İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/631 E. 2025/1103 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/631
- Karar No
- 2025/1103
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/631 KARAR NO : 2025/1103
DAVA : Tapu İptali Ve Tescil (Satın Almaya Dayalı) DAVA TARİHİ : 27/09/2021 KARAR TARİHİ : 21/11/2025 KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 24/11/2025 DAVA; Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan iş bu davanın dava dilekçesinde özetle; davalı şirket yetkilisinin müvekkiliyle birlikte iş yapmak istediğini söylediğini, davalı şirket yetkilisinin oğlunun güven tesis etmek için müvekkilinin satışa çıkardığı dairelerden 1.000.000 TL nakit para ile 9 adet daire satın aldığını, davalının müvekkilinin maliki olduğu .... Köyü ... parsel üzerindeki arsası üzerinde birlikte villa inşaatları yaparak elde ettikleri karı bölüşme yoluyla para kazanma konusunda müvekkiline iş teklif ettiğini, 29.01.2020 tarihinde taraflar arasında ortaklık ve kar payı dağıtım sözleşmesi imzalandığını, davalı şirket yetkilisinin müvekkiline taşınmazı devretmesini, değerinin yarısı olan 1.300.000 TL’yi ödeyeceğini, takyidatları temizleyeceğini söylediğini, müvekkilinin üzerindeki takyidatlarla birlikte taşınmazı davalıya devrettiğini, davalının taşınmazın satış bedelinin yarısını ödemediğini, müvekkilinin bu davayı açmadan 1 hafta önce davalının ilgili arsayı satışa çıkaracağını öğrendiğini, müvekkilinin bu ilan üzerine dolandırıldığını anlayarak ihtarname gönderererek aralarındaki sözleşmeyi feshettiğini bildirdiğini, Büyükçekmece CBS’ye başvurduklarını, ... soruşturma sayılı dosya ile soruşturmanın devam ettiğini belirterek davanın kabulü ile taşınmazın tapusunun iptali ile adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP; Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; davacının iddialarının gerçek dışı olduğunu, öncelikle davacının iddialarının somutlaştırılması gerektiğini, davacının söz konusu talebini tescil işlemini gerçekleştirirken irade sakatlığından dolayı hile hukuki sebebine mi, adi ortaklık sözleşmesinde edimlerin yerine getirilmemesine mi dayandığının açıklanmasının gerektiğini, müvekkilinin davacının ekonomik zorlukları nedeniyle diğer 9 adet daire gibi dava konusu taşınmazı da satın aldığını, davacının taşınmazı bedelsiz aldığını iddia ettiğini, resmi satış senedinin aksinin aynı nitelikte bir delille ispatlamasının gerektiğini, adi ortaklık sözleşmesinin müvekkili tarafından imzalanmadığını, taraflar arasında herhangi bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığını, hile hukuksal nedenine dayanılması halinde davanın 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmasının gerektiğini, bu sebeple de davanın reddinin gerektiğini, davacının adi ortaklık sebebiyle taşınmazın devredildiği iddiasının doğru olmadığını, zira adi ortaklık sebebiyle taşınmazın devredilmeyeceğini belirterek davanın reddini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE; Dava, tapu iptal ve tescil istemine ilişkin olup, uyuşmazlığın; taraflar arasında adi ortaklık sözleşmesi kurulup kurulmadığı, taşınmazın ayni sermaye olarak adi ortaklığa konulup konulmadığı, taşınmazın yatırım amaçlı alıp almadığı, taşınmazın tapusunun iptali ile tescilinin gerekip gerekmediği hususlarına ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Mahkememizden verilen 13/12/2023 tarih ve .... Esas ...sayılı kararın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesi'nin 17/06/2025 tarih ve ... Esas ... Karar sayılı ilamıyla