İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/744 E. 2025/21 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2023/744
Karar No
2025/21
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2023/744 Esas KARAR NO : 2025/21 DAVA : Tazminat (Rücuen Tazminat) DAVA TARİHİ : 10/11/2017 KARAR TARİHİ : 13/01/2025 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Rücuen Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, DAVA: Davacı vekili vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkili tarafından 11/07/2016-11/07/2017 tarihleri arasında sigortalı bulunan ... A.Ş.'ye ait '' ... Mahallesi ... Mah. Bina No: ... Daire No: A /İstanbul'' adresindeki işyerinin 06/01/2017 tarihinde davalı ...'ye ait şehir şebeke suyunun patlaması nedeni ile yoldan taşan suların sigortalı iş yerine sirayeti sonucunda hasara uğradığını, sigortalı iş yerinde zarara sebebiyet veren olayla ilgili müvekkili şirkete yapılan hasar ihbarı üzerine müvekkili şirket nezdinde açılan ... nolu hasar dosyasından görevlendirilen sigorta eksperi tarafından ekspertiz raporu düzenlendiğini, dava konusu olay nedeni ile sigortalı iş yerinde meydana gelen su basması sonrasında suların tahliyesi için sigortalı tarafından çağrılan itfaiye ekiplerince de tutanak düzenlendiğini, gerek itfaiye, gerekse ekspertiz raporuna göre dava konusu hasarın sigortalı iş yerinin önünde yer alan ...ye ait ana şebeke hattının gerek yapımından gerekse bakımından kaynaklanan eksikler nedeni ile şebeke hattındaki patlama nedeni ile sigortalı iş yerine su sirayeti sonucunda meydana geldiğinin sabit olduğunu, bu nedenlerle, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile 7.814,61-TL sigorta rücu tazminatının sigortalıya ödeme tarih olan 11/07/2017 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava ettiklerini bildirmiştir. CEVAP: Davalı vekili dava dilekçesine karşı vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; bahsi geçen adreste 06/01/2017 tarihinde saat 08:58'de arıza ihbarı yapıldıktan hemen sonra ekiplerin arıza mahalline gittiğini, ancak binanın şube yolu bağlantısı üzerine ek bina yapıldığı ve arızanın da bu noktada olduğunu bu nedenle eski şube yolunun körlenip iptal edilerek binaya başka bir noktadan yeni bir şube yolu çekilerek sorun giderildiğinin tespit edildiğini, meydana gelen arızanın bakım onarım eksikliğinin veya hizmet kusuru nedeni ile olmadığını, sözü edilen adreste şube yolu hattının üzerine idareye bilgi verilmeden ek bina yapılması sonucunda boru üzerine gelen yüklerden patladığı kanaatinin hasıl olduğunu, bu nedenle de hasar bedelinin ödenmesinin söz konusu olmadığını, olayın meydana gelmesinde müvekkili idarenin dahlinin söz konusu olmadığını, müvekkili idarece şube yolu bağlantıları bina dışında tesis edilerek herhangi bir arıza durumunda bina içine zarar vermeyecek şekilde fen ve tekniğe uygun olarak yapıldığını, dava konusu hasarın meydana geldiği binanın da şube yolu bu şartlara uygun olarak ve bina dışından yapıldığını, ancak sigortalı bina maliki tarafından mevcut binaya şube yolu bağlantısı bina içinde kalacak şekilde çıkma kısım yapıldığından şube yolu bağlantısının bina içinde kaldığını, ayrıca dava konusu hasarın bodrum katta meydana geldiğini, su basman seviyesi altındaki birimlere yüzeysel dolan suların thliyesi için drenaj kanallarının yapılması ve dışarıdan gelmesinin muhtemel su sızıntılarının önlenmesi için izolasyon yapılmasının gerekli olduğunu belirterek müvekkili idarenin davacıya kesinleşmiş bir borcunun bulunmadığını, bu nedenle idarenin temerrüdü söz konusu olmadığından dava tarihinden sonrası için faiz istenebileceğini belirterek haksız açılan davanın reddini savunmuştur. DELİLLER: Mahkememizin 29/06/2020 tarih ve 2018/... Esas 2020/... sayılı kararı, ... Mahkemesi ... Hukuk Dairesi'nin 08/11/2023 tarih ve 2020/... Esas 2023/... Karar sayılı ilamında: "...Somut olayın ...'ye ait şebeke borusunun patlaması neticesinde meydana geldiği sabittir. 