İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/780 E. 2026/40 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/780
- Karar No
- 2026/40
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/780 Esas KARAR NO : 2026/40
DAVA : Ticari Şirket (Fesih İstemli) DAVA TARİHİ : 29/08/2025 KARAR TARİHİ :15/01/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 20/01/2026 Yukarıda isim ve adresleri yazılı taraflar arasında mahkememizde görülen davanın açık yargılaması ve dosyanın tetkiki sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TALEP: davacı vekili özetle; davalı şirketin temsile yetkili organı bulunmadığını, bu nedenle, TMK.nun 426. Maddesi gereğince mahkemeniz tarafından öncelikle davalı şirkete temsil kayyımı atanmasını talep ettiklerini, şirketin temsilcisi bulunmadığı durumlarda, mahkeme tarafından temsil kayyımı atanması gerektiğini, Yargıtay ... HD.'nin ... E., ... K. Sayılı ilamında açıkça belirtildiğini, "Fesih ve Tasfiye davası açıldığı tarihte davalı şirketi temsile yetkili organ bulunmadığından, o davada şirketi temsil etmek üzere temsil kayyımı atanmalıdır." Tebligat Kanunu'nun 12. ve 13. Maddeleri uyarınca, tüzel kişilere yapılacak tebligatların, şirketi temsil ve ilzama yetkili kişilere yapılması gerektiğini, şirketin temsilcisi bulunmadığı durumlarda, tebligatın usulüne uygun olarak yapılamayacağını ve bu nedenle yapılan tebligatların geçersiz olacağının kabul edileceğini, TTK ve 6100 Sayılı HMK uyarınca da; "-Tüzel Kişilik sahibi bir şirket, dava tarafı olabilir ancak bu sıfatını temsilci aracılığı ile kullanabilir. -Şirketin temsilcisi yoksa, şirketin davalı sıfatıyla usulüne uygun şekilde temsil edilmesi mümkün değildir. -Şirketin temsilcisi yoksa ve davanın konusu şirketin feshi ise, mahkeme tarafından temsil kayyımı atanması zorunludur." şayet mahkeme, şirketin davalı olduğunu görmesine rağmen, şirkette temsilci olmadığını bildiği halde şirkete doğrudan tebligat yaparsa bunun şirketin savunma hakkının ihlali anlamına geleceğini, Yargıtay'ın kararlarının da bu yönde olduğunu, Yargıtay ... HD.nin ... K.; "Şirket temsilcisi yoksa ya da menfaat çatışması varsa, davada temsil kayyımı atanması gerekir. Aksi halde yargılamaya devam edilmesi ve karar verilmesi savunma hakkının ihlalidir.", Yargıtay .... HD.nin ... E., ... K. Sayılı kararında; "Tüzel kişiliği haiz bir davalıya yapılan tebligat, yasal temsilci yoksa usulden geçersizdir." denildiğini, temsilcisiz şirkete doğrudan tensip ve dava dilekçesi (ekleri) tebliğ edilemeyeceğini, bu nedenle öncelikle mahkeme tarafından davalı şirkete temsil kayyımı atanmasını talep ettiklerini, davacıların 2011 yılından bu yana davalı ...’nin % 25 - %25 hisse sahibi ortakları olduğunu, şirketin hali hazırda her biri %25 hisse oranına sahip dört ortağı bulunduğunu, şirketin dört ortaklı bir şirket olduğunu, davalı şirket, diğer şirket ortağı ... ve oğlu ... tarafından 2009 yılında kurulduğunu, şirket turizm ve inşaat alanında faaliyet göstermek maksadıyla kurulduğunu, daha sonra ....'nın şirketteki mevcut %50 hissesini 2011 yılında annesi ...ya, devrettiğini ve şirket ortaklığından ayrıldığını, davalı şirketin Afyon İli, ... İlçesi, ... Köyü, ... Mevkii, ... Pafta, ... Ada 62 Parselde kain 10.000 m2 ve 63 parselde kain 13.718,65 m2 olmak üzere toplam 23.718,65 m2 yüzölçümlü bitişik parselde iki adet taşınmazı bulunduğunu, diğer şirket ortağı ...'nın, şirket arsasının bulunduğu yerde turistik termal tesis inşa etmeyi ve işletmeyi düşündüğünü ve bu iş için gereğince ilgili projelerin çizilmesinin, ruhsat alınmasının, vb. İşlemlere başlayacağında davacılar ile tanıştığını, düşündüğü bu projeyi birlikte hayata geçirmeyi teklif ettiğini, davacılarla