İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/293 E. 2025/847 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/293
- Karar No
- 2025/847
- Karar Tarihi
T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: ... Esas - ... T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR ESAS NO :... KARAR NO : ... HAKİM : ... KATİP : ... DAVACI : 1- ... 2- ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : 1- ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : 2-... VEKİLİ : Av.... DAVALI : 3- ... VEKİLLERİ : Av. ... Av. ... DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) DAVA TARİHİ :... KARAR TARİHİ : ... KARAR YAZIM TARİHİ : ...
Mahkememize açılan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan yargılaması sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: davalı ...'ın sevk ve idaresindeki, davalı ...'ın maliki olduğu, davalı sigorta şirketi tarafından sigortalı olan 23 ... plakalı aracın 18/04/2011 tarihinde müvekkili ... ve kucağında bulunan ...'e çarptığını, kazanın meydana gelmesine davalı araç sürücüsünün asli kusuru ile sebebiyet verdiğini, kazanın meydana geldiği tarihte henüz 2 yaşında olan müvekkili ... kaza sebebiyle yıllar süren ameliyat süreçlerinden geçtiğini, gelişim çağında olması sebebiyle her geçen gün maluliyetinin ilerlediğini, tedavi sürecinin devam etmesi sebebiyle de maluliyet oranının tespitinin mümkün olmadığını, zararın kapsamının tam ve net olarak belirlenebildiği tarihten sonra da zaman aşımı sürecinin işlemeye başladığını, bununla birlikte müvekkilinin kaza sebebiyle engelli kalan çocuğunun tedavilerine yetişmeye çalışmaktan ekonomik olarak yıllardır yıprandığını, müvekkilinin eşinden boşandığını, tedavi sürecinin sonlanması sonrasında arabuluculuk görüşmeleri için başvuruda bulunduklarını, yapılan görüşmelerden bir sonuç alamadıklarından bahisle öncelikle adli yardım taleplerinin kabulüne, müvekkili ...'in maluliyet oranının tespiti ile maluliyet oranı üzerinden hesaplanacak maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalılardan tahsiline, yargılama giderlerinin davalılara tahmiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir. CEVAP : Davalı ... Sigorta A.Ş. cevap dilekçesinde özetle: motorlu araç kazalarından doğan maddi tazminat taleplerine ilişkin olarak zamanaşımı konusunun 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109. maddesinde düzenlendiğini, buna göre "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar." şeklinde hüküm bulunduğunu, 18/04/2011 kaza tarihi nazara alındığında 10 yıllık zaman aşımı süresinin geçtiğini, kaza sonucu müvekkili şirket tarafından 02/08/2013 tarihinde 10.108,72-TL ödeme yapıldığını, davacının mesnetsiz sebeplerle bakiye tazminat alacağı iddia etmesinin iyi niyet kuralları ile bağdaşmayacağını, kusur ve maluliyet hususlarında adli tıp kurumundan rapor alınması gerektiğini, neticeten usuli itirazları nazara alınarak davanın usulden reddine, esasa girilmesi halinde esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle: kazanın Elazığ ilinde meydana geldiğini, Kayseri mahkemelerinin yetkisiz olduğunu, dosyanın yetkili Elazığ mahkemelerine gönderilmesi taleplerinin bulunduğunu, davacıların bu davayı açmasında hukuki yararı bulunmadığını, kazanın 18/04/2011 tarihinde gerçekleştiğini, 10 yıllık zaman aşımına tabi olduğu düşünüldüğünde eldeki davada zaman aşımı süresinin dolduğunu, esasa girilmesi halinde ise müvekkilinin meydana gelen kazada herhangi bir kusuru bulunmadığını, kaza ile davacıda meydana gelen maluliyet arasında illiyet bağı bulunmadığını, neticeten davanın usulden reddine, esasa girilmesi halinde esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle: eldeki davada ...'ün taraf sıfatı bulunmadığını, davanın bu davacı yönünden husumetten reddinin gerektiğini, ayrıca kaza tarihi dikkate alındığında davacının taleplerinin 10 yıllık zaman aşımına uğradığını, küçüğün yaralanmasının kaza sebebiyle oluştuğuna ilişkin dosyaya herhangi bir belge sunulmadığını, müvekkilinin kaza tarihinde aracın kayden maliki olarak görünse de fiilen davalıya verdiğini, öncelikle usuli itirazları nazara alınarak davanın usulden reddini, Elazığ mahkemelerinin yetkili olması nedeniyle dosyada yetkisizlik kararı verilmesini, zaman aşımı itirazlarının kabul edilmesini ve davanın öncelikle zaman aşımı nedeniyle reddine, yargılama giderlerinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER : Elazığ 2. Asliye Ceza Mahkemesinin, Nevşehir Devlet Hastanesinin, Elazığ Şehir Hastanesinin, Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin, Atlas Üniversitesi Hastanesinin, Kayseri SGK İl Müdürlüğünün, Elazığ İl Emniyet Müdürlüğünün ve Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi Müdürlüğünün cevabi yazıları ve tüm deliller celp edildi. