İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/372 E. 2025/747 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2024/372
- Karar No
- 2025/747
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO:2024/372 Esas KARAR NO:2025/747 DAVA:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ:05/06/2024 KARAR TARİHİ:20/10/2025 Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı Vekilinin Mahkememize Tevzi Edilen Dava Dilekçesinde Özetle; Müvekkilinin turizm alanında faaliyet gösteren bir çok ülkede; hastane, şubesi ve acentesi olan bir firma olduğunu, davalı ile müvekkili arasında faturaya dayalı açık hesap ilişkisi olduğunu, davalının müvekkilinden uçak bileti satın aldığını ancak ödeme yapmadığını, bu hususta müvekkilinin davalıdan 128.894,00-TL alacaklı olduğunu, müvekkilinin alacağın tahsili amacıyla .... İcra Müdürlüğü'nün 2024/... sayılı dosyası ile takip başlattığını ancak davalının itirazı ile takibin haksız olarak durdurulduğunu iddia ederek; itirazın iptali ile aynen devamını, alacağın takip tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi ile birlikte tahsilini, davalının alacağın % 20’ından aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Vekilinin Mahkememize Sunmuş Olduğu Cevap Dilekçesinde Özetle; Müvekkilinin davacıya borcunun bulunmadığını, davacının iddiasını somut olarak ispat edecek delil sunmadığını, taraflar arasında hukuki ilişki olmadığını ve sözleşme imzalanmadığını, bu hususta uçak bileti alınması yönünde talimat verilmediğini, davacının sunduğu faturaların açıklamalarında şirketleri ile ilişkisi olmayan isimlerin yer aldığını, yine konaklama açıklamalı faturada da "... - ..." yazdığını, müvekkilinin bahsi geçen otelde konaklama talebinin de olmadığını, son olarak davacının iddia ettiği hizmetlerin müvekkiline sunulmadığını iddia ederek; davanın reddini, davacının alacağın %20'sinden az olmamak üzere haksız takip tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya bırakılmasını talep etmiştir. .... İcra Müdürlüğü'nün 2024/... Sayılı İcra Dosyasının İncelemesinde; davacı/alacaklı tarafından davalı/borçlu aleyhine 128.894,44-TL alacağın borcun ödenmesi amacıyla 03/04/2024 tarihinde icra takibi başlatıldığı, borçluya çıkartılan ödeme emrinin 27/04/2024 tarihinde tebliğ edildiği, borçlunun 25/04/2024 tarihinde icra takibine itiraz ettiği, takibin durdurulmasına karar verildiği, davanın İcra İflas Kanunu'nun (İİK) 67. maddesinde düzenlenen bir yıllık hakdüşürücü süre içinde açıldığı görülmüştür. Mali Müşavir Bilirkişinin 17/02/2025 Tarihli Raporunda Özetle; "Davalı tarafından incelemeye ibraz edilen 2022 yıllarına ait yasal defterlere ilişkin tasdikle ilgili yükümlülüklerin yasal süresinde yerine getirildiği ve kendi lehine delil olma özelliğine sahip olduğu, davalı tarafça yasal defter ve dayanak belgeler incelemeye ibraz edilmediğinden dava konusu olaylar yönünden davalı tarafa ait yasal defterler üzerinde inceleme yapılamadığı, davacı şirketin ticari defterlerinde borcun dayandığı belgelerin tamamının kayıtlı olduğu, Davacı taraf ticari defterlerine göre icra takip tarihi 22.04.2024 itibariyle davacı tarafın davalıdan 128.894,00-TL alacaklı göründüğü, alacak dayanağı faturaların e-fatura olarak düzenlendiği, düzenlenen e- faturanın elektronik ortamda oluşturularak alıcıya elektronik ortamda gönderildiği ve karşı tarafın sisteminde gelen fatura olarak göründüğü, davacı tarafından davalı adına kesilen 7 adet faturaya yasal süresinde itiraz veya iade edildiğine dair mevcut bir bilgi ve belge bulunmadığı bu sebeple davalı adına düzenlenen faturaların tebliğ edildiğinin kabulü gerektiği, alacak dayanağı faturaların tebliğ edildiğinin kabul edilmesinin faturaların muhtevetiyatındaki hizmetlerin davalıya verildiğini göstermediği, bunun için de öncelikle taraflar arasında bir sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerektiği, taraflar arasında düzenlenen bir sözleşme bulunmadığı, dava dışı ...'in davalı ile hiçbir ilişkisinin tespit edilemediği, ...’in şirketi borçlandırmaya yetkili olmadığı, yapılan ödemenin ...’in şahsi hesabından yapıldığı, davalı adına ödeme olarak kabul edilemeyeceği, davacı ile davalı