daha sonra ki konuşmalarda anlaşma sağladıklarını, davacıların, bu projeyi beraber hayata geçirebileceklerini, kendisinin inşa sürecini yöneteceğini ve akabinde eşi ile birlikte inşa edilecek termal oteli işletebileceklerini, devre mülk pazarlamalarını yapabileceklerini, bu konuda gereken bilgi, tecrübe ve donanıma haiz olduklarını beyan ettiklerini, anlaşma sağlandıktan sonra "hisse devir ve ortaklık sözleşmesi" hazırlandığını, 12.09.2011 tarihinde noter kanalı ile tasdik edildiğini, hisse devir ve ortaklık sözleşmesinden sonra davacıların öncelikle proje çizimini, inşaat ile ilgili araç-gereçleri, çalışma ofisi için gerekli tüm malzemeleri İstanbul'dan Afyon'a naklettiklerini, ortaklığın gereğini ve şirketin gerçekleştirmeyi düşündüğü tesisin hayata geçirilmesi için gerekli ve önemli adımları atmış olmalarına rağmen, diğer ortaklardan kaynaklı sebeplerden dolayı hayata geçirmelerinin çok da mümkün olmadığını, şöyle ki; şirkete atanan 2. kayyım ...'un 07.09.2020 tarihinde, bizzat şirket arsasının bulunduğu yerde, Afyonkarahisar/... mevkindeki tesiste, yerinde yaptığı inceleme sonucunda hazırlamış olduğu raporu ile haksız ve hukuksuz olan kusurları belirlediğini, adli mercilere de sunulduğunu, davacıların projeyi hayata geçirmelerindeki engellerin bu raporda kalem kalem açıklandığını, davacıların gerekli ve önemli adımları atmış olmalarına rağmen, diğer ortakların haksız ve hukuksuz eylemleri nedeniyle projeyi hayata geçiremediklerini, 2. Kayyım ....un da raporunda tespit ettiği gibi; yapılan incelemelerde, şantiye sahasında hurda vaziyette demirbaş/malzeme tespit edildiğini, malzemelerin buraya nakil ve teslimi aşamasında bu durumda olmadığını, malzemelerin aradan geçen uzun süre zarfında ve özellikle önceki kayyım ... döneminde ilgisizlik sonucu bu hale geldiklerini, malzemelerin irsaliyeler ve ekleri liste ile “teslim alan” ve “teslim eden” imzaları ile şantiye sahasına getirildiğini, malzemelerin teslimi aşamasında bozuk, kırık veya hurda durumda olduklarına ilişkin herhangi bir kaydın, ne irsaliyelerin içeriğine ne de ekli listelere not düşülmediğini, sonrasında da malzemelerin bozuk, kırık veya hurda durumda olduklarına ilişkin, malzemelerin tedarikçisi ... Yapı Ltd. Şti.'ne karşı beyan, bildirim veya uyarıda bulunulmadığını, gelinen noktada söz konusu demirbaş malzeme ile ilgili olarak bozuk, kırık veya hurda iddiasında bulunulamayacağını ve şantiye alanında bulunan malzemelerin, şirketin malzeme stoğu olarak değerlendirilmesi" gerektiğinin rapor ettiğini, şirketin diğer ortaklarının, davacının müdürlükten azlini istemesi nedeniyle, azil kararının verilmesi ve bu karardan sonra şirketin denetimsiz, sahipsiz kalması, sonrasında ise ilgisiz bırakılmasına sebep olduklarını, verilen avanslar hesabına kayıtlı olan 500.322,16.-TL tutarın karşılığının şirket muhasebe kayıtlarında bulunmadığının tespit edildiğini, verilen avanslar hesabının alt hesabında, “... ve Ruhsat İşleri Avansı” olarak kayıt altına alınan tutarın konu edildiği “...”nun, şirket varlıkları hesabına kayıt edilmesi gerektiği halde bunun yapılmadığının, oysa genel kabul görmüş muhasebe ilkeleri ve muhasebe standartları gereği, şirket varlığı olarak kayıtlı unsurlara giderleştirme yapılabileceğinin, başka bir değişle, hakkında giderleştirme yapılan varlığın şirket varlığı olarak kayıt altına alınması gerektiği hususunun belirlendiğini, şirketin varlıksızlaştırılmasının yanı sıra, vergilendirme açısından da karşılıksız giderleştirme yapılmasının usulsüz olduğunun tespit edildiğini, diğer ortakları tarafından şirket varlıksızlaştırılmış olduğundan, varlığını sürdürmesinin mümkün olmadığını, kuruluş amacının yerine getirilmesinin imkansız olduğunu, şirket ortağı ... ve şirket müdürü ....'nın şirket hesaplarını boşaltmaları, kayıtları manüple etmeleri, usulsüz harcamalar yapmaları, şirket mameleki olmayan kuyu için yapılan harcamaların, sanki kuyu şirket varlığıymış gibi gösterilmeleri, şirket müdürü ...’