İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/268 E. 2026/247 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/268
Karar No
2026/247
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL ASLİYE 2.TİCARET MAHKEMESİ

DOSYA NO : 2025/268 KARAR NO : 2026/247

DAVA : TİCARİ ŞİRKET (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) DAVA TARİHİ : 16.04.2025 KARAR TARİHİ : 23.03.2026

Yukarıda açık kimliği yazılı taraflar arasında görülen YÖNETİM KURULU KARARININ İPTALİ davasının mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda: GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA; Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı müvekkilleri ... ve ...'un yönetim kurulu üyesi olduğunu, ... A.Ş. ile ilgili olarak 25.03.2025 tarihinde alınan Pay Devri konulu 2025/1 sayılı Yönetim Kurulu kararının yokluğunun,mümkün olmadığı takdirde butlanının tespiti ile iptalini talep ettiklerini, şirkette Kurdoğlu ailesinin (..., ... ve ...) % 40,98, ...'ın % 22,70 ve ... ailesinin (..., ..., ... % 17,39 oranda payı bulunduğunu, Şirket Esas Sözleşmesi'nin "Paylar ve Pay Senetlerinin Şekli ve Devri" başlıklı 7.maddesinde "Pay devirleri, Yönetim Kurulu'nun alacağı onay kararı ile hüküm ifade eder." hükmü bulunduğunu, bu hükme göre, geçerli ve usulüne uygun bir Yönetim Kurulu kararı alınmadan şirkette pay devri yapılamayacağını, kısa bir süre önce ...'nun avukatlarının ısrarla şirketin muhasebecisi olarak görev yapan ...'e mail atarak, arayarak şirket pay defterinin ...'na teslim edilmesini talep ettiklerini, sebebi sorulduğunda ise şifahen ...'e ait olan hisselerin ... ailesi tarafından satın alındığı bilgisinin verildiğini, yine Yönetim Kurulu Başkanı ... tarafından müvekkillerine pay devri ile ilgili tüm sözleşme ve yönetim kurulu kararı alınmasına ilişkin işlemlerin de tamamlandığının deklare edildiğini, yapılmak istenenin, hukuka aykırı pay devri sonrası Kurdoğlu ailesinin payının %58,13'e yükseltilerek, esas sözleşme ve şirket teamüllerine aykırı olarak, hakim ortak konumuna geçirmek olduğunu, esas sözleşmedeki tek koruyucu hükmü bile böylesine rahatlıkla ihlal eden diğer ortakların bu hukuka aykırı pay devrini yapmaları halinde kısa süre içinde alınacak genel kurul kararlarıyla Şirket'te neler yapabileceğini öngörmenin zor olmadığını, müvekkilleri tarafından usulüne uygun bir şekilde Yönetim Kurulu Toplantısı yapılmasına ve hisse devir sözleşmelerinin incelenmesi talebine ilişkin...tarihli ... 13. Noterliği'nin ... yevmiye numaralı ihtarnamesinin gönderildiğini, bu doğrultuda 25/03/2025 tarihinde bir yönetim kurulu toplantısı düzenlenerek 2025/1sayılı Pay devri konulu yönetim kurulu kararı alındığını, söz konusu kararın Şirket Esas Sözleşmesi'ne ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na açıkça aykırı olduğunu, müvekkilleri tarafından bu kararlara muhalefet edilerek muhalefet şerhleri düşüldüğünü, kararın TTK madde 393'te düzenlenen "Müzakereye katılma yasağı" başlıklı hükme açıkça aykırı olarak alınmış olduğundan yokluğunun tespiti gerektiğini, (pay devri yapan ortak) ...'e ait şirket paylarının tamamının ..., Korhan Kurdoğlu, ... ve ...'na müştereken devredilmesinin onaylanmasına ve pay defterine işlenmesine ilişkin alınacak yönetim kurulu kararında bu işlemin bizzat tarafı olan ...'nun, ...'nun ve ...'ün oy kullanmasının kanunen mümkün olmadığını, zira söz konusu olayda şirket menfaatleri ile ilgili yönetim kurulu üyelerinin menfaatlerinin çatıştığının açıkça ortada olduğunu, bu durumun kanunda belirtilen dürüstlük kuralı hususu ile de bağdaşmadığını, kararın TTK madde 393'te düzenlenen "Müzakereye katılma yasağı" başlıklı hükme açıkça aykırı olarak alındığını, söz konusu toplantıda, pay devri ile ilgili olarak yazılı herhangi bir bilgi ve belge şirkete sunulmadan sadece üyeler tarafından iletilen sözlü bir devir beyanı ile pay devrinin onaylanmış olduğunu, şirketin üçlü sac ayağınn yok edildiğini, müzakereye katılma yasağına aykın olarak alınan bu yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğunun tespitini talep etiklerini, yokluk talepleri uygun görülmez ise şirket esas sözleşmesine ve dürüstlük kuralına aykırı ilgili kararın TTK 391 kapsamında butlanla geçersiz. olduğunun tespitini talep etiklerini, müvekkillerine gerekli bilgi ve belgelerin verilmediğini, inceleme yapma haklarının engellendiğini belirterek, öncelikle ihtiyati tedbir taleplerinin kabulü ile mahkemeye ibraz edilen Şirket Pay Defterine dava konusu yönetim kurulu kararının konusunu oluşturan pay devrine ilişkin kayıtların işlenmemesine, yargılama sonunda da davalarının kabulü ile şirketin 25.03.2025 tarihinde alınan Pay Devri konulu 2025/1 sayılı Yönetim Kurulu Kararı'nın yokluğunun tespitine, yokluk taleplerinin kabul görmemesi durumunda ise ilgili kararın butlanla batıl olduğunun tespitine/iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Pay devri işlemleri ve buna ilişkin alınan yönetim kurulu kararı esas sözleşmeye ve kanuna uygun olduğunu, davacıların, dava dilekçelerinde müvekkil şirket esas sözleşmesinin ''Paylar ve Pay Senetlerinin Şekli ve Devri'' başlıklı 7 inci maddesine atıf yaparak geçerli ve usulüne uygun yönetim kurulu kararı alınmadan şirkette pay devri yapılamayacağını ileri sürdüklerini, şirket esas sözleşmesindeki bağlam kuralının 6102 sayılı TTK uyarınca geçerliliği bulunmadığını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun ("TTK"), mülga 6762 sayılı Ticaret Kanunu'ndan ("eTTK") farklı olarak esas sözleşmeye konulacak bağlam kurallarının geçerliliğini sınırlandırdığını, pay devrini sınırlandıran bağlam hükümlerinin geçerli olabilmesi için esas sözleşmede ''önemli bir sebep gösterme zorunluluğu'' ihdas ettiğini, TTK'nun 493. maddesi uyarınca, borsaya kote edilmemiş nama yazılı paylar bakımından pay devrinin sınırlandırılmasına ilişkin önemli sebeplerin şirket esas sözleşmesinde açıkça gösterilmesi gerektiğini, böylelikle, pay sahipleri ve üçüncü kişilerin, pay devrini sınırlayan nedenleri önceden bilebilecek ve bu doğrultuda işlem yapabileceklerini, TTK'nın yürürlüğe girmesinden sonra Yürürlük Kanunu'nun 28/7.maddesi ile esas sözleşmelerinde pay devrinin sebep göstermeksizin reddedilebileceği şeklinde kurallar içeren şirketlere esas sözleşmelerini yeni TTK hükümlerine uyarlama