İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/512 E. 2024/649 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2021/512
Karar No
2024/649
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO:2021/512 Esas KARAR NO :2024/649 DAVA:Alacak DAVA TARİHİ:03.01.2012 KARAR TARİHİ:24/09/2024 Davacı tarafından davalı aleyhine açılan Alacak davasının mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda dosya incelendi. D A V A / Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı banka ile aralarında post cihazı kullanılması imkanını tanıyan üye işyeri sözleşmesi bulunduğunu, bu kapsamda müvekkili firma ile üçüncü şahıs ... arasında 11/06/2011 tarihinde ve yine müvekkili firma ile üçüncü şahıs ... arasında 24.06.2011 tarihinde interten üzerinden gerçekleştirilen işlemler ile dava dışı üçüncü şahıs ...'a ... Tv Dvd ...Araç ...satışı, diğer üçüncü şahıs ...'a ise ... Navigasyonlu Multimedya cihazı satışları yapıldığını, internet üzerinden yapılan bu alışverişlere davalı banka tarafından verilen onay sonucunda satışa konu malların üçüncü şahıslara teslim edildiğini, satışların toplam bedelinin 5.205,18 TL olduğunu, satışın gerçekleşmesi için onayı alınan kredi kartlarının müşterilerin bilgisi dışında sahte olarak kullanılması sebebiyle davalı banka tarafından alışveriş bedellerinin müvekilinin hesaplarından mahsup edildiğini, yapılan bu işlemin usulsüz olduğunu açıklanan nedenlerle dava dışı üçüncü şahıslara yapılan işlemlerden dolayı müvekkil firma hesaplarından yapılan kesintilerin haksız fiil tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte taraflarına ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. S A V U N M A / Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; yetki itirazında bulunarak kredi kartı hamillerinin alışveriş yapan kişilerden farklı kişiler olması ve kart hamillerinin itirazları nedeniyle ödenen bedellerin mahsup edildiğini, müvekkilince yapılan işlemlerin taraflar arasında akdedilen sözleşmeye ve anılan sözleşmenin 15.6, 15.7 ve 15.8. maddelerine uygun olduğunu, alışveriş sırasında verilen onay kodunun ise kredi kartına ait genel bilgilerden olan alışverişe açıklık veya limit yeterliliği gibi bilgilere ilişkin olduğunu, davacının “3D güvenlik” sistemini kullanmayarak zararın artmasına neden olduğunu, işlemin kredi kartı bilgileriyle yapıldığını ve ilgili kredi kartlarının sahte olmadığını, satılan malların teslimatının araştırılması gerektiğini, müvekkilinin kusurunun bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. G E R E K Ç E / Dava dosyası, ....Asliye Ticaret Mahkemesinin 05.06.2012 tarih, ... sayılı yetkisizlik kararı üzerine, .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esasına kaydedilmiş, bu mahkemeninde kapanması üzerine Mahkememiz İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esasına kaydedilmiş ve yargılamaya devam olunmuştur. Yapılan yargılama sonunda, Mahkememizin ... sayılı 02.02.2015 tarihli kararı ile, "Alınan ana ve 1. Ek rapor dosya üzerinde ve üye işyeri sözleşmesi kapsamında alınmış olmakla, ilgili bankanın alışveriş portalı, arayüzü, talep edilen güvenlik önlemleri, müşterinin kullandığı satış portalı ve alınabilecek önlemler bizzat bilgisayarlar ve internet ortamında görülmeden sağlıklı karar verilemeyeceği anlaşılmakla bu şekilde satış işleminin bir benzeri gerçekleştirilmek suretiyle tarafların sorumluluklarının belirlenmesi yoluna gidilmiştir. Aynı bilirkişi heyeti görevlendirilmek sureti ile sanal bir alışveriş gerçekleştirilerek bankanın ve üye işlerinin somut olaydaki durumu irdelenmiştir.Buna göre ; Bir alışveriş yapılması amacı ile davacının internet adresi olan ... isimli internet sitesine girilmiştir.ürünler arasından gelişigüzel ... yeni kapı kolu kromu isimli ürün alışveriş sepetine eklenmiştir.Siteye üye olmadan alışveriş yapmaya olanak sağlayan buton seçilerek alışverişe devam edilmiştir.Fatura bilgileri girilmiş ve alıcının kimlik bilgileri bölümüne " ... " ismi girilmiş ve yanlış bir TC kimlik numarası yazılmıştır. Kredi kartı bilgileri girilmiş ve kart üzerindeki isim bölümüne yine ...yazılmıştır. İşlem sonunda 3D secure sistemine yönlendirilmiş ve davacının cep telefonuna gelen şifre işle alışveriş tamamlanmıştır. Alışveriş sonrası davalı bankanın üye işyerlerine sağladığı " ... " isimli web tabanlı sisteme girilerek yapılan işlem kontrol edilmiştir.Yapılan işleme ilişkin kredi kartı sahibinin isim bilgileri ve kart bilgilerinin teyit edilebileceği herhangi bir bilgi sunulmadığı görülmüştür.İlgili bankanın ... nolu krumusal müşteri hizmetleri çağrı merkezi aranarak işlemin şüpheli olduğu belirtilerek kimlik teyidi istendiğinde çağrı merkezince kimlik bilgisi verilmediği ve belli miktarın altındaki işlemlerde teyit işlemi gerçekleştirilmediği bilgisi verilmiştir. Görüldüğü gibi aslında davacı şirket yetkilisinin kredi kartı bilgileri kullanılarak sahte isim ve adresle yapılan bir alışverişte davalı banka işleme onay vermiştir. üye işyerinin bu işlemle ilgili olarak gerekli kimlik teyidini, adres teyidini ve kart hamili hakkındaki kimlik bilgilerini öğrenme imkanı sistemde bulunmamaktadır. Bankanın sorumluluğu : 1. Bilgi Verme ve Aydınlatma Yükümlülüğü:Her şeyden önce bankaların ilk yükümlülüğü, kullanılan elektronik ortamla ilgili yeterli ve gerekli bir aydınlatma yükümlülüğünün müşterilerine ve üye işyerlerine verilmesidir. Zira banka kullanıcıları ile karşılaştırıldığında; bir kurum olarak görev yapan ve elektronik ortamda işlemi müşterilerine açan kuruluşların, bu şekilde bir tabii yükümlülüklerinin olduğu sonucuna ulaşılmalıdır. Kurum olarak banka, yeni teknolojilerin kullanılmasında müşteriye göre özel bilgi ve tecrübelere sahiptir ve bu bilgi ve tecrübeleri müşterisine ve üye işyerlerine aktarmak zorundadır. Bankanın yeni teknolojileri kullanma ve özellikle riskleri konusunda müşterilerini yeterli bir şekilde aydınlatma yükümlülüğünü ihlal etmesi halinde, onun kusurlu olduğu sonucuna ulaşmak gerekmektedir. Bir işlemin nasıl ve hangi güvenlik esaslarına riayetle yapıldığı konusunda müşteri ve üye işyeri aydınlatılmalıdır. Aydınlatma yükümlülüğü, müşterinin ve üye işyerinin sadece bir kere uyarılmasıyla yerine getirilmiş olmaz. Yeni teknolojileri kullanacak ve halihazırda kullanan müşterilerin aynı zamanda sürekli olarak yeni tehlikelere, yeni virüslere karşı ve yeni güvenlik tedbirleri konusunda sürekli olarak aydınlatılması gerekmektedir. Bankanın elektronik işlemlerden sağladığı fayda düşünüldüğünde bu yükümlülüğün ağır bir külfet olmadığı görülür. 