İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/238 E. 2026/603 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/238
Karar No
2026/603
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/238 Esas KARAR NO : 2026/603

DAVA : Ticari Şirket (Yöneticilerin Azline İlişkin) DAVA TARİHİ : 24/03/2026 KARAR TARİHİ : 17/09/2026

Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Yöneticilerin Azline İlişkin) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkiline murisinden intikal eden tek ortaklı şirkete ait yasal defter, belge ve dijital şifrelerin davalı mali müşavir tarafından ihtara ve ödeme taahhütlerine rağmen haksız şekilde alıkonulduğunu, davalı mali müşavirin hapis hakkı bulunmamasına rağmen haksız para talebinde bulunarak ve genel kurul kararına aykırı hareket ederek şirketi cezai yaptırımlarla karşı karşıya bıraktığını, şirkette payı bulunmayan diğer davalının müdürlük yetkisinin genel kurul kararıyla sona erdirilmesine rağmen davalıların elbirliğiyle tescili engellediklerini, bu davalının şirket envanterine kayıtlı ... plakalı kamyoneti şahsi işlerinde kullanarak mülkiyet hakkına haksız elattığını ve şirketi denetimsiz bırakarak zarara uğrattığını belirterek, şirkete ait defter, belge ve şifreler ile bahse konu aracın ihtiyati tedbiren teminatsız olarak müvekkiline teslimine, davalının şirket üzerindeki yetkilerinin dava sonuna kadar askıya alınmasına, şirketin denetimsiz kaldığı döneme ilişkin uğradığı maddi zararların tespiti ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle ; Davacı tarafın müvekkile yönelik şirket faaliyetlerini engellediği, kayıtları sakladığı, malları haksız kullandığı ve şirketi zarara uğrattığı yönündeki iddialarının somut delilden yoksun olduğunu, uyuşmazlığın şirket içi yönetim ve temsil ilişkilerinden kaynaklandığını, müvekkilin yetki gaspı yaptığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, 01.09.2025 tarihli genel kurul kararının tescil edilmediği sürece üçüncü kişiler bakımından hüküm doğurmayacağını, davacı tarafın şirket kayıtlarına erişiminin engellendiği iddiasının gerçeği yansıtmadığını, müvekkil tarafından Noter kanalıyla gönderilen ihtarnamelerde şirket kayıtlarının incelenmesine engel olunmadığının açıkça belirtildiğini, şirket defterleri ve dijital şifrelerin tek taraflı olarak davacıya tesliminin ticari sırları ve şirket güvenliğini riske atacağını, ... plakalı araçla ilgili iddiaların ispattan uzak olduğunu, şirketin zarara uğratıldığı iddiasının soyut kaldığını, aksine müvekkilin şirket faaliyetlerinin devamı için vergi, muhasebe, elektrik ve araç masrafları gibi birçok ödemeyi kendi şahsi malvarlığından karşıladığını, şirket malvarlığının miras yoluyla doğrudan intikal etmeyeceğini, davacının ihtiyati tedbir taleplerinin esas davanın sonucunu peşinen elde etmeye yönelik olduğunu, davacının şirketi devralmaktan kaçınması nedeniyle işbu davada hukuki yarar bulunmadığını belirterek davanın öncelikle usulden, aksi halde esastan reddini, ihtiyati tedbir taleplerinin reddini, müvekkilin şahsi malvarlığından yaptığı ödemelerin bilirkişi marifetiyle tespitini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; Davacı ... tarafından yöneltilen iddiaların hiçbir delile dayanmayan soyut ve mesnetsiz olduğunu, davacının mahkemeye sunamadığını belirttiği hususların gerçeği yansıtmadığını, şirket yönetimindeki şifrelerin ve vergi dairesi bilgilerinin şirket ile davacı arasındaki anlaşma gereği mali verilerin yönetilmesi ve kritik dijital konuşmaların korunması amacıyla tutulduğunu, bu durumun herhangi bir eşitsizlik yaratmadığını, Hukuk Dairesi Bölge Adliye Mahkemesi 2023/956 E. 2023/885 K. sayılı 2023 tarihli kararı uyarınca defter ve kayıtların ibrazının şirket yönetiminin sorumluluğunda bulunduğunu, davanın bulunduğu aşama itibarıyla tedbir konusunun yargılamayı gerektirdiğini, yaklaşık ispat koşulunun gerçekleşmediğini, bu nedenle