konusunda bir yıllık uyarlama süresi öngördüğünü, ''Nama yazılı payların devrini, red sebeplerini göstererek veya göstermeyerek sınırlandırmış bulunan anonim şirketler, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde, esas sözleşmelerini değiştirerek, Türk Ticaret Kanununun 492 ilâ 498 inci maddelerine uyarlamak zorundadır; aksi hâlde, bu sürenin dolmasıyla tüm sınırlamalar geçersiz hâle gelir. '' hükmü gereğince şirketlerin esas sözleşmelerindeki, pay devrinin sebep gösterilmeden dahi reddedilebileceği şeklindeki bağlam kurallarının mezkûr madde karşısında bir geçerliliğinin olmadığına ve davacıların bu geçersiz hükme dayanarak dava konusu pay devir işleminin sıhhatsizliğini ileri süremeyeceğine tereddüt olmadığını, Yargıtay'ın da, şirketlerin 6102 sayılı TTK'ya uyum çerçevesinde düzenlenmesi gerektiğini, yeni TTK'ya uyum sağlamayan esas sözleşme hükümlerinin geçersiz hale geleceğini, uyum sağlayan hükümlerin yani yeni Kanun'a aykırı olmayan hükümlerin geçersiz hale gelmeyeceğine hükmettiğini (Emsal; Yargıtay 11. HD, ... Esas,... Karar sayılı ve 12.01.2017 - ... E.... K. sayılı ve 17.9.2019), müvekkili şirketin esas sözleşmesinin 7.maddesinde bu yönde herhangi bir önemli sebep tanımlaması yapılmadan pay devrinin şirket yönetim kurulu kararına bağlandığını, bu hüküm eTTK döneminden kalma bir anlayışla yazılmış olup 6102 Sayılı TTK'ya aykırılık teşkil etmekte olup hükümsüz olduğunu, bu bakımdan davacıların ileri sürdükleri bağlam kuralının ve şirket paylarının devrinin yönetim kurulunun onayına bağlı olduğuna dair iddiasının geçerliliği bulunmadığını, kesinlikle kabul anlamına gelmemek kaydıyla, bir an için esas sözleşmede yazılı bağlam hükmünün 6102 sayılı ttk'ya aykırılık teşkil etmediği ve geçerli olduğu kabul edilecek olsa dahi, somut olayda pay devrine ilişkin bir geçerli bir yönetim kurulu kararının da alındığını, pay devir işleminin geçersizliğinin yine ileri sürülemeyeceğini, ihtiyari olarak pay devrine ilişkin ... tarihli ve ... sayılı Yönetim Kurulu kararını usulüne uygun bir şekilde alındığını, TTK'nın 393.maddesi uyarınca ilgili karara ilişkin müzakerelere payları devralan tarafta yer alan ve yönetim kurulu üyesi bulunan ... ile ...'nun ve paylarını devreden yönetim kurulu üyesi ...'ün katılamayacağının ileri sürüldüğünü, ilgili maddenin, Yönetim Kurulu üyesinin "kendisinin şirket dışı kişisel menfaatiyle şirketin menfaatinin çatıştığı konularda" müzakerelere katılmayacağını düzenlediğini, pay devrinde şirket ile yönetim kurulu üyesinin çatışan herhangi bir şirket menfaati bulunmadığını, pay devri işleminin şirket dışı bir menfaatle ilgisi bulunmadığını, anılan pay devir işlemine karşı TTK m. 493/1. maddesinde düzenlenen ve öğretide "kaçış klozu" olarak adlandırılan, müvekkili şirket tarafından yapılmış bir alım teklifi de bulunmadığını, müvekkili şirket, bu kaçış klozunu kullanmadığını ve alım teklifinde bulunarak pay devrine engel olmaya çalışmadığını, pay devir işlemine onay vermiş sayıldığını, zira dava konusu pay devri, 24.01.2025 tarihinde gerçekleşmiş olup kanunda öngörülen 3 aylık sürenin dolduğunu, davacıların 2021 yılında kendi devraldıkları paylar için, bugün yoklukla butlanını ileri sürdükleri yönetim kurulu kararı ile birebir aynı usulde yapılan yönetim kurulu toplantısında müzakerelere katıldıklarını, oy kullandıkların ve herhangi bir geçersizlik iddiası ileri sürmediklerini (Ek-4: Yönetim Kurulunun 2021/2 sayılı kararı), davacıların bu şekilde TMK m. 2 hükmünde öngörülen çelişkili davranma yasağına aykırı hareket ettiklerini, pay sahipleri arasındaki bir sözleşmenin yönetim kurulu üyelerinin bilgi alma hakkı kapsamında olmadığını, bu sebeple davacıların anılan haklarının ihlal edildiği yönündeki iddialarının isabetsiz olduğunu, yönetim kurulu üyelerinin toplantısı dışındaki "Bilgi Alma ve İnceleme Hakkı"nın TTK'nın 392/3.maddesinde düzenlendiğini, şirket pay sahiplerinin kendi aralarındaki pay devrine ilişkin bir sözleşmenin inceleme talep eden yönetim kurulu üyesinin görevinin yerine getirilmesi ile herhangi bir alakası olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE HUKUKİ NİTELENDİRME: Dava; davalı şirketin 25.03.2025 tarihinde alınan Pay Devri konulu ... sayılı Yönetim Kurulu Kararının iptali istemine ilişkindir. Taraflar arasında söz konusu kararın sahteliği iddia edilmemektedir. Bu anlamda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır Çözümlenmesi gereken sorun, söz konusu kararın hukuka uygun olup olmadığı, yokluk veya butlan ile malül olup olmadığı, TTK.nun 393.maddesi kapsamında müzakereye katılma yasağının ihlal edilip edilmediği, TTK'nın 392/3.maddesi gereğince bilgi alma ve inceleme hakkının ihlal edilip edilmediği, söz konusu düzenlemelerin bu davada uygulanabilirliği, savunmaya göre davacıların TMK.nun 2.maddesinde göre çelişkili davranış yasağı kapsamında hareket edip etmedikleri hususlarında toplanmaktadır. Tarafların iddia ve savunmaları, dosyaya sundukları deliller, icra dosyası ile tüm dosya kapsamı ile beraber alınan bilirkişi raporları ve yapılan yargılama sonunda; Davalı ...A.Ş.nin 25.03.2025 tarihli Pay Devri konulu ...sayılı Yönetim Kurulu kararının yokluğunun, mümkün olmadığı takdirde butlanının tespiti ile iptali istenmektedir. Davalı vekili tarafından 11.07.2025 tarihli beyan dilekçesi ekinde sunulan ... ve ... ortak imzalı ve 25.06.2025 tarihli Uzman Mütalaasında özetle; ...A.