İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/201 E. 2026/29 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/201
- Karar No
- 2026/29
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/201 KARAR NO : 2026/29
DAVA : İtirazın İptali DAVA TARİHİ : 13/11/2014 KARAR TARİHİ : 15/01/2026
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Taraflar arasında 07/09/2012 tarihli "..." sözleşmesi imzalandığını, 31/10/2013 tarihinde işbu sözleşmenin sona erdiğini, müvekkil şirketin bu ilişkiden kaynaklanan müvekkil şirkete ait 514.567,07 TL hak ediş alacağı 31.10.2013 tarihinde fatura edildiğini, hak ediş alacağının ödenmemesi üzerine ... 24. Noterliğinin ... tarihli ihtarnamesi ile davalının işçi alacak davaları için uhdesine yüklü miktarda teminat olmasına rağmen hak edişi de elinde tutmasının hukuka olduğu belirtilerek, bakiye hak ediş alacağının ihtarın tebliğini müteakip üç iş günü içerisinde SGK prim borçlarına mahsuben Beyoğlu Sosyal Güvenlik Kurumuna gönderilmesi istendiği, daha sonraki mahsuplar ile müvekkil şirketin bakiye hak ediş alacağı 13.11.2013 tarihi itibariyle 271,649,29 TL’ye indiğini, davalı şirketten temin edilmiş hesap ekstresi incelendiğinde, davalının 271.649,29 TL'yi 13.11.2013 tarihinden itibaren bugüne kadar hukuka aykırı biçimde uhdesinde tuttuğu görüleceğini, bakiye kalan 271,649,29 TL’nin, aleyhe açılmış bulunan işçi alacak davaları nedeni ile kurumun uhdesinde tutularak ödememe yapılmamasının hukuka aykırı olduğunu, işçi alacaklarının güvencesi olarak davalı şirkete yüklü miktarda teminat verildiğini, halbuki 5510 sayılı Kanunun 90. Maddesinde açıkça belirtildiği üzere hakedişin sadece "prim ve idari para cezası borçlarının " güvencesi olduğunu, bu nedenle söz konusu miktarın tekrar SGK prim borcu nedeni İle ilgili ... Sosyal Güvenlik Merkezine iletilmesi istendiğini, ayrıca 03.04.2014 tarihinde Sosyal Güvenlik Kurumu ... İlçe Müdürlüğü’ne de yazı yazılarak davalı kurumca alıkonulan tutarın SGK prim borcu nedeni ile taraflarınca davalı kurumdan talep edilmesi istendiğini, ancak davacı tarafça herhangi bir cevap verilmemesi üzerine ... 27. İcra Müdürlüğünün...E sayılı dosyası ile bakiye 271.649,29 TL hak ediş alacağı ve 13.671,77-TL işlemiş faiz için icra takibi başlatıldığını, davalı şirketin borca itiraz ettiğini belirterek haksız ve hukuka aykırı itirazın iptali ile takibin devamına, takip tutarının %20 sinde aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; açılan davaların haksız ve yersiz olduğunu, davacı şirket sözleşmeden ve İş Kanunundan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmediği için istihdam ettiği işçiler tarafından ekli listede belirtilen dava dosyaları ile müvekkil şirket aleyhine muhtelif işçi alacağı talepleriyle 114 adet dava açıldığını, söz konusu davalar nedeniyle müvekkil şirket 8.220.712,92 TL tutarında ödeme yapma yükümlülüğü altına girdiğini, bu miktarın yukarıda belirtilen sözleşme hükümleri gereğince asıl sorumlusu davacı firma olup bu durumda davacı firma sözleşme ile üstlendiği yükümlülükleri tam olarak yerine getirmediğinden müvekkil şirkete işçi alacakları nedeniyle borcu bulunduğunu, bu nedenle bakiye hak edişlerinin ödenmemesi yasaya ve taraflar arasındaki sözleşme ve eki şartname hükümlerine uygun olduğunu, bu bakımdan bahsi geçen firmadan alacağımız söz konusu olduğunu, Borçlar Kanunu'nun 139-143 maddeleri doğrultusunda takas talebinin bulunduğunu, alacaklarımıza ilişkin davalar ile ilgili bilgiler itiraz dilekçemiz ekinde icra dosyasına sunulduğunu, ayrıca talep ve takibe konu edilen alacak miktarları belli ve muayyen olmayıp alacağın varlığı ve miktarlarının belirlenmesi yargılamayı gerektirdiğinden icra inkar tazminatına