İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/711 E. 2025/24 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2023/711
- Karar No
- 2025/24
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2023/711 Esas KARAR NO : 2025/24 DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 27/11/2023 KARAR TARİHİ : 15/01/2025 Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TALEP: Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; ... ... Ltd. Şti. Şirketi'nin ... A.Ş. ile birleştiğini davalı tarafın bu birleşme dikkate alınarak belirlendiğini, taraflar arasında akdedilen sözleşme ile 165.000 kg ağırlığındaki yükün ....Bölge ... ile Türkiye Gebze’ye arasına kara yolu ile taşınacağı hükme bağlandığını, sözleşme yasal izinlerin alınması ön şartına bağlı olarak yapıldığını, yasal mevzuat gereği 165.000 kg ağırlığındaki yükün tek parça ve konvoy halinde karayolu ile taşınması mümkün olmadığından davacının, hukuki ve fiili imkansızlık nedeniyle sözleşmeden doğan yükümlülüğünü kusuru olmaksızın yerine getiremediğini, sözleşme ön şartı gerçekleşmediği için sözleşmeden dönüldüğünü, davalının, bu imkansızlık nedeniyle yükü denizyolu ile 3. kişiye taşıttığını, akabinde üçüncü bir kişiye denizyolu ile taşıttığı eşyanın taşıma bedelinin, müvekkilinden tahsili için 06.12.2012 tarihinde .... İcra Müdürlüğünün 2012/... Esas (Yeni Esas: 2017/... Esas) sayılı dosyasından, 44.500 Euro, faiz ve ferilerinin ödeme günündeki rayiç bedel üzerinden ödenmesi talepli olarak kötü niyetli icra takibi başlattığını, takibe itiraz doğrultusunda takibin durduğunu, davalının, itirazın iptali ve icra inkar tazminatı talepli olarak .... Asliye Ticaret Mahkemesi 2014/... Esas sayılı dosya üzerinden dava ikame ettiğini, yapılan yargılama neticesinde ilk derece mahkemesince, "Davanın kısmen kabulü ile, tarafların müterafik kusurlu kabul edilerek ... İcra müdürlüğünün 2012/... esas sayılı takip dosyasında davacının davalıdan %50 kusuruna isabet eden 21.450 Euro alacaklı olduğunun tespiti ile bu miktara vaki itirazın iptaline" hükmedildiğini, ilk derece mahkemesi kararı sonrasında davalının icra işlemlerine başladığını ve icra işlemlerinin durdurulabilmesi için Euro'nun 26.05.2015 tarihindeki TL karşılığı ve sair feriler/alacaklar için müvekkilinin 96.000,00 TL nakit teminat yatırmak zorunda kaldığını ve tehir-i icra ile takibi durdurabildiğini, karara karşı temyiz yoluna başvurulduğunu ve temyiz incelemesi neticesinde Yargıtay ... Hukuk Dairesi 05/04/2016 T. 2015/... E. 2016/... K. Sayılı kararının: "Bu durumda olaya uygulanması gereken 818 sayılı BK'nın 19 ve 20. maddeleri uyarınca taraflar arasındaki taşıma sözleşmesinin, "hukuki imkânsızlık” nedeniyle batıl olduğunun kabulünde zorunluluk bulunduğundan, bu sözleşmeye dayalı olarak açılan davanın da reddine karar verilmesi gerekirken, kısmen kabulü yönünde karar tesis edilmesi doğru bulunmamış..." şeklindeki gerekçesi ile ilk derece mahkemesi hükmünün bozulmasına karar verildiğini, bozma sonrası dosyanın, .... Asliye Ticaret Mahkemesi 2016/... Esas sayılı esas alan dosyada, ilk derece mahkemesince Yargıtay bozma kararına karşı direnildiğini, Mahkemenin direnme kararı vermesi üzere, davalının .... İcra Müdürlüğünün 2012/... Esas sayılı dosyasını yenilendiğini, yenileme üzerine dosyanın 2017/... Esas sayısını adığını, mahkeme kararında belirtilen alacaklar için yeni bir icra emri ile dosyanın yenilenmesine dair emir gönderildiğini, müvekkilinin icra işlemlerini durdurulabilmek için Euro üzerinden açılan takibe zorunlu olarak TL karşılığı nakit teminat yatırdığını, icranın kesin olarak iptaline