İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/1728 E. 2026/672 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/1728
Karar No
2026/672
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/1728 Esas KARAR NO : 2026/672 Karar

DAVA : İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Haksız Fiilden Kaynaklanan (2918 S.K.Hariç)) DAVA TARİHİ : 10/09/2026 KARAR TARİHİ : 21/09/2026

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Haksız Fiilden Kaynaklanan (2918 S.K.Hariç)) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, Yukarıda adı ve adresi yazılı davacı tarafından açılan hukuk davasının 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9. Maddesi gereğince Türk Milleti adına yargılama yapmaya görevli ve yetkili İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesince yapılan yargılaması sonucunda aşağıda gerekçesi yazılı hükme ulaşılmıştır. DAVA : Davacı vekilinin 10/09/2026 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...’ın elektrik dağıtım hizmeti sunduğunu, dava dışı ... ... A.Ş.’nin ise perakende satış ve abonelik işlemlerinden sorumlu olduğunu, davalının ... numaralı tesisatta kesilmiş olan elektriği mücbir sebep olmaksızın ve müvekkili şirketin izni dışında açarak kaçak elektrik kullandığını ileri sürdüğü, 18.02.2026 tarihinde yapılan kontrolde ... seri numaralı tutanak düzenlenerek 187.107,94 TL, 27.02.2026 tarihinde yapılan kontrolde ise ... seri numaralı tutanak düzenlenerek 49.879,55 TL tutarında kaçak elektrik tahakkuku yapıldığını, tesisatın kesilerek mühürlendiğini, söz konusu bedellerin davalı tarafından ödenmediğini belirttiği, alacağın tahsili amacıyla .... İcra Dairesinin 2026/... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının borcun tamamına itiraz ederek takibi durdurduğunu, itirazın haksız ve kötüniyetli olduğunu, takip konusu alacağın likit ve belirlenebilir nitelikte bulunduğunu ileri sürdüğü, takipte 236.987,49 TL kaçak elektrik bedeli, 7.045,74 TL gecikme zammı ve 1.409,15 TL KDV olmak üzere alacak talep edildiğini belirterek, davalının icra dosyasına yaptığı itirazın iptali ile takibin devamına, alacağın %20’sinden az olmamak üzere icra inkâr tazminatına ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Dava; kaçak elektrik enerjisi kullanımı sebebi ile başlatılan .... İcra Müdürlüğünün 2026/... Esas sayılı takip dosyasına yapılan itirazın iptaline ilişkindir. Taraf ehliyeti hukuki ilişkinin sujesi olabilme ehliyetidir. 6100 sayılı HMK'nın 50. maddesinde "Medenî haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, davada taraf ehliyetine de sahiptir." şeklinde açıklanmıştır. Davada taraf ehliyetinden maksat bir davada davacı veya davalı olarak yer alabilme ehliyetidir. Bu kavram medeni hukuktaki hak ehliyetinin, medeni usul hukuku alanındaki uzantısını oluşturur (Tanrıver, S., Medeni Usul Hukuku, C.I, 2016, S.485). Kişinin taraf ehliyetinin bulunması, taraf olarak yer aldığı davasını yürütebilmesi için tek başına yeterli değildir; kişinin dava ehliyetine de sahip olması gerekir (Erişir, E., Medeni Usul Hukukunda Taraf Ehliyeti, 2007, S.57). Dava ehliyeti ise bir kişinin bizzat yada tayin edeceği temsilcisi aracılığı ile dava açabilmesi, davayla ilgili usul işlemleri yapabilmesi ve kendisine karşı dava açılması halinde hakkını koruyucu beyanlarda bulunabilme yani savunma yapabilme ehliyeti olarak tanımlanabilir ve HMK'nın 51. maddesinde "Dava ehliyeti, medenî hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir." şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre medeni hakları kullanma ehliyetine yani fiil ehliyetine sahip olanlar dava ehliyetine de sahiptirler. Dava takip yetkisi HMK'nın 53. maddesinde "Dava takip yetkisi, talep sonucu hakkında hüküm alabilme yetkisidir. Bu yetki, kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, maddi hukuktaki tasarruf yetkisine göre tayin edilir." denilerek açıklanmıştır. Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen kimseler taraf ve dava ehliyetine sahip olsalar bile, kendileri adına ve kendilerine karşı açılan davayı yürütebilmeleri ve esası hakkında hüküm alabilmeleri için dava konusu edilen talep bakımından dava takip yetkisine de sahip olmaları gereklidir. Taraf ve dava ehliyeti tarafların kişilikleriyle ilgili olmasına rağmen dava takip yetkisi dava konusuna ilişkindir (Pekcanıtez Usul, Medeni Usul Hukuku, 15. Bası, 2017, C.I, S.593). Sıfat davanın esasına yani maddi hukuka ilişkin bir kavram olup, dava konusu talep bakımından kimin hak sahibi, kimin yükümlü olduğunu ifade eder. Davada davacı ve davalı olarak yer almakla taraf olarak gösterilenlerin maddi hukuk bakımından gerçekten bu niteliği taşıyıp taşımamaları tümüyle birbirinden farklı kavramlardır. Sıfat, tarafın bir özelliği olmadığı gibi