kaldırılmasına karar verilmiş olup, dava Mahkememizin ... esasına kaydı yapılmıştır. Davacı tanığı ... beyanında, davacı ve davalı şirket hakkında bilgi sahibi olmadığını, taraflar arasındaki ortaklık sözleşmesini bilmediğini, ancak ben beton işi yaptığımdan dolayı ... isimli şahıs ile Fesih isimli soyadını bilmediğim şahsın dava konusu edilen ... parseldeki taşınmazı birlikte gelerek gezdiklerini bildiğini, bu sırada yaptıkları görüşmelerde beni de yanlarına çağırdılar ve taşınmazda yapılacak inşaat işinde dış beton işini benim yapmamı istediler ancak daha sonra inşaat yapılmadığından benimle herhangi bir anlaşma olmadığını belirtmiştir. Davacı tanığın ... beyanında, dava konusu taşınmazı bildiğini, taraflar arasındaki ortaklık sözleşmesi görüşmeleri ve sözleşmenin imzalanma aşamasında ben de şirket temsilcilerinin yanında olduğunu, sözleşme .... ve .... arasında düzenlenerek imza altına alındığını, bana göstermiş olduğunuz dava dilekçesi ekinde sunulan sözleşmeyi ben hazırladığını, sözleşme maddeleri taraflar arasında müzakere edilerek hazırlandığını, sözleşmenin imzalanmasından 15-20 gün öncesinde görüşmeler başladığını, sözleşme kapsamında herhangi bir ödeme benim yanında yapılmadığını, taşınmazın devri sırasında davacı şirket temsilcisine herhangi bir ödeme yapılmadığını, tarafların anlaşması ortaklık sözleşmesi kapsamında taşınmaz üzerine inşaat yapılması üzerine olduğunu, hatta projeyi de onun yapacağını, sözleşmenin imzalanmasından sonra herhangi bir şekilde davalı şirket temsilcisi tarafından herhangi bir şekilde proje için bana ya da bir başkasına başvurulmadığını, inşaat yapılmadığını, benim de yaptığım görüşmelerde davalı taraf, sürekli olarak oyaladığını, ayrıca sözleşmenin imzalanmasından sonra 3 nüsha da bende kaldığını, imzadan sonra davalı şirket temsilcisi Mersin'e gideceğinden bahisle beni arayarak sözleşmenin bir nüshasını istediğini, ben de kendisine verdiğini, kalan 2 nüshayı ofisimdeki çekmeceme koyduğunu, bu süreçte davalı şirket temsilcisi birkaç kez benim ofisime gidip geldiğini, bu süreçte herhangi bir şüphen yoktu ancak davacı şirket temsilcisinin taşınmazın satışa çıkarılması akabinde beni araması üzerine ofisimde sözleşmeleri kontrol ettiğini, yerlerinde olmadığını, davalı şirket temsilcisinin gelip gitmesinin üzerinden 5-6 ay geçmesi nedeniyle herhangi bir suç duyurusunda bulunmadığını belirtmiştir. Davacı tanığı ... beyanında, emlak işiyle uğraştığını, 2019 yılında davacı şirket temsilcisi .... dava konusu edilen taşınmazı satmak üzere onunla görüştügünü, ilk önce niyeti taşınmazı satmaktı ancak daha sonra yaptıkları görüşmelerde taşınmazı kat karşılığı inşaat olarak vermeyi düşündüğünü söylediğini, bu sürede görüşmeleri devam ettiğini, o dönem piyasalar kötü olduğundan satış imkanı da zor olduğunu, 2019 yılının aralık ayında kendisi bana dava konusu taşınmazın kat karşılığı inşaat yoluyla devri amacıyla yetki verdiğini, piyasa kötü olduğundan bu süreçte müşteri çıkmadığını, daha sonra bana verdiği yetkinin süresi dolduğunu, akabinde yaptıkları görüşmelerde kendisi bana bir firma ile kat karşılığı inşaat hususunda anlaştıklarını söylediğini belirtmiştir. Davacı tanığı ... beyanında, davacı ve davalı şirket temsilcileri benim akrabası olduğunu, taraflar arsındaki ortaklık sözleşmesine ilişkin görüşmelerde ya da sözleşmenin imzalandığı süreçte yanlarında olmadığını, bu konuda doğrudan bilgi sahibi de olmadığını ancak sözleşmenin imzalanmasından sonra davacı şirket temsilcisi ..... bana aralarındaki sorunlardan bahsettiğini, kar karşılığı