ın “müdürlükten azline” konu edilen isnatların, şirketin yıllara sari ticari defter kayıtları ile yapılan incelemede karşılık bulmaması sonucunda, yalan ve mesnetsiz iddiaları ile şirketin feshine gidilmesinin kaçınılmaz hale getirdiklerini, 2. Kayyım ....'un, kayyımlık görevinden alınması kararına karşı mahkemeye yaptığı itirazında yeniden şirkette diğer ortakların yaptığı tüm hukuksuz ve usulsüz işlemleri mahkemeye bildirdiğini, davacıların davalı şirketin feshi ve tasfiyesi konusunda ki taleplerinin haklılığı ve hukuka uygunluğunun en büyük kanıtının kayyım raporu olduğunu, çünkü bizzat yerinde yaptığı incelemeler neticesinde oluşturulduğunu, bilgi-belgelerle iddialarını kanıtladığını, Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ve Bakırköy .... Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dava dosyalarından alınan tüm bilirkişi raporlarında şirket hesaplarındaki usulsüzlükler tespit edildiğini, dava dosyaları içerisinde bulunan bilirkişi raporları ile 2. Kayyım ...'un raporları birbiri ile uyum içerisinde olduğunu, ... ve .... tarafından şirket hesaplarından hangi tarihlerde ve ne tutarda para çekildiğini ve bunun yanı sıra gerçekte kimler tarafından şirket muhasebe kayıtlarının manuple edildiğini gösterdiğini, şirket ortağı ... tarafından yapılan, şirket kasasından ve banka hesaplarından şirketin tüm sermayesinin alınarak şirketin sermayesiz bırakılmasının, Vergi Usul Kanunu’na göre “örtülü sermaye transferi” olarak tanımlandığını, sermaye transferinin şirket hesaplarına işlemiş faizi ile iade edilmemesinin de suç teşkil ettiğini, mahkemenin atadığını ama denetlemediğini 1. kayyım ...’nun şirkete ve ortaklar olarak davacılara verdiği zarar nedeniyle, defalarca davacıların mahkemeye ihbarda bulundukları halde, mahkeme denetleme görevini ve zarar veren 1. Kayyımı zamanında görevden almayarak, şirketin ve ortakların haklarını koruma sorumluluğunda gereken dikkat ve özeni göstermediğini, yinelemek gerekirse; mahkeme tarafından görevlendirilen 1. Kayyım ....'nun yetkisi olmadığı halde, büyük emek, para ve çaba ile Ayfon, ..., ....’de bulunan şirketin arsası üzerinde inşaatlara başlamak için kurulu bulunan şantiyedeki, gece ve gündüz sürekli güvenliği tesis eden personelleri işten çıkararak, şantiyede bulunan tüm inşaat malzemelerini, depolarda ki eşyalar da dahil, tümüyle ne varsa her şeyi korumasız ve sahipsiz bıraktığını, bu durumun şirket için büyük zararlara neden olacağının davacıya defalarca mahkemeye bildirdiklerini, ancak, mahkeme bildirimleri dikkate almadığı için hiçbir önlem almadığını, sonuçta davacıların ön görülü tespitleri gibi şantiyede defalarca hırsızlık olayları meydana geldiğini, davacıların mahkemeye yaptıkları ihbarlar karşılıksız kalınca bu defa Afyon C. Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunduklarını, suç duyurusunun takibinin de yönetici kayyım tarafından yapılmadığını, şantiyenin sahipsiz bırakıldığı için ve dağ başında 2000 m2 alandaki şantiye deposunda bulunan tüm malzemeler, konteyner ofislerindeki bilgisayarlar, yazıcılar, inşaat malzemeleri, ofis malzemeleri, v.b. gibi şirket envanterinde kayıtlı, bugün yaklaşık bir milyon TL üzerindeki malzeme ve ekipmanların çalındığı, şirket malları 1. Kayyım ....'nun ve denetim yetkisini yapmayan mahkeme tarafından adeta yağmalattırıldığını, bu süreçte diğer şirket ortaklarının da hiçbir çaba ve emek sarf etmediğini ve bu duruma