usule ilişkin bir kavram da değildir. Aksine sıfat, davanın taraflarının ihtilaflı maddi hukuk ilişkisinin gerçek süjesi olup olmadığı ile ilgilidir (Pekcanıtez Usul, Prof. Dr.Hakan Pekcanıtez, Prof.Dr. Muhammet Özekes, Doç.Dr.Hülya Taş Korkmaz, Doç.Dr.Mine Akkan, Cilt.I, s.607). Sıfat, nihai karar verildiğinde, davanın haklı veya haksız olduğunu ifade eder. Dava takip yetkisi ve sıfatın davadaki durumunu belirtmek bakımından, davanın yürütülmesi ve karara ulaşmasındaki sürecin dava takip yetkisini, bu sürecin sonunda maddi hukuka yönelik sonucun ise sıfatı karşıladığı söylenebilir (Pekcanıtez Usul, s.612). Bir sübjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bu nedenle, o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı (aktif husumet ehliyeti) da o hakkın sahibine aittir. Mesela, bir alacak davasında davacı olma sıfatı, o alacağın alacaklısına aittir. Alacak davası o alacağın alacaklısından başka bir (üçüncü) kişi tarafından açılırsa, (dava konusu alacağın mevcut olmadığından dolayı değil) davacının davacı (alacaklı) sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan, husumetten) dolayı reddedilir. (Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Prof. Dr. Baki Kuru, Av. Burak Aydın, Cilt.I, s.332). Taraf sıfatı dava şartı değildir. Çünkü sıfat, usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu (subjektif) hakkın özüne ilişkin, bir maddi hukuk sorunudur. Sıfat yokluğu, bir def'i değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itirazdır. Hakim kendisine sunulan dava malzemesinden (davalı veya davacının bildirdikleri vakıalardan yani dava dosyasından) bir itiraz sebebinin varlığını (sıfat yokluğunu) öğrenirse, bunu kendiliğinden gözetir (Medeni Usul Hukuku El Kitabı, s.333, 334). 6098 sayılı TBK'nın 620.maddesinde adi ortaklık sözleşmesi iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmeler olarak tanımlanmıştır. Ancak adi ortaklık 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında yer alan ortaklıklardan farklı olarak taraf ve dava ehliyeti olmadığı gibi tüzel kişiliği haiz değildir. Bu nedenle adi ortaklığa ilişkin davalarda, adi ortaklığı oluşturan kişilerin taraf olarak hep birlikte hareket etmeleri zorunludur. Adi ortaklık tarafından açılacak davaların, el birliği mülkiyeti kuralları gereğince bütün ortaklar tarafından birlikte açılması gerekir. Bütün ortaklar tarafından açılacak dava, adi ortaklık adına değil ortaklar adına açılır ve hüküm de ortaklar hakkında verilir. Taraf ehliyeti tüm ortaklara aittir ve ortaklar arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Adi ortaklığa karşı açılacak davalar yönünden ise; ikili bir ayrım yapmak gerekecektir. Davanın konusu paradan başka bir şey ise davanın bütün ortaklara karşı birlikte açılması (mecburi dava arkadaşlığı), davanın konusu para ise; ortaklar bu borçtan müteselsil sorumlu bulunduklarından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 163. maddesi uyarınca ortaklardan biri, bazıları yada tümüne karşı (ihtiyari dava arkadaşlığı) dava açılabilecektir. Tekmil dosya kapsamı bir bütün olarak incelendiğinde davaya konu takip dosyasında borçlu olarak "... Projesi Adi Ortaklığı" bildirildiği, dosyaya sunulu olan kaçak elektriğe dair tutanaklarda da abone isminin "... Projesi Adi Ortaklığı" şeklinde belirtildiği, mahkememizce ticaret sicilinden resen yapılan araştırmada davalının adi ortaklık olduğu ve dört adet tüzel kişi tacir/şirket tarafından kurulduğunun anlaşıldığı, bu hususun icra dosyası ile de sabit olduğu, bu şekilde somut olayda; davalı adi ortaklığı oluşturan ortaklar tarafından değil, tüzel kişiliği bulunmayan adi ortaklığa husumet yöneltildiği, oysa adi ortaklığın tüzel kişiliğinin bulunmadığı, adi ortaklığı oluşturan her bir tüzel kişi tacir/şirkete husumet yöneltilmesi gerekeceği, zira davalı adi ortaklığın taraf ve dava ehliyeti bulunmadığı mahkememizce değerlendirilmiş ve açılan davanın HMK'nın 114/1.d ve 115. maddeleri gereğince dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. (bknz:İstanbul Bam 45.H.D 2025/1243Esas-2025/1396Karar) HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;. 1-Açılan davanın dava şartı yokluğundan usulden REDDİNE, 2-Alınması gereken 732,00TL maktu harcın, 2.964,34TL peşin harçtan düşümü ile artan 2.232,34TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kullanılmayan gider avansının hükmün kesinleşmesi halinde ödeyen tarafa iadesine, 5-Arabuluculuk ücreti olan 6.000,00TL nin davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere dosya üzerinden karar verildi. 21/09/2026

Katip ... e-imzalıdır

Hakim ... e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/1728, K. 2026/672, T. 21.09.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-1728-e-2026-672-k-e8bfc6df73ae