Ş. esas sözleşmesinde yer alan pay devrini kısıtlayan, TTK döneminde esas sözleşmeye konulan 7 no'lu maddenin TTK kapsamında geçersiz olduğu, zira ilgili hükmün sebep göstermeksizin yönetim kuruluna pay devrini onaylamama yetkisi verdiği, mezkür hüküm TTK dönemi bakımından geçerli olsa da TTK m. 493/1 hükmüne açıkça aykırı olduğu, esasen 2014 yılında bu maddede yapılan değişikliğin de farklı bir sonuca varılmasını gerektirecek nitelikte olmadığı, zira bu/değişik hükmün de yönetim kuruluna herhangi bir gerekçe göstermeksizin pay devrini ret imkânı verdiği, bu düzenlemenin de TTK m. 493/1 kapsamında geçerli addedilemeyeceği, dava konusu pay devir işleminin ise TTK'nın yürürlükte olduğu dönemde yapıldığı, 6103 sayılı Kanun m. 28/3 hükmünün de anılan esas sözleşme hükmünün TTK'nın yürürlükte olduğu dönem kapsamında geçersiz olduğunu gösterdiği, bu itibarla davalı ...AŞ paylarının herhangi bir kısıtlamaya tabi olmaksızın devredilebileceği ve bu devrin geçerliliğinin yönetim kurulunun onayına tabi olmadığı, dolayısıyla pay devrinin geçerliliği noktasında ...sayılı yönetim kurulu kararının herhangi bir önemi haiz olmadığı, söz konusu karar hiç alınmasaydı; hatta yönetim in geçerli olduğu, kurulu bu pay devrine onay vermemiş olsaydı dahi pay devri kaldı ki davacıların da 2021 yılında -kısmen- kendilerine yapılan pay devrine onay vermelerinin çelişkili davranış yasağı kapsamında mütalaa edilebileceği, bütün bu hususlar dikkate alındığında dava konusu ... no'lu yönetim kurulu kararının hukuka uygun; takiben geçerli olduğunun anlaşılacağı, şirket merkezinin “yer” olarak belirtilmesinin yeterli olduğu, “yer” ibaresinin ise sicil müdürlüklerinin il bazında kurulduğu gerçeği de dikkate alındığında “il” olarak anlaşılması gerektiği, şirket merkezinin aynı il sınırları içerisinde başka bir “adres”e taşınmasının esas sözleşme değişikliği niteliğinde olmadığı ve bu itibarla genel kurul kararına ihtiyaç olmaksızın yönetim kurulu kararı ile yapılabileceği, bu bakımdan dava konusu...no'lu yönetim kurulu kararının geçerli olduğu, kooptasyon usulü ile seçilen üyenin Kanun'da aranılan şartları haiz olmasının ve bu seçim kararının TTK m. 390/1 hükmünde düzenlenen toplantı ve karar nisaplarıyla alınmasının kararın geçerliliği noktasında yeterli olduğu, dava konusu 2025/3 no'lu yönetim kurulu kararında bu şartların sağlandığının anlaşıldığı, kooptasyon ile seçilen halef üye hakkında bir kısım/davacı yönetim kurulu üyelerinin yeterli bilgiye sahip olmadıkları iddiasının kararın geçersizliğine sebebiyet vermeyeceği, davacıların, dava konusu yönetim kurulu kararları yönünden ortak iddiasının, karara katılan üyelerin bir kısmının müzakerelere katılma yasağına tabi olduğu yönünde olduğu, TTK m. 393 hükmü dikkate alındığında müzakere edilip karara bağlanan hususların hiçbirinin mezkür hükümde yer verilen “yönetim kurulu üyesinin şirket dışı kişisel menfaati” ile “şirket menfaatinin” çatışması şartını barındırmadığı, dava konusu yönetim kurulu kararları bakımından yönetim kurulu menfaatlerinin “şirket dışı” menfaat olarak nitelendirilemeyeceği, ancak 2025/2 no'lu karar (şirket merkezinin aynı il; hatta ilçe sınırları içerisinde farklı bir adrese taşınması kararı) bakımından farklı bir değerlendirmenin söz konusu olabileceği, kaldı ki dava dışı yönetim kurulu üyeleri bakımından müzakerelere katılma yasağı bulunduğu kabul edilse dahi bu yasağa aykırılığın kararın geçersizliğine sebebiyet vermeyeceği; TTK m. 393 hükmünün açık ifadesi dolayısıyla müzakerelere katılma yasağına aykırılığın yaptırımının ancak ilgili üyenin sorumluluğu olduğu, sorumluluğun gündeme gelebilmesi için de her şeyden evvel bir zararın bulunması gerektiği, öte yandan huzurdaki davanın konusunun da sorumluluk nedeniyle tazminat talebi olmadığı, hâkimin HMK m. 26 hükmü gereğince taleple bağlı olduğu ve talepten fazlasına/talep dışında bir şeye hükmedemeyeceği, bilgi alma talepli dava bakımından ise davacı üyelerin -pay devri ile ilintili olanlar hariç- TTK m. 392/3 ve 392/4 hükmündeki prosedürü işletmeksizin huzurdaki davayı ikame ettiği, bu açıdan anılan davanın usulden reddinin gerektiği, pay devri ile ilintili hususlara müteallik talebin/davanın ise TTK m. 392 hükmünü lafzıyla söyleyecek olursak şirketin “işi” ile ilgili olmadığı ve bu sebeple reddinin isabetli olacağı yönünde görüş bildirilmiştir. Davacılar vekili tarafından 03.02.2026 tarihli bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi ekinde sunulan ...imzalı ve 27.01.2026 tarihli "Bilimsel Görüş" başlıklı Uzman Mütalaasında özetle; Somut olayda, üç ailenin dengeli şekilde pay sahibi olduğu, halka kapalı ... anonim şirketinde, bir ailenin diğer aileye ait payları devralması neticesinde ortaklık yapısı ve hakimiyet durumu kökten değişip, şirket ... ailesinin kontrolüne geçmiştir. Olması gereken ve ortaklar arası sadakat yükümlülüğüne uygun olan devir, paylarını satarak ortaklıktan çıkmak isteyen ... ailesinin paylarını (gizli şekilde) bir aileye değil, (şeffaf şekilde) diğer iki aileye eşit şekilde paylaştırarak satmasıydı. Ancak böyle yapılmayıp, gizli surette payların devredilmesi, bunun sonucunda ... ailesinin hakim ortak, ... ailesinin ise azınlık ortak konumuna gelmesi, ortaklar arasındaki geçmişi uzun yıllara (aile büyüklerinin iş ortaklığına) dayanan sıkı güven ilişkisi ve sadakat borcunun ihlalidir. Kapalı ortaklığın bir anonim ortaklık niteliğinde olduğu, bu nedenle ortaklar arasında bir sadakat yükümlülüğünün olmadığı ileri sürülemez. Aksine kapalı ortaklıkların şahıs ortaklıklıklarına çok benzeyen yönleri bunun kabulünü zorunlu kılmaktadır. III. Bölümde izah ettiğimiz gibi, çeşitli hukuk sistemlerinde kapalı ortaklıkların (onları halka açık olanlardan esaslı şekilde ayıran) hususiyetleri görmezden gelinemez bir pratik hayat gerçeği olarak dikkate alınmış ve ortakları arası anlaşmazlıkların çözümü için mahkemeler çeşitli ilkeleri (sadakat yükümlülüğü, dürüstlük kuralı, hakların sakınılarak kullanılması ilkesi gibi) devreye sokmuştur. Ülkemizde bugüne kadar verilmiş bir içtihada rastlanmamakla birlikte, öğretide yazılmış temel monografilerde sadakat yükümlülüğünün varlığı kabul edilmiş, bunun yanısıra kapalı ortaklıklarda ortaklara çıkış hakkı verilmemesinin eksikliğine ve düzneleme ihtiyacı bulunduğuna çeşitli yazarlarca işaret edilmiştir. Yapısal olarak son derece benzediği halde, kollektif ve limited ortaklıklarda ortaklara tanınan çıkış hakkının, kapalı anonim ortaklıklarda düzenlenmemiş olması önemli bir eksiklik ve örtülü boşluk durumudur. Yasal düzenleme olmadığı durumda, çoğunluğun azınlığı baskı altına alması, azınlığın ise çıkış hakkı olmadığı için baskıdan kurtulamaması sorununa, -diğer hukuk sistemlerinde görüldüğü üzere- mahkemelerce çözüm bulunmasına ülkemiz bakımından da Medeni Kanunun 1/2, 2 ve 4 hükümleri çerçevesinde bir engel olmadığı düşüncesindeyim. Hatta sorunun ülkemizde yaygın olarak yaşanan bir mağduriyet sebebi olduğu nazara alındığında, bu yargısal içtihadın ülkemizde de oluşmasının artık zamanı gelmiştir. Özetle somut olayda ortaklar arası sadakat yükümlülüğünün ihlali ve ortaklık yapısının korunmasına dair meşru beklentilerinin zedelenmesi