İlk Derece Mahkemesi · İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/1094 E. 2026/278 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2025/1094
- Karar No
- 2026/278
- Karar Tarihi
T.C. İstanbul Anadolu 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/1094 KARAR NO : 2026/278
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Haksız Fiilden Kaynaklanan (2918 ...Hariç))
DAVA TARİHİ : 30/11/2025 KARAR TARİHİ : 25/03/2026
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Haksız Fiilden Kaynaklanan (2918 ...Hariç)) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : Davacı vekili 30/11/2025 tarihli dava dilekçesinde; davalı-borçlu ...'ın, ortağı olduğu ------ünvanlı şirketin tasfiyesi sebebiyle kendi ortaklık hissesine isabet eden şirket ödemeleri ile (vergi-sigorta vb.) diğer resmi ödemeleri yapmaması ve bu borçlarını ebediyen ödememek için de ------ şahsen iflasını istemesi sebebiyle, davacı-alacaklı müvekkilinin, davalı-borçlunun ödemesi gereken ve fakat ödemekten kaçındığı tamamı belgeye dayalı bulunan borçları mecburen ödemesi sebebiyle ortaya çıkan davacı müvekkili ...'nun alacaklarının tahsili maksadıyla davalı-borçlu aleyhine, -----.İcra Müdürlüğünün-- Esas sayılı dosyasıyla başlattıkları ilamsız icra takibine, davalı-borçu tarafından zaman kazanmak maksadıyla haksız ve kötüniyetli olarak itiraz edilmiş olup, bu sebeple takip durmuştur. Tarafların ortaklığı ile -- kurulan ve ---- ünvanlı şirketteki - hisselerine isabet eden borçlarından kaynaklandığı için, Ticaret Mahkemesinin görev alanına giren dava konusu alacak için bu sebeple taraflarınca zorunlu arabuluculuk süreci başlatılmışsa da davalı taraf, bu süreçte de borçlarını ödemeyi reddetmiş ve dolayısıyla bu süreç anlaşmama ile sonuçlanmış olup, arabuluculuk anlaşmama tutanağı delillerine ekli olarak Mahkemeye sunulmuştur. Ayrıca huzurdaki dava itirazın iptali ile takibin devamı talebini içermekte olup, 492 Sayılı Harçlar Kanunun 29/3. Maddesinde yer alan; “İlama dayanmayan takiplerde alacaklı mahkemeye müracaata mecbur kalırsa, peşin alınan harç kendisine iade olunur. Veya alacaklının isteği üzerine mahkeme harçlarına mahsup edilir.” şeklinde düzenlenmeye dayanılarak, taraflarınca icra dosyasına yatırılan 14.770,00 TL peşin harç, huzurdaki dava dosyasına yatırılması gereken (dava değeri 77.263,88 Euro'nun davanın açıldığı tarihteki kur karşılığı olan 3.811.427,00 TL'ye oranla) 64.795,00 TL harçtan mahsup edildikten sonra huzurdaki dava 50.025,00 TL bakiye harç yatırılarak açılmış olup, taraflarınca icra dosyasına yapılan harç ödemesine ait dekont delillerine ekli olarak Mahkemenin değerlendirmesine sunulmuştur. Dava konusu alacağın neden kaynaklandığı ve yasal dayanakları ile taraflar arasında yaşanan somut gerçeklik, taraflarınca aşağıda ayrıntılı olarak ifade edilmiş olup, davalı-borçlunun yargılama sırasında yazılı belge ve delillerle ispat edecekleri had safhadaki kötüniyeti sebebiyle davanın kabulü ile takibin devamına ve alacaklarının faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmektedir. Davacı müvekkili ... ile davalı ..., 29.05.2009 tarihinde----- ünvanlı bir şirket kurmuş olup, bu şirket ticaret siciline kaydedilmiştir. ------ ve diğer Avrupa ülkelerindeki doktorlara, özellikle göz doktorlarına tıbbi olmayan hizmetler de dahil olmak üzere bina ve ekipman/cihazların kiralanması, tıbbi teknik ekipman ve tıbbi sarf malzemelerinin ticareti amacıyla ----- ünvanlı şirketin kurulmasının ardından şirketin işlerinin iyi gittiği ilk dönemde taraflar lazer klinikleri açarak şirketi büyütmüşlerdir. Bir süre işlerin iyi gittiği bu havada ve gayet iyi gelir ve kazancın elde edildiği bu dönemde her şey yolunda iken, bir süre sonra ne yazık ki davalı ..., hızla büyüyen bu şirketin sağladığı kârı davacı müvekkiliyle paylaşmak istememiş, bu gelir ve kazanca tek başına sahip olabilmek için kendince kötüniyetli, gizli planlar içerisine girerek, davacı müvekkilinden gizli