçbir şekilde bilinmediği iddiasının aksine müvekkilinin, 2002 yılından bu yana Türkiye pazarında yer aldığını, davacı şirketin satıcılık hizmeti vermesi karşılığında komisyon aldığını, davacının dava dilekçesinde bahsettiği alım-satım yetkisi, müvekkili makine yedek parçalarının alım satımından ibaret olduğunu, davacının müvekkili cihazlarını alım satımını gerçekleştirmediğini, davacının iddialarının aksine sözleşmenin 12 Kasım 2019 tarihli mektup ile müvekkili şirket tarafından değil daha öncesinde bizzat davacı tarafından sona erdirildiğini, müvekkilinin sadece bu feshi tanıdığını ve sonraki süreçte ne olacağını beyan ettiğini, müvekkilinin 7 Ağustos 2019 tarihinde gönderdiği yazı ile münhasır temsilcilik yerine başka çalışma şekilleri üzerinde durmak istediğini dile getirdiğini, davacının ise vermiş olduğu 2 Eylül 2019 tarihli cevapta münhasır olmayan bir çalışma şekli olamayacağını beyan ederek sözleşme fesih tazminatı istemiş bu şekilde herkesin kendi yoluna gideceğini beyan etmiş olduğunu, bunun üzerine müvekkilinin 12 Kasım 2019 tarihli mektupta fesih talebini kabul ettiğini deklere ettiğini, bu bakımdan feshin müvekkili tarafından gerçekleştirilen tek taraflı bir fesih olmadığının ortaya çıktığını, ayrıca davacı tarafından müvekkili şirkete verilen hizmetin müvekkilinin pazarını büyütme şeklinde olmadığını aksine davacının çalışmasının yetersizliğinden dolayı tarafları bu noktaya getirdiğini, müvekkili şirketin davacı ile olan ticari ilişkisinden dolayı Türkiye'deki bilinirliğinin hiç artmadığını, davacının satış ve pazarlama konusundaki eksikliği, müvekkili bakımından davacının münhasır temsilci olarak devamını ticari olarak verimsiz kıldığını, davacının salt kendi erişimi olan müşterilerine satış yaparken Türkiye gibi gıda üretiminde öncü bir ülkede var olan büyük potansiyel kullanamadığını, her ne kadar davacı, müvekkilini Türkiye’nin önde gelen gıda üreticileri ile tanıştırdığını iddia etse de; ... gibi gıda üreticisi öncü firmalarla müvekkilini tanıştırmadığını, müvekkilinin sözleşmeyi devam ettirmeme iradesinin de bu husustan kaynaklandığını, müvekkilinin dava dışı ... firması ile iş ilişkisinin farklı yansıtıldığını, müvekkilinin herhangi bir temsilci değilikliğine gitmediğini, ... firmasının davacı şirketten daha iyi gıda işleme ve makinelerin üretim ve satışını yaptığını, bu nedenle müvekkilinin Türkiye'de daha da tanınırlığının arttırmaya yönelik bir girişim olduğunu ve bu iki firmanın Fransa'da ,,,-... ,,, ticaret unvanlı bir şirket kurduğunu, dolayısıyla dava dışı şirket ile yapılan iş ortaklığının acentelik ilişkisi olmadığını ve davacının oluşturduğu portföy/müşteri kitlesininde kullanılmadığını, feshin müvekkili tarafından yapıldığı kabul edilse dahi müvekkilinin, davacı ile olan acentelik ilişkisinin davacının da kabulünde olduğu üzere olağan fesih sürecine ve hukuka uygun olarak sonlandırdığını ve bu süreçte de son derece iyi niyetle hareket ettiğini, bu nedenlerle davacının denkleştirme tazminatına hak kazanmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Dava; sözleşmenin feshinden kaynaklanan denkleştirme (portföy) tazminatına ilişkindir. Taraf delilleri toplanmış ve bilirkişi raporları alınmıştır. Bilirkişiler Prof. Dr. ..., Prof. Dr. ... Mahkememize sundukları 02/09/2022 tarihli raporlarında; somut olayda bir inhisari aracı acentelik sözleşmesi olduğu, ancak yazılı bir metin olmadığı için acenteye standart dışı (altında veya üstünde) bir menfaat temin edildiği dava dosyasında görülmediğini, somut olayda bir inhisari aracı acentelik sözleşmesi olduğunu, acenteye standart dışı (altında veya üstünde) bir risk yüklendiği dava dosyasında görülmediğini, taraf delillerinden bu hususta bir çıkarım yapmanın mümkün olmadığını, bu iddiada olan tarafın ilgili