2-Tedbir Alma Yükümü :Elektronik ortamda müşterilerine işlem yapma yetkisi veren bankalar, aynı zamanda bu sistemin iyi işleyişi ve olabilecek hatalar konusunda gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür. bankaların güvenlik tedbirlerinin her zaman mevcut teknoloji içinde en üst düzeyde olması gerekmektedir. Banka alışveriş tarihinde davacı üye işyerinin 3D...kullanmadığı nedenle bu işlemin gerçekleştiğini savunmaktadır. ...alışveriş güvenliği açısından bu kadar önem taşımaktadır o halde bu sistemin üye işyeri tarafından ve kart hamili tarafından kullanımı zorunlu tutulmalı ihtiyari bırakılmamalıdır. Bankanın internet ortamında alışveriş yaptıran üye işyerlerine çeşitli güvenlik adımları verdiği, ancak bunların kullanımını zorunlu tutmadığı da anlaşılmaktadır. Davacının sistem gereği işlemi yapan kartı hamilinin gerçek kimlik bilgilerine ulaşma imkanı bulunmadığı da uygulamalı olarak görülmüştür. Olayın üzerinden uzun zaman geçmesine rağmen davalı bankanın internet alışverişllerinde üye işyerine sağladığı portalda halen de güvenli olmayan düzenlemelerin bulunduğu,gerekli koruyucu önlemlerin uygulamalı inceleme sırasında dahi tamamlanmadığı da anlaşılmıştır. Dosya üzerinde ve sadece sözleşmedeki genel düzenlemeler karşısında her ne kadar kök ve 1. Ek rapor davayı haklı kılar görünse de, uygulamalı olarak alınan 2. Ek raporda olayda davacının sorumluluğunun bulunmadığı, itirazlarının haklı olduğu, davalının kullandığı sistemin sahteciliğe açık olup, davacının bu sistemde kimlik vs. Denetim imkanının bulunmadığı da ortaya çıkmıştır.Bu nedenle raporların alınış tarzı itibari ile çeliştiğini söylemekdoğru olmayacaktır.ikincil bir husus davacının sattığı malları bizzat alıcısına teslim etmediği hususudur.İnternet ortamında yapılan hemem hemen tüm alışverişlerde alıcı olarak görünen kişi satıcıya adres bilgilerini vermekte, satıcılar da bu adrese teslim edilmek üzere ürünü kargolamaktadır. Kargo şirketinin belirlenen adreste ve faturadaki kimlik bilgilerini kontrol ederek malı teslim etme yükümlülüğü bulunmaktadır.Bu yükümlülük davacı olan satıcının sorumluluğunda olan bir husus değildir. Açıklanan tüm bu nedenlerle bir güven kurumu olan ve normal tacirlere göre en azami basiretli davranması gereken bankanın olayda kusurunun bulunduğu, davacının zarara neden olmadığı anlaşılmakla bloke edilen para haksız bir blokeye maruz kaldığından davacının davasının kabulüne karar vermek gerekmiştir. İki ayrı işlem nedeni ile iki ayrı bloke işlemi uygulanmış olup, davacı bankayı işlemlerden sadece 2.239,28 TL lik işlem için ihtarname ile temerrüde düşürmüş olup diğer işlem nedeni ile temerrüd sözkonusu olmadığından temerrüd faizi açısından sadece 2.239,28 TL lik blokaj için verilen önele göre 26.10.2011 tarihinden itibaren diğer bakiye 2. İşlem için ise dava tarihinden itibaren faize hükmetmek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle, Davanın Kabulü ile 5.208,18 TL'nin davalıdan alınıp, davacıya verilmesine, bu miktarın 2.239,28 TL 'lik kısmı yönünden ihtarnamenin tebliğ şerhli önel gözetilerek 26/10/2011 tarihinden itibaren kalan 2.965,90 TL 'lik kısmına ise dava tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasına, karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2015/8757 esas ve 2016/3628 karar sayılı 04/04/2016 tarihli kararı ile, "Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava, bankacılık işlemlerine dayalı olarak davacı satıcı tarafından dava dışı üçüncü kişilere satılan mal bedelinin, davacı hesabından davalı bankaca haksız şekilde kesildiği idiasına dayalı istirdat istemine ilişkindir. Mahkemece, alınan ikinci bilirkişi raporuna itibar edilerek davalı bankanın kredi kartı ile yapılan alışverişlerde alıcı bilgilerinin ve kart sahibi bilgilerinin karşılaştırmasını yapmayarak davacının zararına neden olduğu görüşüne itibar edilerek davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak, mahkemece aldırılan ilk bilirkişi raporunda, hükme esas alınan ikinci raporun aksine görüş bildirilmiş olup sonuçta iki farklı rapor birbiriyle çelişmektedir. O halde; mahkemece birbiriyle çelişen iki rapordan ikincisine itibar edilip, taraflar arasındaki üye işyeri sözleşmesinde düzenlenen 15. maddenin 6., 7. ve 8. fıkraları gözönünde bulundurulmadan, davalının esaslı itirazları değerlendirilmeden ve çelişkiyi giderecek yeni bir bilirkişi raporu alınmadan yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir." gerekçesiyle, mahkememiz kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkememizce bozma ilamına uyulmayarak, 30.121.2016 tarih 2016/909 esas ve 2016/1007 karar sayılı kararı ile "Birbiri ile çelişir görünen 1. Ve 2. Raporlar AYNI Bilirkişi heyetinin raporlarıdır. 1. Rapor dosya üzerinden ve genel teamüller, genel bilgiler ve sadece sözleşmesel yükümlülükler gözetilerek düzenlenmiştir. 2. Rapor aslında 2. EK rapordur ve ikinci rapor düzenlenirken gerek davacının gerekse davalının bilgisayar ve internet bankacılığı sistemleri bizzat denenerek, görülerek, somut olaya uyarlanarak düzenlenmiştir. Sonuç bölümünde farklı sonuçlara varan aynı heyettir. Ancak bilirkişi raporları düzenlenirken bilirkişilere verilen görev tanımı ile bilirkişilerin incelediği hususlar farklıdır. Sistemler üzerinde örnekleme şeklinde veri girişleri yapılmadan, sadece sözleşme ve yazılı beyanlar üzerinden alınan ilk rapor ile bizzat deneysel yöntemle alınan raporun farklı olması klasik anlamda bir çelişki değildir. Aynı verilerle, aynı görev tanımı ile, aynı delillerle yapılan bir inceleme mevzubahis olmadığı için aynı heyet farklı sonuçlara varmıştır. Bu nedenle görünürde şekli olarak bir çelişki var gibi görünse de; aslında çelişki bulunmamaktadır.Somut verilerle desteklenen ek rapora ( 2. Bir rapor değildir) bu nedenle itibar edilmiştir. 2. Ek raporda belirlenen somut hususlar incelendiğinde sözleşmenin 15. Maddesindeki hususlar da zaten tartışılmış bulunmaktadır.Zira; önceki gerekçeli kararda da açıklandığı üzere;Bir alışveriş yapılması amacı ile davacının internet adresi olan ... isimli internet sitesine girilmiştir.ürünler arasından gelişigüzel ... yeni kapı kolu kromu isimli ürün alışveriş sepetine eklenmiştir.Siteye üye olmadan alışveriş yapmaya olanak sağlayan buton seçilerek alışverişe devam edilmiştir.Fatura bilgileri girilmiş ve alıcının kimlik bilgileri bölümüne " ... " ismi girilmiş ve yanlış bir TC kimlik numarası yazılmıştır. Kredi kartı bilgileri girilmiş ve kart üzerindeki isim bölümüne yine ...yazılmıştır. İşlem sonunda ... sistemine yönlendirilmiş ve davacının cep telefonuna gelen şifre işle alışveriş tamamlanmıştır. Alışveriş sonrası davalı bankanın üye işyerlerine sağladığı " ... " isimli web tabanlı sisteme girilerek yapılan işlem kontrol edilmiştir.Yapılan işleme ilişkin kredi kartı sahibinin isim bilgileri ve kart bilgilerinin teyit edilebileceği herhangi bir bilgi sunulmadığı görülmüştür.