İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/218 E. 2025/513 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2023/218
- Karar No
- 2025/513
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2023/218 KARAR NO : 2025/513 DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 28/03/2023 KARAR TARİHİ : 26/06/2025 Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkillerden ...'in davalı taraf ile ...imza tarihli ve 5 yıl süreli... markası altında ... İli, ... İlçesi, ... Mh. ... Caddesinde bulunan 93 numaralı ... içerisinde ... mağazası için kuru temizleme, yıkama ve ütüleme vb. hizmetlerin verileceği franchise sözleşmesi imzaladığını, sözleşmenin imzalandığı tarihte davalı tarafından müvekkilinden teminat senedi adı altında bono talep edildiğini ve müvekkili tarafından da tanzim ve vade tarihleri boş olan ve 50.000-Euro meblağlı bono düzenlendiğini ve ... tarafından da söz konusu bononun kefil sıfatı ile imzalanarak davalıya teslim edildiğini, müvekkilinin söz konusu franchise sözleşmesindeki yükümlülüklerini eksiksiz olarak yerine getirdiğini, davalı tarafa verilen bononun teminat amaçlı verildiğini, müvekkillerinin davalı tarafa herhangi bir borcu bulunmadığını, söz konusu bononun teminat olarak verildiğinin taraflarca imzalanmış olan sözleşme içeriği irdelendiğinde açıkça görüleceğini, müvekkillerinin gerek sözlü ve gerekse de yazılı ihtarlarına rağmen bugüne kadar söz konusu bedelsiz kalan teminat senedinin davalı tarafından müvekkillerine iade edilmemesinin davalı tarafın kötü niyetinin açık göstergesi olduğunu, tüm bu nedenlerden dolayı yargılama esnasında resen göz önüne alınacak nedenlerle fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak üzere; öncelikle müvekkiller tarafından davalı tarafa teminat olarak verilmiş ve uhdesinde bulunan tanzim ve vade tarihleri boş olan 50.000-Euro meblağlı bononun icra takibine konu edilmesi halinde icra takibini durdurur mahiyette öncelikle teminatsız olarak mahkeme aksi kanaatte ise %15 teminat mukabilinde ihtiyati tedbir kararı verilmesini, nihayetinde iş bu haklı menfi tespit davalarının kabulü ile dava konusu 50.000-Euro meblağlı bonodan dolayı müvekkillerinin davalı tarafa borçlu olmadığının tespitini ve bedelsizlik nedeni ile bononun iptalini, davalı tarafın kötü niyetli olarak bedelsiz kalan bonoyu müvekkillerine iade etmemesi nedeni ile iş bu davayı açmak zorunda kalmış olmaları nedeni ile dava değerinin % 20'sinden az olmamak üzere davalının kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davacıların bahsettiği gibi bir bononun müvekkilinde bulunmadığını, dava dilekçesi içeriğine ve eklerine bakılacak olduğunda müvekkili şirkete 50.000 Euro bedelli bono verildiğine ilişkin bir delilin tespit edilemediğini, zaten bu nedenle davacının ihtiyati tedbir talebinin reddedildiğini, davacının müvekkiline 20/06/2017 tarihli sözleşme kapsamında teminat olarak verdiği hususunun yaklaşık olarak ispat edemediğini, bu nedenle davacının 50.000-Euro meblağlı bonodan dolayı müvekkiline borçlu olmadığının tespiti ve bedelsizlik nedeni ile iptali talebinin reddi gerektiğini, davacılardan ...'in müvekkili ile karşılıklı olarak imzalamış olduğu 20/06/2017 tarihli franchise sözleşmesine aykırı hareket ederek sözleşme içeriğinde belirtilen işletmeyi müvekkilinin onayı olmadan dava dışı başka bir şirkete devrettiğini, ...' in sözleşmeye ve haksız rekabet kurallarına aykırı eylemi nedeni ile kendisine karşı tazminat ve haksız rekabetin önlenmesi başvurusunda bulunacaklarını, müvekkilinin adresinin İstanbul ilinin Beykoz ilçesinde olduğundan dosyada yetki itirazlarının olduğunu, tüm bu nedenlerden dolayı yetkisizlik kararı verilerek yetkisizlik vekalet ücretine hükmedilmesini, yetkili yer olarak İstanbul Anadolu Ticaret Mahkemelerinin yetkili olduğunun belirlenmesini, davanın reddine karar verilmesini ve vekalet ücreti ile yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasını talep etmiştir. Tüm Dosya Kapsamı Birlikte Değerlendirildiğinde Dava, İİK 72 maddesine dayalı olarak açılan menfi tespit davasıdır. Uyuşmazlık, taraflar arasında akdedilen 20/06/2017 tarihli Franchise Sözleşmesi kapsamında davalıya teminat bonosu verilip verilmediği, bononun teminat bonosu olup olmadığı, davacıların teminat bonosu nedeniyle davalıya borçlu olup olmadığı, avalin sorumluluğuna etkisinin olup olmadığı, kötü niyet tazminatı talep edilip edilemeyeceği konularında