İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2024/911 E. 2025/313 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2024/911
Karar No
2025/313
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2024/911 Esas KARAR NO : 2025/313

DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 31/10/2024 KARAR TARİHİ : 13/03/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 18/03/2025

Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının müvekkiller aleyhine Bakırköy .... İcra Dairesi .... Esas sayılı dosyaları ile icra takibi başlattığını, takibe konu sıralı bonoların üzerinde tahrifat yaparak müvekkiller aleyhine kötü niyetle icra takip başlattığını, Bakırköy .... İcra Hukuk Mahkemesinde ... Esas sayılı dosyaya ilişkin borca itiraz etmiş olup ilgili davanın derdest olduğunu, davalı tarafın davacı gerçek kişi müvekkili tehdit ve cebir zoruyla aralarındaki ticari ilişkiyi görüşmek için belirttikleri adrese yönlendirmeleri ve akabinde gerçekleşen fiillerin oluştuğunu, müvekkil belirtilen adrese gittiğinde, kendisini davalı şirketin temsilcisi olarak tanıtan Av. .... tarafından önceden hazırlanmış olan muacceliyet sözleşmesi ve sıralı bonolar, hem borçlu hem ciranta sıfatı ile müvekkile imzalatıldığını, davalı ile davacı arasındaki ticari ilişkilerin mal karşılığı gerçekleştiğini, taraflar arasında 2018 yılından sonra da herhangi bir ticari ilişki gerçekleşmediğini, müvekkil şirketin 2018 yılından sonra pasif duruma düştüğünü beyanla davacının Bakırköy .... İcra Dairesi .... Esas sayılı dosyasında borçlu olmadığının tespitine, davalı taraf aleyhine alacağın %20’sinden az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkil ile davacı borçlu ...-.... San. Ve Tic. Ltd. Şti. arasındaki ticari ilişki nedeniyle müvekkilin davacılar ...-.... San. Ve Tic. Ltd. Şti.'den alacaklı olduğunu, davacı alacaklı tarafından işbu icra takibine konu tüm borçlar kabul edilmiş olup toplam 101.500,00 USD'nin 40 ay vadeli tanzim edilen senetlerle ödenmesi konusunda anlaşıldığını, davacının borcun tamamının ödendiğine ilişkin dava dilekçesi ekinde sunmuş olduğu çekin müvekkil şirket tarafından tutulan cari hesap ekstresinden de görüleceği üzere davacının mevcut borcundan düşüldüğünü, 23.700 USD tutarlı çek ile yapılan ödemeden sonra davacıdan kalan bakiye borcun yapılandırılması için dava konusu senetler alındığını beyanla davanın reddini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ: Dava; Bakırköy .... İcra Dairesi ... Esas sayılı takip dosyasında davacıların borçlu olmadığı iddiasına dayalı olarak menfi tespit talepleri hakkındadır. Davacılar Mahkememiz nezdinde açmış olduğu dava ile Bakırköy .... İcra Dairesi ... Esas sayılı takip dosyasında davalının kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibi başlattığını, kendisini davalı şirketin temsilcisi olarak tanıtan Avukat ile görüşmeye gittiğinde avukatın cebir ve tehdit ile icra takibine konu bonolar ile muacceliyet sözleşmesinin imzalatıldığını, avukatın temsil yetkisinin araştırılması gerektiğini, bonoların nakden değil taraflar arasındaki ticari ilişki sebebiyle davalıya verildiğini, zaten 2018 yılından sonra davacı şirketin pasif duruma düştüğünü, 2018 sonrası taraflar arasında bir alış verişin olmadığını, davalının ilgili meblağ kadar mal satmış olduğunu ispat etmesi gerektiğini, ayrıca davacı ...'un davacı şirketi temsil yetkisinin sözleşme tarihi itibariyle sona erdiğini bu sebeple de geçersiz olduğu, ayrıca sözleşmedeki düzeltmenin davacı ... tarafından