kadar geçen sürede o gün için Euro karşılığı yatırılan bedel önemli ölçüde değer kaybettiğini, teminatı aynen iade edildiğini, müvekkilinin uğradığı zararın tazmini ve bu uyuşmazlığın çözümü için öncelikle arabuluculuk yoluna başvurulsa da görüşmeler neticesinde anlaşma sağlanamadığını, tüm bu sebeplerle; fazlaya ilişkin dava, talep ve bedel artırım hakkı saklı kalmak kaydıyla, HMK m. 107 uyarınca belirsiz alacak davası olarak ikame ettikleri, haklı ve dayanaklı davanın kabulü ile şimdilik 100 TL munzam zararın 26.05.2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. BEYAN: Davalı vekili tarafından cevap verme süresinden sonra sunulan beyan dilekçesinde özetle; Davacı tarafından yargılamanın uzun sürmesi sebebiyle davalı şirket sorumlu tutulmuş ise de müvekkili şirketin herhangi bir sorumluluğu olmadığını, davalı ile ... ... Ltd. Şti. arasında çıkan uyuşmazlığın 2012 yılında yargıya intikal ettiğini ancak 2023 yılında sonuçlanabildiğini, yargılama sürecinin bu denli uzun sürmesinin tarafların inisiyatifinde bir durum olmadığını, sürenin uzaması nedeniyle paranın değer kaybı alacaklı ve borçlu sıfatındaki taraflara yüklenebilecek bir sorumluluk olmadığını, davacının munzam zarar talebinin dayanağı tehiri icra prosedürü sebebiyle ilgili icra müdürlüğüne yatırdığı teminatlar olduğunu, davacının zararından müvekkili şirketin sorumlu olmadığını, somut olayda davacı taraf tehiri icra prosedürünün işlevsellik kazanması maksadıyla toplam 128.000 TL tutarında teminatı icra dairesinin hesabına yatırdığını, yargılama faaliyetinin yaklaşık on iki yıl sürmesi sebebiyle davacının yatırdığı paranın değer kaybettiğini iddia etmekte olup bu değer kaybından müvekkilini sorumlu tuttuğunu ancak bu paranın enflasyon karşısında kıymet yitirmesini önleyebilecek olan taraf para üzerinde tasarrufta bulunma kudretini elinde bulunduran icra müdürlüğü olduğunu, tahsil edilen teminat bedelinin enflasyon karşısında değer kaybetmesini engellemenin yolu nemalandırılma olduğunu, sadece ihalenin feshi durumunda (İİK m. 134/8) kanunda açık bir düzenleme mevcut olduğunu, diğer durumlarda kanunda düzenleme bulunmadığını, kimi yargı kararları ile İİK madde 134/8 kapsamı dışında kalan durumlarda nemalandırmanın yapılması gerektiği sonucuna varıldığını, davacı tarafın da dava dilekçesinde dayanak olarak sunmuş olduğu kararlarda alacaklı aleyhine hak ihlali sayılabilecek bir durum söz konusu olduğunu çünkü kanunda olmayan bir şeyi varmış gibi belirterek kanuna aykırı daraltıcı bir yorum yapıldığını, davacı ... ... A.Ş'nin tehiri icra prosedürüne işletmek maksadı ile yatırmış olduğu teminat bedeli yargılama faaliyetinin bu denli uzun sürmesi nedeniyle değer kaybetmesinin müvekkilinin sorumluluğunda olmadığını, tüm bu sebeplerle; davacının haksız davasının reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. TALEP ARTIRIM: Davacı vekili tarafından sunulan talep artırım dilekçesinde özetle; 26/06/2024 tarihli bilirkişi raporu uyarınca müvekkilinin, davalıdan 1.173.143,89-TL alacaklı olabileceği tespit edildiğini, huzurdaki yargılamaya konu davanın 100-TL değer üzerinden açıldığını, 27/11/2024 tarihli duruşma zaptı uyarınca talep arttırımı için süre verildiğini, bu kapsamda 100-TL olan dava değerini 1.173.143,89-TL'ye arttırdıklarını, aradaki fark olan 1.173.043,89-TL üzerinden yargılama harçlarının da tamamlandığını, tüm bu sebeplerle; fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla; dava esas değeri ve talep artırım dilekçesinin kabulü ile dava dilekçesinde 100-TL olarak belirlenen dava esas değerini 1.173.143,89-TL'ye artırdıklarını, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER: .... İcra Müdürlüğünün 2017/... Esas sayılı icra dosyası, .... Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/..: Esas sayılı dosyası, ..: 'nden gelen davalı şirket ile dava dışı ... ... Nakliyat Limited Şirketi'ne ait ticaret kayıtlarını içerir müzekkere cevabı ile CD, bilirkişi raporu ile tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Mahkememizce yapılan yargılama, taraf beyanları, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; Dava, davalı tarafından davacıya .... İcra Müdürlüğünün 2017/..: Esas sayılı dosyası üzerinden haksız olarak başlatılan icra takibi nedeniyle toplamda yatırılan 128.000,00-TL'nin davalı tarafın .... Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/..: Esas sayılı dosyası üzerinden verilen karar ile haksız çıkması neticesinde iade edilmesinden kaynaklı olarak davacı yanın munzam zararının oluşup oluşmadığı, bu munzam zarardan davalı tarafın sorumlu olup olmadığından ibaret Alacak davasıdır. Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ile yapılan sözleşme gereği 165.000 kg ağırlığındaki yükün Fransa ile Türkiye arasında kara yolu ile taşınacağının kararlaştırıldığını ancak sözleşmenin yasal izinlerin alınması ön şartına bağlandığını, yasal ön şartın gerçekleşmemesi üzerine müvekkil şirketin kusuru bulunmaksızın yasal ön şart gerçekleşmediğinden sözleşmeden dönüldüğünü, bunun üzerine davalı tarafın yükü deniz yolu ile 3. bir şirkete taşıttığını ve ödenen bedelin müvekkil şirketten haksız icra takibi yoluyla talep edildiğini, bunun üzerine müvekkil şirketin yapılan takibe itiraz etmesi sonucunda açılan itirazın iptali davasında talebin kısmen kabulüne karar verilmesi üzerine alacağın tahsili amacıyla yeniden icra işlemlerine başladığını, müvekkil şirketin icra işlemlerini durdurmak maksatlı olarak Euro olarak yapılan takip için TL karşılığı farklı tarihlerde 96.000,00-TL ve 32.000,00-TL olmak üzere toplamda 128.000,00-TL teminat yatırdığını, ancak yapılan yargılama sonucunda Yargıtay Hukuk Genel Kurul kararı doğrultusunda davanın reddine karar verilerek davalının haksız olduğunun tespit edildiğin, yatırılan teminatların iadesi gerçekleşmiş ise de kur farkından dolayı zarara uğradığını, bunun dışında haksız icra takibi nedeniyle bu bedel yönünden ticaret yapmaktan, yatırım yapmaktan sair tüm gelirlerden yoksun kaldığını bu nedenle uğranılan zararın davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı taraf cevap verme süresinden sonra sunulan beyan dilekçesinde özetle; yargılamanın uzun sürmesinden müvekkilinin sorumlu olmadığını, teminatın nemalandırılması mümkün olmadığından davacının zararından yine müvekkilinin sorumlu olmadığını, bu sebeplerle açılan haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Dava zorunlu arabuluculuğa tabi davalardan olup davacı tarafça dosyaya sunulan 13/11/2023 tarihli arabuluculuk son anlaşmazlık tutanağı ile davacı tarafça zorunlu arabuluculuk dava şartının yerine getirildiği ve tarafların anlaşamadığı anlaşılmıştır. .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/39 Esas sayılı dosyasının dosyamız arasına alındığı, yapılan incelemede davacı ... ... Ltd. Şti tarafından davalı ... ... A.