hükmedilmemesi gerektiğini belirterek asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir. Mahkememize ait .. Esas ... Karar ve 31/12/2020 tarihli karar ile; "...Taraflar arasında imzalanan sözleşme gereğince davacının yüklenici davalının işveren olduğu, davacının çalıştırdığı işçiler nedeniyle işçilik alacaklarının tahsili için 114 adet dava açılmış olduğu, bu nedenle alacakların ödenebilmesi için davacının verdiği teminat mektuplarının 02.11.2015 tarihinde nakde çevrilmesinin talep edildiği, ayrıca hakediş faturası ve kapsamına herhangi bir itirazın bulunmadığı ve tarafların kabulünde olup uyuşmazlık konusu olmadığı anlaşılmaktadır. Akdedilen sözleşme hükümleri incelendiğinde 11.4.1 Madde'de sözleşmenin ve taahhüdün yerine getirildiği ve idareye herhangi bir borcun bulunmadığı tespit edildikten sonra SGK kurumundan alınan ilişiksiz belgesinin idareye verilmesinden sonra kesin teminatların tamamının yükleniciye iade edileceği, 11.4.2 Madde'de yüklenicinin bu iş nedeniyle idareye ve SGK'ya borçlarının ödenmemesi halinde teminatın nakde çevrilerek borçlarına mahsup edileceği, teknik şartnamenin çalışanların sosyal ve özlük hakları ile ilgili kısımda 38 Madde'de personele ait özlük, yıllık, ücretli izin kıdeme ilişkin yürürlükte bulunan tüm sosyal ve mali yükümlülüklerin yükleniciye ait olduğu, idarenin hiçbir sorumluluğunun olmadığı hükümlerine yer verilmiş olup işçilik alacakları nedeniyle davaların açılmış olduğu, bu alacaklar nedeniyle ödeme yapılabilmesi için teminat mektuplarının nakde çevrilmek istendiği, sözleşme hükümlerine göre çalıştırılan işçilere ait işçilik alacaklarından davacı yüklenicinin sorumlu olduğu, MK 950. maddeye göre borç ödeninceye kadar davalı-alacaklının hapis hakkının mevcut olduğu, açılmış olan davalar nedeniyle teminat mektuplarının ve hakediş alacağının toplamından daha fazla miktarda risk bulunduğu, davacı tarafın bu işçilik alacaklarının olmadığı yönünde somut bir belge ibraz edemeyip SGK'den ilişiksiz belgesinin de mevcut olmadığı, tüm bunlar birarada dikkate alındığında davalının hakediş ve teminat mektupları üzerinde hapis hakkı mevcut olup açılan hem asıl hem birleşen davaların reddine" dair karar verildiği, davacı vekilinin kararı istinafı üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ... Esas ... Karar sayılı 15/01/2025 tarihli ilamı ile; "1-Davacının birleşen davalara yönelik istinaf başvurusunun HMK 353/1.b.1 bendi uyarınca esastan REDDİNE, 2- Davacının asıl davaya yönelik istinaf başvurusunun KABULÜ ile, ... 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 31/12/2020 tarihli ve ... Esas... Karar sayılı kararının asıl dava yönünden 6100 sayılı HMK'nun 353/1.a.6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA," dair karar verildiği ve asıl dava yönünden dosyanın mahkememizin 2025/201 esas sayılı sırasına kaydı yapıldığı görülmüştür. Mahkememize ait 22/05/2025 tarihli celse 2 nolu ara karar ile; istinaf kaldırma ilamında belirtilen hususlar dikkate alınmak suretiyle bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş olup; bilirkişi tarafından sunulan 15/10/2025 tarihli bilirkişi raporunun sonuç kısmında; "Taraflar arasındaki sözleşme hükümleri, idari şartnameler ve TBK 167. Maddesi hükümlerinin hukuki tavsif ve nihai değerlendirmesi münhasıran Sayın Başkanlığınıza ait olmak üzere; Davacının, ... 27. İcra Müdürlüğü'nün...E. sayılı dosyası ile davalıdan takip tarihi olan 10.04.2014 itibari ile 271.649,29 TL. Asıl Alacak, 7.170,80 TL. İşlemiş Faiz olmak üzere toplam 278.820,09 TL talep edebileceği, Davalının mahsubunu talep edebileceği miktarın 1.173.553,07 TL olduğu," yönünde görüş ve kanaatlerinin bildirildiği görülmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; taraflar arasındaki hizmet alım sözleşmesinden kaynaklanan hak ediş alacağının tahsili amacıyla başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. ... 