İlgili bankanın ... nolu kurumsal müşteri hizmetleri çağrı merkezi aranarak işlemin şüpheli olduğu belirtilerek kimlik teyidi istendiğinde çağrı merkezince kimlik bilgisi verilmediği ve belli miktarın altındaki işlemlerde teyit işlemi gerçekleştirilmediği bilgisi verilmiştir. Görüldüğü gibi aslında davacı şirket yetkilisinin kredi kartı bilgileri kullanılarak sahte isim ve adresle yapılan bir alışverişte davalı banka işleme onay vermiştir. üye işyerinin bu işlemle ilgili olarak gerekli kimlik teyidini, adres teyidini ve kart hamili hakkındaki kimlik bilgilerini öğrenme imkanı sistemde bulunmamaktadır. İkincil bir husus davacının sattığı malları bizzat alıcısına teslim etmediği hususudur.İnternet ortamında yapılan hemem hemen tüm alışverişlerde alıcı olarak görünen kişi satıcıya adres bilgilerini vermekte, satıcılar da bu adrese teslim edilmek üzere ürünü kargolamaktadır. Kargo şirketinin belirlenen adreste ve faturadaki kimlik bilgilerini kontrol ederek malı teslim etme yükümlülüğü bulunmaktadır.Bu yükümlülük davacı olan satıcının sorumluluğunda olan bir husus değildir.Somut olayda da satılan malların kargoya teslim edildiği görülmektedir. Görüldüğü üzere Sözleşmede 15. Maddede üye işyerine kimlik teyidi alma, adres gibi hususlarda sorumluluk yüklenmekle birlikte, bankanın getirdiği sistem kimlik teyidine olanak vermediği gibi, davacının verilen adrese sattığı malları kargoladığı görülmekle, sistemin elverdiği hiç bir hatası bulunmayan davacınının yapılan sahtecilik/ dolandırıcılık olayında kusuru bulunmadığı , bloke işleminin bu nedenle doğru görülmediği anlaşılmakla davasının yeniden kabulüne karar vermek gerekmiştir." gerekçesiyle, 1-Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 2015/8757 Esas ve 2016/3628 Karar sayılı bozma ilamına uyulmayarak önceki kararda DİRENİLMESİNE, 2-Davanın KABULÜ ile 5.208,18 TL'nin davalıdan alınıp, davacıya verilmesine, bu miktarın 2.239,28 TL 'lik kısmı yönünden ihtarnamenin tebliğ şerhli önel gözetilerek 26/10/2011 tarihinden itibaren kalan 2.965,90 TL 'lik kısmına ise dava tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasına, karar verilmiştir. Mahkememizce verilen direnme kararının davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/11-2480 esas ve 2021/657 karar sayılı 01.06.2021 tarihli kararı ile, "Uyuşmazlık konusu itibari ile öncelikle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) düzenlenen bilirkişi incelemesi hakkında açıklamalarda bulunmakta fayda vardır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller” başlıklı 266/1. maddesi; “Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez.” düzenlemesini içermektedir. Bilirkişi incelemesinin esası; uyuşmazlığın çözümünde gerekli olan özel veya teknik bilgiyi dava dosyasına temin etmektir. Bu bağlamda hâkim, hukuk bilgisi dışında kalan ve niteliği gereği özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususları, alanında uzman kişi veya kişiler aracılığıyla inceleyecek ve elde edilen bilgi ile yapılacak değerlendirme sonucu karar tesisi için gereken kanaate ulaşabilecektir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 282. maddesi ile hâkimin bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği belirtilmiştir. Buradan hareketle bilirkişi incelemesi, HMK’da yer alan “kesin delil” ve “takdiri delil” şeklindeki tasnifte, takdiri deliller içerisinde yer almaktadır. Bir vakıanın doğruluğunun belirlenmesi için ileri sürülen takdiri delilin ispat gücü, hâkimin bu konuda vicdani kanaatiyle yapacağı değerlendirme ile belirlenir. Bu çerçevede takdiri deliller içerisinde yer alan bilirkişi incelemesinin dosyaya sağlamış olduğu özel veya teknik bilgi ya da tespit vasıtasıyla, inceleme konusu olan vakıalara dayalı iddiaların ispatı hususunda hâkimde oluşan kanaat neticesinde bir karar verilir. Bu aşamada hâkim, uyuşmazlık konusuyla ilgili kanun tarafından tanınan takdir yetkisi çerçevesinde, olumlu ya da olumsuz bir karar vermek için gerekli olan kanaatin oluşumunda, bilirkişi raporunu dosya kapsamındaki diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirerek bir karar tesis edecektir. Bilirkişi raporunun serbestçe değerlendirilmesinde kastedilen; raporda ulaşılan sonuç hakkında taraflarca ileri sürülen iddiaların ispatına dair Kanun’da aranan düzeyde bir kanaatin oluşumu için hâkim tarafından yapılan muhakemedir. Ancak ayrıca belirtilmelidir ki; hâkim tarafından hukuka ve hakkaniyete uygun karar tesisinde gerekli olan kanaatin oluşumu için HMK’nın 282. maddesi çerçevesinde bilirkişi raporuna ilişkin olarak yapılacak değerlendirmenin, hukukî sınırlar içerisinde ve uyuşmazlık konusu somut vakıaya uygun niteliği haiz olması gerekir. Başka bir anlatımla; hâkim bilirkişi raporunu değerlendirirken dava konusu vakıaya ilişkin tutarlı, mantıki ve hukukî gerekçeler ortaya koyması gerekmektedir. Bu kapsamda bilirkişinin uzmanlık alanı ve bilgisi, raporun mahkemece tanımlanan görev çerçevesinde düzenlenip raporda varılan sonucun somut olaya uygun ve anlaşılır olup olmadığı gibi hususlar, bilirkişi raporunun değerlendirmesinde hâkim tarafından nazara alınması gerekmektedir (Erdoğan, E./ Üçüncü, S.H.: Bilirkişilik Kurumu ve Bilirkişi Raporunun Delil Değerine İlişkin Bazı Sorunlar, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2010, C. 10, S. 1, s. 372 vd.). Sözü edilen bu takdir hakkının kapsamı, hâkimin hukukî olmayan özel ve teknik bilgiye ilişkin konularda, doğrudan doğruya kendi yorumuna ve anlayışına göre hüküm verebileceği anlamına da gelmemektedir. Zira eksik inceleme ve araştırma ile hukukî olmayan yoruma dayalı olarak hatalı değerlendirme sonucu hüküm kurulamayacağı açıktır. Mahkemece bilirkişi incelemesine başvurulduğunda; raporun, olayın özelliklerine ve uyuşmazlığın çeşidine göre yapılması gerekli olan inceleme ve değerlendirmeleri içermesi, raporda hâkimin uyuşmazlığı çözmesi için gerekli olan tüm özel ve teknik bilgilere ve açıklamalara usulünce yer vermesi, tarafların iddia, savunma ve itirazlarını gerekçeleriyle ve olayın teknik özellikleriyle tartışması, bu tartışmanın da denetime elverişli olması gerekmektedir. Anılan bilirkişi raporunun teknik özellikleri taşımaması, denetime elverişli olmaması, mevcut bilirkişi raporları ile çelişki oluşturması ya da verilen bilgilere göre somut olayın özellikleri ve var olan teknik verilere göre kendi içinde çelişki oluşturur tarzda olması hâlinde söz konusu rapor hükme esas alınamayacaktır. Hâkim bu durumda, davayı aydınlatma yükümlülüğünün de bir gereği olarak, eksiklik veya belirsizliğin ya da çelişkilerin giderilmesi ve gerçeğin ortaya çıkarılması için HMK’da belirtilen yolu izlemelidir. Bu aşamada hâkimin izleyeceği yöntem, HMK’nın 281. maddesinde; “(1) Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler. Bilirkişi raporuna karşı talebin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi hâlinde yine bu süre içinde mahkemeye başvuran tarafa, sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir. Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir. Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir.” şeklinde gösterilmiştir. Ayrıca aynı hususla alakalı olarak 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 3/7. maddesi de; “Aynı konuda bir kez rapor alınması esastır; ancak rapordaki eksiklik veya belirsizliğin giderilmesi için ek rapor istenebilir” hükmünü haizdir. Bu bağlamda çözümü hukuk bilgisi dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektirdiği için bilirkişiye başvurulduğu hâllerde mahkeme, bilirkişi raporunda noksan veya müphem gördüğü hususların tamamlanması veya açıklanması için kendiliğinden veya tarafların itirazı üzerine bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Ayrıca bilirkişi raporları arasında çelişki varsa, çelişki giderilmeden karar verilemez. Ancak, bilirkişi raporunun noksan ve müphem bulunmadığı (tam ve açık bulduğu), itirazların daha önce incelenmiş veya dava dosyasındaki bilgilerle karşılanmasının mümkün olduğunun belirlendiği hâllerde mahkeme, ek rapor almadan veya yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırmadan bilirkişi raporuna karşı yapılmış olan itirazları kendisi de inceleyebilecektir (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. III, İstanbul 2001, s. 2761). Bu aşamada ayrıca belirtilmelidir ki; bilirkişilerin inceleme konusunda uzman olmadıklarının tespiti nedeniyle var olan eksikliğin, belirsizliğin veya çelişkinin ek rapor ile giderilmesi mümkün değilse, mahkemece yeniden belirlenecek bir bilirkişi veya bilirkişi heyeti vasıtasıyla yapılacak inceleme sonucunda bir karar verilmesi gerekmektedir. Eş söyleyişle çözümü için özel veya teknik bilgi gereken bir hususta hazırlanan bilirkişi raporunun, düzenleyen bilirkişilerin gerekli özel veya teknik bilgiden yoksun olmaları nedeniyle hükme esas alınacak niteliği haiz olmaması durumunda mahkemece, yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmaksızın karar verilemez. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından dava dışı ...’a farklı tarihlerde internet üzerinden satışların yapıldığı, bu satım bedellerinin satın almayı gerçekleştiren kişilere ait olmayan kredi kartları ile “mail order” yöntemi kullanılarak ödendiği, ödemelerin yapılmasını müteakip satın alınan ürünlerin alıcılara gönderildiği, ancak kredi kartlarının gerçek sahiplerinin itirazı üzerine davalı Banka tarafından “chargeback” açıklaması ile yapılan ödemeler davacı hesabından mahsup edilerek kredi kart sahiplerine iade edildiği anlaşılmaktadır. Somut olaydan kaynaklanan uyuşmazlığın çözümünün, niteliği gereği özel ve teknik bilgi kapsamında bilirkişi incelemesini gerektirdiği açıktır. Bu bağlamda Serbest Muhasebeci Mali Müşavir/Emekli Banka Müfettişi ile Akademisyen/Yazılım ve Bilişim Uzmanı Bilgisayar Mühendisi bilirkişiler tarafından davacının internet üzerinden gerçekleştirdiği satış süreci üzerinde yapılan inceleme sonrasında düzenlenen 07.06.2013 tarihli bilirkişi raporunda; yapılan işlemler nedeniyle davalı Bankaya herhangi bir sorumluluk yüklenemeyeceği belirtilmiştir. Anılan rapora davacı tarafından yapılan itiraz üzerine dosyaya alınan ve aynı bilirkişilerce düzenlenen 26.12.2013 tarihli ek raporda; davacının işlemlerde sözleşme şartlarına uyduğu, “Sanal POS” işlemlerini usulüne uygun olarak gerçekleştirdiği, ancak satış işlemlerini müteakip satış ile alakalı bilgileri içeren “teslimat formunu” gerçek kart hamilleri yerine teslimatı gerçekleştirecek kargo şubesine teslim edip alıcılardan gerekli kimlik tespiti yapılmasını istemediği, bu suretle teslimatların dolandırıcılara yapıldığı, taraflar arasındaki sözleşmenin 15.6, 15.7 ve 15.8 maddeleri gereği hatalı satışlardan kaynaklanan bedelin davacının sorumluluğunda olduğu, satışların gerçek kredi kartı sahiplerine yapıldığının ve ürünlerin anılan kişilere sorunsuz olarak teslim edildiğinin ispatlanamadığı, tüm bu nedenlerle davalı Bankanın dava konusu bedeli davacı hesabından alarak “chargeback” yoluyla kredi kartlarının gerçek sahiplerinin hesaplarına iade edebileceği, davacının bu hususta davalı Bankadan herhangi alacak talep edemeyeceği ifade edilmiştir. Anılan ek rapora davacı tarafça yapılan itiraz üzerine dosya arasına alınan ve yine aynı bilirkişilerce hazırlanan 14.07.2013 tarihli bilirkişi 2. ek raporunda ise; davacının internet sitesinden “3D güvenlik” sistemi kullanılarak gerçekleştirilen satın alma işlemi sonrasında kredi kart sahibi bilgilerinin yanlış girilmesine rağmen davalı Bankanın onay verdiği, kredi kartının gerçek sahibinin öğrenilmesinin engellendiği, bu kapsamda davacının satış işleminde kredi kart sahiplerinin gerçek kimlik bilgilerini tespitinin mümkün olmadığı, davalı Banka sisteminin buna olanak tanımadığı, mahsup işlemi için davalı Bankanın sisteminin kredi kart sahiplerinin kimliğini davacıyla paylaşması yahut işlem onayı verirken isim ve soy isim bilgilerini sorgulayarak onay vermesi gerektiği, bu sebeple davacının mahsup edilen bedeli davalı Bankadan talep edebileceği belirtilmiştir. Dosya arasına alınan tüm bilirkişi raporları aynı bilirkişilerce düzenlenmiş olup 07.06.2013 tarihli rapor ile 26.12.2013 tarihli ek raporda sunulan görüşler paralellik göstermesine rağmen 14.07.2013 tarihli 2. ek raporda, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri nazara alınmaksızın ve ara kararda verilen görev kapsamı dışında bilirkişilerce 3D güvelik sistemi kullanılarak yapılan uygulamaya göre önceki raporlardan farklı görüşler mahkemenin takdirine sunulmuştur. Aynı bilirkişilerce yapılan incelemeler sonucunda dosyaya sunulan raporlarda farklı görüşlerin mevcudiyeti nazara alındığında, somut olayın özellikleri ve teknik verilere göre bilirkişi heyetinin görüşleri kendi içerisinde çelişkili olmuştur. Ayrıca dosya arasındaki tüm raporların aynı bilirkişi heyeti tarafından kök rapor ve 2 adet ek rapor şeklinde hazırlanmış olmaları da göz önüne