paraflanmadığını, icra dosyalarının da derdest olduğunu, ayrıca 23.700,00-USD ödeme yapıldığını bu suretle borcun sona erdiğini belirterek menfi tespit talebinin kabulüne karar verilmesini talep edilmiştir. Davacı ilk olarak muacceliyet sözleşmesi ve takibe konu bonoların cebir ve tehdit sureti ile tanzim edildiğini iddia etmiştir. Korkutma etkisi ile sözleşme akdedilmesi 6098 sayılı Kanun kapsamında düzenlenmiş olup, cebir ve tehdit etkisinde sözleşme yapan tarafın sözleşme ile bağlı olmadığı açıkça hüküm altına alınmıştır. Buna karşılık 6098 sayılı Kanun'un 39. Maddesinde şu düzenleme bulunmaktadır: "Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır." İlgili hükümden görülebileceği üzere korkutma suretiyle sözleşme yapan tarafın korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmesi gerekmekte olup, aksi takdirde sözleşmeyi onamış sayılmaktadır. Taraflar arasındaki sözleşmenin ve bononun 10.07.2020 tarihinde düzenlendiği, davacılar tarafından bir yıl içerisinde davalıya herhangi bir bildirimde bulunulmadığı gibi işbu davanın da 4 yıl 3 ay sonra açıldığı gözetildiğinde davacılar tarafından hak düşürücü süre içerisinde korkutma etkisinde sözleşme yapıldığına dair bir iddia öne sürmediği anlaşılmakla 6098 sayılı Kanun'un korkutmaya ilişkin hükümlerine dayanamayacağı anlaşılmıştır. Kaldı ki davacılar tarafından bu konuda herhangi bir suç duyurusu veya şikayet de yapılmamış olup, davalı vekilinin kendisini ne şekilde korkuttuğuna ve sözleşme ile takibe konu bonoları imzalattığına dair herhangi bir somutlaştırma da bulunmamaktadır. Daha önce başlatılan taraflar arasındaki icra takipleri veya yasal yollara başvurulmasının da cebir ve tehdit olarak kabul edilemeyeceği anlaşılmakla davacının bu yöndeki savunmalarına ve menfi tespit taleplerini itibar edilmemiştir. Davacı ikinci olarak bonoların ve muacceliyet sözleşmesinin imzalandığı tarihte davacı şirketi temsil yetkisinin sona erdiğini iddia etmiştir. Davacı şirkete ait TTSG ilan ve kayıtları Mahkememizce dosya arasına alınmış ve incelenmiştir. Davacı şirketin kuruluşu ve esas sözleşmesinin .... tarihli TTSG'de ilan edilerek kurulduğu, davacı ...'un 10 yıl süre ile şirket müdürü ve münferit temsilcisi seçildiği anlaşılmaktadır. Davacı şirketin en son .... tarihinde TTSG'de tadil ilanı yaptırdığı, başkaca bir yetkili değişikliğinin veya davacı şirketin tasfiyesi ve kapanışına dair bir ilanın bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda davacı şirketin sürenin sonunda genel kurul yaparak yeni yetkili ve müdür seçmediği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere ticaret şirketlerinin tüzel kişiliği ancak tasfiye sonucunda terkin ile sona ermektedir. Davacının iddia ettiği şekilde şirketin pasif duruma geçmesi gibi bir durum söz konusu olmayıp, şirketin faaliyetlerini durdurması ve herhangi bir ticari faaliyet yürütmemesi halinde dahi tasfiye ve terkin edilmediği sürece tüzel kişiliği devam edecektir. Şirketin tüzel kişiliğinin devam etmesi sebebiyle şirket 4721 sayılı Kanun gereğince hak ve fiil ehliyetine sahip olmaya devam edecek olup, şirket tarafından gerekli genel kurulların yapılmaması ve sürenin bitiminde yeni şirket yetkilisinin seçilmemiş olması halinde dahi şirketin hak ve fiil ehliyetinin eski yetkili organ olan müdür tarafından temsili söz konusu olacaktır. Zira davacı ... davacı şirketteki müdürlük görevinden istifa ettiğine veya müdürlük görevinin şirketin genel kurul kararı ile sona erdiğine dair de herhangi bir iddia öne sürmemiş olup, bu yönde bir delil de sunulmamıştır. Dolayısıyla davacı ...'un davacı şirketi temsil yetkisinin devam ettiği, ilk şirket kuruluşunda ön görülen 10 yıllık sürenin bitimi ile şirketin temsilcisiz kalmadığı, yeni bir temsilcinin veya temsil organının şirket tarafından seçildiğinin iddia veya ispat edilememesi karşısında davacının bu yöndeki iddialarına da itibar edilmemiştir. Nitekim Yargıtay .... Hukuk Dairesi ... E., .... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Anonim şirketlerde görev süresi biten yönetim kurulu üyelerinin bu sıfatlarının kendiliğinden düşeceğine dair TTK'da bir düzenleme olmadığından, yeni yönetim kurulu seçilene kadar olağanüstü ve acil durumlar için görevlerine devam edebileceği, bu durumda 24/12/2018 tarihinde yapılan genel kurula kadar davalı şirketin organsız kaldığından söz edilemeyeceğine göre, davalı şirkete kayyum atanması talebinin yerinde olmadığı," İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi ise ... E., .... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "TMK'nın 427/4. Maddesi uyarınca bir tüzel kişinin gerekli organlarından yoksun kalması ve yönetiminin başka yoldan sağlanamaması durumunda yönetim kayyımı atanacağı düzenlenmiştir. Anonim şirketlerde görev süresi dolan yönetim kurulu üyelerinin görev sürelerinin kendiliğinden sona ereceğine ilişkin yasal bir bir düzenleme mevcut olmamasına göre salt yönetim kurulunun görev veya imza süresinin dolması yönetim kurulunu görevinin son erdiren bir husus değildir." Yargıtay .... Hukuk Dairesi ... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Antalya Ticaret Sicili Memurluğu'nun 22.12.2010 tarihli yazısında, 05.02.2004 tarihinde tescili yapılan şirket kuruluş anasözleşmesine göre ilk beş yıl için şirket müdürlüğüne ....'in seçilerek temsil ve ilzama yetkili kılındığı, bunun dışında yeni müdür atanması ile ilgili herhangi bir belgenin bulunmadığı bildirilmiştir.TTK'nun 314. ve bunu izleyen maddelerinde, şirket yetkili temsilcisinin görev süresi sona erdiğinde, bu sıfatlarının kendiliğinden düşeceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığına ve şirketin organsız kalması da mümkün bulunmadığına göre, yerine yenisi atanmadığı sürece temsil yetkisinin sona ermesi sonucunu doğurmaz." Davaya konu bonoların ve sözleşmenin davacı tarafından imzalandığı sırada yürürlükte bulunan 6102 sayılı Kanun'un Limited Şirketlere ait hükümleri değerlendirildiğinde; limited şirket müdürlüğü için 6102 sayılı Kanun'un herhangi bir süre üst sınırını öngörmediği, anonim şirketlerin aksine yönetim kurulu olan müdürler kurulunu Limited Şirketlerde bir süre ile sınırlamadığı, Limited Şirket'in temsilcisi olan müdürün temsil yetkisinin genel kurul tarafından temsilci değişikliği yapılmadığı veya istifa söz konusu olmadığı sürece devam edeceği, kaldı ki davacı ...'un davacı şirketteki temsil yetkisinin sona erdiğine dair davacı şirket tarafından alınmış herhangi bir genel kurul kararı veya istifa ettiğine dair bir delil veya belge sunulmayışı ile ticaret sicil kayıtlarına göre bonoların ve sözleşmenin imzalandığı tarihte temsil yetkisi ticaret sicilde tescil ve ilan edilmiş davacı ...'un temsil yetkisinin bulunmadığını ticaret sicilde tescil ve ilanın sonuçları gözetildiğinde üçüncü kişilere karşı öne süremeyeceği anlaşılmakla davacı ...'un davacı şirketi temsil yetkisi bulunmadığına yönelik iddialarına da itibar edilmemiştir. Davacı taraflar arasındaki sözleşmede davacı ...'un adının üstünde bulunan