27. İcra Müdürlüğü ... E. sayılı dosyası incelendiğinde; davacının hak ediş alacağına istinaden 271.649,29 TL asıl alacak, 13.671,77 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 285.321,06 TL alacağın tahsili için takip başlattığı, davalının yasal süresinde ödeme emrine itiraz ettiği, davanın yasal 1 yıllık süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır. Dosya kapsamına göre; taraflar arasında imzalanan hizmet alım sözleşmesi kapsamında davacının 271.649,29 TL hak ediş alacağı bulunduğu, 28.06.2014 tarih 370205 sayılı 327.041,00 TL bedelli kesin teminat mektubu ve 30.12.2014 tarih 317518 sayılı 86.700,00 TL bedelli ve ... tarih ... sayılı 228.859,26 TL bedelli kesin teminat mektuplarının sözleşmenin teminatı kapsamında davalıya verildiği konusunda ihtilaf bulunmamaktadır. Davalı yan, davacının sözleşme konusu iş kapsamında çalıştırdığı işçilerine ödemesi gereken işçilik alacaklarını ödememiş olması nedeniyle müvekkil şirkete karşı 114 işçilik alacağı davası açılmasına sebebiyet vermesi nedeniyle işçilere ödeme riski altına girdiğinden bahisle hapis ve takas itirazında bulunmuştur. Somut olayda; sözleşme kapsamında çalıştırılan işçilerin, işçilik alacaklarından dosyaya ibraz edilen sözleşmesinin ayrılmaz parçası olan Teknik Şartname'nin 38'nci maddesinin " İş, sosyal güvenlik ve diğer ilgili mevzuat uyarınca yüklenici, istihdam edilen özel güvenlik personelinin işvereni olarak kabul edilecek ve mevzuattan doğan bütün borç ve yükümlülükler ile istihdam edilen tüm personelin özlük, yıllık ücretli izin ve kıdeme ilişkin hakları ile ilgili olarak yürürlükte bulunan tüm kanun ve bunlara ilişkin tüzük, yönetmelik ve tebliğler ile ihale dokümanında belirlenmiş tüm mali ve sosyal yükümlülükler yüklenici tarafından zamanında ve eksiksiz olarak yerine getirileceği, bu konularda idare'in hiçbir sorumluluğu bulunmadığı" hükmü uyarınca davacının katlanması gerekmekte ise de açılan davaların mali sonuçları bakımından dava dışı işçiye ödemeler yapılıp yapılmadığı belirlenmeden davalının, davacının hak edişi üzerinde bloke koyduğu anlaşılmaktadır. İstinaf kaldırma ilamında belirtildiği üzere; mahkememizce her ne kadar önceki kararda bilirkişi heyetinin hukuki görüşü konusunda davalı idarenin TMK 950. Maddesi uyarınca hapis hakkı bulunduğu kabul edilmiş ise de söz konusu düzenlemede, alacaklının, borçluya ait olup onun rızasıyla zilyedi bulunduğu taşınır veya kıymetli evrak üzerinde hapis hakkı bulunmaktadır. Dolayısıyla davacının sözleşme kapsamındaki hak edişi üzerinde hapis hakkı bulunmadığı gibi TMK 950. madde hükmüne göre de, hapis hakkının kullanımı için öncelikle alacağın muacceliyeti ile hapis hakkı kullanılan eşya ile muaccel alacak arasına bağlantı bulunması gerekir. Kabule göre de henüz alacağın muaccel olduğu, yani dava dışı işçilere ödeme yapılıp yapılmadığı tespit edilmeden hapis hakkına karar verilmesi yerinde görülmemiştir. O halde, davacı yüklenicinin, çalıştırdığı personellerinin İş Kanunu'ndan doğan her türlü haklarından doğan risk için hak edişinden kesinti yapılacağına ya da hak edişine bloke konulacağına dair taraflar arasında imzalanan sözleşme ve sözleşmenin ayrılmaz parçası olan genel ve teknik şartnamelerde hüküm bulunduğu davalı asıl işverence ispatlanması gerekmektedir. Dosyaya ibraz edilen sözleşme ve ayrılmaz parçası olan Teknik Şartname'de dava dışı işçilerin İş Kanunu'ndan doğan her türlü hakları için dava dışı işçilere herhangi bir ödeme yapılmadan muhtemel risk kapsamında davacının hak edişinden