delilini dosyaya ibrazla açıklamasını ve ispatını yapması gerektiğini, ispatlanması halinde bilirkişi heyetince bu iddia/savunmayı mahkemeye sunacağı rapor içinde denetleyebileceğini, somut olayda sözleşmenin süresinin yaklaşık 10-12 yıl olduğunu, sürenin uzamasıyla birlikte acentenin müşteri kitlesinin de daha ziyade kurumsallaştığını kabul etmenin mümkün olduğunu, somut olayda acentenin geliri tablolarda verildiğini, aynı bölgede faal diğer acentelere göre daha düşük veya yüksek olduğu noktasında bir değerlendirme yapmanın mümkün olmadığını, zira inhisar olduğunu, somut olayda inhisari bir aracı acentelik ilişkisi olduğunu, acentenin normalin üzerinde çok büyük bir çaba ve emek harcadığını ifade etmek ne eşyanın tabiatıyla uyumlu olmayacağı gibi bunlar teorik bazdaki bir takım değerlendirmeler olup, uygulamada ölçümlemesinde fevkalade büyük güçlükler olduğu bilcümle izahtan vareste olduğunu, bu iddiada olan tarafın ilgili delili dosyaya ibrazla açıklamasını ve ispatını yapması gerektiğini, bunun ispatlanması halinde bilirkişi heyetinde bu iddia/savunmayı mahkemeye sunacağı rapor içinde denetleyebileceğini, acenteye standart dışı (altında veya üstünde) bir kazanç temin edildiği veya acentenin kayba uğradığı dava dosyasına mübrez delillerden görülemediğini, bu iddiada olan tarafın ilgili delili dosyaya ibrazla açıklamasını ve ispatını yapması gerektiğini, bunun ispatlanması halinde bilirkişi heyetinde bu iddia/savunmayı mahkemeye sunacağı rapor içinde denetleyebileceğini, somut olayda ne davalı sigorta şirketinin ne de davacı sigorta acentesinin mal varlığı dosyaya mübrez olduğunu, dolayısıyla bu konuda bir değerlendirme yapılması mümkün olamadığı gibi, gerekliliği de somut olay bağlamında fevkalade tartışlı olduğunu, kişisel durum (yaşlılık, sağlık durumu, çalışma yeteneği); somut olayda tarafların tüzel kişi olduğunu, dolayısıyla kişisel durumlara ilişkin bir değerlendirme yapılmasının mümkün olmadığını, bu unsurun değerlendirmeye alınmasını mümkün olmakla birlikte buna ilişkin bir olgunun dava dosyasında yer alması söz konusu olmadığını, kaldı ki, bu da teorik bazda bir mülahaza olup, fiiliyatta ölçülmesi olasılığı fevkalade düşük olduğunu, markanın etkisi (unvanın) (Davalının Türk/dünya piyasasında bilinen bir şirket olduğunun anlaşılmakta olduğunu, şüphesiz ki, satılan ürünün acentenin satışına etkisi olduğunu, markanın bilinirliğinin denkleştirmeyi %15 ila 30 arasında etkilemesinin mümkün olduğu genel itibarıyla kabul görmekle birlikte takdirin Mahkemeye ait olduğunu, böyle bir duruma ilişkin bilgi dosyada bulunmadığını, davacının denkleştirme talebine hak kazandığı, 50.777,32 € olarak tespit edilen bu tutarın hesabının dosyaya mübrez evrak çerçevesinde 4 yıl üzerinden yapılabildiğini, TTK m. 122/1c çerçevesinde mahkemenin bu tutardan hakkaniyet indirimi yapmasının mümkün olduğununu belirtmişlerdir. Bilirkişiler Prof. Dr. ..., ... ve Prof. Dr. ... Mahkememize sundukları 15/01/2024 tarihli raporlarında; davacı acentenin denkleştirme tazminatı talep edebileceğinin anlaşıldığını, tazminat miktarı da acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamayacağını, bu yönde yapılan inceleme neticesinde davacının defterlerine göre fesihten önceki 4 yıla göre, 1 yıllık ortalama komisyon gelirinin 45.203,70 Euro olduğunu, dolayısıyla denkleştirme tazminatı miktarının bu tutarı aşamayacağının tespit edildiğini, ancak davacının kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden (portföyünden) davalı şirketin yararlanmaya devam etmesi, davacının ise yararlanamaması nedeniyle; davacının uğradığı zararın (denkleştirme tazminatının) elde edemediği komisyon gelirinden ibaret olacağını ve davacının talep edebileceği zarar (tazminat) miktarının da buna göre hesaplanacağını (sözleşmenin feshi