alındığında, dosyada aralarında çelişkiler bulunan birden fazla bilirkişi raporunun varlığından ziyade, çelişkili görüşler içeren tek bir bilirkişi raporunun var olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla dosyadaki bilirkişi raporlarının tümü, hükme esas alınacak niteliği haiz değildir. Dava konusu uyuşmazlığın teknik bir incelemeyi gerektirdiği kabul edilerek bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş olmasına rağmen, ortada denetime olanak sağlamayan ve kendi içerisinde çelişkiler içeren bilirkişi incelemesi sonucu ortaya çıkan belirsizlik giderilmeksizin ve rapora yöneltilen esaslı itirazlar değerlendirilmeksizin eksik inceleme ve araştırma ile karar verilemeyeceği de açıktır. Bu itibarla mahkemece, HMK’nın 281. maddesi uyarınca iddia, savunma, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri ve diğer deliller çerçevesinde, tarafların itirazlarını da karşılayacak şekilde dava konusu somut olaya ilişkin ortaya çıkan uyuşmazlığın çözümü için gereken uzmanlığa sahip yeni bir bilirkişi heyetinden görüş alınarak aynı Kanun’un 282. maddesi gereğince yapılacak değerlendirme sonrasında hâsıl olacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Hâl böyle olunca; direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekmektedir." gerekçesiyle, Davalı Banka vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, karar verilmiştir. Mahkememizce Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bozma ilamına uyularak, bozma ilamı dosğrultusunda dosya yeniden ele alınmış, bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. SMMM, Bankacılık ve bilişim uzmanından oluşan Bilirkişi heyetinden alınan 16/04/2022 tarihli bilirkişi kök raporunda özetle; İnceleme Sonucu Yapılan Tespitlerin Değerlendirilmesi; Dosya Sunulan Sipariş Sistem Çıktıları ve Kargo Takip Listesi İncelenmesi: Davacı Şirket tarafından, 11.06.2011 tarihinde, 2.239,28 TL bedelle, Dava Dışı 3. Şahıs ...’a, ve 24.06.2011 tarihinde, 2,965.90 TL bedelle, Dava Dışı 3. Şahıs ...’a, internet üzerinden yapılan ürün satışında, sanal pos işlemleri ile ilgili olarak, “Arama/Raporlama-Finansallaştırma İşlem Detayları” belgelerinde onay kodu verilmiş olduğu görüldüğünden, Sipariş Sistem Çıktıları belgelerinde ödemenin onaylandığının belirtilmiş olmasından, Davalı Banka tarafından dava konusu satış işlemlerinin sanal pos üzerinden kredi kartı ile yapılan satış işlemlerine onay verilmiş olduğunu, görüşü oluşmakta olduğunu, davalı bankanın sipariş sistem çıktıları belgelerinde, kredi kartı numaraları ile alıcı ve kredi kartı sahipleri olarak ... ve ...’ın isim bilgileri olmasına rağmen sistemde bu anlamda güvenlik kontrol uygulaması bulunmadığından, bir uyarı ve engelleme oluşmadığını, aslında davalı bankanın da kendisine gerçek kart sahiplerinden gelmiş itiraza kadar bu uyuşmazlığı fark edemediği, anlaşılmakta olduğunu, Arama/Raporlama-Finansallaştırma İşlem Detayları belgelerinde; birçok bilgi verilmesine rağmen işleme ilişkin kredi kartı numarasının kime ait olduğuna dair isim bilgisinin verilmemiş olması (güvenlik nedeniyle kredi kartı numarası verildiği gibi kart sahibi isimlerinin bazı harfleri verilebilirdi) davalı bankanın sisteminde kredi kartı numarası ile kart sahibi ismi karşılaştırma güvenlik sisteminin bulunmadığını, bu anlamda sistemde denetim ve güvenlik unsurunun eksik olduğunu, ayrıca bu bilginin olmayışı satışı gerçekleştiren Üye İşyerinin satış anında manuel kimlik tespiti gibi bu tür kontrol ve denetim sistemini uygulamasını imkansızlaştırdığını, bu durumun hem banka için hem de üye işyeri için büyük bir güvenlik riski oluşturduğunu, anlaşılmakta olduğunu, ödeme sistemi pos ve kredi kartı çıkartıcı kurum olarak davalı bankanın sorumluluğunun bulunduğunu, Üye İşyerinin satışın gerçekleştiğine dair tek kontrol noktasının, Bankanın vermiş olduğu Onay Kodu olduğunun anlaşıldığını ve belgede de bu onay kodunun verildiğini, görülmesinden dolayı, davacı Üye İşyerine bu anlamda sorumluluk yüklenemeyeceğini, dava konusu satış bedellerinin bu yönden sorumluluğunun davalı bankada olduğunu, davalı banka vekilince, davacı Üye İş Yerinin, 3D secure güvenlik sisteminin söz konusu satış işlemlerinde kullanılmamış olmasının, Üye İş Yerinin zafiyeti olduğu ve zarara kendilerinin yol açmış olduğunun belirtildiğini söz konusu güvenlik sisteminin kullanımının davalı banka tarafından zorunlu hale getirilmediğini ve hem müşteri hem de Üye İşyeri için bir zorunluluk olmadığını, bir tercih olduğu düşünüldüğünde, Üye İş Yeri tarafından zorunlu olmayan tercihe bağlı 3D secure güvenlik sisteminin dava konusu satış işlemlerinde kullanılmamış olmasının hukuki mülahazaları ve takdiri tamamen Mahkemeye ait olduğu bildirilmiştir. SMMM, Bankacılık ve bilişim uzmanından oluşan Bilirkişi heyetinden alınan 17/07/2023 tarihli bilirkişi ek raporunda özetle; Davalı tarafın itiraz dilekçesi kapsamında Mahkemece, taraflarına verilen ek rapor düzenlenmesi görevi çerçevesinde dava dosyaları üzerinden yeniden yapılan inceleme neticesinde bilirkişi heyetimizin kök raporunda, tespitlerinin, değerlendirmelerinin ve hesaplamaları yönünden değişikliği gerektiren bir hususun bulunmadığı görüş ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir. SMMM, Bankacılık ve bilişim uzmanından oluşan Bilirkişi heyetinden alınan 14/04/2024 tarihli bilirkişi 2. ek raporunda özetle; Kart çıkaran kuruluş olarak davalı banka tarafından oluşturulan Üye İşyeri Sözleşmesinin bu hükümlerine göre davalı banka her durumda sorumluluğu Üye İşyerine yüklediğini, sözleşme hükümlerine göre davalı banka her durumda sorumlu değil ve harcama konusu tutarı süresiz bir şekilde faizleri ve komisyonları ile birlikte Üye İşyerinden tahsil etme yetkisinde olduğunu, sözleşmenin, 15.3. maddesi kapsamında; Banka, provizyon için Üye İşyerince yapılan başvuruyu değerlendirir ve uygun gördükleri için onay kodu verir. Banka onaylanan ve onaylanmayan Alım/Bağış Taleplerini Üye İşyerine bildireceğini ve Sözleşmenin, 15.4. maddesi kapsamında ise; Bankanın Üye İşyerine disket veya file transfer veya listeyle vereceği onay kodundan sonra Üye İşyeri, Bankadan onay aldığı Alım/Bağış Talepleri için Üye’ye mal veya hizmet teslimatını yapmakla veya bağış makbuzunu vermekle yükümlü olduğunu, bu belirtilen sözleşme maddelerine rağmen, sözleşmenin 15.7. maddesi kapsamında; Üyenin herhangi bir Alım/Bağış Talebi ve/veya böyle bir borcu olmadığı vb. şeklinde … itirazların bankaya yazılı olarak bildirimi halinde banka, üyenin yaptığı itirazın gerçek olup olmadığını, bir başka deyişle telefon talimatı veya yazılı-imzalı formla