olacak şekilde ve müvekkilinin arkasından iş çevirerek ----- ünvanlı kendi şirketini kurmuştur. Tarafların ortak olarak kurduğu------ ünvanlı şirket ise davalı-borçlunun, şirket içi ve dışı yasal ve mali sorumluluklarını yerine getirmemesi, kötüniyetli eylem ve işlemleri, sorumsuz tavır ve eylemleri sebebiyle iflasa sürüklenmiş ve nihayeten 2017 yılında ------ şirketine kayyum atanarak şirket kapanmıştır. Şirketin kapandığı 2017 yılına kadar davalı-borçlu ..., davacı müvekkili ile birlikte şirketin ticaret siciline kayıtlı genel müdürü ve ---- Vergi Kanunu'nun 34.maddesi uyarınca şirketin yasal temsilcisi olmuştur. Ancak davalı-borçlu, şirketin kapanmasıyla birlikte ortaya çıkan yasal masraf, ödemeler ve borçları ödemeyi reddetmiş, bunları ödemekten özellikle kaçınmış ve hatta borçlarını ödememek için mal kaçırma yoluna giderek kötüniyetli bir şekilde üzerindeki mal varlıklarını eşinin üzerine geçirmiş ve nihayeten - şahsen iflasını ilan etmiştir. Davalı-borçlunun -- şahsen iflasını istemesi ve - üzerindeki tüm menkul ve gayrımenkul mallarını kaçırması ve -- üzerinde bir mal varlığı kalmadığı için de iflasına karar verilmesi sebebiyle, davalı-borçlunun - ödemesi gereken şirket borçları ile resmi ödemelerin tümü mecburen, ortada olan ve yasalara saygılı bir insan olan davalı müvekkili tarafından mecburen ödenmek zorunda kalınmıştır. -----şirket ortaklığı sebebiyle davalının, davacı müvekkile olan borçlarının yasal dayanakları şu şekildedir; -------ünvanlı Şirketin 2015 yılı ticaret vergisi olan 1.919,69 Euro ve 2016 yılı ticaret vergisi olan 43.719,96 Euronun, şirket tarafından ödenmesi gereken vergi döneminde ödenmemiş olması üzerine 25.11.2020 tarihinde şirketin eski yasal temsilcisi ------ tarafından davalı ...'a, "Ticaret Vergisi-Mali Kanunun 69.Maddesi uyarınca" 2015-2016 yılı ticaret vergilerinin ödenmesi için yükümlük bildirimi yapılmıştır. Şirket eş Genel Müdürü olmasına ve şirkete ait vergi borcu sebebiyle davacı müvekkili ile birlikte müteselsil sorumluluğu bulunmasına rağmen 2015-2016 yıllarına ait vergi borcu davalı tarafından hiç bir şekilde üstlenilmemiş, ödenmemiş ve ödemeden kaçınılmıştır. Bilahare sözü geçen 2015-2016 yıllarına ait toplam vergi borcu, ----- Belediyesince davacı müvekkili aleyhine başlatılan 14.09.2021 tarihli------ referans numaralı icra takibiyle icraya koyulmuş ve 2015-2016 yıllarına ait vergi borçları yasal faizleriyle birlikte toplam 49.844,93 Euro olarak davacı müvekkili ...'ndan tahsil edilmiştir. Davacı müvekkili tarafından ödenen bu borç, şirket borcu olmasına ve davalı da bu borcun yarısını ödemekle mükellef olmasına rağmen davalı-borçlu ..., diğer borçları gibi bu borcunu da hiç ciddiye almamış, ödemekten kaçınmış ve bu ve diğer borçlarını ödememek için üzerine kayıtlı malvarlığını kaçırmanın derdine düşmüş ve nihayet tüm bu borçlarından ebediyen kurtulmak için yukarıda ifade ettiğimiz üzere şahsi iflas yoluna gitmiştir. Bu belge delillerine ekli olarak Mahkemenin bilgisine sunulmuştur. b-Davacı müvekkili tarafından davalı aleyhine açılan ---- Eyalet Mahkemesi -----.Hukuk Dairesinin 27.01.2023 tarihli Kararına göre; Davalı ...'ın, davacı ...'na 36.888,58 EURO'yu, 7 Ocak 2023 tarihinden itibaren baz oranın beş puan üzerinde faiz ödemesine karar verilmiştir. Ancak ------ Eyalet Mahkemesince verilen hüküm davalı tarafından yerine getirilmemiş ve bu ilamdan kaynaklanan borç davalı tarafından davacı müvekkiline bugüne kadar ödenmemiştir. Anılan bu karar ve Türkçe Tercümesi delillerine ekli olarak Mahkemenin bilgisine sunulmuştur. c-Yine davacı müvekkili tarafından davalı aleyhine açılan davada ---- Bölge Mahkemesi -----.Hukuk Dairesince verilen 20.06.2022 tarihli kararla; "davalının, davacıya 5.125,42 EURO'yu 01.05.2019 tarihinden itibaren baz oranının beş puan üzerinde faiz ödemesine" karar verilmiş olup, ------ Bölge Mahkemesince verilen bu hüküm de davalı tarafından yerine getirilmemiş ve ilamdan kaynaklanan borç davalı tarafından davacı müvekkiline bugüne kadar ödenmemiştir. Anılan bu karar ve Türkçe Tercümesi delillerine ekli olarak Mahkemenin bilgisine sunulmuştur. Tarafların şirket ortaklığı sebebiyle yukarıda belirttikleri Mahkeme kararlarıyla hüküm altına alınmış alacaklar ve şirketin vergi borçlarından kaynaklanan alacaklar sebebiyle davacı müvekkilinin --- avukatı tarafından 04.04.2024 tarihinde davalıya gönderilen dökümanla; davacı müvekkilinin alacak talepleri, yasal faizleriyle birlikte toplam 71.710,63 Euro olarak davalıdan talep edilmiş, buna karşılık davalı vekili Av.