sebebiyle, TMK m.2 hükmüne dayalı olarak, TMK m.1/f.2 ve m.4 hükümleri çerçevesinde Semker/Aykut ailesine paylarının gerçek değeri üzerinden çıkış hakkı verilmelidir. Semker/Aykut ailesi de çıktıktan sonra Kurdoğlu ailesi ortaklıkta tek aile olarak kalacağından, payların Kurdoğlu ailesi ya da şirket tarafından satın alınmasına karar verilebilir. Somut uyuşmazlıkta esas sözleşmede yer alan payların devrini yönetim kurulunun onayına bağlayan bağlam hükmünün kanuni düzenlemeyle geçersiz kılınması, müşahhas davada görüldüğü üzere, uygulamadaki ihtiyaçların tamamen zıddına, azınlık aleyhine adaletsiz bir sonuç yaratmaktadır. Ortaklığın bir aile ortaklığı olarak devamı ve yabancılaşmanın önlenmesi kapalı ortaklıklarda öncelikli amaçtır. Bu nedenle kapalı ortaklıkların hemen hepsinde esas sözleşmesel bağlama rastlanır. Kanun koyucu ise eTTK'daki bağlam düzenlemesinden vazgeçerek, İsviçre Borçlar Kanunu'nda 1991 reviyonu ile gelen yeni bağlam sistemini kabul etmiş; ancak yeni düzenlemenin gerek anlaşılmaz dili**, gerekse diğer birçok tartışma yaratan noktaları yüzünden, İsviçre'de senelerdir bitmeyen tartışmalar Türk hukukuna da taşınmıştır*'. Yeni düzenlemenin yarattığı tartışmalar bir tarafa, Yürürlük Kanunu ile eski dönemde esas sözleşmeye konulan bağlam hükümlerinin bir seneden sonra -uyarlama yapılmazsa- geçersiz sayılması anlayışı, son derece hatalı bir şekilde ortakların yabancılaşmayı önlemeye dair esas sözleşmeye yansıttıkları iradelerini kanun eliyle ortadan kaldırmaktadır. Kanun koyucunun, fiilen payı devretme olanağının olmadığı bir yerde (yani kapalı anonim ortaklıkta), payını diğer ortaklara ya da şirkete satarak ortağa çıkma hakkı sağlamak yerine, devir serbestisini güçlendireceğim diye esas sözleşmedeki bağlamı geçersiz kılması, mantık dışı bir paradoxum legis örneğidir. Dava açılan yönetim kurulu kararlarının konuları farklı olmakla birlikte (biri kontrol değişikliğine yol açan pay devrinin onaylanması, diğeri şirket adresinin kontrol eden ortağın adresine taşınması, üçüncüsü de şirkette boşalan üyeliği kontrol eden ortağa yakın üyenin atanması), üçünde de uyuşmazlığın kökeni aynı olup, ortaklar arası güven ve sadakat yükümlülüğüne aykırı şekilde gizli bir pay devri yapılması, bu devirle birlikte Kurdoğlu ailesinin şirket kontrolünü ele geçirip, ...ailesini yönetimde dışlamasıdır. Nama yazılı payların deftere kaydı için her halükarda yönetim kurulu kararı gerekli olup, alınacak yönetim kurulu kararına Kurdoğlu ailesine mensup (payları devralan) üyelerin çıkar çatışması nedeniyle müzakereye katılmamasının dürüstlük kuralının bir gereği olarak ortaya çıkmaktadır. Şirketin taşındığı adresteki taşınmazın ... ailesinin kontrolündeki bir şirkete ait olması ilişkili taraf işlemi niteliğinde olduğundan, diğer yönetim üyelerinin bu hususta bilgilendirmemiş olması, yönetim kurulu üyelerinin ilişkili taraf işlemlerindeki arttırılmış özen borcuna aykırılık teşkil etmektedir. Son olarak istifa ile boşalan üyeliğe kooptasyon yoluyla Kurdoğlu ailesi şirketlerinde yöneticilik yapan bir kişinin atanması da, şirketteki kontrol gücünün el değiştirmesinin bir uzantısı olarak yönetimindeki temsil gücünün ... ailesi lehine değişmesi sonucunu yaratmakla, davacı ortakların meşru beklentilerinin ihlali anlamına gelmektedir. Konuları farklı bile olsa, temeli ortaklar arası güven ve sadakat ilişkisinin bozulmasına dayanan üç davada da, hakim ortak ve yönetim kurulu üyeliği sıfatları birleşen üyelerin, TTK 369 çerçevesinde dürüstlük kurallarına uygun şekilde şirket menfaatlerini mi gözeterek karar aldıkları, yoksa çıkar çatışması içinde mensubu oldukları aile menfaatlerini mi önceledikleri dikkate alınmalıdır, yönünde görüş bildirilmiştir. Mahkememizce alınan 05.01.2026 tarihli bilirkişi raporunda özetle; Davalı şirketin pay sahiplerinin pay devrini sınırlayan sözleşmesel bağlam hükmünün önemli neden içermediğinden dolayı geçerli olmadığı ve davalı şirketin pay sahiplerinin yönetim kurulu onayına ihtiyaç duymaksızın paylarını devredebileceği, dava konusu pay devrine ilişkin bir yönetim kurulu kararına ihtiyaç bulunmadığından alınan yönetim kurulu kararının TTK'ya ve esas sözleşmeye uygun olduğu, anonim şirket payını devreden ve devralan kişilerin yönetim kurulu üyeleri olması durumunda devir hakkında oy kullanılmasının müzakereye katılma yasağı kapsamında olmadığını, şirket esas sözleşmesinde pay devrini kısıtlayan hükmün TTK'ya uygun olmadığından devrin onayına ilişkin yönetim kurulu kararına ihtiyaç bulunmadığı, ayrıca alınan kararın konusunun şirket dışı kişisel menfaat kapsamında olmadığından müzakereye katılma yasağının da uygulama alanı bulmayacağı, kaldı ki davacıların daha önce kendileri yapılan pay devrinin müzakere edildiği yönetim kurulunda olumlu oy kullanması nedeniyle davacıların daha sonra pay devrinin müzakere yasağı kapsamında kaldığını ileri sürmelerinin dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiği kanaatlerine varıldığından TTK'nın 391'inci maddesinde düzenlenen butlan şartlarının gerçekleşmediği, dava konusu ihtilaf pay devrine ilişkin olup pay devrinin şartları kural olarak devir işleminin taraflarını ilgilendirmekte ve anonim ortaklık bir sermaye şirketi olduğundan ilke olarak pay sahiplerinin kim olduğu şirket için önem arz etmediği; bu nedenle davacıların bilgi alma haklarının ihlal edilmediği yönünde görüş bildirilmiştir. Davacı tarafın yokluk ve butlan iddialarının temeli 3 nedene dayanmaktadır. Birincisi; Şirket Esas Sözleşmesi'nin "Paylar ve Pay Senetlerinin Şekli ve Devri" başlıklı 7.maddesinde "Pay devirleri, Yönetim Kurulu'nun alacağı onay kararı ile hüküm ifade eder." hükmü bulunduğunu, bu hükme göre, geçerli ve usulüne uygun bir Yönetim Kurulu kararı alınmadan şirkette pay devri yapılamayacağı yönünden; Davalı şirketin 04.05.2007 tarihinde tescil edilen esas sözleşmesinin 7. maddesinde "Hisse senetleri ve muvakkat ilmühaberlerin devri Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabidir. Devrin şirkete karşı geçerli olabilmesi için devrin Yönetim Kurulu tarafından onaylanması ve pay defterine tescili şarttır. Yönetim kurulu hiçbir sebep göstermeden devri onaylamayıp, pay defterine kayıttan imtina edebilir..." hükmü bulunmaktadır. Davalı şirket 25.07.2014 tarihli genel kurul