tedbir taleplerinin reddedilmesi gerektiğini, davacının somut delil sunmamasının hukuka aykırı olduğunu, şirket ana sözleşmesi ve ticaret sicil kayıtlarının, kendisi ile şirket arasındaki mali müşavirlik hizmet sözleşmesinin, ücret alacağına ilişkin faturaların ve cari hesap ekstrelerinin delil olarak dosyada yer aldığını, karşı tarafın sunacağı delillere karşı delil sunma hakkının saklı tutulduğunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 129 uyarınca davanın usulden ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE: Bir davada olayları anlatmak taraflara, hukuki nitelendirme ise Hakime aittir. Bununla beraber, dava dilekçesinin içerik kısmı ile talep sonucu kısmının çelişmesi halinde ise talep sonucuna ilişkin kısmın esas alınacağı Yargıtay'ın yerleşik (örneğin Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2019/1845-4871 E.K sayılı kararı) içtihatlarındadır. Bu açıklamadan sonra eldeki dava açısından durum değerlendirildiğinde; dava dilekçesinde şirkette yaşanan bazı anlaşmazlıklardan söz edildikten sonra talep sonucu bölümünde davacının üç adet istemine yer verilmiştir. Bunlardan ilki, "ihtiyati tedbir talebimizin kabulü ile; Şirketin kamusal yükümlülükleri için defter, belge ve şifrelerin teminatsız olarak müvekkile teslimine, ... plakalı kamyonetin trafik kaydına tedbir konularak müvekkile teslimine"; ikincisi, "Davalı ...’in şirket üzerindeki yetkilerinin davanın sonuna kadar askıya alınmasına"; nihayet üçüncüsü de "Şirketin denetimsiz kaldığı dönemlere ilişkin uğradığı maddi zararın bilirkişi marifetiyle yerinde tespitine" yöneliktir. Görüldüğü üzere ilk talep, açıkça ihtiyati tedbire ilişkindir. İkinci talepte de "dava sonuna kadar" davalının yetkisinin askıya alınması talep edildiğinden, bu talep de ihtiyati tedbir mahiyetindedir. Üçüncü talep ise, ihtiyati tedbir niteliğinde olmayıp, asıl davaya konu olabilecek güçtedir. Ne var ki, burada da sadece şirketin uğradığı zararın tespiti istenmiştir. Ancak eda davası açma imkanı varken tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı Yargıtay'ın müstakar uygulamasıdır. Gerçekten de, davalı ...'ın şirkete verdiği bir zarar var ise, açılacak bir tazminat davasında hem zararın tespitine hem de tazminine karar verileceğinden, davacının eldeki tespit davasını açmasında hukuki yararı mevut değildir. Nitekim, bu talep yönünden verilen tefrik kararı neticesinde dosya mahkememizin 2026/290 Esas sırasına kaydedilmiş ve davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmiştir. Hal böyle olunca, eldeki davada asıl davaya konu olabilecek bir istem kalmadığı, asıl davaya konu olabilecek tek istemde de hukuki yarar bulunmadığı anlaşıldığından, davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere; 1-)Davanın USULDEN REDDİNE, 2-)Harçlar Yasası uyarınca alınması gerekli 732,00-TL harcın başlangıçta peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 3-)Davacı yanca yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-)Davalılardan ... duruşmalarda kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 45.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 5-)Tarafların gider avansından artan bakiyesinin karar kesinleştiğinde re'sen taraflara/vekiline iadesine, Tarafların ve vekillerinin yüzüne karşı, tarafların gerekçeli kararı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize verecekleri bir dilekçe ile veya başka bir mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderecekleri dilekçe ile HMK 341. madde uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yoluna başvurma hakları hatırlatılmak suretiyle oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 17/09/2026

Başkan ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Katip ... ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/238, K. 2026/603, T. 17.09.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-238-e-2026-603-k-3721d83f10e4