yapılan Alım/Bağış Talebi’nin var olup olmadığını veya Alım/Bağış Talebi’nin Üye’ye ait olup olmadığını yada Üye’nin mal ve hizmet teslim alıp almadığı veya bağışın yapılıp yapılmadığını veya Üye İşyerinin malı teslim edip etmediği gibi hususları hiçbir suretle incelemeksizin üyenin kart hesaplarından tahsil ettiği ve Üye İşyerinin hesabına aktardığı meblağı Üye İşyerine önceden ihbara gerek olmaksızın, Üye İşyerinin Banka nezdindeki hesaplarından yada daha sonraki tarihli onay kodu verilmiş fakat henüz Üye İşyerinin hesabına geçilerek ödenmemiş işlem bedellerinden (ilk tahsil ettiği komisyon alacağı Banka nezdinde kalması kaydıyla) re’sen mahsup etmeye yetkili olduğu, bu durumda Üye İşyeri, Banka tarafından onaylanan işlem ve kendisine verilen onay bilgisi karşılığında mal veya hizmet teslimatını yapmakla yükümlü olduğunu, ancak onaylanan bu mal ve hizmet alım işlemine rağmen kart hamili üye tarafından herhangi bir itirazda ise bütün sorumluluk Üye İşyerinde olduğunu, öyle ki bu hükümler Kart çıkaran kuruluş olarak davalı bankanın kurmuş olduğu işletim sisteminde yasal olarak alınmak zorunda olduğu güvenlik tedbirlerinin yetersizliğinden kaynaklanan dava konusu kötü niyetli kişilerin gerçekleştirmiş olduğu işlemlerde dahi davalı bankaya sorumluluk yüklememekte olduğunu, kart çıkaran kuruluş olarak davalı bankanın sisteminde kredi kartının asli bilgilerinden olan kredi kartı numarası ile kredi kartı sahibi üyenin isim bilgilerinin kontrol noktasının olmayışı nedeniyle kötü niyetli kişilerin bu tür gerçekleştirmiş olduğu işlemlerde kredi kartı sahibi üyenin fark etmediği durumlarda üye tarafından haksız bir ödeme yapılmış olması veya kredi kartı sahibi üyenin huzurdaki davada olduğu gibi fark ettiği durumlarda da tüm sorumluluk Üye İşyerinde olma durumunun yolu açılmış bulunmakta olduğunu, ancak, 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanun’un 8. maddesinin 3. paragrafında “Kart çıkaran kuruluşlar, kartların düzenli ve güvenli kullanımı ile bildirim, talep, şikâyet ve itirazlara ilişkin gerekli tedbirleri almaya yönelik sistemi kurmak ve kesintisiz olarak açık tutmakla yükümlüdür.” hükmü kapsamında, bankalar birer güven ve itimat kurumları olduklarından kendilerinin oluşturdukları kredi kartı uygulama işletim sisteminde güvenlik açığı oluşmayacak şekilde gerekli tedbirleri almakla sorumlu olduklarını, 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanun’un 8. maddesinin 3. Paragrafında bulunan hüküm kapsamında, Bankaların birer güven ve itimat kurumları olduklarından, uygulamaya koymuş oldukları kredi kartı uygulama işletim sisteminde bulunan güvenlik açıklığı nedeniyle meydana gelebilecek zararlardan da sorumlu olacakları, anlaşılmakta olduğunu, bu hususta Bankaların düzenlemiş oldukları sözleşmelerde tamamen kendilerini koruyucu maddelerin konmuş olmasının, belirtmiş olduğumuz ilgili yasa maddesi hükmü kapsamında bulunan yükümlülüklerinden kaynaklanan sorumluluklarını ortadan kaldırıp kaldırmadığı hususunda hukuki değerlendirmelere ihtiyaç olduğunu, bu neden ile kök raporda özellikle, davalı banka tarafından dava konusu işlemlerden sorumluluğu olmadığına dair görüşü için dayanak gösterilen, davacı ile davalı arasında yapılan Üye İşyeri Sözleşmesi'nin 15.6, 15/7 ve 15/8 maddeleri hükümlerinin, hukuki mülahazalarının ve takdirin Sayın Mahkemenize ait olduğu, belirtildiğini, bankaların birer güven kurumu olarak özen yükümlülüğü kapsamında sorumluluğu hususunda, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2020/5738 esas ve 2020/4350 karar sayılı ilamında, Bankaların sorumluluğu ile ilgili olarak; “… bankalar, özel yasa ile kurulan ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanınan, topladıkları mevduatı ve katılım fonlarını sahteciliklere karşı özenle korumak zorunda olan kuruluşlar olduğunu, bankalar sahip oldukları bu vasıfları sebebiyle bankacılık işlemlerinin güvenilen tarafı konumunda olup bu durum, bankaların bir güven kurumu olarak kabul edilmesini ve bankanın sorumluluğunun özel güven sebebiyle ağırlaştırılmasını gerektireceğini, bankalar, ağırlaştırılmış sorumluluğun bir gereği olarak objektif özen yükümlülüğü altında bulunmakta olduğunu, buna karşılık hafif kusurlarından dahi sorumludurlar. …” ifadeleri bulunmakta olduğunu, bankaların hafif kusurlarından dahi sorumlu olduklarının açık bir şekilde belirtildiği, görülmekte olduğunu, kaldı ki dava konusunda kart çıkaran kuruluş olarak davalı bankanın sisteminde kredi kartının asli bilgilerinden olan kredi kartı numarası ile kredi kartı sahibi üyenin isim bilgilerinin kontrol noktasının olmayışı, bir güvenlik kusuru olduğunu, SONUÇ: Mali Müşavir Bilirkişi Açısından: Davalının kök rapora ve birinci ek rapora itirazlarında yer alan; tarafların sözleşmede yer alan yükümlülüklerinin değerlendirilmesi, BDDK düzenlemeleri ve sair yasal yükümlülükler kapsamındaki güvenli alışveriş önlemlerine dair bilirkişi raporunda bir tespitin yer almadığını, 3D Secure sisteminin kullanılması, güvenli e-ticaret, tüm iletişim araçları yoluyla yapılan işlemlerden doğacak anlaşmazlıklarda ispat yükünün üye işyerine ait olması, kargo firmasının teslimatı ne şekilde yaptığına dair bir araştırma yapılmadığından hareketle davanın işlem yapan dava dışı üçüncü şahıslara ihbar edilmesi hususu, davacı şirket ile davalı banka arasında imzalanan Ticari Müşteri Sözleşmesi ile Üye İş Yeri Sözleşmeleri hükümlerinin tarafların sorumluluğuna ilişkin düzenlemelerinin dikkate alınması gibi; bankacılık ve finans sektörü, bilgisayar ve bilişim alanı, sözleşme hukuku gibi uzmanlık alanlarına sari iddia ve taleplerin 3568 sayılı kanuna göre yetki almış Mali Müşavir meslek mensubu tarafından değerlendirilmesi ve bu hususlarda görüş bildirmesi mümkün olmadığını, sözleşme hukuku, bankacılık ve finans ödeme sistemleri ile bankacılık ve sair finansal mevzuat mali müşavir bilirkişinin uzmanlık alanı dışında olduğunu, ödemenin ya da kartın gerçekliği gibi teknik konular ile bankacılık sisteminin teknik, hukuk ve sözleşme altyapısı hakkında mali müşavir bilirkişinin mütalaa vermesi mümkün olmadığını, ancak, Mahkemenin üye işyeri lehine alacak ve faiz hesaplanması gerektiğini takdir etmesi halinde, yine Mahkemenin eldeki dava ile ilgili olarak 02.02.2015 tarihli 10. Celse Duruşmasında aldığı, “…Davanın kabulü ile 5.208,18 TL 'nin davalıdan alınıp, davacıya verilmesine, bu miktarın 2.239,28 TL 'lik kısmı yönünden ihtarnamenin tebliğ şerhli önel gözetilerek 26/10/2011 tarihinden itibaren kalan 2.965,90 TL 'lik kısmına ise dava tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasına…” şeklindeki