kararıyla esas sözleşmenin 7.Maddesinde değişiklik yapmış ve bu esas sözleşme değişikliği 01.08.2014 tarihinde tescil edilmiş ve 07.08.2014 tarihli TTSG'de ilan edilmiştir. Buna göre "Pay senetleri şirket unvanını, ortağın adını, adresini, esas sermaye miktarını, tescil tarihi, itibari kıymetini ve mevzuatın öngördüğü diğer kayıtları ihtiva etmesi ve şirket namına imza etmeye salahiyetli olanlardan en az ikisi tarafından imza edilmiş olması şarttır. Paylar, Yönetim Kurulu kararı ile her bir payın nominal değerini etkilemeksizin birden ziyade payı temsil eden çeşitli kupürler halinde çıkarılabilir... Pay devirleri Yönetim Kurulunun alacağı onay kararı ile hüküm ifade eder." denilmektedir. Raporda da işaret edildiği üzere Anonim ortaklıklarda paylar senede bağlanmış olsun veya olmasın kural olarak serbestçe devredilebilir. Bu hak aynı zamanda Anayasal güvence altında olan mülkiyet hakkı ile de yakından ilgilidir. Bu bakımından kural olarak mülkiyet hakkının devrinde yönetim kurulu kararı da aranmamaktadır. TTK.nun 490. maddesinde bu durum şöyle düzenlenmiştir. "Kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı paylar, herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebilirler." İşte bu şekilde payın serbestçe devredilebileceği kuralı, doktrinde "bağlam" adı verilen esas sözleşmede somutlaşan/yer alan düzenlemeler vasıtasıyla sınırlandırılabilmektedir. Bu sınırlama içeren düzenlemelere "Bağlam Kuralları" denilmektedir. Diğer bir anlatımla esas sözleşmeye konulan bir hüküm ile anonim şirket payının serbestçe devredilebileceği kuralına istisna getirilmesi mümkündür. Bu serbestiye getirilecek sınırın ne şekilde olabileceği ve sonuçları noktasında ise eTTK ile yTTK arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır. eTTK m. 418.maddesi "Şirket, devir keyfiyetini esas mukavelede derpiş olunan sebeplerden dolayı pay defterine kayıttan imtina edebilir. Sebep gösterilmeksizin dahi kayıttan imtina olunabileceği şartının esas mukaveleye konması caizdir." denilmiştir. Yeni TTK döneminde ise eTTK m. 418/2 hükmü düzenlemeye alınmamış, bilakis payın serbestçe devredilebileceğine yönelik kural, ancak esas sözleşmede belirtilen önemli bir sebebin varlığı hâlinde kaldırılabileceği, böylece payın serbestçe devrine yönelik kısıtlama getirilebileceği öngörülmüştür. Bu konuda somut uyuşmazlıkla ilgili olarak TTK.nun 493/1-2-son hükmü gereğince: "Şirket, esas sözleşmede öngörülmüş önemli bir sebebi ileri sürerek (..) onay istemini reddedebilir. Pay sahipleri çevresinin bileşimine ilişkin esas sözleşme hükümleri, şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini haklı gösteriyorsa, önemli sebep oluşturur. (...) Esas sözleşme devredilebilirlik şartlarını ağırlaştıramaz." denilmiştir. Böylece TTK m. 493/son hükmü gereğince yönetim kurulunun herhangi bir sebep göstermeksizin pay devrine onay vermeyebileceğine yönelik bir hüküm konulabilmesi artık mümkün değildir. Zira TTK m. 493 hükmü uyarınca pay devir serbestisinin kısıtlanması/bağlam, esas sözleşmede öngörülen önemli bir sebebin varlığı hâlinde mümkündür. Aksi halde herhangi bir sebep olmadan pay devrine onay verilmeyebileceğine ilişkin içeriği belirsiz bir esas sözleşme hükmü yeni TTK döneminde geçerli değildir. Böylece eski ve yeni TTK.daki düzenlemeler arasında köklü bir değişim olduğundan 6103 Sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 28.maddesi gereğince geçiş hükmü getirilmiştir. Düzenlemeye göre mama yazılı payların devrini, red sebeplerini göstererek veya göstermeyerek sınırlandırmış bulunan anonim şirketler,in Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde, esas sözleşmelerini değiştirerek, Türk Ticaret Kanununun 492 ilâ 498 inci maddelerine uyarlamak zorunda oldukları aksi hâlde, bu sürenin dolmasıyla tüm sınırlamalar geçersiz hâle geleceği hüküm altına alınmıştır. Yukarıdaki açıklamalardan sonra anlaşılacağı üzere; eTTK, yTTK ve 6103 sayılı yürürlük ve uygulama şekli kanunu hükümlerinin birlikte değerlendirildiğinde eTTK döneminde, esas sözleşme ile yönetim kuruluna, herhangi bir sebep göstermeksizin pay devrine onay vermeme konusunda yetki verilmesi mümkün iken yeni TTK döneminde esas sözleşmesel bağlam, ancak esas sözleşmede somutlaşmış önemli bir sebebin varlığı kaydıyla devir engellenebilir, sebep bulunmaksızın pay devrine onay verilmesinin reddi geçersizdir, eTTK döneminde (önemli olmasa dahi sebep gösterilmek suretiyle veya sebep gösterilmeksizin) geçerli olarak konulan bağlam hükümleri, TTK döneminde TTK'ya uygun hâle getirilmelidir; aksi durumda bağlam öngören bu şartlar geçersizdir. Buna göre; Şirket esas sözleşmesinin 7. maddesinin "...Pay devirleri, Yönetim Kurulu'nun alacağı onay kararı ile hüküm ifade eder..." hükmünün, gerek eTTK döneminde kaleme alınan versiyonu, gerek de yeni TTK dönemindeki değişiklikten sonraki versiyonu geçerli değildir. Zira sözleşmede devrin onaylanmaması için önemli bir sebep öngörülmediği gibi zaten devrin reddine ilişkin bir karar da yoktur. Öyle ise pay devri her hangi bir kısıtlamaya tabi değildir. Uzman görüşünde de belirtildiği ve mahkememizce de kabul edildiği üzere sözleşmesinin 7. maddesi, pay devrinin kısıtlanması noktasında herhangi bir etkiye sahip olmadığı için yönetim kurulunun bu pay devrine onay verip vermemesinin de bir anlamı yoktur. Yönetim kurulu bu devre onay vermemiş olsaydı dahi pay devrinin geçerli olduğunun kabulü gerekecektir. Bu nedenle Yönetim Kurulunun pay devrine ilişkin kararının sözleşmeye aykırı olduğu iddiası kabul edilmemiştir. Davalı tarafın cevap dilekçesinde ileri sürdüğü çelişkili işlem yasağı ve TMK.nun 2.maddesindeki dürüstlük kuralına aykırı hareket edildiği yönüyle değerlendirildiğinde ise bu defa ...'e ait payların, dava dışı bir kısım pay sahiplerine devredildiği anlaşılmaktadır. Esasen dava konusu edilen 2025/1 sayılı yönetim kurulu kararında işaret edilen pay devir işlemi, ... sayılı karara konu pay devir işlemiyle devralan taraflar haricinde paralellik göstermektedir. Bir başka deyişle cevap dilekçesinde belirtilen ...sayılı karar çerçevesinde ...'e ait payları -kısmen- devralan ve bu kararı (esasen Şirket sözleşmesi m. 7 hükmünün geçersizliği dolayısıyla gerek bulunmamasına rağmen imzalayan) davacıların, bu defa ...yönetim kurulu kararına karşı itiraz etmeleri çelişkili bir davranıştır. TMK.nun 2.maddesi kapsamında hukuken himaye görmesi kabul edilemez. İkincisi; Kararın TTK.nun 393.maddesinde düzenlenen "Müzakereye katılma yasağı" başlıklı hükme açıkça aykırı olarak alınmış olduğundan yokluğunun tespiti gerektiğini, işlemin bizzat tarafı olan ...'nun, Korhan Kurdoğlu'nun ve ...'