taraf arasında ticari ilişki bulunmadığı, davalının faturalara konu hizmetleri almadığı, faturaların tebliğ edildiğinin kabulü halinde bile faturaların davalı şirketi bağlamadığı ve davalı adına borç doğurmadığı, tarafların inkar tazminatı taleplerinin Sayın Mahkemenin takdirinde olduğu" görüş ve kanaatine varılmıştır. Mali Müşavir Bilirkişinin 11/07/2025 Tarihli Ek Raporunda Özetle; "Dava dışı ...’in davalı şirket çalışanı olmadığı, dava dosyasında mevcut alacak konusu faturaların GİB tarafından resen davacı ve davalı şirkete ait BA-BS formlarında bildirildiği, davacının itirazları ve celp edilen belgeler de gözetilerek yapılan inceleme neticesinde kök rapordaki görüşlerde bir değişiklik olmadığı" görüş ve kanaatine varılmıştır. DELİLLER: -Davacı vekili tarafından sunulan; cari hesap dökümü; 7.396,00-TL, 32.616,00-TL, 16.900,00-TL, 15.000,00-TL, 32.479,00-TL, 48.895,44-TL ve 5.608,00-TL bedelli fatura suretleri, dava konusu uçak biletlerine ilişkin dökümler, Whatsapp yazışmaları, 30.000,00-TL bedelli dekont sureti -Bilirkişi raporları -Tarafların beyan ve dilekçeleri -Arabuluculuk son tutanağı -Tüm dosya kapsamı DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Dava, hizmet sözleşmesi kapsamında tanzim edilen faturalar için başlatılan takipte itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı, dava dışı ...'in davalı şirket adına hareket ederek uçak bileti/konaklama işlemlerinin yapıldığını, kısmi ödeme yapıldığını, bu dekontun açıklama kısmında GFİ Danışmanlık adına ödeme yapıldığı, dava dışı şahsın davalı şirket adına fatura kesilmesini istediğini, bakiye bedelden davalının sorumlu bulunduğunu ileri sürmüş; davalı ise, bu isimde bir çalışan veya temsilci bulunmadığını, hizmet alınmadığını, faturaların şirketi bağlamadığını savunarak davanın reddini dilemiştir. Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre fatura emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır (229. md.). Fatura malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami "yedi gün" içinde düzenlenir. Bu süre içerisinde düzenlenmeyen faturalar hiç düzenlenmemiş sayılır (231/5. Md.). 6102 sayılı TTK'da da fatura konusunda hükümler vardır. Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir.” (6102 Sayılı TTK 21/1) Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır (6102 Sayılı TTK 21/2). Faturanın onu teslim alan kişiyi borç altına sokabilmesi için taraflar arasında borç doğurucu bir ilişkinin varlığı ve faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Borç münasebeti olmaksızın düzenlenen ve muhatap tarafından her nasılsa teslim alınan faturaya sekiz günde itiraz edilmemiş olması onu borç altına sokmaz. Ancak TTK 21/2 maddesi uyarınca, faturalara 8 gün içerisinde itiraz edilmediği takdirde faturadaki gösterilen bu bedeli kabul edilmiş sayılır. Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya PTT aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği,bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması birbirinden farklıdır. 6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddeye göre faturaya itiraz edilmemiş ise içeriği kesinleşir ise de akdî ilişkinin yazılı delillerle ispatı gerekir. Fatura ticari defterlere kayıt edilmiş ise artık faturanın delil olmasıyla ilgili bu maddeye değil ticari defterlerin delil olmasıyla ilgili TTK'nın 222. maddeye bakmak gerekir. Bu nedenle ticari defterlere kaydedilmiş fatura akdi ilişkinin varlığını da kanıtlar. Faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine kaydeden kimse, bu faturanın mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır ve fatura nedeniyle mal veya hizmet almadığını, bu faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir. Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması başlıklı HMK’nın 222. maddesinde “ Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır” düzenlemesi yer almaktadır. Ticari davalarda, yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda, ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür. Ticari defterler kesin delillerdendir. Yasada delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatı gerektiği düzenlenmiş olduğundan, yasanın ticari defterleri kesin delil olarak düzenlediği açıkça anlaşılmaktadır. Ticari defterler kesin delillerden ise de ancak HMK'nın 222. maddedeki koşullar çerçevesinde ispat aracı olabilir. Ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması gerekir. Bir taraf kendi defterlerine delil olarak dayanmış ise karşı tarafın ticari defterlerine dayanılmamış olsa da karşı taraf defterlerinin incelenmesi zorunludur. Çünkü tarafın ticari defterleri yasada belirtildiği üzere karşı tarafın ticari defterleri ile uyumlu olduğu takdirde lehine delil olabilecektir. Karşı taraf defterleri incelenmediği takdirde dayanan tarafın kendi defterindeki kayıtların lehe delil olması mümkün değildir. Karşı taraf ticari defterlerini sunar ise birlikte incelenip değerlendirildiğinden delil olup olmadığı sonucuna göre değerlendirilebilecektir. Karşı taraf ticari defterlerini sunmadığı takdirde ise bu davranışı ile kendi ticari defterlerinin diğer tarafın defterleri ile uyumlu olup olmadığının incelenmesine engel olduğundan, engel olduğu sonucun varlığını kabul etmiş sayılmalıdır. Aksinin kabulü durumunda; karşı tarafın ticari defterlerini sunmaması halinde sunan tarafın muntazam tutulmuş ticari defterlerinin lehe delil olarak kabul edilemeyeceği şeklinde bir sonuç ortaya çıkar ki bu ticari defterleri ve karşı taraf elinde olduğu ileri sürülen belgeleri delil olarak kabul edip sunulmaması halinde sonuçlarını belirleyen HMK`daki açık düzenlemelere aykırı bir yorum olacaktır. Karşı taraf ticari defterlerini sunmadığı takdirde ise bu davranışı ile kendi ticari defterlerinin diğer tarafın defterleri ile uyumlu olup olmadığının incelenmesine engel olduğundan, engel olduğu sonucun varlığını kabul etmiş sayılmalıdır. Aksinin kabulü durumunda; karşı tarafın ticari defterlerini sunmaması halinde sunan tarafın muntazam tutulmuş ticari defterlerinin lehe delil olarak kabul edilemeyeceği şeklinde bir sonuç ortaya çıkar ki bu ticari defterleri ve karşı taraf elinde olduğu ileri sürülen belgeleri delil olarak kabul edip sunulmaması halinde sonuçlarını belirleyen HMK`daki açık düzenlemelere aykırı bir yorum olacaktır..." (Yargıtay 6 HD'nin 2023/2249 Esas 2024/4733 Karar sayılı ilamı). Hukukumuzda gerçek veya tüzel kişilerin temsili, yetkisiz temsilci, temsil edilen ve temsilcinin sorumluluklarına, temsilin kapsamına, tarafların sözleşme ile bağlı olup olmamasına dayalı genel hükümler TBK 40 ve devamı ile düzenlenmiş, yine TBK 547 ve devamı hükümleri ile de ticari temsilci veya ticari vekilin atanma usul ve esasları belirlenmiştir. TTK 371 ile de sermaye şirketlerindeki temsil usul ve esasları ele alınmıştır. İlgili hükümlerde yer yer şekli şartlar bulunsa da temsil yetkisinin örtülü olarak da verilebileceği, şekle aykırılığının veya bu yönde oluşturulan görüntünün aksine olacak şekilde mutlak bir geçerlilik arz etmediği, diğer bir deyişle şekle bağlılığın hakkın kötüye kullanımına aykırı olacak şekilde korunmayacağı vurgulanmış, sözleşme ilişkisine girilen kişilerde oluşturulan hukuki görünüş korunmak istenmiştir. Yukarıda belirttilen emsal Yargıtay ilamı ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; mahkememizce ön inceleme duruşmasında taraflara ticari defterlerini sunmaları için süre verilmiş, davalı şirkete ait ticari defterler sunulmamış, bu yönde herhangi bir mazeret de bildirilmemiştir. Davacının, sahibi lehine delil niteliği bulunan defterleri üzerinde yapılan inceleme sonucu alınan bilirkişi raporu ile talep edilen alacağın varlığı davacı defterlerinden kayden görülmüş, sistem üzerinden davalıya gönderilen faturaların itiraza uğramadığı tespit edilmiştir. Bunun yanında dava dışı ...'in davalı şirket adına hareket ettiğine veya davalı şirketin yapılan işlemlere icazet verildiğine dair bir tespit yapılamamıştır. Davalının savunduğu gibi, faturanın düzenlenmesi, tek başına alacak iddiasına veya sözleşmenin varlığına, hizmetin verildiğine ispat için yeterli değildir. Bu kapsamda hizmetin verildiğinin, ancak karşılığının ödenmediğinin davacı yanca ayrıca ispatlanması gerekir. Yine dava dışı şahsın davalı ile irtibatı, temsil kabiliyeti, davalının bu kişi adına borç yüklenip yüklenmediği