kararı emsal alınarak kök raporda ana para ve faiz hesaplaması yapıldığını, faiz hesaplamasına ilişkin birinci ve ikinci ek rapor öncesinde taraflarca bir itiraz/beyan olmadığı gibi mahkemece de bir görev tevdi edilmediğini, mezkûr hesaplama sayın mahkemenin takdiri halinde cari olacağını, öte yandan; 3568 sayılı meslek kanunu kapsamında yetki alan mali müşavir bilirkişinin bir ticari defter incelemesi yapması gerektiği yönünde ne taraflardan ne de sayın mahkemeden bir talep/görevlendirme olmadığını, neticeten; davanın konusu tümü ile bankacılık ve sözleşme hukuku ile finansal/teknik ödeme sistemleri üzerine inşa edildiğinden bu hususlarda mali müşavir bilirkişinin görüş serdetmesi olası olmadığını, Bankacılık Ve Finans Bilirkişisi Değerlendirmesi: Davalı tarafın itiraz dilekçesi kapsamında Mahkeme’ce, “… taraflar arasındaki üye iş yeri sözleşmesinin tarafların sorumluluklarını düzenleyen tüm maddelerinin özellikle 15/6-7-8 nolu maddelerinin irdelenmesi ve tartışılması suretiyle davalı vekilinin rapor ve ek rapora itirazlarının ayrıntılı olarak değerlendirilmesi noktasında bilirkişi heyetinden ek rapor tanziminin istenilmesine…” ifadeleri ile tarafımıza verilen ikinci ek rapor düzenlenmesi görevi çerçevesinde Üye İşyeri Sözleşmesi'nin 15.6, 15/7 ve 15/8 maddeleri kapsamında dava dosyaları üzerinden yeniden yapılan inceleme neticesinde detaylı açıklamaları yukarıda “Bankacılık ve Finans Bilirkişisi Değerlendirmesi” bölümünde yapıldığı üzere, kök raporunda, tespitleri ve değerlendirmeleri yönünden değişiklik gerektiren bir hususun bulunmadığı, görüşünde bulunulmakta olduğunu, yapılan teknik inceleme sonucu kart çıkaran kuruluş olarak davalı bankanın sisteminde kredi kartının asli bilgilerinden olan kredi kartı numarası ile kredi kartı sahibi üyenin isim bilgilerinin kontrol noktasının olmayışından dolayı güvenlik açığı tespit edilmiş olmakla birlikte davalı banka tarafından düzenlenmiş olan Üye İşyeri sözleşmesinde tamamen kendisini koruyucu maddelerin konmuş olmasının, 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanun’un 8. maddesinin 3. Paragrafında bulunan hüküm kapsamında, Kart çıkaran kuruluşların yükümlülüklerinden kaynaklanan sorumluluklarını ortadan kaldırıp kaldırmadığı hususunda hukuki değerlendirmelere ihtiyaç bulunduğunu, bu husustaki hukuki değerlendirmelerin ve takdirin Mahkemeye ait olduğu, görüşünde olduğunu, Bilişim Uzmanı Değerlendirmesi: Mahkemenin ara kararında belirttiği sözleşmenin 15 maddesi yapılacak işlemlerde mail order düzenlenmesi ile ilgilidir 15/6, 15/7, 15/8 maddelerinde davalı bankanın yapılacak işlemlerde zorunlu olmadığı belirtilmekte ise de asıl raporda ( birinci ek rapor) yaptığımız teknik açıklamalara göre davalı bankanın güven unsuru nedeniyle sorumlu tutulması gerektiğini belirtmiştik bu maddenin hukuki yorumu tamamen mahkemeye ait olduğunu, olayın teknik olarak açıklaması asıl raporda belirttikleri şekilde olduğunu, Sözleşmenin 15/2 MADDESİNDE ÜYE İŞYERİ bankadan provizyon almak zorundadır ifade edildiğini ve banka provizyon verdiğini, bilgisayarcı bilirkişi olarak bankacılık sisteminin teknik alt yapısı konusunda açıklama yapması gerekmekte olduğunu, sözleşmenin teknik konularla ilgili hükümlerini de bu kapsamda incelemiş bulunduğunu, onun dışında sözleşmenin hukuki yorumunu yapılması ve parasal yükümlülükler ile ilgili konular uzmanlığı dışında olduğunu, sözleşmenin diğer madderinde olaya yönelik olarak tarafların sorumluluğuna ilişkin teknik bir hüküm bulunmamakta olduğu sonuç ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir. İddia, savunma, dosya kapsamında toplanan tüm deliller ve bozma ilamı doğrultusunda alınan bilirkişi heyeti rapor ve ek raporları bir bütün olarak değerlendirilmiştir. Buna göre; Dava; Davacı üye işyeri tarafından, internet üzerinden, satın almayı gerçekleştiren kişilere ait olmayan kredi kartları kullanılmak suretiyle mail order yöntemiyle ödeme alınarak, dava dışı ...'a yapılan satışlarda, kullanılan kredi kartlarının gerçek sahiplerinin yaptığı harcama itirazı nedeniyle yapılan chargeback işlemi ile gerçek kredi kartı sahiplerine iade edilen bedellerden dolayı davacı üye işyerinin davalı bankadan alacak istemine ilişkindir. Taraflar arasında Ticari Müşteri Sözleşmesi ve Üye İşyeri Sözleşmesi imzalanmış olup bu Üye İşyeri Sözleşmesi kapsamında davalı banka tarafından davacı üye işyerine pos/sanal pos cihazı kullandırılmıştır. Davacı üye işyeri tarafından, 11.06.2011 tarihinde 2.239,28 TL bedelle dava dışı 3. Şahıs ...’a ve 24.06.2011 tarihinde 2,965.90 TL bedelle dava dışı 3. Şahıs ...’a, internet üzerinden satın almayı gerçekleştiren bu kişilere ait olmayan kredi kartları ile mail order yoluyla ödeme alınarak ürün satışı yapılmıştır. Harcama yapılan kredi kartlarının gerçek sahipleri tarafından harcama itirazında bulunulması üzerine, harcama bedelleri kart sahiplerine iade edilmiştir. Davacı taraf, davalı bankanın siteminin yetersiz olduğunu, gerekli bilgileri vermediğini, gerekli güvenlik önlemlerini almadığını, bu kapsamda dava konusu bedellerin iadesinde sorumluluğunun olduğunu ileri sürerek davalı banka tarafından charge işlemi ile iade edilen dava konusu 5.205,18 TL bedeli davalı bankadan talep etmiştir. Davalı taraf ise, yapılan işlemlerin taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine uygun olduğu, dava konusu işlemlerde kusur ve sorumluluğunun olmadığını ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir. Yargıtay bozma ilamı sonrasında alınan bilirkişi rapor ve ek raporlarında, taraflar arasında imzalanan Üye İşyeri Sözleşmesi hükümlerine göre davalı banka her durumda sorumluluğu Üye İşyerine yüklediği, sözleşme hükümlerine göre davalı banka her durumda sorumlu olmadığı ve harcama konusu tutarı süresiz bir şekilde faizleri ve komisyonları ile birlikte Üye İşyerinden tahsil etme yetkisinin olduğu, ancak bankalar birer güven ve itimat kurumları olduklarından kendilerinin oluşturdukları kredi kartı uygulama işletim sisteminde güvenlik açığı oluşmayacak şekilde gerekli tedbirleri almakla sorumlu oldukları, bu kapsamda bankanın sorumluluğuna gidilebileceği takdirin mahkemeye ait olduğu bildirilmiştir. 