ün oy kullanmasının kanunen mümkün olmadığını, zira söz konusu olayda şirket menfaatleri ile ilgili yönetim kurulu üyelerinin menfaatlerinin çatıştığı iddiası yönünden; 6102 sayılı TTK.nun "Müzakerelere Katılma Yasağı" başlıklı 393.maddesi gereğince: "(1) Yönetim kurulu üyesi, kendisinin şirket dışı kişisel menfaatiyle veya alt ve üst soyundan birinin ya da eşinin yahut üçüncü derece dâhil üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımlarından birinin, kişisel ve şirket dışı menfaatiyle şirketin menfaatinin çatıştığı konulara ilişkin müzakerelere katılamaz. Bu yasak, yönetim kurulu üyesinin müzakereye katılmamasının dürüstlük kuralının gereği olan durumlarda da uygulanır. Tereddüt uyandıran hâllerde, kararı yönetim kurulu verir. Bu oylamaya da ilgili üye katılamaz. Menfaat uyuşmazlığı yönetim kurulu tarafından bilinmiyor olsa bile, ilgili üye bunu açıklamak ve yasağa uymak zorundadır. (2) Bu hükümlere aykırı hareket eden yönetim kurulu üyesi ve menfaat çatışması nesnel olarak varken ve biliniyorken ilgili üyenin toplantıya katılmasına itiraz etmeyen üyeler ve söz konusu üyenin toplantıya katılması yönünde karar alan yönetim kurulu üyeleri bu sebeple şirketin uğradığı zararı tazminle yükümlüdürler. (3) Müzakereye, yasak nedeniyle katılmamanın sebebi ve ilgili işlemler yönetim kurulu kararına yazılır." Yasa maddesinden de anlaşılacağı üzere müzakerelere katılma yasağı yönetim kurulu üyesi (veya yasada belirtilen yakınları) ile şirketin menfaatlerinin çatışması durumunda gündeme gelebilmektedir. Yönetim kurulu üyesini bu madde çerçevesinde oydan mahrum etmenin esas amacı, üyenin (pay sahibinin) özel menfaatleri karşısında anonim ortaklığın menfaatini korumaktır. Pay sahiplerinin menfaatleri de bu sıfattan doğabileceği, yani pay sahibi olmak nedeniyle ortaya çıkabileceği gibi, sadece özel nitelik de taşıyabilir. Örneğin, bir pay sahibinin anonim ortaklık ile bir satım sözleşmesi yapması durumunda, onun menfaati anonim ortaklığın menfaati ile çatışan bir menfaattir. Buna karşılık pay sahibi, kendisinin yönetim kuruluna seçilmesine ilişkin kararda oy kullanırsa, üyenin çıkarı pay sahipliği sıfatından doğan, ortaksal bir çıkardır. Özel bir menfaat olarak değerlendirilemez ve oydan mahrum bırakılması da düşünülemez. Açıklanan nedenlerle dava dilekçesinde davalı şirket ile yönetim kurulu kararına imza atanlar arasında şahsi menfaatten kaynaklanan bir menfaat çatışması ileri sürülmediği gibi, iptali istenen yönetim kurulu kararının da zaten pay devri ile ilgili olup zaten bir menfaat çatışması yoktur. Bu konuda daha fazla açıklamaya gerek görülmediğinden, bir yönetim kurulu üyesinin kendi veya yakının çıkarını davalı şirketin çıkarından üstün tutarak menfaat çatışması yaratıldığına dair hiç bir iddia ve delil bulunmadığından, Yönetim Kurulunun pay devrine ilişkin kararının 6102 sayılı TTK.nun "Müzakerelere Katılma Yasağı" başlıklı 393.maddesine aykırı olduğu iddiası da yerinde görülmemiştir. Üçüncüsü; Kararın TTK.nun 391.maddesi kapsamında gerekli bilgi ve belgelerin verilmediğini, inceleme yapma haklarının engellendiği yönünden; 6102 sayılı TTK.nun "Bilgi Alma Ve İnceleme Hakkı" başlıklı 392.maddesi gereğince; "(1) Her yönetim kurulu üyesi şirketin tüm iş ve işlemleri hakkında bilgi isteyebilir, soru sorabilir, inceleme yapabilir. Bir üyenin istediği, herhangi bir defter, defter kaydı, sözleşme, yazışma veya belgenin yönetim kuruluna getirtilmesi, kurulca veya üyeler tarafından incelenmesi ve tartışılması ya da herhangi bir konu ile ilgili yöneticiden veya çalışandan bilgi alınması reddedilemez. Reddedilmişse dördüncü fıkra hükmü uygulanır. (2) Yönetim kurulu toplantılarında, yönetim kurulunun bütün üyeleri gibi, şirket yönetimiyle görevlendirilen kişiler ve komiteler de bilgi vermekle yükümlüdür. Bir üyenin bu konudaki istemi de reddedilemez; soruları cevapsız bırakılamaz. (3) Her yönetim kurulu üyesi, yönetim kurulu toplantıları dışında, yönetim kurulu başkanının izniyle, şirket yönetimiyle görevlendirilen kişilerden, işlerin gidişi ve belirli münferit işler hakkında bilgi alabilir ve görevinin yerine getirilebilmesi için gerekliyse, yönetim kurulu başkanından, şirket defterlerinin ve dosyalarının incelemesine sunulmasını isteyebilir. (4) Başkan bir üyenin, üçüncü fıkrada öngörülen bilgi alma, soru sorma ve inceleme yapma istemini reddederse, konu iki gün içinde yönetim kuruluna getirilir. Kurulun toplanmaması veya bu istemi reddetmesi hâlinde üye, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine başvurabilir. Mahkeme istemi dosya üzerinden inceleyip karara bağlayabilir, mahkemenin kararı kesindir. (5) Yönetim kurulu başkanı, kurulun izni olmaksızın, yönetim kurulu toplantıları dışında bilgi alamaz, şirket defter ve dosyalarını inceleyemez. Yönetim kurulu başkanının bu isteminin reddedilmesi hâlinde başkan, dördüncü fıkraya göre mahkemeye başvurabilir. (6) Yönetim kurulu üyesinin bu maddeden doğan hakları kısıtlanamaz, kaldırılamaz. Esas sözleşme ve yönetim kurulu, üyelerin bilgi alma ve inceleme haklarını genişletebilir. (7) Her yönetim kurulu üyesi başkandan, yönetim kurulunu toplantıya çağırmasını yazılı olarak isteyebilir. (Ek cümleler:23/5/2024-7511/15 md.) İstemin uygun görülmesi hâlinde çağrı, yönetim kurulu başkanınca yapılır. Ancak yönetim kurulu üyelerinin çoğunluğunun yazılı istemi üzerine, yönetim kurulu başkanı yönetim kurulunu istemin kendisine ulaştığı tarihten itibaren en geç otuz gün içinde yapılacak şekilde toplantıya çağırmak zorundadır. Bu süre içinde yönetim kurulu toplantıya çağrılmadığı veya yönetim kurulu başkanı ya da başkan vekiline ulaşılamadığı hâllerde, çağrı doğrudan istem sahiplerince yapılabilir. Çağrı üzerine yapılacak toplantılarda toplantı ve karar nisapları hakkında 390 ıncı maddenin birinci fıkrası uygulanır. Esas sözleşmede yönetim kurulunun toplantıya çağrılmasına ilişkin farklı bir usul belirlenebilir." Yönetim kurulu üyelerinin bilgi