kesinti yahut bloke edileceğine bir düzenleme bulunmadığından asıl davaya konu davacının hak ediş alacağından kesinti yapılması hukuka aykırı görülmüştür. Ancak davalı vekili, davacı şirket sözleşmeden ve İş Kanunundan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmediği için istihdam ettiği işçiler tarafından ekli listede belirtilen dava dosyaları ile müvekkil şirket aleyhine muhtelif işçi alacağı talepleriyle davalar açıldığını, söz konusu 23 adet kesinleşen dava neticesinde, davacı şirket personellerine ... tarihleri arasında toplamda 1.213.554,14 TL işçilik alacağı ödemesi yapıldığı ileri sürerek mahsup talebinde bulunmuştur. Mahsup, bir alacağın gerçek miktarının belirlenebilmesi amacıyla yapılan bir hesap işlemidir, itiraz niteliğinde olduğundan davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve savunmanın genişletilmesi yasağına tabi olmaz. Mahsup, bir alacağı doğuran olayla ilgili olarak alacaklının elde ettiği bazı menfaatlerin ya da borçlunun katlandığı bazı külfetlerin bu alacaktan indirilmesini ifade eder. Takastan farklı olarak, mahsupta iki ayrı alacak bulunmamaktadır. Yani mahsupta indirilecek olan değer, farklı bir alacak olmayıp aynı alacak üzerinden tenzil edilmesi gereken değerdir. Emsal nitelikte Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 16/11/2015 tarihli ... E.... K. sayılı kararında; "...Takas, bir miktar para ya da konuları itibariyle aynı türden malı birbirine borçlu olan tarafların, borçların muaccel olması ve takas itirazının dermeyan edilmesi kaydıyla, az olan borcun çok olana nazaran sona erdirilmesi olarak tanımlanabilir. Takas, hukuki niteliği itibariyle bozucu yenilik doğuran bir hak olup, sözleşme niteliğinde bulunmadığından, takas iradesinin muhatabına ulaşmasıyla birlikte sonuç doğurmaya başlayacağı kabul edilir. Bu nedenle, takas iradesinin açıklanmamış olması ya da açıklansa bile karşı tarafa varmaması halinde borçların takasından söz edilemez. Tanımdan da anlaşılacağı üzere, takas, borcu sona erdiren nedenlerden biridir. Nitekim; uyuşmazlık tarihi itibariyle olaya uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun "Borçların Sükutu" başlığı altında, 118 vd maddelerinde aynı nitelikte düzenlemelere yer verilerek, takasın borcu sona erdiren nedenlerden biri olduğu açıkça kabul edilmiştir. Diğer taraftan; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 139 vd maddelerinde de, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun takasa ilişkin hükümleri dili sadeleştirilmek suretiyle aynen korunmuştur. Mahsup ise, bir alacağı doğuran olayla ilgili olarak, alacaklının elde ettiği bazı menfaatlerin ya da borçlunun katlandığı bazı yükümlülüklerin alacaktan indirilmesidir. Mahsuplaşmada, takastan farklı olarak iki ayrı alacak bulunmamaktadır. Buna göre, alacak miktarından tenzil edilecek değer, karşı alacak olmayıp, gerçek alacağı bulmak üzere hesaplanan alacaktan indirilmesi gereken bir bedeldir. Bu nedenle, mahsupta hukuken karşılıklı alacaklılık ilişkisinden öte, alacağın gerçek miktarının tespiti için yapılan bir işlemin varlığı kabul edilmelidir. Mahsupta, doğmuş bir alacaktan söz edilemeyeceği için, mahsubun borcu sona erdiren bir neden olduğu da düşünülemez. Ayrıca, mahsup talebi hukuki niteliği itibariyle def'i olmayıp; itiraz niteliğinde olduğundan, savunmanın genişletilmesi yasağına tabi kabul edilmez. Bu yönüyle, Dairemizin 23.05.2012 Tarih, ... Esas ve Karar sayılı ilamında gösterildiği üzere, mahsubun yargılama devam ettiği sürece karşı tarafın muvafakatı olmaksızın ileri sürülmesi mümkündür. Dairemizin yerleşik uygulamalarında, aynı sözleşme ilişkisi nedeniyle taraflardan birinin katlandığı bazı yükümlülüklerin ya da elde ettiği bir