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, YARGILAMA VE GEREKÇE: Dava; davalı işletene ait olup davalı sürücü tarafından sevk ve idare edilen, diğer davalı sigorta şirketi tarafından zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalı olan aracın karıştığı trafik kazası sonucunda davacıların yaralanmasından kaynaklanan sürekli iş göremezlik zararı ve sağlık-tedavi gideri zararının istemine ilişkindir. Taraflar arasında uyuşmazlık noktaları; KTK'nun 97. maddesi uyarınca dava şartının mevcut olup olmadığı, mahkememizin yetkili olup olmadığı, davalıların zaman aşımı definin haklı olup olmadığı, 18/04/2011 tarihli trafik kazasının oluşumunda kim veya kimlerin kusurlu olduğu, bu kazada yaralanması nedeniyle davacı ...'in dava dilekçesinde yazılı sürekli iş göremezlik zararı olup olmadığı, davacı ...'in tedavi gideri zararı varsa bunların tazminin davalılardan talep edip edemeyeceği noktalarında toplanmaktadır. KTK'nun 97. maddesine ilişkin dava şartının değerlendirmesinde; Trafik kazalarında hukuki sorumluluk ve sigorta konusu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup sözü geçen Kanun'un 85. maddesinin 1. fıkrasında bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa motorlu aracın bir teşebbüsünün ünvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen bilet ile işletilmesi halinde motorlu aracın işleteninin ve bağlı bulunduğu teşebbüsün sahibinin doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olacağı, aynı maddenin 5. fıkrasında işleten ve araç işleticisi teşebbüs sahibinin, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumlu olduğu, 91. maddesinin 1. fıkrasında işletenlerin, bu kanunun 85. maddesinin 1. fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmalarının zorunlu olduğu öngörülmüştür. Kanunun bahsi geçen düzenlemesinden, zorunlu mali sorumluluk sigortacısının, trafik kazasına karışan aracın işleteni veya araç işleticisi teşebbüs sahibi olan sigortalısına bu kaza sebebiyle isabet eden hukuki sorumluluğu poliçe teminat limiti ile sınırlı olarak üstlendiği anlaşılmaktadır. 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun "Doğrudan Doğruya Talep ve Dava Hakkı" başlıklı 97. maddesinde (Değişik: 14/4/2016-6704/5 md.) "Zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir." Somut uyuşmazlıkta, kazaya karışan aracın davalı sigorta şirketi nezdinde zorunlu mali sorumluluk poliçesiyle sigortalı olduğundan eldeki davada davacının, davalı sigorta şirketine başvurduğu, davalı sigorta şirketi vekilinin cevap dilekçesinde davacının başvurusu üzerine 02/08/2013 tarihinde 10.108,72-TL ödeme yapıldığını beyan ettiği, dolayısıyla davacının yasada öngörülen sigortaya başvuru koşulunu yerine getirdiği sonucuna ulaşılmıştır. Yetki ilk itirazının değerlendirmesinde; Davalı ... vekili yasal süresi içinde yetki ilk itirazında bulunmuştur. 6100 Sayılı HMK 'nun 6/1. maddesinde; "Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişiliğin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir." hükmü yer almaktadır. Bu hüküm aksine kesin yetki kaydı olmayan tüm davalar için genel yetki kaydıdır. Trafik kazası aynı zamanda haksız fiil teşkil eden bir eylem olduğundan 6100 sayılı HMK'nun 16. maddesinde ise; "Haksız fiilden doğan davalarda haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesidir yetkilidir" hükmü yer almaktadır. Uyuşmazlık Karayolları Trafik Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesinden kaynaklandığından ve bu sigorta türü 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 110. maddesinde düzenlendiğinden diğer bir yetki kuralı da bu yasada yer almakta olup, "Motorlu araç kazalardan dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar sigortacının merkez veya şubesinin, veya sigorta sözleşmesini yapan acentanın bulunduğu yer mahkemelerinin birinde açılabileceği gibi, kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir" hükmü ile sigortanın merkez ve şubeleri, sigorta sözleşmesini yapan acente veya kazanın meydana geldiği yerin yetkili kabul edilmiştir. Aynı