alma hakkı kural olarak yönetim kurulu toplantılarında kullanmasıdır. Yasa maddesinin gerekçesinde de "Üye bilgiyi (kural olarak) yönetim kurulunda alır; yoksa doğrudan yöneticileri çağırarak veya onlara başvurarak bilgi isteyemez. Bu husus üçüncü fıkradan açıkça anlaşılmaktadır." denilmektedir. Ancak istisnai olarak yönetim kurulu üyesinin bilgi alma hakkını, yönetim kurulu toplantıları dışında da kullanabilir (TTK.nun 392/3.maddesi). Görüldüğü üzere yönetim kurulu üyesinin, yönetim kurulu toplantıları dışında bilgi alma hakkını kullanması durumunda talebini yönetim kurulu başkanına yöneltecek, başkan bir üyenin, üçüncü fıkrada öngörülen bilgi alma, soru sorma ve inceleme yapma istemini reddederse, konu iki gün içinde yönetim kuruluna getirilir. Kurulun toplanmaması veya bu istemi reddetmesi hâlinde üye asliye ticaret mahkemesine başvurabilir. TTK m. 392/3 ve 392/4 maddelerinde de açıklandığı üzere yönetim kurulu üyesi, toplantı dışında bilgi almak istediğinde yönetim kurulu başkanına talebini iletmesi gerekir. Bu yönden bakıldığından davacı üyelerin yönetim kurulu başkanına attığı e-postalarda pay devriyle ilgili konularda bilgi istediği anlaşılmaktadır. Yine davacı tarafca gönderilen ... 13. Noterliği'nin ... tarih ve ... yevmiye nolu ihtamamesinde de, daha önce gönderilen e-postalardan bahsedilerek sadece pay devri ve bu devir ile ilgili hususların gündeme getirildiği anlaşılmaktadır. Yasa maddesinden ve gerekçesinden de anlaşılacağı üzere bilgi alma hakkı şirket iş ve işlemleri ile sınırlı olup, her yönetim kurulu üyesi şirketin tüm iş ve işlemleri hakkında bilgi isteyebilir, soru sorabilir, inceleme yapabilir. Bir üyenin istediği, herhangi bir defter, defter kaydı, sözleşme, yazışma veya belgenin yönetim kuruluna getirtilmesi, kurulca veya üyeler tarafından incelenmesi ve tartışılması ya da herhangi bir konu ile ilgili yöneticiden veya çalışandan bilgi alınması reddedilemez. Özetle yasa koyucunun amacı, şirketin ticari işlerinin gidişi ve işlerin yürütülmesi hakkında görevin yerine getirilmesiyle ilgili olarak üyelere bilgi isteme hakkı tanınmıştır. Pay devrinin diğer bir anlatımla hangi pay sahibinin, kaç adet payını, hangi fiyattan, kime/kimlere devrettiği hususunun şirketin şirketin ticari işi ile ilgili bir konu olmadığından, pay sahibinin kim olduğu veya olacağının bir önemi bulunmadığından yönetim kurulu başkanının bilgi vermesi de kendisinden beklenebilecek bir durum veya zorunluluk değildir. Bu talep yasa kapsamına uygun değildir. Çünkü anonim şirketlerde önemli olan pay sahibi değil, pay kavramıdır ve esasen şirketin adı üstünde "anonim" olmasının anlamı da budur. Bu nedenle yönetim Kurulunun pay devrine ilişkin kararının 6102 sayılı TTK.nun "Bilgi Alma Ve İnceleme Hakkı" başlıklı 392.maddesine aykırı olduğu iddiası da yerinde görülmemiştir. Uzman Mütalaalarının Değerlendirilmesi; Davalı vekili tarafından sunulan uzman mütalaası bilirkişi raporu ile de doğrulanmıştır. Her iki hukuki görüş de aynı yöndedir. Ancak bu aşamada davacılar vekilince sunulan uzman mütalaasını irdelemek gerekmektedir. ... imzalı ve 27.01.2026 tarihli "Bilimsel Görüş" başlıklı Uzman Mütalaasında yasalardan kaynaklanan sorunların bulunduğu, ağır sonuçlara yol açtığı ve bu durumun yasal değişiklikler yoluyla veya içtihatlarla giderilmesi gerektiğine vurgu yapmıştır. İleri sürülen görüşler aydınlatıcı ve hem yasa koyucuya hem de yargısal içtihatlara ışık tutacak niteliktedir. Gerçekten de TTK.da Anonim şirketler ile ilgili düzenlemelere ve bu şirketlerin işleyişine bakıldığında halka açık ve borsada işlem gören şirket sayısının çok az olduğu, ticaret sicilinde kayıtlı anonim şirketlerin ezici bir çoğunluğunun kapalı A.Ş.şeklinde olduğu açıktır. Bu tür şirketler ya tek kişiliktir, ya da aile veya yakın arkadaşlar, dostlar arasında teşekkül ettirilmişlerdir. Zaman içinde aile şirketleri dahil, arkadaşlar, tanıdık yakınlar arasında kurulmuş şirketlerde ortaklar arasında sorunlar çıkabilmekte ve tartışmalar mahkemelere dava yoluyla taşınmaktadır. Kapalı şirketlerde başlangıçta eşit hisselerle kurulan ortaklıların, miras gibi nedenlerle payların mirasçılara dağılması, mirasçılarla diğer ortaklar arasında uyum sağlanamaması veya bir ortağın ayrılmak istemesi üzerine, onun hisselerinin kim tarafından alınacağı veya diğer ortaklara eşit olarak dağıtılıp dağıtılmayacağının zaman içerisinde yaşanan anlaşmazlıklar ve kırgınlıklar nedeniyle çoğu zaman konuşulup ortak karara varılmadığından, veya daha iyi anlaşan ortaklar diğer ortakların haberi olmadan devir işlemleri yaparak bir kısım ortakları azınlıkta bıraktıkları ve durumun küçük pay sahiplerinde rahatsızlık yarattığı sık rastlanan bir durumdur. Uzman mütalaasında çoğunluğu sağlayan ortakların sadakat yükümlülüğüne aykırı hareket ettiklerini, bu nedenle kapalı şirketlerdeki pay devrinin azınlık ortakları yönünden yasal düzenleme bulunmadığına işaret ederek, bu husustaki yasal boşluğa dikkat çekmektedir. Diğer bir anlatımla azınlığa düşen ortaklar, çoğunluktaki ortağa veya ortaklara güven duygularını kaybettiklerinden ve kendilerinin dışlanacağı ve zarara uğratılacağı endişesini taşıdıklarından onlara da limited şirketlerde olduğu gibi çıkma payı ile beraber şirketten çıkma hakkı hakkının tanınması, paylarının çoğunluğu sağlayan tarafça gerçek satış değeri üzerinden satın alınmasının hukuki zeminin hazırlanması gerektiği ileri sürülmektedir. Bu konuda uzman mütalaasında "...Bu durum, kapalı ortaklıkta kilitlenmiş durumdaki azınlık pay sahiplerini çoğunluk karşısında (çıkış hakkı olmadığı sürece) zayıf ve baskıyı uğramaya elverişli bir vaziyette bırakmaktadır....Kanun koyucunun kapalı ortaklıkların bahsedilen özel durumlarını dikkate alan düzenleme yapmamış olması, hakimin bunları dikkate alamayacağı anlamına gelmez. Aksine kanun koyucunun suskunluğu örtülü boşluk olarak değerlendirilerek, TMK 1 çerçevesinde hakim tarafından doldurulabilir..." denilmekte, kapalı ortaklıkların şahıs ortaklıklarına benzerliğinin dikkate alınmamasının üstüne, bir de esas sözleşmesel bağlamın geçersiz sayılması, azınlığı korumaya dönük hükümler sevkeden kanun koyucunun amacına zıt bir sonuç yarattığını, kanun koyucunun meseleye doğru pencereden bakmadığını, kapalı ortaklıklarda payların serbestçe devri fiilen