ibarede tahrifat yapıldığını bu sebeple sözleşmenin geçersiz olduğunu iddia etmiş ise de imzaya yönelik bir itirazın olmadığı, takibe dayanak bonolarda hem şirket kaşesi üzerine hem şahsi adını yazarak imza attığı, 6102 sayılı Kanun'un 700 vd. Maddeleri gereğince davacı şirket kaşesi dışında şahsi olarak atılan imzanın kanun gereği aval hükmünde olduğu anlaşılmakla davacının aksi yöndeki iddialarına itibar edilmemiştir. Davacının kambiyo senetleri üzerine şirket kaşesi dışında attığı şahsi imzasının kanun hükmü gereği aval sorumluluğunu doğuracağı sözleşme üzerinde yapılan düzeltmenin emredici kanuni düzenleme karşısında sonucu değiştirmeyeceği anlaşılmakla davacının aksi yöndeki iddiasına itibar edilmemiştir. Tarafların tacir olduğu gözetildiğinde taraflar arasındaki yazılı şekilde düzenlenmiş ve uyuşmazlık olmayan, takibe konu bonoların gösterildiği ve bilgilerinin yazıldığı muacceliyet sözleşmesinin ve muacceliyet kaydının da geçerli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Davacıların bir diğer iddiası ise menfi tespit talebine konu Bakırköy .... İcra Dairesi ... Esas sayılı takip dosyasında takibe konu edilen senet borcunun ödendiği ve senetlerin bedelsiz olduğuna yönelik iddiadır. Bakırköy .... İcra Dairesi ... Esas sayılı takip dosyasında takibe dayanak senetlerin davacılar ve davalı arasındaki ihtilaf bulunmayan muacceliyet sözleşmesi kapsamında ve davacıların davalıya taraflar arasındaki daha önceki bir tarihte başlatılmış icra dosyalarındaki borcun tasfiyesi için verildiği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Yine davacılar daha önceki icra takip dosyalarındaki borcunun bulunduğunu, takibin kesinleştiğini, söz konusu dosyalardaki borcun taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında meydana geldiğini kabul ve ikrar etmektedir. Taraflar arasındaki daha önceki Bakırköy .... İcra Dairesi'nin ... E., Bakırköy .... İcra Dairesi'nin .... E., Bakırköy .... İcra Dairesi'nin ... E. (Büyükçekmece .... İcra Dairesi'nin ... E.) Bakırköy .... İcra Dairesi'nin .... E., (yeni Esas Bakırköy .... İcra Dairesi'nin ... Esas) Sayılı Dosyaları incelendiğinde; davacı şirketin taraflar arasındaki ticari ilişki nedeniyle davalı şirkete verdiği kambiyo senetlerine istinaden başlatıldığı, takiplerin kesinleştiği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda davacı şirket ve şirket yetkilisinin söz konusu takip dosyalarındaki senetler üzerinde herhangi bir imza itirazında bulunmadığı gibi söz konusu takip dosyalarına karşı borç miktarı yönünden herhangi bir menfi tespit davası açmamış olup, davalı tarafından davacıya satılan ürünlerin ayıplı veya eksik olduğuna yönelik de herhangi bir dava açmamıştır. Aksine davacı işbu davaya konu sözleşme ve bonoları tanzim ederek söz konusu icra dosyalarındaki borcuna karşılık olarak davalıya ifa uğruna teslim etmiş olup, taraflar arasındaki sözleşme ve bonolar ile birlikte taraflar arasındaki borç miktarı takibe konu edilen bonoların miktarı kadar 101.500,00-USD olarak taraflarca yeniden belirlenmiş ve davacılar borç miktarına yönelik olarak kayıtsız şartsız borç ikrarında bulunmuştur. Bu bağlamda davacıların borç ikrarı karşısında taraflar arasındaki ticari ve hukuki ilişkinin varlığı mahiyeti uyuşmazlık konusu olmaktan çıkmıştır. Dolayısıyla Mahkememizce taraflar arasındaki ticari ve hukuki ilişkinin mahiyetini ilgilendiren Bakırköy .... İcra Dairesi'nin ... E., Bakırköy .... İcra Dairesi'nin ... E., Bakırköy .... İcra Dairesi'nin ... 0 E. (Büyükçekmece ... İcra Dairesi'nin ... E.) Bakırköy ... İcra Dairesi'nin ... E., (yeni Esas Bakırköy .... İcra Dairesi'nin .... Esas) Sayılı Dosyalarında takibe konu edilen davacı ile davalı arasındaki ticari ilişkinin varlığı ve miktarı hususunda ticari defter incelemesi yaptırılmamıştır. İşbu davada menfi tespit talep edilen icra takip dosyasına konu kambiyo senetleri yönünden Davacının kayıtsız şartsız borç ikrarında bulunduğu anlaşılmakla ispat yükü üzerine düşen davacının borç ikrarında bulunduğu ve tanzim ederek davalıya verdiği senetler yönünden ödeme iddiasını ispatlaması gerektiği anlaşılmıştır. Nitekim Yargıtay ... Hukuk Dairesi ... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "İcra dosyası borcuna karşılık düzenlenen çeklerin halen davalı elinde bulunması nedeniyle davalının ikinci protokole göre mal teslim ettiğini kanıtlamakla yükümlü olmadığı ve bu durum karşısında davacı yanın ödeme iddiasını ispatlamakla yükümlü olduğu gözetilmeksizin ispat yükünün tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm tesisinde isabet görülmemiştir." Nitekim yine davacıların kayıtsız şartsız borç ikrarı gözetildiğinde; taraflar arasındaki muacceliyet sözleşmesi ve davacılar tarafından düzenlenerek davalıya verilen yeni senetler ve senetlerden kaynaklı alacak miktarının davacılar tarafından kabul ve ikrarı gözetildiğinde ve değerlendirildiğinde davalının taraflar arasındaki temel ticari ilişkiden kaynaklı alacağının miktarını ispatlamasının gerekmediği, zira davacıların taraflarca yeniden miktarı ve vadesi ile alacak cinsi USD olarak belirlenen borç miktarını kabul ve ikrar ettiği, söz konusu borç kabul ve ikrarının 6098 sayılı Kanun'un 18. Maddesi gereğince davacılar yönünden bağlayıcı olacağı, davalının taraflar arasındaki temel ticari ilişki nedeniyle alacağının miktarını ispat etmesinin gerekmediği değerlendirilmiştir. Zira taraflar arasında yapılan yeni sözleşme ve kambiyo senedi tanzimi ile borç miktarı ve vadesinin taraflarca değiştirilerek davacı tarafından yeni borç miktarı ve vadenin kabul ve ikrar edildiği anlaşılmakla bu hususun uyuşmazlık konusu olmadığı ve temel ilişkiye dönülerek yeniden alacağın miktarının ispat edilmesinin aranmaması gerektiği anlaşılmıştır. Son olarak davacının ödeme iddiaları değerlendirilmelidir. Davacı 23.700,00-USD ödeme yaptığını iddia etmekte olup, buna ilişkin bir adet çek görüntüsü sunmuştur. Davacı tarafından yapılan 23.700,00-USD ödeme davalının kabulündedir. Davalı söz konusu ödemenin davacının borcundan düşüldüğü savunmasında bulunmuştur. Davacı tarafından sunulan çek görüntüsü incelendiğinde söz konusu senedin 10.07.2020 tarihinde davacı tarafından davalıya verildiği anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki işbu menfi tespit talebine konu icra takip dosyasındaki senetlerin düzenlendiği ve taraflar arasındaki sözleşme tarihi de 10.07.2020 tarihi olup her iki işlem de aynı tarihlidir. Davacı tarafından aynı tarihte yapılan ödeme miktarı düşülerek yeni senetlerin tanzim edildiği ve davacı tarafından davalıya verildiği ve taraflar arasında mutabakat sözleşmesinin yapıldığı ve davacıların borcunun yeniden vadelendirildiği anlaşılmakta olup, davacının protokol ve takibe konu senetler ile aynı tarihli ödemesinin davaya konu senetlere istinaden olmadığı ve takibe konu senetlere ilişkin borca yönelik bir ödeme sayılamayacağı, bu hususta taraflar arasındaki sözleşmede de bir hüküm bulunmadığı anlaşılmak ve değerlendirilmekle davacının takibe konu senetlere