Ş'ye karşı yapılan taşıma sözleşmesinden dolayı davalı tarafın üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmemesi üzerine dava dışı 3. Şahıs şirkete işin yaptırılmasından dolayı fazladan ödenen bedelin tahsili için yapılan icra takibi sırasında borçlu tarafından yapılan itirazın iptali için açılan itirazın iptali davası neticesinde yapılan yargılama ile davanın kısmen kabulüne karar verildiği, gerekçeli kararın taraflara tebliği üzerine tarafların mahkemenin kısmen kabul kararına karşı süresi içinde temyiz yasa yoluna başvurduğu, Yargıtay ... Hukuk Dairesinin yapılan yargılama neticesinde taraflar arasındaki taşıma sözleşmesinin "hukuki imkansızlık" nedeniyle batıl olduğunun kabul edilmesi gerektiği ve bu sözleşme nedeniyle açılan davanın da reddine karar verilmesi gerektiğine bahisle mahkemenin kısmen kabul kararının bozulmasına karar verdiği anlaşılmıştır. Yargıtayın bozma kararı üzerine yeniden yargılama yapılarak mahkemenin 24/02/2015 tarihli ve 2014/... Esas, 2015/..: Karar sayılı ilamının usul ve yasaya uygun olması sebebiyle direnilmesine kararının verildiği, davalı tarafın direnme kararını temyiz etmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 15/06/2021 tarihli kararı direnme hükmünün bozulmasına karar verildiği, bozma kararının üzerine yapılan yargılama sonucunda yerel mahkemece davanın reddine karar verildiği, 22/03/2022 tarihli hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay ... Hukuk Dairesinin 23/05/2023 tarih 2022/... Esas, 2023/... Karar sayılı ilamı ile hükmün onanmasına karar verildiği, taraflarca karar düzeltme yoluna da gidilmediğinden hükmün 11/09/2023 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Tüm bu yargılama sırasında davacı ... ... Ltd. Şti tarafından yapılan icra takibi nedeniyle davalı tarafın 26/05/2015 tarihinde 96.000,00-TL ve 20/07/2017 tarihinde 32.000,00-TL teminat yatırdığı anlaşılmıştır. ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/..: Esas sayılı dosyasında davalı olarak yer alan ... ... Ltd. Şti'nin Makhememiz dosyasında davalı olarak yer alan ... A.Ş. ile birleştiği ..: ne yazılan müzekkere cevabı ile anlaşılmıştır. Mali Müşavir bilirkişi ..: tarafından hazırlanan 26/06/2024 tarihli bilirkişi raporuna göre; "Dava konusunun, taraflar arasında akdedilen sözleşme kapsamında davalı yan tarafından haksız takip yapıldığı iddiası ile davacı tarafından icra işlemlerini durdurulabilmek için Euro üzerinden açılan takibe zorunlu olarak TL karşılığı nakit teminat yatırmış olması ve icranın kesin olarak iptaline kadarki sürede 0 gün için Euro karşılığı yatıran bedel önemli ölçüde değer kaybettiğini belirterek uğranılan zararın davalı yandan tahsili talebinden ibaret olduğu, davacının 2015-2016-2017-2018-2019-2020-2021-2022-2023 yılları ticari defterlerinin yasal süreler içinde ve usulüne uygun şekilde açılış ve kapanış onamalarının yapıldığı tespit edilmiş olup, sahibi lehine delil olma vasfı Sayın Mahkemenin takdirlerine bırakıldığı, davacının incelenen 2015-2016-2017-2018-2019-2020-2021-2022-2023 yıllarına ait ticari defterlerinde davalı yan ile muhasebesel anlamda bir ilişkisinin bulunmadığı, Sayın Mahkemenin 13.02.2024 tarihli duruşma tutanağında davalı şirketin ticari defterleri üzerinde yerinde inceleme yetkisi verildiği, işbu yetkiye istinaden tarafımca davalı şirket vekilinin 15.04.2024 tarihli yerinde inceleme talepli beyan dilekçesinde yer alan (... @ ... com) mail adresine ticari defterlerinin hazırlanması konusunda bilgi verilmesi için 29.04.2024 tarihinde mail gönderilmiş olup davalı yan tarafından rapor tarihine kadar herhangi bir dönüş yapılmadığından davalı şirketin ticari defterleri üzerinde inceleme yapılamadığı, taraflar arasında sözleşme akdedilerek 165.000 kg ağırlığındaki yükün ... Bölge ..: ile Türkiye Gebze'ye arasına kara yolu ile taşınacağı hususunda anlaşıldığı, davacı yan hukuki ve fiili imkansızlık nedeniyle sözleşmeden doğan yükümlülüğünü kusuru olmaksızın yerine getiremediği, sözleşme ön şartı