nedeniyle sözleşmenin feshinden sonraki 1 yıl içinde elde edilemeyen gelirinin (yani 1 yıllık zararının) hesaplanması gerektiğini, davalının defterlerinden ve/veya davalının, davacı ile sözleşmesini feshettikten sonra Türkiye'de sözleşme yaptığı diğer acentesinin ticari defterlerinden tespit edilebilecek hususlar olduğundan, davalının veya Türkiye'deki davacıdan sonraki acentesinin 2020-2021 yılları ticari defter kayıtlarının incelenmesi gerektiği hususunun değerlendirmesinin Mahkemenin takdirinde olduğunu, marka etkisinin denkleştirme hesaplamasında dikkate alınması bakımından davalı yanın marka veya markalarının dava tarihi itibarıyla Türkiye'de tanınmışlığına ilişkin (davalı yanın bu yöndeki beyanları dışında) herhangi bir bilgi veya belgenin dosya münderecatında yer almadığını, davalı yanın markasının tanınmışlığı yönündeki beyanlarının mevcudiyeti ve bu hususta değerlendirilmelerin arzı ile birlikte; dosya mevcudu itibariyle denkleştirme tazminatı (davacının sözleşmenin feshi nedeniyle sözleşmenin feshinden sonraki 1 yıl içinde elde edilemeyen geliri (yani 1 yıllık zararı) hesaplanamadığından, markanın bilinirliğinin varlığı yönünde bir tespit yapılsa dahi bu aşamada herhangi bir hesaplama yapılamayacağının açık olduğunu, kaldı ki taraflar arasındaki dava konusu sözleşmenin kurulduğu tarih itibari ile davacı yanın Türkiye sathındaki bilinirliğini ya da yoğun kullanımını gösterir hiçbir verinin dosya Münderecatında mevcut olmadığını, fesih talebinin ilk olarak davalı tarafından davacıya bildirilmiş olduğu 3 ay öncesinden bildirim ile 12 Şubat 2020'de sona ereceğini belirterek, davalı tarafından taraflar arasındaki münhasır acentelik ilişkisinin feshedildiğini, Davalı şirketin 3 ay öncesinden bildirim yapmak suretiyle taraflar arasındaki münhasır acentelik ilişkisini sonlandırması kapsamında, davalı şirketin olağan fesih hakkını kullandığının söylenebileceğini, yapılan incelemeler sonucunda; davacının defterlerinde kayıtlı olmayan dekontlardaki tutarların, işbu raporda kabul edildiği gibi hesaplamaya dahil edilmemesi gerektiğinin (ki bu tutarlar dahil edilmediğinde tarafların defter kayıtları birbirini doğrulamaktadır) Mahkemece kabul edilmesi halinde; Davacının defterlerinde fesihten önceki 4 yıla göre, 1 yıllık ortalama Komisyon gelirinin: 45.203,70 EUR olduğu, Davalının defterlerinde fesihten önceki 4 yıla göre, 1 yıllık ortalama Komisyon gelirinin: 45.558,97 EUR olduğu, Davacının defterlerinde kayıtlı olmayan dekontlardaki tutarların önceki raporda kabul edildiği gibi, hesaplamaya dahil edilmesi gerektiğinin Mahkemece kabul edilmesi halinde ise, davacının defterlerinde fesihten önceki 4 yıla göre, 1 yıllık ortalama Komisyon gelirinin: 50.777,32 EUR olduğu, Davalının defterlerinde fesihten önceki 4 yıla göre, 1 1 yıllık ortalama Komisyon gelirinin: 45.558,97 EUR olduğunu (işbu raporda tespit edilen tutar ile aynıdır); Mahkemece 1.seçeneğin kabul edilmesi halinde davacının defterlerindeki 4 yıllık kazançlarına göre, davacının 1 yıllık ortalama Komisyon gelirinin: 45.203,70 EUR olduğunun; 2. seçeneğinin kabul edilmesi halinde de davacının defterlerindeki 4 yıllık kazançlarına göre, davacının 1 yıllık ortalama Komisyon gelirinin: 50.777,32 EUR olduğunun kabul edilebileceğini, dosyada, taraflar arasındaki sözleşmenin feshinden sonra, davalı şirketin, davacı acentenin portföyü sayesinde yaptığı satışlara (elde ettiği gelirlere) veya komisyon ödemelerine ilişkin herhangi bir kayıt-belge bulunmadığını belirtmişlerdir. Bilirkişiler Prof. Dr. ..., ... ve Prof. Dr. ... Mahkememize sundukları 04/07/2024 tarihli ek raporlarında; kök raporda arz edilen görüş ve kanaatlerinin devam ettiğini belirtmişledir. Mahkememizce toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; davacı, taraflar arasında bulunan tek satıcılık sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak fesih edildiğini ileri sürerek, haksız fesih nedeniyle denkleştirme (portföy) tazminatının davalıdan tahsilini talep ettiği, davalının ise sözleşmenin davacı tarafından feshedildiğini, davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, sözleşmenin kendileri tarafından feshedildiği kabul edilse bile sözleşmenin olağan feshi süresine ve hukuka uygun olarak sonlandırıldığını belirterek davanın reddini talep ettiği anlaşılmıştır. 