İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/54 E. 2024/568 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2023/54
Karar No
2024/568
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2023/54 Esas KARAR NO : 2024/568 DAVA : Tazminat (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 24/02/2017 KARAR TARİHİ : 09/07/2024 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamaları sonunda : GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA: Dava dilekçesi özetle şöyledir: " davalılardan Sadır Internet sitesinde 28.04.2016 tarihinde "..." başlığı ile haber yaptığını haberin devamında "..." gibi çirkin ve eleştiri sınırlarını aşan ifadeler kullandığını "..." cümlesiyle de kendilerince mizah yaptıklarını, haberin kesin ve görünür gerçekle uzaktan yakından ilgisinun olmadığını, tamemen asılsız bilgiler barındırdığını, davalıların bu haksız fiileri sebebiyle manevi haklara tecavüz teşkil eden haber nedeniyle davacı için 15.000,00.TL manevi tazminatın haber tarihinden itibaren işleyecek fazi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; manevi tazminatın koşullarını oluşması için öncelikle kişilik haklarının kusurlu bir eylem sebebiyle ihlal edilmiş olması ve bu ihlal ile kusurlu eylem arasından nedensellik bağlantısının bulunması gerektiğinden haksız açılan davanın reddine karar verilmesini..." talep ve dava etmiştir. CEVAP: Cevap dilekçesi özetle şöyledir: "Manevi tazminatın koşullarını oluşması için öncelikle kişilik haklarının kusurlu bir eylem sebebiyle ihlal edilmiş olması ve bu ihlal ile kusurlu eylem arasından nedensellik bağlantısının bulunması gerektiğinden haksız açılan davanın reddine karar verilmesini..." talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Mahkememizde görülmekte olan işbu dava basın yayın yoluyla kişilik haklarının ihlal edilmesi nedeniyle açılan manevi tazminat davasından ibaret olduğu anlaşılmıştır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2021/103 E 2022/14707 K sayılı ilamında özetle; "Davacı vekili; davalılardan ...'ın eser sahibi, davalı ... Tic. A.Ş.'nin ise yayın sahibi olduğunu, davalılardan... tarafından kaleme alınan ve ... 'nin 12/09/2014 tarihli nüshasında yayınlanan "..." isimli köşe yazısı nedeniyle davacının kişilik haklarının ihlal edildiğini belirterek 20.000,00 TL manevi tazminat ile yayım talebinde bulunmuştur. Davalılar vekili, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, ... bulunan “...” isimli kafeterya hakkında ... Tic. A.Ş. arasında intifa hakkı sözleşmesi yapılmış olduğu, sözleşme gereğince kafeteryanın işletme hakkının adı geçen şirkete ait olduğu, mahallinde yapılan 21/06/2007 tarihli tespit sonucunda söz konusu kafeteryanın...tarafından işgalli olduğunun tespit edildiği, ecrimisil dosyası oluşturularak 09/09/2014 tarihinde adı geçen vakfın söz konusu yerden tahliye edildiği ve kafeteryanın intifa hakkı sözleşmesi gereğince ... A.Ş.'ye teslim edildiği, dolayısıyla kafeteryaya davacı vakfın el koymasının söz konusu olmadığı, dosya kapsamında davacı vakfın söz konusu kafeterya ile herhangi bir hukuki ya da fiili ilişkisi bulunduğuna dair hiç bir delil olmadığı, haberin gerçek olmaması nedeniyle yazının ve haberin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği, davacı lehine manevi tazminat isteminin yasal koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 5.000,00 TL manevi tazminata karar verilmiş; karara karşı davalılar vekili ile katılma yoluyla davacı vekili tarafından temyiz yoluna başvurulmuştur. 1-Dava, basın yoluyla kişilik haklarının ihlali nedeniyle manevi tazminat ve yayım istemlerine ilişkindir. Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanunu'nun ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durumda halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki, basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasa'nın temel hak ve özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur. Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi ile ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin birçok kararında da vurgulandığı üzere; ifade özgürlüğü demokratik bir toplumun asli temellerinden olup, toplumun ilerlemesinin ve her bireyin kendini geliştirmesinin temel koşullarından birisini oluşturur. Basın özgürlüğü bağlamında, gazetecilerin kanıtlayamayacağı söylenti ve iddiaların yayınlanması yönünden ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi doğruluk koşulunu makul olmayan, hatta olanaksız bir talep olarak değerlendirip, basının sadece bütünüyle kanıtlanmış olguları yayınlama zorunluluğu ile karşı karşıya bırakılması halinde hemen hemen hiçbir şeyin yayınlanamayacağı, bunun da basın özgürlüğüne zarar vereceği yönündedir. (Jersild ve Thoma-Danimarka; Haldimann ve diğerleri-İsviçre