------ tarafından cevaben düzenlenen 17.05.2025 tarihli yazılı belge ile de davalının, davacı müvekkiline olan borcunun 77.263,88 Euro olduğu ikrar edilmiştir. Davalı vekilinin ikrar içeren bu cevabi yazısı delillerine ekli olarak Mahkemenin bilgisine sunulmuştur. Tüm bu sebeplerle anılan Mahkeme kararlarıyla hüküm altına alınan alacaklar, şirketin vergi borcundan ötürü davalının ödemesi gereken borçlar ve davalı vekilinin ikrarını içeren yazılı belgeye dayanılarak, davalı aleyhine taraflarınca----İcra Müdürlüğünün ------- Esas sayılı dosyası ile 77.263,88 EURO asıl alacak ile bu alacağa işlemiş ve işleyecek faizin tahsili istemiyle ilamsız icra takibi başlatılmış ise de davalı vekilinin borç ikrarına da dayanmasına rağmen, icra takibine haksız ve kötüniyetle ve sırf davacı müvekkilinin alacağına kavuşmasını geciktirmek amacıyla 02.12.2024 tarihli itiraz dilekçesiyle borca itiraz edilmiş ve bu itiraz sebebiyle takip durmuştur. Tüm bu sebeplerle bu aşamada, ------ ünvanlı şirket ortaklığından kaynaklanan yasal sorumluluklarını yerine getirmemek suretiyle davacı müvekkilini zarara uğratan, kötüniyetli eylemleriyle şirketi iflasa götüren, öte tarafta bununla da kalmayarak bu tarihe kadar Mahkeme ilamlarıyla hüküm altına alınan yasal ve resmi borçlarını ödemeyen, şirkete ait vergi borçlarını ödemekten özellikle kaçınan, bu sebeple üzerindeki mal varlığını kaçıran ve nihayeten şahsi iflasını talep eden ve tüm bu sebeplerle davacı müvekkilini büyük maddi zarara uğratan ve anlatılmaz ölçüde manevi zarara uğratan, davalı-borçlunun haksız ve kötüniyetli itirazlarının iptali ile takibe konu Euro cinsinden alacaklarına işlemiş ve işleyecek faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi ve davalı-borçlunun kötüniyet tazminatına mahkum edilmesi istemiyle taraflarınca huzurdaki işbu davanın açılması zarureti hasıl olduğundan bahisle a-Davanın kabulü ile davalı-borçlu tarafından ---.İcra Müdürlüğünün ------- Esas sayılı dosyasına yapılan haksız ve kötüniyetli itirazın iptali ile takibin devamına, takip konusu 77.263,88 Euro asıl alacağın işlemiş ve işleyecek faizi ile birlikte davalı-borçludan tahsiline, borca haksız ve kötüniyetle itiraz eden davalı-borçlunun kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalı-borçlu tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili 23/03/2026 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Maddi Vakıalar Ve Davanın Özeti Davacı taraf dava dilekçesinde özetle; davalının ortağı olduğu ve taraflarca 29/05/2009 tarihinde --- kurulan ------unvanlı şirketin iflasa sürüklendiğini, akabinde kayyım atanarak şirketin tasfiye edildiğini, şirketin vergi borçlarının ödenmemesi nedeniyle müteselsil sorumluluk kapsamında ------ Belediyesi tarafından davacı aleyhine yasal takip başlatıldığını ve bu kapsamda şirketin 2015–2016 yıllarına ait vergi borçlarının tamamının davacı tarafından ödendiğini ileri sürmüştür. Davacı, davalının şahsi iflas yoluna gitmesi nedeniyle kendisinden tahsilat yapılamadığını; ---. Hukuk Dairesi’nin 27/01/2023 tarihli kararı ile 36.888,58 Euro’nun 07/01/2023 tarihinden itibaren 5 puan faiz ile birlikte, yine ----- Bölge Mahkemesi -----. Hukuk Dairesi’nin 20/06/2022 tarihli kararı ile 5.125,42 Euro’nun 01/05/2019 tarihinden itibaren 5 puan faiz ile birlikte davalıdan tahsiline karar verildiğini iddia etmiştir. Ayrıca davacı, -----’daki vekili aracılığıyla söz konusu mahkeme kararlarına dayalı alacaklar ile şirketin vergi borçlarından kaynaklanan alacakların tahsili amacıyla toplam 71.710,63 Euro’nun ödenmesinin talep edildiğini; davalının -----vekili tarafından 04/04/2024 tarihli yazı ile davacının avukatına sunulan cevabi bildirimde borcun 77.263,88 Euro olarak ikrar edildiğini ileri sürmüştür. Davacı, bu alacağın tahsili ama----- İcra Müdürlüğü’nün ----- Esas sayılı dosyası üzerinden başlatılan takibe davalı tarafından haksız şekilde itiraz edildiğini belirterek; itirazın iptali ile takibin devamına ve davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. Ne var ki, aşağıda ayrıntılı olarak açıklanacağı üzere; dava dilekçesinde ileri sürülen iddialar hukuki dayanaktan yoksun olup maddi gerçeklikle bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, davaya karşı itiraz ve cevaplarını yasal süresi içerisinde Mahkemeye sunulmaktadır. II. Usule İlişkin İtirazlar Uyuşmazlığa Uygulanması Gereken Hukuk - Hukuku Olup Yetki Ve Diğer Hususların MÖHUK Hükümleri Dikkate Alınarak Değerlendirilmesi Gerekir: -- kurulu bir şirketin Türk vatandaşı ortakları arasındaki uyuşmazlıklarda (alacak, hisse devri vb.), şirketin tescil edildiği yer olan-----uyarınca - hukukuna tabidir, ortakların vatandaşlığı sonucu değiştirmez. Şirket sözleşmesi, ortaklar arası sözleşmeler ve şirket tüzel kişiliğiyle ilgili tüm uyuşmazlıklarda - hukuku geçerlidir. Şirketin kayıtlı olduğu yerdeki (merkezindeki) - mahkemeleri (ticaret mahkemeleri) yetkilidir. Yabancı Mahkeme Kararlarına Dayanılarak Doğrudan Takip Yapılması Hukuka Aykırıdır (Tenfiz Şartı Yoktur): Davacı tarafça alacağa dayanak gösterilen - Eyalet Mahkemesi ve --- Bölge Mahkemesi kararları, yabancı mahkeme ilamı niteliğindedir. 5718 sayılı MÖHUK 50. madde uyarınca, yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de hüküm ve sonuç doğurabilmesi, ancak tenfiz kararı alınmasına bağlıdır. Tenfiz edilmemiş yabancı ilamların Türkiye’de ilamlı icra takibine konu edilmesi mümkün olmadığı gibi, ilamsız takip yoluyla dolaylı şekilde tahsili de mümkün değildir. Başka bir ifadeyle, yabancı bir mahkeme kararı Türk hukukunda kendiliğinden ilam etkisi, kesin delil etkisi veya kesin hüküm etkisi doğurmaz. Somut olayda davacı, yabancı mahkeme kararlarını Türkiye’de tenfiz ettirmeksizin doğrudan icra takibine konu etmiş olup, bu durum açıkça hukuka aykırıdır. Bu nedenle, tenfiz şartı yerine getirilmeden başlatılan takibe dayalı olarak açılan işbu itirazın iptali davasının reddi gerekmektedir. Dolayısıyla Huzurdaki Davada Türk Mahkemelerinin Yargı Yetkisi Bulunmamakta Olup, Dava Şartı Yokluğu Söz Konusudur: Davacının alacak iddiasına dayanak teşkil eden hukuki işlem ve eylemler - gerçekleşmiştir. İşbu davanın - kurulu ----- ünvanlı şirketin tasfiyesi sebebiyle kendi ortaklık hissesine isabet eden şirket ödemelerinden kaynaklı uyuşmazlık olması HMK'nın 14/2. maddesi gereğince şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkili olduğu, MÖHUK'un 40. maddesi, HMK'nın 14 ve 18. maddesi dikkate alındığında ----- mahkemesinin kesin yetkili olması karşısında davanın Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunmasına ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmelidir. HMK M.119 Uyarınca Dava Dilekçesindeki Zorunlu Unsur Eksikliğine İlişkin İtirazlar: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 119/1-b maddesi uyarınca, dava dilekçesinde tarafların adı, soyadı ve adres bilgilerinin açık şekilde gösterilmesi zorunludur. Somut olayda davacı tarafça sunulan dava dilekçesinde ise davacıya ait adres bilgisine yer verilmediği anlaşılmaktadır. Anılan eksiklik, dava dilekçesinde bulunması zorunlu unsurlardan birinin yokluğu niteliğinde olup, HMK m.119 hükmüne açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Bu nedenle, HMK m.119/2 uyarınca davacıya söz konusu eksikliğin giderilmesi için bir haftalık kesin süre verilmesine; verilen kesin süre içerisinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesini talep etmektedir. Müvekkili Hakkında ----- Verilen Şahsi İflas Kararının Dolanılması Amacıyla Türkiye'de Dava Açılması, Hakkın Kötüye Kullanılması Niteliğindedir: Davacı tarafın kendi dava dilekçesinde de açıkça kabul ettiği üzere, müvekkili hakkında -’da şahsi iflas (kişisel iflas) süreci işletilmiş olup, bu süreç halen sonuçlarını doğurmaktadır. - iflas hukuku kapsamında borçlunun malvarlığı üzerinde tasarruf yetkisi kısıtlanmakta ve alacaklıların talepleri belirli bir usul ve sıra dahilinde, iflas masası nezdinde ileri sürülebilmektedir. Bu kapsamda davacı tarafın iddia ettiği alacaklar bakımından başvurulması gereken yol, - iflas hukukunun öngördüğü usuller olup, bu sistem dışında bireysel takip ve tahsil girişimleri hukuken mümkün değildir. Ne var ki davacı taraf, ---- yürütülen iflas süreci kapsamında alacak iddiasını kabul ettirip tahsil edemeyeceğini bilerek, bu süreci bertaraf etmek ve dolanmak amacıyla Türkiye’de işbu davayı ikame etmiştir. Başka bir ifadeyle, davacı taraf, yabancı hukuk düzeninde kendisine tanınmayan bir imkânı, Türk yargısı aracılığıyla elde etmeye çalışmaktadır. Bu durum, Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına açıkça aykırılık teşkil etmekte olup, hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir. Zira; Davacı, aynı alacağa ilişkin olarak---- iflas sürecine tabi olmasına rağmen, Bu süreci etkisiz kılmak amacıyla Türkiye’de ayrı bir takip ve dava yoluna başvurmakta, Böylelikle iflas hukukunun emredici düzenini dolanmayı hedeflemektedir. Hukuk düzeni, açıkça hakkın kötüye kullanılmasına yönelik bu tür girişimleri korumaz. Nitekim yerleşik içtihatlarda da, bir hakkın amacına aykırı şekilde ve karşı tarafı zarara uğratacak biçimde kullanılmasının hukuki himayeden yoksun olduğu kabul edilmektedir. Bu itibarla, müvekkili hakkında------ verilmiş şahsi iflas kararını etkisiz kılmaya yönelik olarak Türkiye’de açılan işbu dava, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup, bu yönüyle dahi reddi gerekmektedir. III. Esasa İlişkin İtirazlar Davacı Tarafça İddia Edilen Alacak Hukuken İspatlanmış Değildir: Davacı, şirketin vergi borçlarını ödediğini ve bu sebeple davalıya rücu hakkı bulunduğunu iddia etmekte ise de; Ödendiği ileri sürülen vergi borçlarının hangi hukuki ilişkiye dayandığı, Davacının bu borçtan dolayı hangi sıfatla sorumlu olduğu, Davalı ile davacı arasında rücu hakkı doğuran bir iç ilişki bulunup bulunmadığı, Ödeme belgelerinin ve borcun kapsamının (hangi tarihte muaccel hale geldiği ve ne suretle hesaplandığı) denetime elverişli şekilde ortaya konulup konulmadığı hususları somut, açık ve denetlenebilir delillerle ortaya konulmamıştır. Ne var ki somut olayda, dava konusu edilen 77.263,88 Euro tutarındaki alacağın hangi alt kalemlerden oluştuğu, her bir kalemin hangi hukuki sebepten kaynaklandığı, hangi ödeme yahut hangi karar ile bağlantılı olduğu, hangi meblağ bakımından hangi tarihten itibaren faiz talep edildiği ve talep sonucuna ne şekilde ulaşıldığı açık ve hesaplanabilir biçimde ortaya konulmuş değildir. Müteselsil sorumluluk iddiası da hukuki dayanakları ve kapsamı ortaya konulmadan ileri sürülmüştür. Bu haliyle davacı, HMK m.190 uyarınca ispat yükünü yerine getirememiştir. Davacının rücu hakkının doğup doğmadığı - Hukuku kapsamında değerlendirilmelidir. Davacının Müteselsil Sorumluluk Ve Rücu İddiaları Hukuki Dayanaktan Yoksundur: Davacı, ortak şirkete ait olduğu ileri sürülen borçları ve vergi ödemelerini yerine getirdiğini, bu nedenle davalıya rücu ettiğini iddia etmektedir. Ancak; ---- hukukuna tabi bir şirketin borçlarından dolayı tarafların sorumluluğunun hangi hukuka göre belirleneceği ortaya konulmamıştır, Davacının gerçekten müteselsil sorumlu sıfatıyla ödeme yapıp yapmadığı ispatlanmamıştır, Varsayılan bir ödeme mevcut olsa dahi, bunun iç ilişkide --- Hukukuna göre davalıya rücu edilebilir nitelikte olup olmadığı