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunun 17. Maddesine göre, üye işyerleri, kart hamillerinin yapmış oldukları mal ve hizmet alımlarının bedelini, banka kartı ya da kredi kartı ile ödeme taleplerini kabul etmek zorunda olduğu, aynı kanunun 20. Maddesine göre, işlemin niteliği nedeniyle harcama ve alacak belgesi düzenlenmeksizin çeşitli iletişim araçları ile veya sipariş formu (mail order) vasıtasıyla hizmet alımlarındaki hukuka aykırı kullanımdan kaynaklanan zararlardan kart hamilinin sorumlu tutulamayacağı, aynı kanunun 32. Maddesine göre, kart numarası bildirilmek suretiyle üye işyerinden telefon, elektronik ortam, mail order, sipariş formu veya diğer iletişim araçları yoluyla yapılan işlemlerden doğan anlaşmazlıklarda ispat yükünün üye işyerine ait olacağı anlaşılmıştır. Taraflar arasında imzalanan Üye İşyeri Sözleşmesinin 15.6. Maddesine göre; Üye tarafından verilen alım/bağış talebindeki bilgilerin hatalı olmasından, eksik olmasından, bu bilgilerin gönderilmemesinden, bu bilgilerin üye işyeri tarafından liste veya disket/elektronik bilgi aktarımı kayıtlarına yanlış veya eksik yansıtılmasından vey üyenin MAİL ORDER sistemi aracılığıyla satın alacağı ürün veya hizmetle yada üye işyerine yapacağı bağışla ilgili olarak üye ile üye işyeri veya üçüncü şahıslar arasında doğacak ihtilaflardan ya da onay kodu alınmadan yapılan mal ve hizmet tesliminden ya da bağışlardan veya gerçek üye dışındaki kişilerin başvurusu nedeniyle yapılan mal ve hizmet teslimleri veya bağışlarla bunların bedellerinin tahsilinden dolayı bankanın hiçbir sorumluluğunun bulunmadığı, üye işyeriyle üye veya üçüncü arasında doğabilecek her türlü idari, hukuki ve cezai ihtilaflardan münhasıran üye işyerinin sorumlu olduğu konusunda tarafların mutabık kaldıkları; 15.7. Maddesine göre; Üyenin herhangi bir Alım/Bağış Talebi ve/veya böyle bir borcu olmadığı vb. Şeklinde ( kredi kartı hesaplarına borç geçirilmiş olsa ve/veya üye bu durumda başlangıçta sessiz kalmış olsa bile) itirazların bankaya yazılı olarak bildirimi halinde banka, üyenin yaptığı itirazın gerçek olup olmadığını, bir başka deyişle telefon talimatı veya yazılı-imzalı formla yapılan Alım/Bağış Talebi’nin var olup olmadığını veya Alım/Bağış Talebi’nin Üye’ye ait olup olmadığını yada Üye’nin mal ve hizmet teslim alıp almadığı veya bağışın yapılıp yapılmadığını veya Üye İşyerinin malı teslim edip etmediği gibi hususları hiçbir suretle incelemeksizin üyenin kart hesaplarından tahsil ettiği ve Üye İşyerinin hesabına aktardığı meblağı Üye İşyerine önceden ihbara gerek olmaksızın, Üye İşyerinin Banka nezdindeki hesaplarından yada daha sonraki tarihli onay kodu verilmiş fakat henüz Üye İşyerinin hesabına geçilerek ödenmemiş işlem bedellerinden (ilk tahsil ettiği komisyon alacağı Banka nezdinde kalması kaydıyla) re’sen mahsup etmeye yetkili olduğu, Üye işyeri, anılan tutarın hesabında bulunmaması durumunda, Bankanın bu konudaki ilk yazılı talebinin tebliğinden sonraki ilk işgünü içinde yazılı talepte belirtilen miktarı (faiz talep edilmesi halinde bu faizle birlikte) bankaya ödeyecek olduğu;15.8. Maddesine göre; Üye işyerinden mal ve hizmet alımında bulunan kişiye ait bilgilerle üye bilgilerinde uyumsuzluk olması halinde ve/veya kredi kartının son kullanım tarihinin dolması halinde yapılan ödeme bankaca reddedilmeyecek, mal ve hizmet alımı meblağı üyenin kredi kartının bağlı olduğu hesaptan bankaya alınarak üye iş yerinin banka hesabına alacak kaydedilecek olduğu, üye iş yerinin bu işlemle ilgili tüm sorumluluğu tamamen kendisine ait olduğunu kabul ve beyan ettiği, daha sonra üye tarafından bu hususta herhangi bir itirazda bulunulması halinde, üye iş yerine herhangi bir ihbar, ihtar veya yazılı bildirimde bulunmaya gerek kalmaksızın üye tarafından itiraz edilen meblağı, faizi ile birlikte üye iş yerinin banka nezdinde ki hesaba alarak veya bankadaki herhangi bir hesaptan alarak veya sair hak ve alacağından nakden ya da hesaben re'sen takasla mahsup ederek üye'ye iade etmeye, bankanın tam yetkili olduğu bu konuda üye iş yeri ile üye arasında doğacak itilaflardan dolayı bankanın hiçbir sorumluluğunun bulunmadığı, ayrıca bankanın dilediği an bu uygulamaya son verme yetkisinin bulunduğu hususlarını üye iş yerinin beyan ve kabul ettiği anlaşılmıştır. Bu açıklama ve tespitler ışığında somut olayın değerlendirilmesinde; Hukukumuzda sözleşme serbestliği ilkesi mevcuttur. Taraflar tacir olup, yapmış oldukları tüm işlemlerinde basiretli bir tacir davranmakla yükümlüdürler. Bu kapsamda imzaladıkları sözleşmeler ile bağlıdırlar ve bu sözleşmelerin Genel İşlem Koşulu niteliğinde olduğunu ileri sürmeleri Medeni Kanunun 2. Maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı ile de bağdaşmayacaktır. Dava konusu chargeback işleminde davalı bankanın yasal mevzuata ve taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine aykırı bir işlem ve eyleminin bulunmadığı, taraflar arasındaki Üye İşyeri Sözleşmesinin yukarıda açıklanan 15/6-7-8. Maddeleri de dikkate alındığında tüm sorumluluğun davacı üye işyerinde olduğu değerlendirilmiştir. Bu kapsamda davacı tarafın, davalı bankanın sisteminde güvenlik zaafiyeti olduğuna ilişkin iddiası ve bu husustaki bilirkişi görüşüne itibar edilmemiştir. Davacı tarafın, davasını ispatlayamadığı, dava konusu bedeli davalı bankadan talep edemeyeceği sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır. Tüm bu nedenler ile, davacı tarafça açılan davanın reddine karar verilmiştir. H Ü K Ü M / Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı tarafça açılan davanın REDDİNE, 2-Alınması gereken 427,60-TL karar ve ilam harcından peşin olarak yatan ‭77,30-TL harcın mahsubu ile eksik kalan ‭‭‭350,3‬0-TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA, 4-Davalı tarafından yapılan 77,50-TL posta ücretinin ve 136,00-TL ve 154,30 TL temyiz kanun yoluna başvurma harcı olmak üzere toplam 367,80 TL yargılama masrafının davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 5-Davalı taraf kendini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihi AAÜT gereğince belirlenen 5.205,18-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 6-Taraflarca yatırılan gider ve delil avansından sarfedilmeyen kısmın karar kesinleştiğinde ilgilisine İADESİNE, 7-Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 67/1. maddesi gereğince taraflardan birinin talebi üzerine kararın tebliğe ÇIKARTILMASINA, Dair; taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 15 GÜN yasal süre içerisinde, mahkememize ya da mahkememize gönderilmek üzere her hangi bir Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek bir dilekçe ile Yargıtay nezdinde TEMYİZ kanun yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.24/09/2024 Katip ...  e-imzalıdır Hakim ...  e-imzalıdır

Atıf: İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2021/512, K. 2024/649, T. 24.09.2024, www.arakarar.com/karar/istanbul-8-asliye-ticaret-mahkemesi-2021-512-e-2024-649-k-902c02a05a1a