hüküm ZMSS genel şartlarının C.7. maddesinde de tekrar niteliğinde yer almaktadır. Somut olayda olduğu üzere bir davada birden fazla genel ve özel yetkili mahkeme varsa davacı bu mahkemelerden birinde dava açma hususunda bir seçimlik hakka sahiptir. Davacı, davasını bu genel ve özel yetkili mahkemelerden hiçbirinde açmaz ve yetkisiz bir mahkemede açarsa o zaman seçme hakkı davalı tarafa geçmektedir (aynı yönde Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 23/09/2013 tarihli, 2013/9042 Esas ve 2013/12620 Karar sayılı ilamı). Dava konusu uyuşmazlıkta haksız fiile ilişkin 6100 Sayılı HMK'nun 16. maddesinde yer alan haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi kuralı dikkate alındığında; dava dilekçesine, arabuluculuk son tutanağına, mahkememizce Uyap sisteminden alınan nüfus kayıt örneğine ve dosyamız içindeki diğer kayıtlara göre davanın açıldığı tarih itibari ile davacıların yerleşim yeri Kayseri'dir. Davanın açıldığı tarihteki davacıların yerleşim yerinin Kayseri olması nedeniyle mahkememiz eldeki davanın yargılamasını yapmaya yetkilidir. Dolayısıyla yukarıda anlatılan yasal hükümlere ve kanunda belirlenen yetki kurallarına göre: davacının yerleşim yeri yetki kuralına göre mahkememizin yetkili olduğu anlaşılmış ve davalı ... vekilinin yetki ilk itirazının reddine karar verilmiştir. Zamanaşımı def'inin değerlendirmesinde; Somut davada davalıların cevap dilekçelerinde ayrı ayrı zamanaşımı def'inde bulunmasından dolayı "zamanaşımı" kavramı ile ilgili genel bir açıklama yapılmasında yarar vardır. Bilindiği üzere özel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde yasanın kabul etmiş olduğu sürenin tükenmesi anlamına gelmektedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 146-161. maddeleri arasında düzenlenen zamanaşımı, hakkın ileri sürülmesini engelleyici nitelikte olup, alacak hakkı alacaklı tarafından, yasanın öngördüğü süre ve koşullar içinde talep edilmediğinde etkin bir hukuki himayeden, başka bir deyişle, dava yoluyla elde edilebilme olanağından yoksun bırakılmaktadır. Zamanaşımına uğrayan alacağın tahsili hususunda Devlet kendi gücünü kullanmaktan vazgeçmekte, böylece söz konusu alacağın ödenip ödenmemesi keyfiyeti borçlunun iradesine bırakılmaktadır. Şu hâlde zamanaşımına uğrayan alacak ortadan kalkmamakla beraber, artık doğal bir borç (Obligatio Naturalis) hâline gelmektedir. Ancak belirtmek gerekir ki, alacağın salt zamanaşımına uğramış olması onun eksik bir borca dönüşmesi için yeterli değildir; bunun için borçlunun, kendisine karşı açılmış olan alacak davasında alacaklıya yönelik bir def'ide de bulunması gerekir (Yargıtay HGK'nun 05/05/2010 gün ve 2010/8-231 E., 2010/255 K. sayılı emsal ilamı). Zamanaşımı hukuki niteliği itibariyle maddi hukuktan kaynaklanan bir def'i olup; usul hukuku anlamında ise bir savunma aracıdır (Kuru B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt: II, sh.1761; Canbolat F.: “Def’i ve İtiraz Arasındaki Farklar ve İleri Sürülmesinin Hukuki Sonuçları”, ERÜHFD, Cilt: III, Sayı:1, Kayseri 2008, sh.255 vd.). Zaman aşımı def'i, davalının aslında var olan bir borcunu özel bir nedenle yerine getirmekten kaçınmasına olanak veren bir haktır. Bu hakkı kullanıp kullanmamak tamamen borçluya kalmıştır. Diğer bir anlatımla, davalı tarafından zamanaşımı def'i ileri sürülmedikçe, o hak ve alacak için yasanın öngördüğü zamanaşımı süresi dolmuş olsa bile hâkim bunu kendiliğinden göz önüne alamaz (6098 sayılı TBK m.161). Zaman aşımı usule müteallik bir mesele değildir. Zamanaşımı hakkın esasına müteallik bir meseledir (Von Tuhr, Andreas: Borçlar Hukuku (C. Edege Çevirisi), Ankara 1983, Cilt:I-II, sh.688). 2918 sayılı KTK'nun 109/1-4 maddeleri gereğince, motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve herhalde, kaza günüden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar. Motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu hakları, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğredikleri günden başlayarak 2 yılda zamanaşımına uğrar." TBK'nun 154/2. maddesi hükmüne göre "alacaklı, dava veya defi yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurmuşsa, icra takibinde bulunmuşsa ya da iflas masasına başvurmuşsa" zamanaşımı kesilir. Aynı Kanun'un 156/1. maddesi hükmü gereğince, "zamanaşamının kesilmesiyle, yeni bir süre işlemeye başlar." 