açıklanmamıştır. Bu yönüyle dava, hem maddi vakıa hem de hukuki nitelendirme bakımından eksik ve hatalıdır. Davacının Dayanak Gösterdiği 17/05/2024 Tarihli Avukat Yazısı Hukuken Borç İkrarı Niteliği Taşımamaktadır: Davacı taraf, dava dilekçesinde; müvekkilinin --’daki vekili tarafından düzenlendiği iddia edilen 17/05/2024 tarihli yazılı belgeye dayanarak, dava konusu borcun ikrar edildiğini ileri sürmüştür. Öncelikle belirtmek gerekir ki, anılan belgenin gerçekliği, kapsamı ve bağlayıcılığı taraflarınca kabul edilmemektedir. Bu yönüyle davacının iddiası ispatlanmaya muhtaçtır. Kaldı ki, söz konusu belgenin varlığı ve doğruluğu bir an için kabul edilse dahi, içeriği itibarıyla hukuken geçerli bir borç ikrarından söz edilebilmesi mümkün değildir. Zira; Anılan yazı, davacı vekili ile müvekkili vekili arasında gerçekleştirilen bir avukat yazışması niteliğinde olduğu görülmektedir, Yazı içeriğinde yer alan ifadeler kesin, açık ve şartsız bir borç kabulü içermemekte, Aksine, borcun varlığına ilişkin kesin bir irade beyanı değil, sulh, yapılandırma ve tasfiye amacıyla ileri sürülmüş öneri ve müzakere beyanları niteliği taşımaktadır. Bilindiği üzere, yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre bir beyanın borç ikrarı sayılabilmesi için; açık, kesin, tereddüde yer bırakmayacak ve şarta bağlı olmayan bir irade açıklaması içermesi gerekmektedir. Oysa somut olayda, davacının dayandığı belge bu nitelikleri taşımadığı gibi, müzakere sürecine ait beyanların bağlayıcı borç ikrarı olarak yorumlanması da mümkün değildir. Ayrıca, vekilin bu yönde bir borç ikrarında bulunabilmesi için açık ve özel yetkiyle donatılmış olması gerekirken, davacı tarafça böyle bir yetkinin varlığı da ortaya konulmamıştır. Tüm bu nedenlerle, davacı tarafça borç ikrarı olarak ileri sürülen 17/05/2024 tarihli yazının, hukuken kesin delil niteliğinde bir borç ikrarı olarak kabulü mümkün olmayıp, bu belgeye dayanılarak alacağın varlığının ispat edildiğinden söz edilemez. Kaldı ki; 6100 sayılı HMK’nın 204 ve 205. maddeleri uyarınca, avukatlar arasında gerçekleştirilen yazışmalar, ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş olmaları ve tarafların açık rızasının bulunması halinde delil olarak değerlendirilebilir. Ne var ki bu tür yazışmalar, kural olarak kesin delil niteliğinde olmayıp takdiri delil kapsamında olup, tek başına alacağın varlığını ispat etmeye elverişli değildir. Bu kapsamda, avukat yazışmalarının ispat gücü; içeriklerinin açık, doğrulanabilir ve tereddüde yer bırakmayacak nitelikte olmasına ve ayrıca diğer delillerle (bilirkişi incelemesi, yazılı belgeler, tanık beyanları vb.) desteklenmesine bağlıdır. Somut olayda ise davacı tarafça dayanılan 17/05/2024 tarihli yazı, yukarıda izah edildiği üzere kesin ve şartsız bir borç ikrarı içermediği gibi, başkaca delillerle de desteklenmemiştir. Bu haliyle söz konusu belgenin, tek başına alacağın varlığını ispatladığından söz edilmesi hukuken mümkün değildir. İcra Takibine Yapılan İtiraz Haklı Olup, Kötü Niyet Tazminatı Şartları Oluşmamıştır: Davacı tarafça kötü niyet tazminatı talep edilmiş ise de; Takibe konu alacak çekişmeli ve tartışmalıdır, Dayanak yabancı mahkeme kararları tenfiz edilmemiştir, Alacağın varlığı ve miktarı likit olmayıp belirsizdir. Bu durumda davalının icra takibine itiraz etmesi en doğal ve yasal hakkıdır. Kötü niyetten söz edilebilmesi mümkün değildir. Davacı taraf lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi koşulları somut olayda oluşmamıştır. Sonuç Olarak; Dava, Hem Usul Hem Esas Yönünden Hukuka Aykırıdır: Yukarıda ayrıntılı olarak arz ve izah edildiği üzere; Tenfiz edilmemiş yabancı mahkeme kararlarına dayanılarak Türkiye’de takip ve dava yoluna gidilmesi, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi bulunmadığından, dava şartı yokluğu bulunması, Davacı tarafından ileri sürülen alacağın usulüne uygun, açık ve denetlenebilir şekilde ispatlanamamış olması, Borç ikrarı iddiasına dayanak