kısım semerelerin diğer tarafın alacağından indirilmesi talebi, hukuki niteliği itibariyle, takas değil, "mahsuplaşma" olarak nitelendirilmektedir. (Emsal nitelikte karar olarak Dairemizin 26.11.2014 Tarih,...Esas ve Karar sayılı ilamı ile yine Dairemizin 28.02.2012 tarih, 2012/468-1180 Esas ve Karar sayılı ilamı) Somut olayda ileri sürüldüğü gibi, davacı taşeronun, sözleşmesine göre kendi yükümlülüğünde olan işçi primlerini ödemeyerek bu primleri yüklenicinin ödemek zorunda bırakıldığı yönündeki itirazının, maddi vakıa olarak yüklenicinin katlanmış olduğu mali yükümlülüğün taşeron alacağından tenzil edilmesi talebi niteliğinde olduğu, bu bakımdan; davalı savunmasının mahsuplaşma itirazı niteliğinde bulunduğu görülmektedir. Davalı tarafça, yargılama sırasında cevap dilekçesinde ileri sürülmeyen belgeler ve daha sonra ibraz edilen belgelerle davacı taşeronun sigorta prim borçlarının ödendiği ileri sürüldüğünden, taşeronun işçilerinin sigorta prim ödemelerinin yüklenici tarafından yapıldığı savunması, hukuki niteliği itibariyle, aynı hukuki ilişkiden doğup, sözleşmelerin 13. maddeleri kapsamında taşeronun yüklenmiş olduğu bir edimin yüklenici tarafından yerine getirildiğinin iddia edilmiş olmasına göre, mahsup itirazı niteliğindedir." denilmiştir. Bu karara karşı ilk derece mahkemesi tarafından verilen direnme kararı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nda görüşülmüş; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01/04/2019 tarihli ... E....K. sayılı kararında; "Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “mahsup” konusunda açıklama yapılmasında yarar vardır. Mahsup, bir alacağı doğuran olayla ilgili olarak alacaklının elde ettiği bazı menfaatlerin ya da borçlunun katlandığı bazı külfetlerin bu alacaktan indirilmesini ifade eder. Örneğin bir malı sahibine iade ile yükümlü zilyedin o mal için yaptığı bazı masraflar, o maldan elde ettiği semerelerin bedeline mahsup edilir. Bunun gibi haksız fiilden zarar gören kimsenin bu fiilden elde ettiği bir menfaat olmuşsa, böyle bir menfaat uğranılan zarara mahsup edilir. Görüldüğü gibi bu olaylarda karşılıklı alacaklar bulunmamaktadır (Akman S./Burcuoğlu H./Altop A.: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 1013). Mahsup yenilik doğuran bir hakkın kullanılması olmayıp sadece alacağın gerçek miktarını belirlemek üzere yapılan bir işlemdir. Burada ayrı ve müstakil iki alacak bulunmamaktadır. Mahsup savunmasını, alacak miktarının indirilmesinde yararı olan herkes ileri sürebilir ve borcu sona erdiren durum olması nedeniyle hâkim tarafından resen nazara alınır... Davalı yüklenici vekili, yargılama aşamasında 24.06.2013 tarihinde bilirkişi raporuna karşı verdiği dilekçesinde, davacının çalıştırdığı işçilerin sigorta primlerini ödemesi gerektiği hâlde ödemediğinden davacı adına SGK’ya ödeme yapıldığını savunmuş, yine 11.10.2013 tarihli dilekçe ekinde davacı adına sigorta primlerinin ödendiğine ilişkin tahsilat makbuzları ile havale yapıldığına ilişkin dekontları sunmuştur. Davalı yüklenici tarafından davacının işçilerinin sigorta primlerinin ödendiği yönündeki savunması, yanlar arasında imzalanan sözleşmeler kapsamında davacı adına yapılan ödemelerin davacının alacağından indirilmesi yönünde mahsup savunması olup hâkim tarafından resen nazara alınması gerekmektedir." şeklinde karar verilmiştir. Belirtilen yasal düzenlemeler ve açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde; yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere asıl davaya konu davacının hak ediş alacağından kesinti yapılması hukuka aykırı görülmüş ise de davacı şirket sorumluluğunda olduğu iddia edilen davacı şirket personellerine 20/06/2015-30/10/2015 tarihleri arasında toplamda 1.213.554,14 TL işçilik alacağı ödemesi yapıldığı ileri sürerek mahsup talebinde bulunulduğuna göre davalının ödemeye ilişkin belgeleri getirtilerek mahsup talebi hakkında bir değerlendirme yapılmadan eksik inceleme ve hukuki yanılgı ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuştur. Öte yandan davacının işlemiş faiz talebi yönünden; davacı tarafça ... 