25.03.2013 tarihli belgeye göre taraflar arasında yazılı olmayan 25.03.2013 tarihinden beri devam eden belirsiz süreli tek satıcılık sözleşmesi bulunmaktadır. 6102 sayılı TTK'nın 122.maddesinde; " (1) Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra; a) Müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa, b) Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve c) Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir. (2) Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır. (3) Müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamaz. (4) Denkleştirme isteminden önceden vazgeçilemez. Denkleştirme istem hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerekir. (5) Bu hüküm, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanır" hükmü bulunmaktadır. Portföy (Denkleştirme) tazminatı, sözleşme yükümlülüklerinin yerine getirilmemesi dolayısıyla uğranılan zararın tazminini değil, sözleşmenin sona ermesi sonucunda müşteri çevresini kaybeden ve ekonomik bakımdan güç durumda kalan acente veya tek satıcının bundan dolayı uğradığı kaybın giderimini ifade eder. Acentenin denkleştirme talebi sözleşmenin sona ermesi veya sözleşmeye aykırılık dolayısıyla uğradığı zararlardan bağımsız ve kanunda farklı koşullara tabi tutulmuş bir taleptir. Denkleştirme tazminatının arkasında yatan hakkaniyet düşüncesine göre müvekkilin, acentenin yarattığı ve parasal değeri olan müşteri çevresinden karşılıksız olarak yararlanması hakkaniyete uygun düşmez. Müvekkil acenteye, kendisine hazır olarak kalan müşteri çevresinin rakamsal karşılığını, sonradan tamamlayıcı bir ödemeyle ifa etmelidir. Bu müvekkilin, acentenin oluşturduğu müşteri çevresini devralması, satın alması gibi de algılanabilir. Böylece acenteye, sözleşme sona ermeseydi, yarattığı müşteri çevresinden kaynaklanan hukuki ilişkilerden hak edecek olduğu ücretlerin karşılığı kısmen ödenmiş olur. Taraflar arasındaki sözleşmenin kim tarafından ne zaman feshedildiği ve davanın süresinde açılıp açılmadığı ve davacı şirketin tazminata hak kazanıp kazanmadığı hususunda taraflar arasında ihtilaf bulunmaktadır. Taraflar arasındaki yazışmaların incelenmesinde davalı şirketin davacı şirkete gönderdiği 7 Ağustos 2019 tarihli mektupta, Türkiye’de iş yapmak için başka bir şirketle (...) anlaştıkları, ...’in Türkiye pazarına dair ilgisi ve Patates Kızartması ve Cips de dahil olmak üzere patates hatlarındaki olası çatışmaların, davacının münhasır acenteliğinin devam etmesini neredeyse imkansız hale getirdiği ve bu kapsamda da davacının Türkiye'deki tek ... acenteliğini feshetmek için adil bir anlaşma üzerinde çabucak anlaşma istediklerini davacıya bildirmesi üzerine, davacının cevaben kendilerinin münhasır acenteliğinin feshedilmemesi durumunda “kazanacakları komisyonları kaybedeceği, fesih tazminatı olarak kendilerine 250,000 € tazminat ödeneceği ve kendileri tarafından oluşturulan, teklif sunulan ve müzakereleri bekleyen projeleri (2020 sonuna kadar Sözleşme imzalanana kadar) takip etmeye devam edecekleri ve başarıyla kapatılanlardan düzenli komisyonunu alacaklarının belirtildiği, buna göre davalının fesih önerisine, davacının gönderdiği cevabi yazıda, fesih durumunda taleplerinin belirtildiği, sonrasında davalının davacıya gönderdiği 12 Kasım 2019 tarihli fesih bildirimine ilişkin mektup ile 3 ay öncesinden bildirim ile 12 Şubat 2020'de sona ereceğini belirterek taraflar arasındaki münhasır acentelik ilişkisinin feshedildiği anlaşılmıştır. Buna göre 7 Ağustos 2019 tarihli mektupla 02.09.2019 tarihli cevabi yazının sözleşmenin feshi bildirimi olmadığı, sözleşmenin davalı tarafından davacıya gönderilen 12 Kasım 2019 tarihli fesih bildiriminin 3 ay öncesinden bildirim ile 12 Şubat 2020'de sona erdiği, dolayısı ile davalı şirketin 3 ay öncesinden bildirim yapmak suretiyle taraflar arasındaki münhasır acentelik ilişkisini sonlandırma kapsamında, davalı şirketin olağan fesih hakkını kullandığı Mahkememizce kabul edilmiştir. Bu nedenlerle davalı tarafın sözleşmenin davacı tarafından feshedildiği ve davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı savunmasına itibar edilmemiştir. Taraflar arasındaki sözleşmenin haklı her hangi bir neden olmadan davalı tarafından feshedildiğinden davacının Portföy (Denkleştirme) tazminatı talep edebileceği anlaşılmıştır. Taraflarca sunulan bilgi ve belgelere, ticari defter kayıtlarına ve Bilirkişi raporuna göre; davacının defterlerinde fesihten önceki 4 yıla göre 1 yıllık ortalama komisyon gelirinin 45.203,70 Euro olduğu anlaşıldığından bu miktar üzerinden takdiren % 35 hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği sonuç ve kanaatine varılarak davacının talep edebileceği denkleştirme tazminatının 29.382,41 Euro olduğu Mahkememizce kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın kısmen kabulü ile; 29.382,41 EURO denkleştirme tazminatının dava tarihinden itibaren hesaplanacak 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi uyarınca devlet bankalarınca bir yıl vadeli EURO mevduat hesabına uyguladıkları en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, 2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesine göre alınması gereken 17.588,92 TL harçtan peşin alınan 12.055,22 TL harcın mahsubu ile geriye kalan 5.533,70 TL harcın davalıdan tahsiline, 3-Davacı tarafından yatırılan 59,30 TL başvurma harcı ve 12.055,22 TL peşin harç toplamı 12.114,52 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesaplanan 41.197,90 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/3. maddesi de gözönüne alınarak davanın ret edilen kısmına göre (hakkaniyet indirimi ile ilgili bölüm hariç) hesaplanan 41.197,90 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan 9.500 TL bilirkişi ücreti ve 1.250 TL tebligat- müzekkere masrafı olmak üzere toplam 10.750 TL yargılama giderinin davanın kabul ve ret oranına göre (hakkaniyet indirimi ile ilgili bölüm hariç) hesaplanan 3.921,15 TL.sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Davalı tarafından yapılan 20.000 TL bilirkişi ücreti ve 112,50 TL tebligat- müzekkere masrafları olmak üzere toplam 20.112,50 TL yargılama giderinin davanın kabul ve ret oranına göre (hakkaniyet indirimi ile ilgili bölüm hariç) hesaplanan 8.580,07 TL.sinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 8-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-13.maddesi ve Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi gereğince Adalet Bakanlığı Bütçesinden Arabulucuya ödenen 1.320 TL ücretin davanın kabul ve ret oranına göre (hakkaniyet indirimi ile ilgili bölüm hariç) 756,88 TL'sinin davalıdan, kalan 563,12 TL'sinin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 9-Taraflarca yatırılan gider avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, Taraf vekillerinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde Mahkememize sunulacak veya gönderilecek dilekçe ile istinaf yolu açık olmak üzere oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 03/10/2024 Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır