İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/781 E. 2026/116 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/781
Karar No
2026/116
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2025/781 Esas KARAR NO : 2026/116

DAVA : Tazminat DAVA TARİHİ : 31/10/2025 KARAR TARİHİ : 19/02/2026

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin maliki olduğu ... plakalı araç ile davalıların sürücüsü ve maliki olduğu ... plakalı araç arasında 08.11.2024 tarihinde iki taraflı ve maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, davalı araç sürücüsünün %100 kusurlu olduğu bu trafik kazası nedeniyle müvekkilin aracında hasar oluştuğunu, TBK'nın 49. maddesine göre; "Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür" denildiğini, mevcut durumda davalının kusur ve hukuka aykırı bir fiille müvekkili zarara uğrattığı ve bu zararı tazminle yükümlü olduğunun açık olduğunu, trafik kazasından dolayı kusurlu hareketi nedeniyle karşı tarafın aracında hasar oluşmasına sebebiyet veren taraftan istenebileceğini ve özellikle, bu hasar nedeniyle zarar görenin aracının tamirde kaldığı süre boyunca kullanamaması nedeniyle zarar görenin uğramış olduğu zarar olduğunu, bu kaza nedeniyle müvekkili şirketin kazanç kaybına uğradığını, somut olayda kazaya sebebiyet veren taraf davalı olduğundan dolayı bu kazanç kaybı bedeli talebi de davalı tarafından karşılanması gerektiğini, kazaya sebebiyet veren tarafın veya somut olayda olduğu gibi davalıların kaza sebebiyle oluşan her türlü zararı karşılamakla mükellef olduğundan, belirsiz alacak davası niteliğindeki işbu davamızda, alacağımızın belirgin hale gelmesini müteakip artırım hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik, kaza sebebiyle oluşan kazanç kaybı bedeli alacağının şimdilik 100,00-TL'sinin kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tazminine karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı ... Sigorta Aş vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının bu davayı açmadan önce aynı alacak miktarı için müvekkilimiz aleyhine iki ayrı icra takibi başlattığını, ... 14. İcra Dairesi'nin ... E. sayılı dosyasında, ... 2. Genel İcra Dairesi'nin...E. sayılı dosyasında taraflarınca ilk icra takibine yetki itirazında bulunulduğunu ve bunun üzerine alacaklı vekilinin yetki itirazını kabul ettiğini ve dosyanın yetkili olan ... İcra Dairelerine gönderilmesini istediğini, ... 2. Genel İcra Dairesi nezdindeki ... E. Sayılı dosyaya borcuna taraflarınca itiraz edilerek icra takibinin durdurulduğunu, davacı tarafın, bu icra takipleri sırasında bir Kazanç Kaybı Raporu düzenlettiğini bu raporu takibin dayanağı belge olarak icra dosyasına sunduğunu ve 24.000 TL kazanç kaybı olduğunu icra dosyasına beyan ettiğini, bu raporun, alacağın dava açılmadan önce kesin olarak belirlenebilir olduğunun ve hatta miktarın somutlaştırıldığının tartışmasız kanıtı olduğunu, davacının, her iki takipte de kazanç kayıplarından doğan alacak miktarını yapmış oldukları masraflar ve işleyen faiz ile birlikte toplam 30.774,56 TL olarak belirlediğini ve bu miktar üzerinden takibe geçildiğini, hal böyleyken, yani alacağını somut bir rakamla (30.774,56 TL) icra takibine konu edebilmişken, işbu davanın şimdilik 100 TL gibi sembolik bir bedelle belirsiz alacak davası olarak açılması, HMK m. 107 hükmünü dolanmaya yönelik bir girişim olup, dava şartı olan hukuki yarar eksikliğini açıkça ortaya koyduğunu, icra takibinde bir miktar belirleyip talep eden davacının, bu miktarı dava açılırken belirlemesinin kendisinden beklenemeyecek durumda olması iddiasının hukuken geçersiz olduğunu, davacının, alacağını tam olarak belirlemiş veya en azından kısmi dava olarak açabilecek durumda olduğunu, bu noktada işbu davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında hiçbir hukuki yarar bulunmadığını belirterek öncelikle, Mahkemenin yetkisiz olması nedeniyle yetki itirazımızın kabulüne ve dosyanın yetkili ... Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine, yetki itirazının kabul görmemesi halinde, davanın belirsiz alacak davası şartlarını taşımaması ve hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine, usule yönelik itirazlarımızı reddetmesi halinde davacının kazanç kaybı zararını ve onarım süresini somut ve kesin delillerle ispat edememesi, müvekkilinin kusursuzluğu ve zararın varlığının ispatlanamaması nedenleriyle esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : Dava, haksız fiilden kaynaklanan tazminat talebine ilişkindir. Dosyada tarafların bildirdiği belgeler, ... 14. İcra Müdürlüğü'nün ...esas sayılı dosyası, ... 2. Genel İcra Müdürlüğü'nün ...esas sayılı dosyası, kaza tespit tutanağı, fotoğraflar delil olarak değerlendirilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114. maddesinde: "(1) Dava şartları şunlardır: a) Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması. b) Yargı yolunun caiz olması. c) Mahkemenin görevli olması. ç) Yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması. d) Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması. e) Dava takip yetkisine sahip olunması. f) Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekâlet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletnamesinin bulunması. g) Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması. ğ) Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi. h) Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması. ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması. i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması. (2) Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır" düzenlemesine yer verilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 115. maddesinde: "(1) Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. (2) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder. (3) Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez" düzenlemesine yer verilmiştir. "...Mahkemenin, davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi (davayı esastan inceleyebilmesi) için varlığı veya yokluğu gerekli olan haller, dava (yargılama) şartları’dır. Davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi için varlığı gerekli hallere, olumlu dava şartları (mesela, görev, hukuki yarar gibi); yokluğu gerekli hallere ise olumsuz dava şartları denilmektedir (mesela, kesin hüküm gibi). Dava şartları, dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esası hakkında inceleme yapabilmesi (davanın esasına girebilmesi) için gerekli olan şartlardır. Buna davanın dinlenebilmesi şartları da denir. Dava şartlarından biri olmadan açılan dava da açılmış (var) sayılır, yani derdesttir. Ancak mahkeme, dava şartlarından birinin bulunmadığını tespit edince, davanın esası hakkında inceleme yapamaz; davayı dava şartı yokluğundan (usulden) reddetmekle yükümlüdür. Dava şartlarının bulunup bulunmadığı davada hakim tarafından kendiliğinden (re’sen) gözetilir; taraflar bir dava şartının noksan olduğu davanın görülmesine (esastan karara bağlanmasına) muvafakat etseler bile, hakim davayı usulden reddetmekle yükümlüdür... (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 25/05/2011 tarih, ...Esas ... Karar sayılı ilamı)" 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK’nin) 107. maddesiyle, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak ve tespit davası kabul edilmiştir. HMK’nin 107. maddesi, "(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir. (3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir." hükmünü içermektedir. Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkansızlığa dayanmalıdır. Madde gerekçesinde "Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü her davada arandığı gibi, burada da hukukî yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukukî yararın bulunduğundan söz edilemez. Özellikle, kısmî davaya ilişkin yeni hükümler de dikkate alınıp birlikte değerlendirildiğinde, baştan tespiti mümkün olan hâllerde bu yola başvurulması kabul edilemez." şeklindeki açıklamayla, alacağın belirli veya belirlenebilir nitelikte olması durumunda, belirsiz alacak davası açılarak bu davanın sağladığı imkanlardan yararlanmanın mümkün olmadığına işaret edilmiştir. Alacağın hangi hallerde belirsiz, hangi hallerde belirli veya belirlenebilir olduğu hususunda kesin bir sınıflandırma yapılması mümkün olmayıp, her bir davaya konu alacak bakımından somut olayın özelliklerinin nazara alınarak sonuca gidilmesi gereklidir. (15.12.2017 tarih ...E.... K. Sayılı YİBBK). 