6098 sayılı TBK'nın 69. maddesi uyarınca, bir binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki, bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. Yerleşik Yargıtay uygulamasına göre, TBK'nın 69.maddesindeki sorumluluk, objektif özen yükümlülüğüne aykırılıktan doğan "ağırlaştırılmış" bir kusursuz sorumluluk halidir. Bu sorumlulukta zarar gören, yapı malikinin (somut olayda davalı ...'nin) kusurunu kanıtlamak zorunda değildir. Yapı maliki ise, kusurun bulunmadığı savunmasının ötesinde uygun illiyet bağının kesildiğini kanıtlamalıdır. Kusursuz sorumlulukta illiyet bağının kesilebilmesi için zarar görenin ağır kusurunun olması, üçüncü bir kişinin illiyet bağını kesebilecek nitelikte ağır kusurunun olması veya zararlandırıcı sonucun meydana gelmesinde öngörülmeyen bir halin bulunması şartlarından birini gerçekleşmesi gerekmektedir. Ancak, imal olunan şey malikinin ek kusuru varsa, illiyet bağının kesilmesi malikin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Söz konusu olayda patlayan ve hasara sebebiyet veren boru, davalının sorumluluğunda olan ve maddede açıklanan "imal olunan şey" kavramına dahildir, davalı ise bu boruların kötü yapılmasından veya muhafazasından kaynaklanan zarardan kusursuz sorumlu olup sisteminin sorunsuz bir şekilde çalışmasını sağlamakla yükümlüdür (Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2017/2031 Esas, 2019/10321 Karar sayılı ve 2018/5489 Esas, 2020/3698 Karar ilamları). Davalının yapı maliki olarak kusursuz sorumluluğu bulunmakta ise de, davalı vekilinin şube yolu hattının üzerine idareye bilgi verilmeden ek bina yapılması sonucunda boru üzerine gelen yüklerden şebeke borusunun patladığı yönündeki savunmaları ile drenaj ve izolasyon eksikliği yönünden itirazları somut olay yönünden değerlendirilmemiştir. Bilirkişi raporunda davalının bu yöndeki savunma ve itirazlarının, yukarıda belirtilen yönetmelik hükümleri de dikkate alınarak incelenmesi, dava dışı sigortalı yada 3.kişilerin olay nedeniyle müterafik kusurlarının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme neticesinde düzenlenen raporun hükme esas alınması hatalıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 06/12/2022 tarihli 2021/11-478 E. 2022/1665 K. sayılı ilamında açıklandığı üzere; "... Zarar sigortalarının (mal ve sorumluluk sigortaları) amacı, rizikonun gerçekleşmesi hâlinde sigortalının maruz kaldığı veya kalacağı zararın tam olarak tazminini sağlamaktan ibarettir. Özellikle mal sigortalarında rizikonun gerçekleşmesi üzerine sigortalının alacağı tazminatın gerçek zararla sınırlı olması ve sigortalının hiçbir surette maruz kaldığı olay dolayısıyla haksız zenginleşme imkânına kavuşmaması gerekmektedir. Başka bir deyişle sigorta sözleşmesi bir kazanç sağlama aracı olmadığından sigortalının mal varlığında haksız bir artış meydana getirmemelidir. Zenginleşme yasağı olarak ifade edilen bu durum sayesinde sigorta sözleşmesi kazanç aracı olmaktan uzaklaşacaktır..." Rizikonun gerçekleşmesi halinde sigorta şirketinin ödeyeceği hasar miktarı sigortalının gerçek zarar miktarıyla sınırlı olduğundan, sigorta şirketi tarafından açılan rücu davasında da aynı ilke geçerlidir. Yani sigorta şirketi, sigortalısına ödeme yaptığında, sorumlu kişiye rücu edebileceği miktar da ancak sigortalının gerçek zararı kadardır. Ancak hasar miktarının tespiti noktasında da rapor hükme elverişli değildir. Bu durumda mahkemece inşaat mühendisi ve sigorta uzmanı yeni bir bilirkişi heyetinden olayın hangi sebeple meydana geldiği, kusur oranları, hasarın poliçe kapsamında olup olmadığı, zararın miktarı hususlarında davalı vekilinin itirazlarının da değerlendirildiği, hükme elverişli rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına," şeklinde karar verilmek suretiyle kaldırılarak dosya mahkememize gönderilmiş ve işbu yeni esasa kaydedilmiştir. 03/10/2024 tarihinde İnşaat Mühendisi ve Sigorta uzmanı vasıtasıyla rapor aldırılmış ve dosyamız arasına alınmıştır. GEREKÇE: Dava, ödenen sigorta tazminatının rücuna ilişkindir. Davacı sigorta şirketi, dava dışı sigortalı iş yerinde meydana gelen su basması olayı sonucu sigorta poliçesi kapsamında tazminat ödemesi yapıldığını, meydana gelen zararın Davalı ...’nin sorumluluğunda bulunan şebeke hattının patlaması sonucu oluştuğunu ve bu sebeple zarardan sorumlu olduğunu iddia etmiştir. TTK md. 1472 uyarınca, sigortacı tarafından sigortalısının talebi üzerine sigorta tazminatı ödemesi yapılması halinde sigortacı, sigortalısının haklarına halef olur. Başka bir anlatımla sigortacı; sigorta tazminatı ödemesine sebep teşkil eden somut olay akabinde, sorumlulara karşı, diğer tarafın onayını gerektirmeksizin, sigortalısına yaptığı