inşaat anlaşması yapmalarına rağmen davalı şirket temsilcisinin taşınmazı satışa çıkaracağını, böylelikle olaydan haberi olduğunu, dava açması yönünde telkinlerde bulunduğunu, davanın açılmasından sonraki süreçte davalı şirket temsilcisi Fesih ile karşılaştığını, bu sürecin doğru olmadığını kendisine söylediğini, sözleşmeyi de çaldığını, fesih bunun üzerine bana "al sana sözleşme" diyerek sözleşmeyi bana ... ıslak imzalı olarak resmini gönderdiğini belirtmiştir. Davacı taraf, taraflar arasında adi ortaklık sözleşmesi yapıldığını, dava konusu taşınmaz üzerine villa inşaatları yaparak satmayı ve taşınmazın devri karşılığında taşınmaz bedelinin yarısını ödeyeceğini belirterek taşınmazın kendisi adına tescilini sağladığını, buna karşılık edimlerini yerine getirmediğini ve taşınmaz satış bedelini ödemediğini belirterek tapunun iptali ile adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı taraf, satış bedelinin ödenmediğini belirtmiş olup taşınmaz akit tablosu celbedilmiştir. Dava konusu taşınmazın 29/01/2020 tarihinde davacı tarafından davalıya 906.000 TL bedelle satış yoluyla devredildiği, bedelin nakden ve tamamen alındığının belirtildiği görülmüştür. Davalı hakkında başlatılan Büyükçekmece CBS'nın ... soruşturma sayılı dosyasının tetkikinde müştekinin basit bir yalana kanmasının müsnet hile suçunun unsurlarını oluşturmayacağından bahisle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği, verilen kararın kesinleştiği anlaşılmıştır. Dava, hileli davranışlar ile inançlı işleme dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir. Aldatma(hile), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. TBK'nın 36/1. maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse hata esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Hilenin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir. Hile iddiası her türlü delil ile ispatlanabilir ve belli bir şekle tabi değildir. HMK 203/ç fıkrası hükmüne göre iradeyi sakatlayan nedenler tanık dahil her türlü delil ile ispatlanabilir. Dolayısı ile aynı yasanın 201. maddesinde yer alan senede karşı senet ile ispat kuralının da istisnasını teşkil eder. İnanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder. İnanç sözleşmelerinin tarafları arasında, onların gerçek iradelerini ve akitten amaçladıklarını yansıtması bakımından geçerli olduğu; taraflarına Borçlar Kanunu çerçevesinde nisbi haklarını talep etme olanağını verdiği tartışmasızdır. Taşınmaz mallar ya da şekle bağlı akitlerde inanç sözleşmelerinin ne gibi hukuki sonuç doğuracağı, sözleşmede öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde, taşınmaz mülkiyetinin naklinin sebebini oluşturup oluşturmayacağına ilişkin hususlar uygulamada bu tip 5.2.1947 tarihli 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı ile ilişkilendirilip, bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir. Anılan kararın sonuç bölümünde ifade olunduğu üzere, yazılı delil ile ispatının mümkün olduğuna hükmolunmuştur. İçtihadı Birleştirme Kararının sonuç bölümünde ifade olunduğu üzere, inançlı işleme dayalı olup dinlenilirliği kabul edilen iddiaların ispatı, şekle bağlı olmayan yazılı delildir. İnanç sözleşmesi olarak adlandırılan bu belgenin sözleşmeye taraf olanların imzasını içermesi ve en geç sözleşme konusu işlem tarihinde düzenlenmiş olması gereklidir. Bunun dışındaki bir kabul, hem İçtihadı Birleştirme Kararının kapsamının genişletilmesi, hem de taşınmazların tapu dışı satışlarına olanak sağlamak anlamını taşıyacağından kendine özgü bu sözleşmelerle bağdaştırılamaz. İnançlı muamelelerde taraflar yakın akraba olsalar dahi tescile karar verilebilmesi için aralarında yazılı bir delil veya davalının elinden çıkmış aleyhlerine delil olabilecek yazılı bir belgenin bulunması gerekir. Bu tür davalar tanıkla ispat edilemez. (Yargıtay HGK 16.10.1996 T, 1996/14-435 E, 1996/692 K.) Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukusuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa HMK'nın 202.maddesi uyarınca inanç sözleşmesi "tanık" dahil her türlü delille ispat edilebilir. Yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar, yemin gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. İnançlı işlem iddiasının 5.2.1947 tarihli 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı uyarınca mutlak surette yazılı delil ile ispatı zorunludur. Tarafların kardeş olmaları nedeniyle HMK’nın 203. maddesinde yer alan istisnaya dayalı olarak tanıkla ispatı mümkün değildir. Bu tip bir uyuşmazlıkta konuyu düzenleyen ve bağlayıcı olan yukarıda sözü edilen İBK'na göre ancak yazılı delil başlangıcı olması halinde tanık deliline başvurulabilir. Dosyanın incelenmesinde; davaya konu taşınmazın davacı adına kayıtlı iken 29/01/2020 tarihinde satış ile davalı şirket adına kayıt ve tescil edildiği, dava dilekçesinde davacı şirket ile davalı şirketin adi ortaklık sözleşmesi yapılacağı inancı ile hileli davranışlarla taşınmazın inançlı işlem ile devredildiğinin iddia edildiği, dava dilekçesi ekinde ortaklık ve kar payı dağıtım sözleşmesi fotokopisinin sunulduğu anlaşılmaktadır. Davacı tarafça fotokopisi sunulan belge davalı tarafça kabul edilmemiştir. Yargıtay HGK'nın 16.03.2005 tarihli ve ... esas ve ...karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, aslı ibraz edilmeyip fotokopisi sunulan ve diğer tarafça kabul edilmeyen fotokopi belge üzerinde imza ve yazı incelemesi yapılamayacağı gibi, yapılmış olsa bile bu rapora itibar edilemez. Yine Yargıtay HGK'nun 21.04.1993 gün, ... Sayılı ilâmı uyarınca, altındaki imzası inkâr olunan fotokopi belge yazılı delil başlangıcı kabul edilerek tanık dahi dinlenemez. (benzer yönde Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2016/917 Esas ve 2016/2219 Karar ve Yargıtay 3.Hukuk Dairesi'nin 2016/241 Esas ve 2016/13956 Karar sayılı ilamları) Bununla birlikte dinlenen tanıklar da davacının hile iddialarını doğrular nitelikte değildir. Davacı tarafa yemin teklifinde bulunma hakkı hatırlatılmış ise de davacı tarafça bu delile başvurulmamış olmakla sübut bulmayan davanın reddine karar verilerek aşağıda yazılı olduğu biçimde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere: AÇILAN DAVANIN REDDİNE, 1-Alınması gereken 615,40-TL'nin davacı tarafından peşin yatırılan 53.281,80-TL'den tenzili sonucu fazla yatırılan 52.666,40-TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE, 2-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA, 3-Davalı kendini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT'ne göre takdir olunan 447.600,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 4-Davalı tarafça sarf edilen tebligat ve posta masrafı 30,00-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 5-Davacı tarafından yatırılan ve kullanılmayan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilgili tarafa İADESİNE, Dair taraf vekillerinin yüzlerine karşı, kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemelerinde İstinaf yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 21/11/2025
Başkan ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Katip ... ¸e-imzalıdır