6100 sayılı HMK’nin 107/2. maddesinde, sorunun çözümünde yol gösterici mahiyette kriterlere yer verilmiştir. Anılan madde fıkrasında, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği hüküm altına alınmış, madde gerekçesinde de "karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneği bilirkişi ya da keşif incelemesi sonucu)" belirlenebilme hali açıklanmıştır. Davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması ve bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da (gerçekten) mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hale geleceği durumlarda alacak belirsiz kabul edilmelidir. Alacağın miktarının belirlenebilmesinin, tahkikat aşamasında yapılacak delillerin incelenmesi, bilirkişi incelemesi veya keşif gibi sair işlemlerin yapılmasına bağlı olduğu durumlarda da belirsiz alacak davası açılabileceği kabul edilmelidir. Ne var ki, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir. Bir davada bilirkişiye başvurulmasına rağmen davacı dava açarken alacak miktarını belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açılamaz. Kategorik olarak, belirli bir tür davanın veya belirli kişilerin açtığı davaların baştan belirli veya belirsiz alacak davası olduğundan da söz edilemez. Belirsiz alacak davası, bu davaya ilişkin ölçütlerin somut olaya uygulanarak belirlenmesi gerekir. Hakime alacak miktarının tayin ve tespitinde takdir yetkisi tanındığı hallerde (Örn: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu mad. 50, 51,56), hakimin kullanacağı takdir yetkisi sonucu alacak belirli hale gelebileceğinden, davacının davanın açıldığı tarih itibariyle alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin imkansız olduğu kabul edilmelidir. 6100 sayılı HMK ile birlikte, belirsiz alacak davası açma imkanı tanınmak suretiyle belirsiz alacaklar bakımından hak arama özgürlüğü genişletilmiş; bununla bağlantılı olarak da hukuki yarar bulunmadan kısmi dava açma imkanı da sınırlandırılmıştır. Zaman zaman, 6100 sayılı HMK ile birlikte kabul edilen belirsiz alacak davası ile kısmi davaya ilişkin yeni düzenlemedeki sınırın tam olarak tespit edilemediği, birinin diğeri yerine kullanıldığı görülmektedir. Oysa bu iki davanın amacı ve niteliği ayrıdır. Alacak, belirli veya belirlenebilir ise, belirsiz alacak davası açılamaz; ancak şartları varsa kısmi dava açılması mümkündür. Kanunun kısmi dava açma imkanını sınırlamakla birlikte tamamen ortadan kaldırmadığı da gözetildiğinde, belirli alacaklar için, belirsiz alacak davası açılamasa da, şartları oluştuğunda ve hukuki yarar bulunduğunda kısmi dava açılması mümkündür. Aksi halde, sadece ya belirsiz alacak davası açma veya belirli tam alacak davası açma şeklinde iki imkandan söz edilebilir ki, o zaman da kısmi davaya ilişkin 6100 sayılı Kanun'un 109. maddesindeki hükmün fiilen uygulanması söz konusu olamayacaktır. Çünkü belirsiz alacak davası, zaten belirsiz alacak davasının sağladığı imkanlardan yararlanarak açılabilecek; şayet alacak belirli ise de, o zaman sadece tam eda davası açılabilecektir. Belirsiz alacak davasında davacı ıslah yapmaya gerek olmaksızın kısmi talebini tam talebe dönüştürür ve sadece arttırdığı kısmın harcını yatırır. yapılacak bu artırım bir ıslah olmadığı gibi, bu artırım nedeniyle zamanaşımının gerçekleştiğinden de söz edilemez. Tüm bu açıklamalar doğrultusunda somut olaya gelince; davacı tarafça huzurdaki dava dosyası açılmadan önce davalı taraf aleyhine ... 14. İcra Dairesi'nin... takip sayılı dosyası üzerinden icra takibine başlandığı, davalı tarafça anılan icra takip dosyasında yetki itirazında bulunulması ve davacı tarafça da bu itirazın kabul edilmesi sonrasında dosyanın ... İcra Müdürlüklerine gönderildiği, tevzi sonrasında dosyanın ... 2. Genel İcra Dairesi'nin ... takip sırasına kaydedildiği, ... 