ödemeyi ispat etmek koşuluyla, sigortalısının haklarına halef olur ve sigortalının, gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa, söz konusu hak, tazmin ettiği bedel kadar sigortacıya intikal eder. Somut olayda davacı, dava dışı sigortalısına yaptığı ödeme sebebiyle işbu davayı açma hakkının bulunduğu anlaşılmıştır. Dava 10/11/2017 tarihinde açılmış olup, Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararı üzerine dosya mahkememize tevzi edilmiş, mahkememizce verilen 29/06/2020 tarihli karar ... BAM ... HD’nin 08/11/2023 tarihli kararı ile kaldırılmıştır. İdarenin sorumluluğu ile ilgili davalarda yargı yolu hususunda uygulamamızda farklı içtihatlar bulunmaktadır. Son olarak Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 05/02/2024 tarihli kararı güncel ve bağlayıcı niteliktedir. Yargı yolu dava şartlarından olup usule ilişkin bir mesele olduğundan derhal uygulanırlık ilkesine tabidir. Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bağlayıcı olması sebebiyle karar tarihinden itibaren derdest dosyalarda da uygulanması gerekir. Yargı yolu dava şartı kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemece kendiliğinden gözetilmesi gerekir. HMK md. 114’te dava şartları düzenlenmiştir. Bu maddenin birinci fıkrasının b bendi “yargı yolunun caiz olması” şeklindedir. Dava şartları yargılamanın her aşamasında mahkeme tarafından kendiliğinden özetilmesi gereken unsurlardır. Bunlardan birinin eksik olması halinde davanın usulden reddine karar verilir. Somut olayda davalı taraf ... olup, ... kamu tüzel kişiliğini haiz bir kuruluştur. ...’nin kamu hizmeti görürken vermiş olduğu zararlar hizmet kusuru kapsamında değerlendirilmektedir. Hizmet kusuruna ilişkin açılacak tam yargı davalarında ise idari yargı yoluna gidilmesi gerekir. Bu hususta Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından verilen 05/02/2024 tarihli 2023/545 E. ve 2024/40 K. sayılı ilamda “17. Yukarıda anılan mevzuat hükümleri ve yerleşik içtihatlar uyarınca, kamu tüzel kişiliğini haiz ... Genel Müdürlüğünün (...) hizmet kusurundan kaynaklanan zararın ilamsız icra takibine ve dolayısıyla itirazın iptali davasına konu edilmesi hukuken mümkün bulunmamaktadır. 18. Kamu hizmeti yürüten idarenin bu hizmeti yürüttüğü sırada verdiği zararın tazmini istemiyle açılan dava, kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, bu hizmetin yürütülmesinde hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanmasını gerektirmektedir. Bu hususların saptanması ise idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı Kanun'un ilgili maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevli bulunmaktadır. 19. Bu durumda, davalı idarenin hizmet kusuru nedeniyle verdiği ileri sürülen zararın tazmini istemi niteliğindeki davanın, idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.” şeklinde karar verilmiştir. Somut olayda da şebeke su sisteminde yaşanan boru patlaması olayının davalı idarenin görmekte olduğu kamu hizmetine ilişkin olduğu ve hizmet kusuru olarak nitelendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Bu sebeple hizmet kusuruna ilişkin idari yargıda dava açılması gerekirken adli yargıda dava açılmasında HMK md. 114/1-b uyarınca yargı yolu caiz olmadığından davanın usulden reddine karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda izah edilen gerekçeye istinaden; 1-Davanın idari yargı yolu caiz olduğundan HMK Madde 114/1-b ve 115/2 uyarınca dava şartı yokluğundan REDDİNE, 2-Harçlar kanunu gereğince alınması gereken 481,94-TL eksik harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı tarafından yapılan 250,00 TL yargılama giderlerinin davacıdan tahsili ile, davalıya verilmesine, 5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T göre hesaplanan 7.814,61-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Fazla yatırılan ve sarf edilmeyen gider avansının dosya kesinleştiğinde ve talep halinde taraflara iadesine, Dair, kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde istinaf yolu ( ... Mahkemesine başvuru yolu) açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 13/01/2025 Katip ... ¸ Hakim ... ¸

Atıf: İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/744, K. 2025/21, T. 13.01.2025, www.arakarar.com/karar/istanbul-19-asliye-ticaret-mahkemesi-2023-744-e-2025-21-k-2abb87e60522