seyirci kaldıklarını, davacılar tarafından feshi talep edilen şirketin sahip olduğu arsa üzerinde bulunan şantiye, 8 yıldan bu yana dağ başında sahipsiz ve enkaz durumda, her şeyi paramparça edilmiş bir halde, değerli olan şirket malzemeleri hırsızlar tarafından götürüldüğünü, kalan malzemeler de pislik ve enkaz haline dönüştüğünü, tüm bunların tek sorumlusunun; müdürlükten azil davası açmaları nedeniyle, şirketin organsız bırakılmasına ve tüm şirket mallarının yağmalattırılmasına sebep olan diğer ortaklar olduğunu, inşaat ruhsatının iptali konusu da şirketin kuruluş amacının ifası için ayrı bir imkansızlık sorunu olduğunu, çünkü, tadilat ruhsatı süresinde alınmadığını, bu süre diğer ortaklar tarafından geçirildiğini, bu durum 1. Kayyım ...’na ve mahkemeye ihbar edildiği halde hiçbirşey yaptırılmamış ve bugün yaklaşık 2.5 milyon TL değerindeki inşaat projelerine bağlı ruhsat maalesef iptal edildiğini, bu konuda oluşan zarardan da 1. Kayyım ...'nun, kayyımı atayan ve denetlemeyen mahkeme ve diğer şirket ortakların, davalı Limited Şirketin lüzumlu organı olarak kabul edilen şirket müdürünün çok uzun süreden beri olmadığını, davalı şirket, uzun yıllardır temsilcisiz ve organsız halde olduğunu, feshini ve tasfiyesini talep ettikleri şirketin 2013 yılından beri lüzumlu organı olan şirket müdürü olmadığını, bu aşamada davacıların diğer ortaklara güven duygusunun da kalmadığını, ilişkilerin koptuğunu, koşullarda şirketin birlikte yürütülmesi olanağı bulunmadığını, davacılardan, ortaklığı sürdürmelerini beklemek hukuka ve hakkaniyete uygun bir kabul de olmayacağını, ortaklık ilişkisinin çekilmez hal aldığını, şirketin gayesinden uzaklaşarak konusuz kaldığını, amacını yerine getirme imkan ve kabiliyetini büsbütün yitirdiğini, şirket şuan sadece ticaret sicilinde kayıt üzerinde olduğu, şirketin devamı ve amacının gerçekleştirilmesinin mümkün olduğunu, bu durum şirketin haklı nedenle feshine sebep oluşturduğunu, limited şirketlerde haklı nedenlerle fesih hakkının, TTK’nın 636/2 maddesinde; “Uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa, ortaklardan veya şirket alacaklılarından birinin şirketin feshini istemesi üzerine şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi, müdürleri dinleyerek şirketin durumunu Kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre belirler, buna rağmen durum düzeltilmezse şirketin feshine karar verir.“ şeklinde düzenlendiğini, ortaklar arasında ciddi anlaşmazlık veya önemli husumet bulunmasının, çeşitli davalar açılmasının, suç isnadında bulunulmasının, ortaklara haksız menfaatler sağlanmasının, mali hakların ihlali ve şirketin amacını gerçekleştirmesine imkân kalmamasının ortaklık ilişkisinin dürüstlük kuralları uyarınca devamını olanaksız kılan hukuki olaylar olduğunu, yine şirket ortaklığında bulunan dürüstlük kuralı ve kişilik haklarının korunması ilkesi gereğince, hiç kimseden kendisi için çekilmez bir hale gelen bir hukuki ilişkiye devam etmesinin beklenemeyeceğini, Limited şirketin sermayesinin zayi olmasının, borca batık bulunmasının ve şirketin faal durumda olmamasının, davacılar ile şirketin diğer ortakları arasında davacılara zarar verecek şekilde anlaşmazlıkların bulunması nedenleriyle de şirketin feshini ve tasfiyesini talep ettiklerini, ortakların bir araya gelemediğini ve karar alamadığını, hem şirketin faaliyetini düzenleyen sözleşmenin ve hem de karşılıklı davaların üzerinden uzun yıllar geçtiğini, ortaklık duygusundan eser kalmadığını, davalı şirketin artık sadece şeklen mevcut olduğunu, şirketin uzun zamandır ve halihazırda bilfiil faaliyet gösterdiği bir şirket merkezi, ofisi ve çalışanlarının da bulunmadığını, fiilen zaten yok olan şirketin, bu yokluğunu hukuken de tespit ve tescil ettirmek istediklerin beyanla , fesih sebebinin tüm ortakların menfaati bakımından gerekli olduğunu, ...'nin haklı nedenle feshi ve tasfiyesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalıya T.K. 35. Maddesi uyarınca yapılan tebligata rağmen davalı tarafından davaya cevap verilmemiştir. DELİLLER: Ticaret sicil kayıtları, mahkememize ait ... esas sayılı dava dosyası, Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... esas sayılı dava dosyası, Bakırköy .... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... esas sayılı dava dosyası, Küçükçekmece Vergi Dairesi'nden celp edilen davalı şirketin vergi kayıtları, Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... esas sayılı dava dosyası, DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava TTK 636/2, 3 maddesi kapsamında feshi şartlarının oluşup oluşmadığı, kayyım atanması ve tasfiye memuru atanması taleplerinin şartlarının oluşup oluşmadığı isteminden ibarettir. Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... esas, ... karar sayılı, 11/09/2025 tarihli kararı ile "1-Davanın KABULÜNE; İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün ... sicil numarasında kayıtlı bulunan davalı ... SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ'nin TTK'nun 636/3.maddesi hükmü uyarınca haklı nedenle FESİH VE TASFİYESİNE," karar verilmiş olduğu, hükmün 31/10/2025 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. HMK. Madde 331- "(1) davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmeder. " şeklinde düzenlenmiştir. Somut olayda; mahkememiz dosyasında davacılar tarafından ...'nin fesih ve tasfiyesine karar verilmesinin talep edildiği, mahkememiz dosyası ile aynı uyuşmazlık konusu ile ilgili olarak, Bakırköy ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... esas, ... karar sayılı, 11/09/2025 tarihli kararı ile, davalı ...'nin feshi ve tasfiyesine karar verildiği, ve kararın kesinleştiği, bu nedenle iş bu davada dava konusu edilen talep hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesine gerek ya da neden kalmadığı, burada davanın konusuz kaldığı anlaşıldığından, Konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiş, HMK 331. Maddesi gereği davalı üzerinde bırakılarak, aşağıdaki şekilde hüküm verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Konusuz kalan dava hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 732,00 TL harcın, peşin alınan 615,40 TL harcın mahsubu ile, eksik 116,60 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irad kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan ayrıntısı UYAP'ta kayıtlı 694,50 TL posta masrafı ile toplam harç gideri 1.230,80 TL olmak toplam 1925,30 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacılara ödenmesine, 4-HMK'nun 333. maddesi uyarınca yatırılan avanstan kullanılmayan gider avansının (iş bu kararın tebliğ gideri avanstan karşılanmak ve bu gider mahsup edilmek kaydıyla) kararın kesinleşmesinden sonra resen davacıya iadesine, 5-Davacılar vekili tarafından talep edilmediğinden vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Davalı tarafından dosyaya masraf depo edilmemesi ve yargılama giderleri yapılmaması nedeniyle bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, Dair karar, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde HMK'nun 342.maddesi gereğince dilekçe ile mahkememize veya başka bir yer mahkemesine İstinaf kanun yolu harcı, tebliğ giderleri dahil olmak üzere tüm giderler ödenerek istinaf yolu açık olmak üzere DAVACILAR VEKİLİNİN yüzüne karşı oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 15/01/2026
Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır