İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/14 E. 2026/552 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/14
- Karar No
- 2026/552
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/14 Esas KARAR NO : 2026/552
DAVA : Alacak (Ticari Satıma Konu Malın İadesi) DAVA TARİHİ : 30/12/2024 KARAR TARİHİ : 02/06/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 11/06/2026 Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satıma Konu Malın İadesi) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı şirket arasında ticari ilişki bulunduğunu, müvekkili firmanın e-ticaret ile perakende kozmetik ürün satışı yaptığını, müşterilerine gönderdiği ürünlerin konulacağı kutuları davalı şirketten temin ettiğini, dava konusu siparişin davalı tarafından 18.07.2024 tarihli 226.800,00 TL tutarlı fatura ile müvekkiline gönderilen sipariş olduğunu, sipariş öncesinde iki firma yetkilisinin görseller üzerinde anlaştığını, ancak sipariş geldiğinde logonun silik göründüğü ve taahhüt edilenden çok daha kötü göründüğünün tespit edildiğini, bu tespitin davalı firma yetkilileri ile de paylaşıldığını, bunun üzerine davalı firma yetkilileri müvekkili firma deposuna incelemeye geldiğini, hatayı kabul ettiğini, bunun üzerine değişim istendiğini, davalı firmaca kabul edilmeyerek indirim teklif edildiğini, iki taraf anlaşamadığını, müvekkili firma gönderilen 31.500 adet kutudan acil ihtiyacı olan 4.000 adetini kullanmak zorunda kaldığını ve kalan 27.500 adet kutuyu iade ettiğini, buna ilişkin 31.07.2024 tarihli 165.000 TL bedelli iade faturası kestiğini, ürünleri ise 07.08.2024 tarihli irsaliye faturası ile davalıya gönderdiğini, davalı firmanın irsaliye faturasını imzalayarak ürünleri kabul ettiğini, davalı firmanın daha sonra 08.08.2024 tarihinde müvekkiline 165.000 TL bedelli yeni bir fatura kestiğini ama hiçbir ürün sevkiyatında bulunmadığını, müvekkili tarafından GİB sistemi üzerinden bu faturaya itiraz edildiğini, sonrasında davalı firmanın hiçbir eylemi olmadığını, davalıya Kadıköy ..... Noterliği'nin 20.09.2024 tarih ve ..... Yevmiye numarası ile bir ihtarname gönderilerek 31.07.2024 tarihli 165.000 TL bedelli iade faturası bedelinin tebliğ tarihinden itibaren bir hafta içinde ödenmesinin istendiğini, bu İhtarnamenin 25.09.2024 tarihinde tebliğ edildiğini, davalının 02.10.2024 tarihinde temerrüde düştüğünü, bu sebeple icra takibinde temmerrüt faizi taleplerinin bulunduğunu, davalıdan ödeme alınmayınca Küçükçekmece İcra Dairesinin ..... esas sayılı dosyası ile ana para için icra takibi başlatıldığını, ancak davalı vekilince hiçbir gerekçe sunulmaksızın itiraz edildiğini, daha sonra Küçükçekmece İcra Dairesinin ..... E. Sayılı dosyası ile KDV bedeli için icra takibi başlatıldığını, bu takibe de aynı şekilde itiraz edildiğini, işbu sebeplerle davanın kabulü ile icra takibine yapılan itirazın iptalini, takibin devamını, icra inkar tazminatına hükmedilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında 5 yıllık ticari ilişkinin bulunduğunu, davacının ürünlerin hatalı olduğunu iddia ettiğini, ancak süresi içinde haber vermediğini, 4000 adet ürünün kullanıldığını, kendilerine kesilen 31.07.2024 tarihli faturasının haksız olduğunu, 08.08.2024’te iade edildiğini ve davacının bunu kabul ettiğini, ürünlerin fiilen iade/teslim edildiğine dair belgenin bulunmadığını, iadenin ise gerçekleşmediğini tüm bu sebeplerden davanın reddini, %20’den aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin kaşı yana tahmilini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan ayıplı ürün teslimi nedeniyle alacağın tahsili için girişilen icra takibine itirazın iptali, takibin devamı ve icra inkar tazminatının tahsili istemlerine ilişkindir. Somut olayda, taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında eser sözleşmesi gereği sipariş verilen logoların ayıplı olup olmadığı, ayıp ihbarının süresinde olup olmadığı, davacının alacak miktarı ve takip taleplerinde haklı olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık olduğu tespit edilmiştir. Ayıp, eserde sözleşme ve eklerine, fen ve tekniği ile iş sahibinin ondan beklediği amaca uygun bazı vasıfların bulunmaması ya da olmaması gereken bozuklukların bulunmasıdır. TBK'nın 474/1. maddesine göre açık ayıplarda iş sahibinin eserin tesliminden sonra işlerin olağan akışına göre imkan bulur bulmaz, geç sayılmayacak bir süre içinde eseri muayene edip varsa ayıplarını yükleniciye bildirmesi gerekir. TBK'nın 477/3. maddesine göre gizli ayıplarda ise gizli ayıba vakıf olur olmaz (öğrenir öğrenmez) gecikmeksizin ayıp ihbarının yapılması gerekir. Ayıp halinde iş sahibinin hakları TBK'nın 475. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre iş sahibinin seçimlik hakları; sözleşmeden dönme, bedelden indirim yapılmasını veya ayıbın ücretsiz olarak giderilmesini (onarılmasını) talep etme haklarıdır. Eserin iş sahibinin kullanamayacağı derecede ayıplı olması veya hakkaniyet kaideleri gereği eseri kabul etmesinin iş sahibinden beklenememesi ya da eserin sözleşmede açıkça kararlaştırılan nitelikleri taşımaması halinde iş sahibi eseri kabulden kaçınarak sözleşmeden dönebilir. Eserdeki ayıpların eserin reddini gerektirecek nitelikte önemli olmaması halinde ise diğer seçimlik hakların kullanılması gerekir. Diğer taraftan ayıp ihbarı maddi vakıa olup, şekil koşuluna bağlı olmaksızın tanık dahil her türlü delille kanıtlanabilir. Dava konusu ambalaj/tasarım üzerinde “.....” logosu, nternet adresi, QR kod, sosyal medya adresleri ve logoların silik/soluk göründüğü; logodaki beyaz rengin hem davacının örnek olarak gönderdiği “.....” ambalaj fotoğrafındaki beyazla hem de davalı tarafından paylaşılan örnek baskı ve numune videolarındaki beyazla aynı tonda olmadığı, numunedeki beyazın daha canlı ve net göründüğü tespit edilmiştir. Alınan bilirkişi raporunda; "Taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında eser sözleşmesi gereğince sipariş verilen logoların ayıplı olduğu, bu ayıbın açık ayıp niteliği taşıdığı ve ihbarın süresinde yapıldığı, dosyadaki fatura, sevk irsaliyesi ve yevmiye/muavin kayıtları birlikte incelediğinde; belge numara–tarih–tutar eşleşmelerinin muhasebe kayıtlarıyla genel olarak uyumlu olduğu, ..... no.lu muhasebe fişinde satış faturası kaydının TDHP/VUK’a uygun biçimde alıcı cari (120) borç, satışlar (600) ve hesaplanan KDV (391) alacak çalıştırılarak yapıldığı; 31.07.2024 tarihli ..... sayılı belgenin fiilî sevke konu olmayıp iade/mahsuba yönelik fiyat düzeltmesi niteliği taşıdığı; buna karşılık iade/tesellümün fiilen gerçekleştiğine dair irsaliyede yer alan imzanın imza sahibi/çalışan kimlik eşleştirmesi ve teslim–ambar–taşıyıcı kayıtları ile ayrıca tevsike muhtaç olduğu; sevk–fatura kronolojisinde zaman zaman “önce fatura, sonra irsaliye” uygulamasına rastlandığı ve bu hallerde faturada “mallar daha sonra sevk edilecektir” bilgisinin aranmasının gerektiği; son olarak kullanılan 4.000 adet yönünden yarar/semerelerin hesaplamaya yansıtılmasının gerekli olduğu, dosya, ambalajın tasarım-numune onayıyla üretildiği dikkate alındığında satış/eser karışık nitelikte olup ayıp rejimi TBK 219, 227, 229 hükümlerine tabidir; tacirler arasında muayene-ihbar TTK 23/c ve ihbarın şekli TTK 18/3 uyarınca yapılmalıdır. Fatura-irsaliye düzeninde VUK 231/5 (sevk→fatura; istisnaen “sonra sevk” ibaresi) ve VUK 230/5 bağını gözetmek gerekir." şeklinde belirtilmiştir. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; ürünlerin davacıya tesliminin 18/07/2024 tarihinde gerçekleştiği, 19/07/2024 tarihinde davacının ürünleri kullanmaya başladığı ve kalan ödemeyi yaptığı, mesajlaşmanın 24/07/2024 tarihinde gerçekleştiği, açık ayıp olduğunun bilirkişi raporuyla tespit edildiği, davacı firma tarafından kesilen fatura tarihinin 31/07/2024 tarihi olduğu, bilirkişi tarafından ayıp ihbarının süresinde olduğu kabul edilmişse de TBK'nun 474. maddesine göre ayıp ihbarının da süresinde olmadığı, ürünlerin nerede olduğunun tespit edilemediği, ürünlerin davalı tarafa iade edilip edilmediği hususunun araştırılmasının dosyaya yenilik katmayacağı, zaten yapılan araştırmada irsaliyeli faturadaki imzanın da davalı çalışanına ait olduğunun tespit edilemediği anlaşılmıştır. HMK’nin ispat yükünü düzenleyen 190. maddesine göre ispat yükü; kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesi gereğince de, "Kural olarak, herkes iddiasını ispat etmekle yükümlüdür." düzenlemeleri mevcuttur. Buna göre; ayıp iddiası ve ayıp ihbar süresine ilişkin hususların davacı tarafça ispatı gerekmekle bu husus ispatlanamadığından davanın reddine dair aşağıda yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. Davacı tarafın kötüniyetli hareket ettiğine dair delil bulunmadığından davalı tarafın kötüniyet tazminat talebinin de reddine karar verilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda yazılı olduğu üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-Davalı tarafın kötüniyet tazminat talebinin reddine, 3-Harçlar Kanunu'na göre belirlenen 732,00TL ilam harcından peşin alınan 2.817,19TL harcın mahsubu ile bakiye 2.085,19TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 4-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-11-13.maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca 3.600,00TL arabulucu ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydedilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 6-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 45.000,00TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davalıya verilmesine, 7-HMK’nın 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra artan avansın taraflara iadesine, Dair davalı vekilinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 02/06/2026
Katip ...... ¸e-imzalıdır
Hakim ..... ¸e-imzalıdır