2918 sayılı KTK'nun 109. maddesinin 1. fıkrasında haksız fiil niteliğindeki trafik kazalarından doğan tazminat taleplerinin, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrayacağı düzenlenirken, 2. fıkrasında ise, davanın, cezayı gerektiren bir fiilden doğması ve ceza kanununun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş olması halinde, bu sürenin maddi tazminat talepleri içinde geçerli olacağı hüküm altına alınmıştır. 2918 sayılı kanunun anılan hükmünün gözden kaçırılmaması gereken yönü, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin sadece eylemin ceza kanununa göre suç sayılması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Bu düzenlemenin iki ayrı sonucu bulunmaktadır. Sözkonusu yasa hükmü, ceza zamanaşımı uygulanabilmesi için sadece eylemin aynı zamanda bir suç oluşturmasını yeterli görmekte bunun dışında fail hakkında mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması koşulu aranmamaktadır. Açıklanan hukuksal durum ve ilkeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 18/04/2011 tarihli trafik kazası ile ilgili yapılan savcılık tahkikatı sonucunda Elazığ 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin...Esas, ... Karar sayılı kararı ile taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına sebebiyet vermek suçundan dolayı davalı ... hakkında 1 yıl 8 ay hapis cezasına hükmolunduğu görülmektedir. Davalı araç sürücüsü ...'ın eylemlerinin Türk Ceza Kanunu çerçevesinde cezayı gerektiren bir eylem niteliğinde bulunması (taksirle yaralama), eylemle ilgili ceza davasının anılan hükümde öngörülen cezanın türü ve süresi itibariyle TCK'nun 68/1-e. maddesi gereğince 8 yıllık zamanaşımı süresine tabi olması, 2918 sayılı KTK'nun 109/2. maddesi uyarınca bu sürenin görülmekte olan maddi tazminat davası için de geçerli bulunmasına (YHGK 10/10/2001 günlü, 2001/19-652 Esas ve 2001/705 Karar sayılı ilamı) ve bu itibarla davanın uzamış ceza zamanaşımı süresinin geçmesinden sonra açılmış bulunmasına davalının zamanaşımı def'inin haklı olduğu, öte yandan davacı vekili artan maluliyet iddiasında ise de dava tarihi itibariyle kazanın meydana geldiği tarihten itibaren her halde 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu (Covid-19 nedeniyle duran süreler de hesaba katıldığında) artan maluliyet iddiasının da 10 yıllık süre içerisinde ileri sürülmesi gerektiği değerlendirilmekle açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermek gerektiği görüş ve kanaatine varılmıştır. Vekalet ücreti taktiri sırasında yapılan değerlendirmede; Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 3/2. maddesinde "Müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur." hükmü yer almaktadır. Bu husus dikkate alınmak suretiyle davacıların davasının aynı nedenlerle (zamanaşımı nedeniyle) reddi nedeniyle her bir davacı yönünden tek vekalet ücretine hükmedilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın zaman aşımı nedeniyle REDDİNE, 2-492 sayılı Harçlar Kanunu'na ekli (1) sayılı tarife gereğince alınması gerekli 615,40-TL başvurma harcı ve 615,40-TL peşin harç olmak üzere toplam 1.230,80-TL harcın davacılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye gelir kaydına, 3-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-13. maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.200,00-TL arabuluculuk ücretinin davacılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Adli yardım talebi kabul edilen dosyada yapılan 480,00-TL tebligat masrafı, 407,50-TL müzekkere gideri olmak üzere toplam 887,50-TL yargılama giderinin davacılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-Dosyada adli yardım talebi kabul edildiğinden ve taraflarca dosyaya avans yatırılmadığından, avans iadesi hususunda bir karar verilmesine yer olmadığına, 6-Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/2. maddesi uyarınca 990,00-TL vekalet ücretinin davacı ...'den tahsili ile kendisini vekille temsil eden davalılara ödenmesine, 7-Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/2. maddesi uyarınca 10,00-TL vekalet ücretinin davacı ...'den tahsili ile kendisini vekille temsil eden davalılara ödenmesine, Dair, davacılar vekilinin ve davalı ... vekilinin yüzüne karşı, diğer davalıların yokluğunda gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren yasal iki haftalık süresi içerisinde Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi'nde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 01/10/2025
Katip ...
Hakim ...