İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 22. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 22. Asliye Ticaret Mahkemesi 2026/126 E. 2026/110 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 22. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2026/126
- Karar No
- 2026/110
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 22. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/126 Esas KARAR NO : 2026/110
DAVA : 3. Şahıs Tarafından Açılan Menfi Tespit DAVA TARİHİ : 16/02/2026 KARAR TARİHİ : 18/02/2026
Mahkememiz nezdinde açılmış olan "3. Şahıs Tarafından Açılan Menfi Tespit" davasına dair yapılan inceleme sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekilinin sunduğu dava dilekçesinde özetle; dava konusu icra takibinin kambiyo senedine dayanması ve taraflarının tacir olması sebebiyle görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğu, yetkili mahkemenin İİK 89. Maddesi gereği takibin yapıldığı yer mahkemesi olan İstanbul mahkemeleri olduğu, davamızın takip hukukuna özgü bir dava olup, ticari dava niteliğinde bulunmadığından 6325 sayılı Kanun kapsamında zorunlu arabuluculuk dava şartının mevcut olmadığı, davalı taraf, .... İcra Müdürlüğü 2024/... E. Sayılı dosyası uyarınca ilgili kişi takip borçlusu ... ... Şirketi'ne aleyhine kambiyo senetlerine dayalı icra takibi başlattığı, dosya borcunun tahsil edilememesi üzerine ilgili icra dosyasından Müvekkil Şirket ...'ne ... haciz ihbarnamesi gönderildiği, Müvekkil Şirket'in ... ihbarnamesine süresinde itirazlarını sunamamış olması sebebiyle ... ihbarnamesi gönderildiği ve akabinde dava konusu ... ihbarnamesi 06.02.2026 tarihinde e-tebligat aracılığıyla Müvekkil Şirkete tebliğ edilmiş olup olası haciz işlemleri ile karşılaşmama adına süresi içerisinde menfi tespit davasının ikame edildiği, Müvekkil şirket ile takip borçlusu şirket ayrı tüzel kişiliğe sahip bağımsız sermaye şirketleri olup Müvekkil şirket ile takip borçlusu arasında geçmişe dayalı ticari ilişkiler ve cari hesap hareketleri bulunmakla birlikte, dava tarihi itibarıyla takip borçlusunun müvekkilden herhangi bir muaccel, mevcut ve talep edilebilir alacağı bulunmadığı, cari hesap ilişkisinin varlığı tek başına borç bulunduğu anlamına gelmemektedir. Tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılacak bilirkişi incelemesi ile de bu husus açıkça ortaya çıkacağı, dönemsel ticari ilişkiler, dava tarihi itibarıyla borç bulunduğu anlamına gelmediği, Müvekkil şirket kayıtlarında takip borçlusuna ait herhangi bir borç kaydı bulunmadığı, Üçüncü kişi konumundaki müvekkilin ancak mevcut ve muaccel bir borçtan sorumlu tutulabileceğinin açık olduğu, İİK ... Haciz İhbarnamesi karşı tarafımızca ikame edilen huzurdaki menfi tespit davasında ispat yükünün davalı tarafça olduğu, bu durumda takip borçlusu ... ... Şirketinin Müvekkil Şirket ... A.Ş'den alacaklı olduğunu belirten borç doğuran bir ilişkinin davalı (alacaklı) tarafından ileri sürülmesi gerektiği, İspat yükünün olumsuzu kanıtlama olanağı bulunmayan Müvekkil Şirketten talep edilmesi usul ve yasalara aykırı olduğu, tüm bu sebeplerle; Müvekkil Şirket'in dosya alacaklısı davalıya ve dosya borçlusu olan ... ... Şirketi'ne herhangi bir borcu bulunmadığı, bu sebeplerle öncelikle .... İcra Müdürlüğü 2024/... E. Sayılı dosyasına derkenar gönderilmesine ve Müvekkil Şirket'e karşı olası icra işlemlerinin durdurulmasına, Müvekkil Şirket ... .... İcra Müdürlüğü 2024/... E. Sayılı Dosyası üzerinden İİK 89. Maddesi uyarınca gönderilen haciz ihbarnameleri nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, davalı haksız ve kötü niyetli olduğundan müvekkil lehine ihbarnamede yazılı borç tutarının en az %20'si oranında tazminatın istenilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerine tahmiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE: İşbu dava konusu uyuşmazlık; İİK'nın 89/III maddesine istinaden icra takibinin tarafı olmayan üçüncü kişiye gönderilen haciz ihbarnamesine yönelik açılmış menfi tespit talebine ilişkindir. 26/06/2012 tarihli, 6335 sayılı Kanun ile değiştirilen TTK 4. maddesinde, Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer Hukuk Mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiği belirtilmiştir. TTK'nın 4. maddesinde; "Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın, bu kanunda; Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun mal varlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde, fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta, borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde, bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde, öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır." denilmektedir. Anılan maddede, tek tek belirtilen davaların, mutlak ticari dava niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca, mutlak ticari davadan başka, nispi ticari davaların da tanımı yapılmış ve bir davanın nispi ticari dava olarak kabul edilebilmesi için her iki tarafın tacir olması ve aynı zamanda uyuşmazlığın da her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili bulunması gerektiği ifade edilmiştir. TTK hükümlerine göre, nisbi ticari davanın varlığından söz edilebilmesi için her iki tarafın tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili bulunması gerekir. Bu iki koşuldan birinin olmaması halinde ortada bir ticari davanın varlığından bahsedilemez. Başka bir deyişle yasada ifade edilen iki koşulun aynı anda gerçekleşmesi zorunludur. Taraflardan birinin tacir olması durumunda ticari işten bahsedilebilirse de, ticari davanın mevcut olduğundan söz edilemez. 01.10.2011 tarihinde yürülüğe giren 6100 sayılı HMK'nın 2. maddesi gereğince, dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. Bu kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemeleri diğer dava ve işler bakımından da görevli mahkemedir. Somut olayda olduğu gibi; İİK'nun 89/III maddesine istinaden icra takibinin tarafı olmayan üçüncü kişiye karşı gönderilen haciz ihbarnamesine karşı açılan menfi tespit davalarında, tarafların tacir olmasının veya temel ilişkinin ticari nitelikte bulunmasının veyahut borcun temelini oluşturan senedin kambiyo senedi niteliğinde olmasının, görevin belirlenmesinde bir etkisinin bulunmadığına ve görevli mahkemenin, davanın tarafları arasında doğrudan bir ilişki bulunmaması ve uyuşmazlığın takip hukukundan kaynaklanması nedeniyle, davacının dilekçedeki anlatımının gönderilen haciz ihbarnameleri bakımından taraflara borçlu olmadığını beyan etmekle, uyuşmazlık bakımından görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğuna göre işbu davaya bakma görevinin, İstanbul Asliye Hukuk Mahkemelerinde olduğu açıktır. (Birebir aynı yöndeki; İstanbul BAM 37. Hukuk Dairesi'nin 08/12/2025 tarihli, 2025/1644 Esas ve 2025/3219 Karar sayılı ilamı) Sonuç olarak, HMK'nın 114. maddesinde; mahkemenin görevli olması hususunun dava şartı olarak belirtildiği, HMK 115. maddesinde de, dava şartlarının, yargılamanın her aşamasında mahkemece resen gözetileceği açıklanmakla yargılamanın her aşamasında görevsizlik kararı verilebilir. HMK 2. madde ve TTK. 4. ve 5. maddesi gereğince davaya bakma görevi yukarıda ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere Mahkememize ait olmayıp davacı tarafça açılan davanın İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde görülmesi gerektiğinden, mahkememizin görevsizliğine ilişkin aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM / Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın, Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİ nedeniyle HMK.nın 114/1-c ve 115/2 maddeleri gereğince usulden REDDİNE, karar kesinleştiğinde ve kesinleşme tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde talep edilmesi halinde dosyanın görevli İSTANBUL NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, 2-Kararın kesinleşmesinden itibaren 2 hafta içerisinde dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesi talep edilmediği taktirde, talep halinde HMK nun 20.maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına ve aynı yasanan 331/2.maddesi gereğince yargılama giderleri hakkında karar verilmesine, 3-Harç, yargılama giderleri, vekalet ücreti ve gider avansı hususunun görevli mahkemece değerlendirilmesine, Dair, HMK'nın 345. maddesi gereğince gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkca okunup usulen anlatıldı. 18/02/2026
Katip ... e-imzalıdır
Hakim ... e-imzalıdır