kararları) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 22 Nisan 2013 tarihli ve 48876/08 başvuru numaralı kararında “İfade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun vazgeçilmez esasını ve bu toplumun gelişiminin ve her bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşulunu oluşturduğunu, 10. maddenin 2. fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla ifade özgürlüğünün sadece kabul edilen, zararsız ya da farklı olan “bilgi” ya da “düşünceler” için değil ama ayrıca hoşa gitmeyen, sarsıcı ya da rahatsız edici olanlar için de geçerli olduğunu, bunların, “demokratik toplumun” onlarsız olamayacağı çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gereği olduğunu, 10. maddede açıklandığı gibi bu özgürlüğe yapılan sınırlamaların her halde dar yorumlanması gerektiğini ve herhangi bir sınırlama gereksiniminin ikna edici bir biçimde ortaya koyulması gerektiğini...” ifade etmektedir. Yine Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında da benimsendiği gibi, demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olan ve toplumun ilerlemesi, bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade özgürlüğü, sadece kabul gören veya zararsız yahut kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil, aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerli olup, yine pek çok kararında ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul etmiştir. Bununla birlikte basının da belli ölçüde abartma, hatta tahrik etme ve polemik olarak kabul edilebilecek kişisel açıdan taşkın ifadeler kullanma hakkını da kabul etmiştir. Yine manevi tazminat sorumluluğunun doğması 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesindeki koşulların gerçekleşmiş olmasına bağlıdır. Davaya konu haberin bir bütün olarak incelenmesinde; haberin toplumun bilgi edinme, basının haber verme hakkı kapsamında kaldığı, habere yönelik toplumsal ilginin bulunduğu ve davacının kişilik haklarına saldırı amacı taşımadığı, kaldı ki basının, okuyucunun dikkatini habere çekmek amacı ile çarpıcı başlık ve ifadeler kullanmasının bir gazetecilik tekniği olması karşısında, özle biçim arasındaki dengenin bozulduğundan da söz edilemeyeceği anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklanan ilkeler ve haberin kaleme alınış amacı nazara alındığında; davaya konu edilen yayında kullanılan ifadelerin toplumun bilgi edinme ve basının haber verme hakkı kapsamında kaldığı, habere yönelik toplumsal ilginin bulunduğu, davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmadığı anlaşıldığından, davalıların tazminat ile sorumlu tutulmaları yerinde görülmemiştir. Şu halde, mahkemece istemin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçeyle manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle davalılar yararına bozulmasına karar verilmiştir. 2-Bozma neden ve şekline göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir." şeklinde karar verilmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi'nin 2017/2006 E 2018/813 K sayılı ilamında özetle; "Dava; yayın yoluyla kişilik haklarının ihlal edildiği gerekçesine dayalı manevi tazminat talebine ilişkindir. Somut olayda; dava konusu yayında gazetenin 1.sayfasında "..." başlığı altında verilen ve devamı 10 sayfada bulunan haber yazıda; 3 belediye başkanını partiden atan ...'nin bir yandan da "..."diye adlandırılan ... ve ... başta olmak üzere ... Belediyelerin kapısına dayandığını, İçişleri Bakanlığının ... Belediye Başkanı ... hakkında soruşturma için izin verildiğini, ... Belediye Başkanı ...hakkında ...Başkanı ...'nun talimatı ile ... Milletvekili ve eski savcı ..., Genel Sekreter ve ... Milletvekili ...ile ... Milletvekili Bülent Kuşoğlu tarafından hazırlanan raporun devlet sırrı gibi saklandığını, ... için tek nüsha hazırlandığı söylenen ...'in ve diğer ... üyelerinin gündeminde bulunan ... Belediyesi ile ilgili raporun yarın ele alınmasının beklendiğinin yazıldığı, ... sayfadaki yazının devamında aynı beyanların tekrarlandığı ve başta ... grubu ile yakın ilişkileri sorgulanan ...'ın gönül dosyasının kabarık olduğunun belirtildiği anlaşılmıştır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi ve dairemizin bir çok kararında açıklandığı üzere; basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasa'nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur. Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. AİHM... tarihli ...başvuru no'lu kararında “İfade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun vazgeçilmez esasını ve bu toplumun gelişiminin ve her bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşulunu oluşturduğunu, AİHS'nin 10. maddesinin 2. fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla ifade özgürlüğünün sadece kabul edilen, zararsız ya da farklı olan "bilgi" ya da "düşünceler" için değil ama ayrıca hoşa gitmeyen, sarsıcı ya da rahatsız edici olanlar için de geçerli olduğunu, bunların, "..." onlarsız olamayacağı çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gereği olduğunu, 10. maddede açıklandığı gibi bu özgürlüğe yapılan sınırlamaların her halde dar yorumlanması gerektiğini ve herhangi bir sınırlama gereksiniminin ikna edici bir biçimde ortaya koyulması gerektiğini,...” ifade etmektedir. Mahkeme aynı ifadeleri ... ve ... başvuru no'lu kararlarında da tekrar etmiştir. Davaya konu edilen yazı incelendiğinde; dava konusu haberde anlatılan olayların güncel olduğu, kamu yararının bulunduğu, görünür gerçeğe uygun olduğu, özle biçim arasındaki dengenin de korunduğu, bu nedenle yayınların basın özgürlüğü kapsamında kabul edilmesi gerektiği, davaya konu yazılar nedeniyle tazminat şartlarının oluşmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla dosya kapsamı, delil durumu, ilk derece mahkemesi kararında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesi bakımından usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir." şeklinde karar verilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ...tarihli...başvuru no'lu kararında “İfade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun vazgeçilmez esasını ve bu toplumun gelişiminin ve her bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşulunu oluşturduğunu, AİHS'nin 10. maddesinin 2. fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla ifade özgürlüğünün sadece kabul edilen, zararsız ya da farklı olan "bilgi" ya da "düşünceler" için değil ama ayrıca hoşa gitmeyen, sarsıcı ya da rahatsız edici olanlar için de geçerli olduğunu, bunların, "demokratik toplumun" onlarsız olamayacağı çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gereği olduğunu, 10. maddede açıklandığı gibi bu özgürlüğe yapılan sınırlamaların her halde dar yorumlanması gerektiğini ve herhangi bir sınırlama gereksiniminin ikna edici bir biçimde ortaya koyulması gerektiğini,...” ifade etmektedir. Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında da benimsendiği gibi, demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olan ve toplumun ilerlemesi, bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade özgürlüğü, sadece kabul gören veya zararsız yahut kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil, aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerli olup, yine pek çok kararında ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul etmiştir. Bununla birlikte basının da belli ölçüde abartma, hatta tahrik etme ve polemik olarak kabul edilebilecek kişisel açıdan taşkın ifadeler kullanma hakkını da kabul etmiştir. Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak incelendiğinde; davacı tarafından davalı haber sitesinde "..." başlığı ile haber yapıldığı, haberin içeriğinde "..." şeklindeki ifadeler kullanılması nedeniyle gerçeklik ile ilgisi olmayan haberin kişilik hakkı ihlali olduğu ileri sürülmüştür. Ancak gerek AİHM'in gerek AYM'nin yerleşik içtihatlarına göre ifade özgürlüğü kapsamına hoşa gitmeyen, sarsıcı ya da rahatsız edici olan bilgi ya da düşünceler içinde geçerliği olacağı defalarca vurgulanmıştır. Bu sebeple davalı haber sitesi tarafından kullanılan "..." şeklindeki ifadelerin toplumun bilgi edinme, basının haber verme hakkı kapsamında kaldığı, habere yönelik toplumsal ilginin bulunduğu ve davacının kişilik haklarına saldırı amacı taşımadığı, kaldı ki basının, okuyucunun dikkatini habere çekmek amacı ile çarpıcı başlık ve ifadeler kullanmasının bir gazetecilik tekniği olması karşısında, özle biçim arasındaki dengenin bozulmadığı da dikkate alınarak AİHS ve Anayasa'da düzenlenen basın ve ifade hürriyeti prensibi içerisinde kaldığı anlaşılmakla davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Ayrıntısı ve gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere : Davanın REDDİNE, 1-Karar tarihi itibariyle 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60TL karar harcından, 256,17TL peşin harcı toplamının mahsubu ile geriye kalan 171,43TL'nin davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, 2-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/2 maddesi uyarınca gereği takdir ve tayin olunan 15.000,00TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, 3-Taraflarca yatırılan gider ve delil avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde HMK 333 maddesi uyarınca ilgili tarafa iadesine, Dair; taraf vekillerinin yüzüne karşı verilen gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. 09/07/2024 Katip ... E-imzalıdır Hakim ... E-imzalıdır

Atıf: İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/54, K. 2024/568, T. 09.07.2024, www.arakarar.com/karar/istanbul-3-asliye-ticaret-mahkemesi-2023-54-e-2024-568-k-12a91d1ca9bb