toplanmıştır. Tarafların ticari defter ve kayıtları incelenerek 20/06/2017 tarihli sözleşme kapsamında düzenlendiği iddia edilen bononun tarafların ticari defterlerinde teminat olarak kayıtlı olup olmadığı konusunda rapor düzenlenmesi ve TTK 84. Maddesi uyarınca uyuşmazlıkla ilgili kayıtların rapora ek yapılması suretiyle rapor düzenlenmesi için dosya mali müşavir bilirkişiye tevdi edilmiş, mali müşavir bilirkişi ... tarafından sunulan 28.05.2024 havale tarihli raporda özetle, davalı şirketin 2017, 2018, 2019, 2020, 2021 ve 2022 Yıllarında basılı defter kullanıcı olduğu ve TTK ve VUK hükümlerine göre yapılması gereken açılış ve kapanış tasdiklerinin süresi içinde ve usulüne göre yapılmış olduğu, 2023 Yılında 1 Nolu Elektronik Defter Tebliği kapsamında e-defter kullanıcısı olduğu ve elektronik defter beratlarının süresi içinde ve usulüne göre oluşturulduğunun tespit edildiği, dava konusu 20.06.2017 tarihli sözleşme için sözleşmeye beyan edilen ve tahakkuk edilen damga vergisi mevcut olmadığı, ticari defterlerde de damga vergisi ödemesine dair her hangi bir kayıt olmadığı, sunulan ticari defterler ve hesap bilgilerine göre taraflar arasında 120.01.E09 (2018 yılından itibaren hesap kodunun 120.01.T14 olarak kullanılmaya devam edildiği) hesap kodu ile devam eden bir cari hesap ilişkisi mevcut olduğu, davalı tarafından 20.06.2017 tarihinde 150.000,00 TL ödeme yapmış olduğu ve davacı tarafından da 14.08.2027 tarihinde demirbaş ve ekipmanlar için ... Seri numaralı KDV Dahil 150.000,42 TL tutarlı fatura düzenlenmiş olduğu,sözleşmeye göre davacı tarafından verilmesi gereken 50.000,00 Euro Teminat senedine dair davalı şirket defterlerinde her hangi bir kayıt mevcut olmadığı, Tek Düzen Hesap Planı ve Muhasebe Uygulama Genel Tebliği kapsamında teminat senetlerinin cari hesap kayıtları dışında nazım hesaplarda takip edilmesi gerektiği, incelemeye ibraz edilen davalı şirket ticari defterlerinde nazım hesap kayıtları ve teminat senedi alındığı yönünde bir kaydın mevcut olmadığı , sunulan ticari defter bilgilerine göre dava tarihi itibari ile taraflar arasındaki cari hesap ilişkisinde her hangi bir alacak / borç bakiyesinin mevcut olmadığının tespit edildiği yönünde görüş ve kanaat belirtilmiştir. Davacılar, taraflar arasında akdedilen franchices sözleşmesi kapsamında davalıya teminat amacıyla vade ve tanzim tarihleri boş ; bedel kısmında 50.000 Euro yazan bono verildiğini ve bedelsiz kalmasına rağmen bononun iade edilmediğini iddia ederek 50.000 Euro bedelli bono nedeniyle borçlu olmadığının tespitini talep etmiş; davalı ise müvekkillerinde teminat bonosu bulunmadığını, sözleşme kapsamında bono düzenlendiğinin yaklaşık olarak ispat edilemediğini, davanın reddinin gerektiğini iddia etmiştir. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle, kambiyo senedinin hukuksal niteliğini irdelemekte yarar vardır: Hukuk Genel Kurulu’nun 17.12.2003 gün ve E..., K:...; 12.10.2011 gün ve E:2..., K:... sayılı ilamlarında da belirtildiği üzere; bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak, uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illi ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise, bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır. Bu genel açıklamadan sonra, hemen belirtmelidir ki, bono, ödeme vaadi niteliğinde bir kambiyo senedi olup, bağımsız borç ikrarını içerir (6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (eTTK)’nun 691/1.maddesi). Bonoda şekil şartları eTTK’nun 688.maddesinde sayılmıştır. Bunlar; “Bono” yada “Emre Muharrer Senet” ibaresi, kayıtsız şartsız bir bedel ödeme vaadi, vade, ödeme yeri, lehtar, keşide yeri ve tarihi, keşidecinin imzasıdır. Zorunlu şartlardan biri eksik olduğu takdirde, senedin bono niteliği kaybolur. Bunlardan vade ve ödeme yeri esaslı şekil şartlarından değildir. Sayılan zorunlu şekil şartlarının yanında seçimlik şartlar da vardır. Bonoya isteğe bağlı olarak, faiz, bedelin nakden yada malen alındığı veya yetkili mahkeme kayıtları da konabilir. Yerleşik Yargıtay kararlarında ve öğretide de kabul edildiği gibi, bonolara özgü seçimlik unsurlardan biri de, temel borç ilişkisinden kaynaklanan borcun dayandığı nedenin gösterilmesine yönelik "bedel kaydı"dır. Yinelemek gerekirse "bedel kaydı" kambiyo senedinin ihtiyari kayıtlarındandır. Bu kayıt keşidecinin (borçlunun), senedin lehdarından (alacaklıdan) karşı edayı aldığını ispata yarar. Aslında kambiyo senetleri hukuku yönünden