gerçekleşmediği için sözleşmeden döndüğünü ifade etmiş olup bu kerre davalı yan tarafından üçüncü bir kişiye denizyolu ile taşıttığı eşyanın taşıma bedelinin, davacıdan tahsili için 06.12.2012 tarihinde .... İcra Müdürlüğü'nün 2012/... E. (Yeni Esas: 2017/..: E.) sayılı dosyasından, 44.500,00 Euro, faiz ve ferilerinin ödeme günündeki rayiç bedel üzerinden ödenmesi talep edildiği, devam eden süreçte davacının takibe itirazı üzerine davalı tarafından başlatılan itirazın iptali davasında (davalının ikame ettiği itirazın iptali davasına ilişkin sürecin detaylarına rapor içeriğinde yer verilmiş olup tekrarlamamak adına bu kısımda detay verilmemiştir.) iş bu davada ki davacı ... ... aleyhine karar verildiği, öte yandan davacı yan tarafından itirazın iptali davası sürecinde takibin durdurulması maksadıyla 26.05.2015 tarihinde 96.000,00 TL, 20.07.2017 tarihinde 32.000,00 TL olmak üzere toplamda 128.000,00 TL tutarlı icra dosyasında yer alan teminat, 15.11.2023 tarihinde davacı şirkete iade edildiği, gelinen noktada davacının talebinin dava süresince meydana gelen enflasyon sebebiyle Türk Lirasının değer kaybetmesinden kaynaklı olarak zarara uğramış olduğu iddiası ile munzam zararın davalıdan tahsili talep edildiği anlaşılmakla; yapılan hesaplamalar neticesinde davacı yan tarafından teminat olarak ödenen 26.05.2015 tarihinde 96.000,00 TL, 20.07.2017 tarihinde 32.000,00 TL bedellerin ödenme tarihleri itibariyle dava tarihine kadar Yargıtay içtihatlarınca 5 ayrı metod (döviz, TEFE-TÜFE, altın, devlet tahvil faiz oranları ve asgari ücret) ortalaması üzerinden güncellenmesi ile 96.000,00 TL tutarlı ödemenin 1.003.893,88 TL'ye tekabül ettiği, 32.000,00 TL tutarlı ödemenin ise 297.250,01 TL'ye tekabül ettiği görülmekle toplam tutarın 1.301.143,89 TL olduğu, icra dairesince iadesi yapılan 128.000,00 TL'nin de mahsubu ile davacının 1.173.143,89 TL alacaklı olabileceği," görüş ve kanaatinde bulunmuştur. Borcun ifasının geciktirilmesi borçlunun temerrüdü sonucunu doğuracaktır. Borçlunun temerrüdü hâlinde ise ortaya çıkacak olan hukukî sonuçlar TBK’nın 117 ve devamındaki maddelerde düzenlenmiştir. Bu sonuçlar arasında uyuşmazlığın niteliği itibariyle önem arz edenlerden ilki; TBK’nın 122. maddesinde düzenlenen aşkın (munzam) zarar kavramıdır. Öte yandan aşkın (munzam) zararın anlaşılabilmesi için öncelikle, borçlu temerrüdünün bir diğer sonucu olan temerrüt faizinin hukuksal niteliği üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. Temerrüt faizi, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine TBK’nın 120. maddesi gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı süresince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle zamanında ifa etme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içerisindedir. Bu kapsamda borçlu, kusurlu olsun veya olmasın borcunu zamanında ifa etmemiş olması durumunda temerrüt faizi ödemekle yükümlü olup bu durum ve temerrüt faiz oranları, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un (3095 sayılı Kanun) 2. maddesinde “Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur. Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre hukukumuzda alacaklıya, zararın varlığını, miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın temerrüt faizini talep edebilme hakkı tanınmıştır. Ayrıca temerrüt faizi yükümlülüğünün doğumu için borçlunun alıkoyduğu paradan yarar sağlaması şart olmadığı gibi bu yararların iadesi amacı da bulunmaz. Temerrüt faizi talep edebilmek için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması şart değildir. Borçlu, bu konuda kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ileri sürerek ve bunu kanıtlayarak faiz ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz. Bunun yanında temerrüt faizi, sözleşmeden doğan para borçlarının yanı sıra, sözleşme dışı hukukî ilişkiden kaynaklanan para borçlarında da uygulama alanı bulur (Barlas, Nami; Para Borçlarının İfasında Borçlunun Temerrüdü ve Temerrüt Açısından Düzenlenen Genel Sonuçlar, İstanbul 1992, s. 127). Uyuşmazlık konusunun temelini oluşturan aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak ise TBK’nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir. Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür. Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür. Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır. Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816). Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez. Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında Mahkememizce yapılan yargılama, dava dilekçesinde ileri sürülen iddialar ile davalının savunmaları, davacı tarafından dosyaya sunulan deliller, kesinleşen .... Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/... Esas sayılı dosyası ve taraflar arasında düzenlenen sözleşme hükümleri, konusunda uzman bilirkişi tarafından düzenlenen mahkeme ve kanun yolu denetimine elverişli bilirkişi raporu bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davacının temerrüt faizini aşan bir zarara uğradığının tespit edilmiş olduğu, davacı tarafın EURO karşılığı başlatılan takip nedeniyle TL'ye çevrilerek yatırılan teminatın takip yapan davalının haksız çıkması nedeniyle yaklaşık 8 sene ve 6 sene sonra iade edilmesi sonucunda uğranılan zarar nedeniyle alacağını tahsil etmek amacıyla öncelikle davalı şirkete başvurduğunu, davalı şirketin zararı ödememesi nedeniyle dava açma yoluna gittiği, dolayısıyla davalı şirketin teminatın yatırılmasından ve teminatın geç tahsil edilmesinden kusurunun bulunduğu, TBK'nun 122. Maddesindeki koşullarının da oluşmuş olması nedeniyle dava dilekçesi ve ıslah dilekçesi dikkate alınarak davacının davasının kabulüne karar verilmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı tarafça açılan Davanın Kabulü ile 907.893,88-TL bedelin 26/05/2015 tarihinden itibaren, 265.250,01-TL bedelin 20/07/2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesi gereğince dava değeri üzerinden alınması gereken toplam 80.137,46-TL harçtan daha önceden ödenen toplam 20.302,51-TL harç düşüldükten sonra eksik kalan 59.834,95-TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Tarafların zorunlu arabuluculuk sürecinde anlaşamamaları nedeniyle 6325 Sayılı Kanunun 18/A-13 maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk gideri olan 3.120,00-TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 4-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T (madde-13 Üçüncü Kısım) göre hesaplanan 176.240,00-TL nisbi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan; 269,85-TL Başvuru Harcı, 269,85-TL Peşin/nisbi Harcı, 20.032,66-TL Tamamlama Harcı, 2.500,00-TL Bilirkişi ücreti, 92,75-TL Tebligat, Posta ve diğer masraflar, olmak üzere toplam 23.165,11-TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-Kullanılmayan gider avansının bulunması halinde kararın kesinleşmesinden sonra HMK’nın 333. maddesi uyarınca resen yatırana iadesine, Dair; davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize verilecek bir dilekçe ile İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 15/01/2025 Katip ..: ¸e-imzalıdır Hakim ..: ¸e-imzalıdır *Bu evrak 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.