14. İcra Dairesi'nin ... takip sayılı dosyası nezdinde ilamsız icra takibi başlatılırken takibe dayanak belge olarak kazanç kaybı raporu sunulduğu ve bu raporda davacıya ait aracın muhtemel onarım süresinin 12 gün olarak tespit edildiği ve onarımda geçecek her gün için 2.000,00 TL olmak üzere toplamda 24.000,00 TL kazanç kaybı talep edildiği, dava açılmadan önce yapılan ve detayları izah olunan icra takibinde davacı taraf açısından talep edilen bedelin gerek onarım süresi gerek günlük uğranılan maddi kayıp ve gerekse toplam kazanç kaybı olarak ayrı ayrı ve net bir şekilde saptanabildiği, böyle bir durumda yukarıda tüm ayrıntıları ve dayanak içtihatlarla açıklandığı üzere davacı taraf açısından belirsiz bir alacaktan bahsedilemeyeceği gibi somut olay özelinde alacağı belirleyememe halinin (davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumunun) objektif olarak imkansızlığa dayanmadığı, alacağın davacı taraf açısından bu netlikte belirlenebilir olduğu halde belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararın bulunmadığı değerlendirilmiştir. Kategorik olarak, belirli bir tür davanın veya belirli kişilerin açtığı davaların baştan belirli veya belirsiz alacak davası olduğundan söz edilemeyeceğinden, davanın kazanç kaybı bedeli istemine ilişkin olması sebebiyle de kategorik olarak belirsiz alacak davası olarak nitelendirilmesi mümkün olmayacaktır. Zira dava açılmadan önce davalı taraf aleyhine başlatılan ilamsız icra takibi ekinde yer alan ve takip dayanağı belge olarak dosya kapsamına sunulan kazanç kaybı raporu ile alacak belirli hale getirildikten sonra dava konusunun kazanç kaybı alacağı olduğundan bahisle belirsiz alacak olarak nitelendirilme imkanı kalmayacaktır. Aksinin kabulü 6100 sayılı HMK'nın 107. maddesinde tanımlı belirsiz alacak davasının kapsamının yorum yoluyla genişletilmesi ve istisnai olarak kabul edilen dava türünün genel kurala dönüştürülmesi sonucunu doğuracak olup hukuki yarar dava şartı bağlamında anılan hususa ilişkin değerlendirme mahkemelerce resen yapılmak durumundadır. Tüm bu izahlarla; dava açılmadan önce yapılan icra takibinde davacı taraf açısından talep edilen bedelin gerek onarım süresi gerek günlük uğranılan maddi kayıp ve gerekse toplam kazanç kaybı olarak ayrı ayrı ve net bir şekilde saptanabildiği böyle bir durumda, davacı taraf açısından belirsiz bir alacaktan bahsedilemeyeceği gibi somut olay özelinde alacağı belirleyememe halinin objektif olarak imkansızlığa dayanmadığı ve alacağın davacı taraf açısından bu netlikte belirlenebilir olduğu halde belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararın bulunmadığı kanaatiyle hukuki yarar dava şartının işbu dava dosyası kapsamında sübut bulmadığı değerlendirilerek hukuki yarar dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda izah olunduğu üzere; 1-HMK 1141-h, HMK 115/2 gereğince dava şartı(hukuki yarar) yokluğundan davanın usulden REDDİNE, 2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince alınması gereken 732,00-TL maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 615,40-TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 116,60-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden reddedilen miktar üzerinden, karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T.'deki esaslara göre belirlenen 100,00-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 5-... Arabuluculuk Bürosu tarafından ileride haksız çıkacak taraftan alınmak üzere suçüstü ödeneğinden karşılanan 4.600,00-TL arabuluculuk tarife bedelinin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, buna ilişkin harç tahsil müzekkeresi yazılmasına, 6-Artan gider/delil avansından artan avans olması halinde, hüküm kesinleştiğinde ve talep edildiğinde yatırana iadesine, Dair, davacı vekilinin yüzlerine karşı, HMK'nın 341/2. maddesi uyarınca miktar itibariyle KESİN olmak üzere karar verildi.19/02/2026

Katip ¸e-imzalıdır

Hakim ¸e-imzalıdır

*Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.*

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2025/781, K. 2026/116, T. 19.02.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-781-e-2026-116-k-8840f55f315e