olanaksız olduğu halde, sanki paylar likit vaziyette rahatça devredilebiliyormuşçasına (halka açık ortaklıkların bünyesine uygun) düzenlemelerin, kapalı ortaklıkları da kapsayacak şekilde uygulandığı zaman, güçsüz konumdaki azınlığı koruma amaçlı hükümler getiren kanun koyucu, bizatihi kendi eliyle azınlığı koruyacak esas sözleşmesel bir mekanizmayı devre dışı bırakmış olduğunu söylemektedir. Bu görüşler ve tespitler özünde sağlam olduğu ve bir ihtiyaca işaret ettiği söylenebilse de uzman görüşünde de belirtildiği üzere TTK.da bu yönde bir düzenleme bulunmamaktadır. Diğer bir anlatımla anonim şirketlerde açık veya kapalı olmasına göre hisse devirleri ve azınlık haklarının korunması gibi bir takım düzenlemelere yer verilmemiştir. Yasanın açıkça düzenlemediği bir konuda mahkemece yorum yoluyla ve mülkiyet haklarını kısıtlayıp ortadan kaldıracak şekilde payların satışı ve devrinin ortadan kaldırılması mümkün değildir. Yukarıda da açıklandığı üzere şirket payları mülkiyet hakkının konusu olup ancak yasayla sınırlandırılabilir. TTK.nda da böyle bir düzenleme olmadığından (her ne kadar yasal düzenlemenin yetersiz olduğu kabul edilse bile) mahkemece bu haklar engellenip, kısıtlanamaz. Açık bir yasal düzenlemeye ihtiyaç vardır. Mahkeme yasa koyucunun yerine geçerek bu konuda karar veremez. Tabiki bu arada TMK.nun 1.maddesine de değinmekte fayda vardır. Zira uzman mütalaasında "...Türk Ticaret Kanunu'nun şirketler hukuku kitabına kaynaklık eden İsviçre Borçlar Kanunu'nda anonim şirket pay sahibinin sadakat borcunu düzenleyen bir hüküm bulunmaması dolayısıyla ülkemizde de bu yönde bir pozitif hukuk düzenlemesi yoktur. Yine Yargıtay kararlarında da bu yönde bir içtihada rastlanmamaktadır..." denilerek hakimin bu konuda içtihat yaratmasını, TMK.nun 1.maddesini işletmesi gerektiğini ileri sürülmektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "Hukukun Uygulanması Ve Kaynakları" başlıklı 1.maddesi gereğince; "Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır. Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hâkim, örf ve âdet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir. Hâkim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır." Bu düzenlemeye hukuk camiasında kısaca "Hakimin Hukuk Yaratması" olarak tabir edilir. Hakimler Anayasanın 36. Maddesi gereğince hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan (yasal düzenleme olmasa bile) kaçınamayacağından, TMK.nun 1.maddesine göre davranmaları beklenmektedir. Ancak yasanın tanıdığı bu yetki sınırsız değildir. Örneğin ceza yargılamasında bu yetki kullanılamaz. Zira suç tiplerinin ve cezalarının belirlenmesinde kanunilik ilkesi vardır ve hakim suç tipi yaratıp cezasını belirleyemez. Yine hukuk kuralı koyarken anayasal haklar ortadan kaldırılamaz. Somut olarak davamıza gelince, içtihat yoluyla ve TTK.da belirtilen boşluk nedeniyle pay sahiplerinin anayasal olarak güvence altında olan mülkiyet haklarını engelleyecek veya kısıtlayacak şekilde veya bu sonucu doğuracak şekilde (pay devrinin özgürce devrini engelleyecek şekilde) karar alınamaz, kural koyulamaz. Aynı şekilde çoğunluk hisselerine sahip ortağa veya ortaklara da azınlık hisselerini aynı şartlarda satın almaları emredilemez. Kişilerin mülkiyetleri üzerindeki haklarını nasıl kullanacağını mahkeme söyleyemez. Bu konuda da karar veremeyeceği gibi kural da koyamaz. Ancak yasal düzenleme ile aşılabilecek bu konuda cari TTK hükümleri karşısında mahkemece yapılabilecek başka bir şey olmadığı düşünülmektedir. Bu nedenle uzman mütalaasında ileri sürülen görüşlere bu yönüyle iştirak edilmemiştir. Davacılar vekili bu mütalaaya dayanarak yeni bir bilirkişi raporu alınmasını istemiş ise de dosyaya sunulan 2 uzman görüşü ve bir bilirkişi raporu meseleyi anlamak ve değerlendirmek için yeterli görülmüştür. Esasen konu tamamen hukuki bir mesele olup, teknik bir incelemeyi gerektirmemektedir. Her iki taraf da bu konudaki uzman hukukçu görüşlerini dosyaya yansıtmışlar, mahkeme de tarafsız bulduğu bir bilirkişiden görüş almıştır. Mahkemece yapılacak iş artık üç görüşü değerlendirerek bir karar vermekten ibarettir. Yeni bir görüş almanın da faydası olmayacaktır. Zira tartışma hukuki bir mesele olduğundan üst mahkemelerce de bu husus tartışılarak farklı düşüncelerin ortaya atılması da mümkündür. Bu nedenle tekrar yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmaya gerek duyulmamış, bu konudaki talepler 6100 sayılı HMK.nun 30.maddesinde hakime bir görev olarak yüklenen "Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür." hükmü gereği dava ve usul ekonomisi gözetilerek yeni bir bilirkişi raporu almaya gerek duyulmamıştır. Açıklanan nedenlerle davalı şirketin dava konusu 25.03.2025 tarihinde alınan Pay Devri konulu 2025/1 sayılı Yönetim Kurulu Kararının iptalini gerektirecek bir hukuki sakatlık taşımadığı, yasaya aykırı bir durum söz konusu olmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan gerekçelerle; Davanın REDDİNE; 1-Alınması gerekli 732,00-TL karar ve ilam harcının, peşin alınan 615,40-TL harçtan mahsubu ile eksik alınan 116,60-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 2-Davalı vekille temsil olunduğundan yürürlükteki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve takdir olunan 45.000,00-TL vekalet ücretinin DAVACIDAN TAHSİLİ İLE DAVALIYA VERİLMESİNE, 3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderinin KENDİ ÜZERİNDE BIRAKILMASINA, 4-Davalı tarafın sarf ettiği yargılama gideri bulunmadığından BU HUSUSTA DEĞERLENDİRMEYE YER OLMADIĞINA, 5-Taraflarca yatırılan avansın kullanılmayan kısmının, KARAR KESİNLEŞTİĞİNDE İLGİLİ TARAFA İADESİNE, Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tarafların gerekçeli kararı tebliğ tarihinden itibaren 2 HAFTA içerisinde mahkememize verecekleri bir dilekçe ile veya bulundukları yerdeki başka bir mahkeme aracılığıyla mahkememize gönderecekleri dilekçe ile HMK. 341.maddesi uyarınca İstanbul BAM. nezdinde İSTİNAF yoluna başvurma hakları bulunduğu hatırlatılmak suretiyle verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 23/03/2026

KATİP - ... HAKİM - ... ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2025/268, K. 2026/247, T. 23.03.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-268-e-2026-247-k-426f81cdf0fe