ispata ve izaha muhtaçtır. Dava dışı şahsın kısmi ödemesindeki "... Danışmanlık" şeklindeki dekont açıklamasının da bunu kabul etmeyen davalı şirket nezdinde önemi veya delil değeri bulunmamaktadır. Davacının bu kapsamda dayanabileceği delillerden biri tarafların ticari defterleridir. Nitekim, davacı, dava dilekçesinde ticari defterlere delil olarak dayanmıştır. Davanın niteliği itibariyle faturaya dayalı alacak iddiası kapsamında ticari defterlerin incelenmesi uyuşmazlığın çözümü için elzemdir. Ne var ki davalı yan, Mahkememizin ihtaratlı ara kararına rağmen, ticari defterlerini sunmayarak, davacının ticari defter kayıtlarının HMK'nın 222. maddesine göre lehe delil niteliği taşıyıp taşımadığının tam olarak incelenebilmesine engel olmuştur. Yukarıda açıklandığı gibi dava dışı şahsın, davalı ile irtibatı tespit edilememiş ise de bu şahsın davalı adına yetkili temsilci sıfatıyla hareket etmesi, örtülü yetkiye bağlı olarak ortaya çıkabileceği gibi yetkisiz temsildeki icazet ile de geçerlilik kazanabilecektir. Bunun yanında sözleşmenin veya borcun devri, takas gibi kurumların yanında salt hatıra dayalı bir işlemle dahi davalı şirketin üçüncü kişi yararına, ivazlı veya ivazsız şekilde borç yüklenmesi de hukukumuzda mümkündür. Hal böyle iken katı bir değerlendirme yapmadan önce tarafların ticari defterlerinden kayıtların okunup okunmadığı, faturalar ve ödemeler itibariyle uyuşma bulunup bulunmadığı irdelenmelidir. Nitekim dava dışı şahsın davalı şirket ile hiçbir irtibatı olmasa dahi faturaların davalı yanca defterlere kaydedilmesi, borcun kabul edilmesi mümkün olacağından, davacının iddiasını bu suretle ispatlaması imkan dahilindedir. Ancak davalı yan, mazerete tabi olmaksızın defterlerini sunmayarak, davacının iddiasını ispatlayacak argümanı elinden almış ve davacının, usulüne uygun tuttuğu ticari defterlerini ispat vasıtası olarak kullanmasına engel olmuştur. Oysa HMK 222/3 maddesi, tam da bu amaca yönelik olarak, silahların eşitliği ilkesini ortadan kaldırmaya engel olacak biçimde düzenlenmiştir. Dolayısıyla davalının sunulmayan ticari defterlerinde de davacının alacaklı olduğuna dair kayıtların mevcut olduğu halde defterlerin sunulmadığının ve bunun sonucunda da davacının incelenen defter kayıtlarının, davacı lehine delil oluşturduğunun kabulü gerekir. Açıklanan gerekçelerle davanın kabulüne karar vermek gerekmiş, ispatlanan alacak nedeniyle itirazın iptaline hükmedilmiş, dava konusu alacağın niteliği itibariyle önceden belirlenebilirlik, bilinebilirlik, hesap edilebilirlik vasfı ve dolayısıyla likit alacak niteliği taşıdığı, bu haliyle İİK'nın 67. maddesindeki koşullar gerçekleştiği görülmekle, davacının icra inkar tazminatı kabulü ile, alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Ayrıntılı Açıklandığı Üzere; 1-Davanın KABULÜ ile davacı tarafından davalı aleyhine başlatılan .... İcra Müdürlüğü'nün 2024/... Esas sayılı icra takip dosyasına davalı borçlu tarafından yöneltilen itirazın iptaline, takibin takip talebindeki kayıt ve şartlarla aynen devamına, 2-Alacak niteliği itibari ile likit ve belirlenebilir olduğundan %20 oranında icra inkar tazminatı 25.778,88-TL'nin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 3-Alınması gereken 8.804,77-TL karar ve ilam harcından 1.556,72-TL peşin harcın düşümü ile eksik kalan 7.248,05-TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irad kaydına, 4-Davacı tarafından yatırılan 427,60-TL başvuru harcı ve 1.556,72-TL peşin harç olmak üzere toplam 1.984,32-TL harç bedelinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafından toplam 6.234,00-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-Davacı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince 30.000,00-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 7-6325 sayılı Kanunun 18/A-13 maddesi uyarınca Hazine tarafından karşılanan zorunlu arabuluculuk gideri olan 3.600,00-TL'nin davalıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydına, 8-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen ilgilisine iadesine, Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere karar verildi. 20/10/2025 Katip ... Hakim ... e-imza e-imza