gösterilen belgelerin hukuken geçerli ve bağlayıcı nitelik taşımaması, Müteselsil sorumluluk ve rücu koşullarının somut olayda oluşmamış olması, Ayrıca davanın, müvekkili hakkında -----’da yürütülen şahsi iflas sürecini dolanma amacı taşıması, birlikte değerlendirildiğinde, işbu davanın hem usul hem de esas yönünden açıkça hukuka aykırı olduğu sabittir. Bu nedenlerle, davanın öncelikle dava şartı yokluğu nedeniyle usulden, aksi kanaatte olunması halinde ise esastan reddine karar verilmesi gerektiğinden bahisle öncelikle, Türk Mahkemelerinin milletlerarası yetkisi bulunmadığından ve dava şartı yokluğu mevcut olduğundan davanın usulden reddine, mahkemece aksi kanaate varılması halinde ise, davanın esası yönünden de hukuki dayanaktan yoksun olması nedeniyle esastan reddine, davacının haksız ve mesnetsiz olarak başlattığı icra takibine dayalı işbu davayı ikame etmiş olması karşısında, şartları oluştuğundan kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İcra Dosyası: -----. İcra Dairesi'nin ------ Esas sayılı icra dosyası incelendiğinde, alacaklısının ..., borçlusunun ... olduğu, 77.263,88 EUR Fiili Ödeme Tarihi anapara (İstenen: Yıllık Adi Kanuni Faiz), 2.930,54 EUR Fiili Ödeme Tarihi 36.888,58 Euro için ------ Eyalet Mahkemesi kararıyla hüküm altına alınan 07.01.2023 tarihinden itibaren işlemiş %5 faiz (İstenen: Yıllık Adi Kanuni Faiz) ve 2.017,62 EUR Fiili Ödeme Tarihi 40.375,30 Euro için 17.05.2024 tarihinden itibaren işlemiş yasal faiz (İstenen: Yıllık Adi Kanuni Faiz) olmak üzere 82.212,04 EUR Fiili Ödeme Tarihi Toplam Alacak (01.08.2024 TAKİP TARİHİNDEKİ TL KARŞILIĞI 2.980.186,45 TL) için 20/08/2024 tarihli İlamsız Takiplerde Ödeme Emri düzenlendiği, ödeme emrinin borçluya tebliğ edildiği, borçlunun 02.12.2024 tarihinde icra takibine ve ferilerine talepler yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle borca itiraz dilekçesi sunduğu ve takibin durduğu görülmüştür. HUKUKİ DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE : Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı taraf, davalı tarafla ortak oldukları ------ kurulan şirketin kapanması sebebiyle ödemek zorunda kaldığı kamu borçlarını, payı oranında davalı taraftan rücuen tahsilini talep etmektedir.Davalı taraf, Türk Mahkemelerinin milletlerarası yetkisi bulunmadığından davanın usulden, mahkemece aksi kanaate varılması halinde ise, hukuki dayanaktan yoksun olan davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmektedir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Genel yetkili mahkeme başlıklı 6 ncı maddesi "(1) Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. (2) Yerleşim yeri, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre belirlenir.", Birinci Ayırım Dava Şartları Dava şartları başlıklı 114 üncü maddesi "(1) Dava şartları şunlardır: a) Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması. b) Yargı yolunun caiz olması. c) Mahkemenin görevli olması. ç) Yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması. d) Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması. e) Dava takip yetkisine sahip olunması. f) Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekâlet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletnamesinin bulunması. g) Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması. ğ) Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi. h) Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması. ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması. i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması. (2) Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır." ve Dava şartlarının incelenmesi başlıklı 115 inci maddesi "(1) Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. (2) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder. (3) Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez." hükmünü düzenlemiştir.5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk Ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un Birinci Bölüm Türk Mahkemelerinin Milletlerarası Yetkisi Milletlerarası yetki başlıklı 40 ıncı maddesi "(1) Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini, iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları tayin eder." hükmünü düzenlemiştir. Dava, ------ ülkesinde faaliyet gösterip kapanan şirketin kamu borçlarını ödeyen davacı ortağın payı oranında davalı ortaktan tahsili için ----. İcra Dairesi'nin ----- Esas sayılı dosyası ile başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. 5718 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesi hükmü uyarınca, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları tayin eder. Bu hüküm uyarınca, iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları milletlerarası yetki kuralları olarak da anlam ve işlev kazandığına göre, milletlerarası yetkinin varlığı, yer itibariyle yetkili bir mahkemenin bulunması şartına bağlanmıştır. Bir başka anlatımla, yer itibariyle yetkili bir mahkemenin bulunması milletlerarası yetkinin doğumu için yeterlidir. (----- Dava konusu şirketin ------- uyruklu olması nedeniyle uyuşmazlıkta yabancılık unsurunun bulunduğu kuşkusuzdur. Yer itibariyle yetkili bir Türk mahkemesinin bulunmasının milletlerarası yetkinin varlığı için gerekli ve yeterli olduğu yolundaki kuralın zorunlu sonucu olarak iç hukuk kurallarınca yer itibariyle yetkili bir mahkemenin bulunmaması halinde Türk mahkemelerinin o davada milletlerarası yetkisinin olmadığı kabul edilmelidir. Bundan dolayıdır ki anılan Yasa'nın 47 inci maddesine uygun olarak yabancı bir ülke mahkemesinin yetkili kılınmasının kararlaştırılmadığı hallerde yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıkların tarafı olan gerçek ve tüzel kişi Türk uyruklular bakımından Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin bulunmadığından söz edilemez. Ancak, münhasır yetki ve kamu düzeninin sözkonusu olmadığı hallerde yabancılık unsuru taşıyan ve borç ilişkilerinden doğan uyuşmazlıklarda yabancı bir ülke mahkemesinin yetkili kılınması değinilen yasa maddesi uyarınca mümkün bulunmakla birlikte Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ------ Karar sayılı kararlarında da belirtildiği üzere iyiniyet kuralları böyle bir halde dahi uygulama yeri bulur (Yargıtay -----Karar sayılı ilâmı). Bu durumda, somut olayın 6100 sayılı Kanunun 6 ıncı maddesince genel yetki kuralına göre değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan madde hükmüne göre genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Dava dilekçesinde davalının ikamet adresinin ... olduğu görülmektedir. Bu durum göz önünde bulundurulduğunda 6100 sayılı Kanun'un 6 ıncı maddesi gereği dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 6 ıncı maddesi gereğince Türk Mahkemelerinin yargı hakkı bulunmadığından 6100 sayılı HMK'nın 114/1-a, 115/1-2 maddeleri uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle davanın USULDEN REDDİNE, 2-Harçlar Kanununa göre alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcının davacı tarafından peşin yatırılan 50.319,07 TL harçtan mahsubuyla fazla alınan 49.587,07 TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa iadesine, 3-Davacı tarafından yapılan masrafların üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı taraf kendini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(13) maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği'nin 26 (2) maddesi ile Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenecek 4.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davacı taraftan tahsili ile HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 6-Hükmün kesinleşmesinden sonra yatırılan avansın kullanılmayan kısmının yatırana resen iadesine,Dair, davacı vekili ve davalı vekilinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde ----- Bölge Adliye Mahkemesi'nin ilgili Hukuk Dairesine istinaf kanun yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.