24. Noterliği'nin ... tarih ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile "31.10.2013 tarihli ihtar dilekçesine ekli faturadan kaynaklanan hak ediş alacağının ödemediği gibi, hukuka aykırı şekilde elde tutulduğu, bakiye hak ediş alacağının işbu ihtarın tebliğini müteakip üç iş günü içerisinde SGK prim borçlarına mahsuben ... Sosyal Güvenlik Kurumuna gönderilmesi, aksi halde uğranılan tüm zarar ve ziyanın tazmini için dava açılacağı" ihtar edildiğine göre ihtarnamenin tebliğine dair evrakın da dosya arasına alınması gerekmektedir." şeklindeki kaldırma ilamı gereği davalı vekiline ödeme belgelerini sunmak üzere süre verilmiş ve davalı vekili tarafından sunulan ödeme belgeleri ile icra takip talepleri dikkate alınarak davalı tarafça işçilik alacakları için yapılan 1.213.554,14 TL ödemenin kimin borcuna ilişkin olduğu, davacının yükümlülüğünde olup davalı tarafından yapılan ödemelerin davacı alacağından mahsup edilerek hesaplama yapılması için dosya bilirkişiye tevdi edilmiştir. Teknik olarak yeterli incelemeyi içerdiğinden bilirkişi raporuna itibar edilmiş olmakla; raporda sunulmadığı bildirilen...'nın ödeme makbuzu da ibraz edildiğinden bilirkişi tarafından hesap edilen 1.173.553,07 TL ye 39.949,67 TL de eklenerek mahsuba konu toplam miktar 1.213.502,74 TL olarak bulunmuştur. Davacı tarafça davalıya gönderilen ... 24. Noterliği'nin... tarih ... yevmiye nolu ihtarnamesinin tebliğ şerhi celp olunmuş ve davalının 18/01/2014 tarihinde temerrüde düştüğü anlaşılmakla ödeme tarihi olan 29/06/2015 tarihine kadar işleyecek faiz ile birlikte toplam alacak 315.902,08 TL olarak bulunmuş ise de davalının mahsuba konu alacağı 1.213.502,74 TL olarak toplam alacağı da aştığından davanın mahsup sonrası bakiye alacak kalmadığından davanın reddine karar verilmiştir. Bu durumda alacak miktarı da belirlenebilir olmadığından icra inkar tazminatına da hükmedilmeyerek davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu red karar ve ilam harcının, peşin alınan 487,30 TL ' harçtan mahsubu ile bakiye 244,70 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince reddedilen miktar üzerinden hesap olunan 45.651,37 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-Davalı tarafından yargılama aşamasında yapılan 200,00 TL (tebliğler ve posta) yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 7-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayarak artan gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilgili tarafa iadesine, Dair, davacı vekilinin (e-duruşma ile) ve davalı vekilinin yüzüne karşı 6100 sayılı HMK'nun 342. ve 345.maddeleri gereğince karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenmek suretiyle tebliğden itibaren iki haftalık süre içerisinde mahkememize verecekleri bir dilekçe ile veya başka bir mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderecekleri dilekçe ile veya HMK 348. maddesi gereğince istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvurma hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile mahkememize verecekleri bir cevap dilekçe ile veya başka bir mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderecekleri cevap dilekçesi ile HMK 341. madde uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 15/01/2026 Başkan ... e-imza Üye ... e-imza Üye ... e-imza Katip ... e-imza