bu kayıtların bir anlamı ve önemi yoktur. Çünkü, kambiyo senedinin düzenlenmesiyle, soyut bir borç ilişkisi yaratılmaktadır. Bu nedenle de karşı edimin elde edilip, edilmediğinin önemi de bulunmamaktadır. Temel borç ilişkisinin bir sözcükle senede yansıtılması şeklinde ortaya çıkan bedel kaydının varlığı ya da yokluğu senedin bono niteliğini etkilemez. Bedel kayıtları daha çok keşideci ile lehdar arasındaki iç ilişki yönünden ve ispat konusunda önem taşır. Kişisel def'i nedenlerinin varlığının kanıtlanmasını kolaylaştırır. Sözü edilen kayıtlar özellikle ispat hukuku açısından ilgilileri bağlayıcı niteliktedir. Bedel kaydı içeren bononun lehdarı, artık senedin “kayıtsız ve koşulsuz bir borç ikrarı olduğu” yolundaki soyutluk kuralına dayanamayacaktır. Borç ikrarını içeren bir belge aleyhine kanıt sunulabilir. Ancak; ikrar borcun nedenini içeriyorsa, sadece bu nedenin gerçekleşmediğinin kanıtlanması gerekir (YİBK'nun ...gün ve ... sayılı ilamı). Bonoda kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu iddia eden tarafa aittir. Ancak, bir defa bir mal alışverişine dayandığı "malen" kaydıyla ya da bir alacak borç ilişkisine dayandığı "nakten" kaydı ile senede yazılmışsa, artık buna uyulmak gerekir. Bu kayıtların aksinin savunulması senedin ta'lili (nedene, illete bağlanması) anlamına gelir ki, böyle bir durumda ispat yükü yer değiştirir. Senedi ta'lil eden, savını kanıtlamak yükümlülüğü altına girer. Senette borcun nedeni "mal" ya da "nakit" olarak belirtilmişse, tarafların yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır. Eğer yanlardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, lehine olan senet karinesi çürümüş sayılacak, bunun sonucu olarak da, iddiası paralelinde ispat yükünü de üstlenecektir. Buna senedin ta'lili denmektedir. Bu anlamda ta'lil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir. Hemen burada, menfi tespit konulu (daha sonra istirdada dönüşen) eldeki davada ispat yükünün özellikleri üzerinde de durulmalıdır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72.maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir.Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6.maddesi). İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da, tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir. Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkar ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir. Görülmektedir ki, menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira, davacı borçlu senedin bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir (Hukuk Genel Kurulu’nun 17.12.2003 gün ve E:..., K:...; 12.10.2011 gün ve E:..., K:... sayılı ilamları). Açıklanan ilkeler çerçevesinde somut olaya gelince; taraflar arasında akdedilen sözleşmenin "teminat" başlıklı 21.maddesinde, davacıların davalıya teminat mektubu vereceğinin düzenlendiği ancak sözleşmede davacılar tarafından davalıya teminat amacıyla bono verileceğine dair açık bir ifadenin mevcut olmadığı, ispat yükü kendisinde olan davacıların taraflar arasında akdedilen franchices sözleşmesi kapsamında davalıya vade ve tanzim tarihi boş olarak 50.000 Euro bedelli teminat senedi verildiğini yazılı olarak ispat edemediği, mali müşavir bilirkişi tarafından incelenen davalı ticari defterlerinde davacılardan franchices temel ilişkisi kapsamında teminat senedi alındığına dair bir kayıt bulunmadığının bilirkişi raporunda belirtildiği, davacıların sözleşme ilişkisi kapsamında davalıya teminat olarak bono verdiklerini ispat edemediği anlaşılmakla davanın reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesine göre tahsili gereken harç 615,40 TL olduğundan peşin alınan 17.596,66 TL'nin mahsubu ile fazla yatırılan 16.981,26 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 3-Yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı tarafından bilirkişi masrafı olarak yapılan 4.000,00 TL yargılama giderinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine, 5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ye göre hesap ve takdir edilen 156.256,00 TL vekalet ücretinin davacılardan tahsili ile davalıya verilmesine, 6-Gider avansının kalan kısmının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, Dair, davalı vekilinin yüzüne karşı, davacıların yokluğunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık içerisinde Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 26/06/2025 BAŞKAN ÜYE ÜYE KATİP