istinaden 23.700,00-USD ödeme yaptığına yönelik iddiasına itibar edilmemiştir. Davacı bir kısım haczedilen iş makinelerinin davalı tarafından icra dosyaları haricinde haricen üçüncü kişiye satıldığını ve borçtan düşülmesi hususunda tarafların anlaştığını iddia etmiş ise de bu hususta herhangi bir yazılı belge sunmadığı gibi bu iddianın davalı tarafından da kabul edilmediği, senetle ispat kuralı gözetildiğinde davacının söz konusu iddiasını tanıkla ispatının da mümkün olmadığı, icra dosyaları incelendiğinde davacıya ait hacizli iş makinelerinin satışına dair bir belgenin bulunmadığı anlaşılmakla davacının bu iddiasına da itibar edilmemiş, davacının bu yönden de takibe konu senetlere ilişkin ödeme yaptığını ispat edemediği anlaşılmıştır. Davacı tarafından cevaba cevap dilekçesinde öne sürülen iddialar kapsamında 23.700,00-USD'lik ödeme dışında ödeme iddiası yalnızca 2021 yılında yapıldığı iddia edilen 4.450,00-USD miktarlı kısımdır. Davacının takibe konu senetler ve taraflar arasındaki sözleşmeye istinaden senetlerin ve sözleşmenin düzenlenme tarihinden sonrasına dair başkaca bir ödeme iddiası bulunmamaktadır. Davacı 4.450,00-USD ödeme yaptığını ve borçtan düşülmediğini iddia etmiş ise de davalı tarafından başlatılan icra takip dosyası incelendiğinde; davalının taraflar arasındaki sözleşme konu toplam bedeli 101.500-USD'lik senetlerin tamamını takibe koymadığı, davalının davaya konu icra takip dosyasında takibe konu ettiği senet miktarları toplamının 93.500,00-USD olduğu, davalının davacının düzenlediği toplam 8.000,00-USD bedelli 2021 yılı Ocak, Şubat, Mart ve Nisan aylarına vadeli 4 ayrı senedi takibe konu etmediği ilgili meblağın davacının ödediğini iddia ettiği 4.450,00-USD bedelden fazla olduğu, davacının takibe ve taraflar arasındaki sözleşmeye konu senetlere istinaden başkaca bir ödeme iddiasının da söz konusu olmadığı, dolayısıyla davacının ödediğini iddia ettiği 4.450,00-USD bedelin söz konusu miktarın davalı tarafından zaten takibe konu edilmemesi nedeniyle menfi tespite konu edilemeyeceği anlaşılmıştır. Bu suretle sonuç olarak davalı tarafın cevap dilekçesinde kabul ve ikrarında olan ve zaten davalı tarafından takibe konu edilmeyen senetler yönünden ise bu senetlerin dava ve davaya konu icra takip dosyasının konusu olmadığından menfi tespit açısından değerlendirme yapılmamıştır. Davalı tarafından tazminat talep edilmiş ise de davada tedbir kararı verilmediği bu suretle tazminat koşullarının oluşmadığı anlaşılmakla davalının tazminat talebinin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın REDDİNE, 2-Davalının kötü niyet tazminatı talebinin REDDİNE, 3-Harçlar tarifesi uyarınca alınması gereken 615,40-TL harçtan davacı tarafça peşin yatırılan 58.800,65-TL peşin harcın mahsubu ile artan 58.185,25-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talebi halinde davacıya İADESİNE, 4-Davacı tarafça yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı tarafça yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda HÜKÜM KURULMASINA YER OLMADIĞINA 6-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan 419.453,16-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 7-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının HMK 333.maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde taraflara iadesine, 8-HMK'nin uygulanmasına dair yönetmeliğin 58/1 maddesi gereğince taraflardan birinin talebi halinde gerekçeli kararın taraflara tebliğine, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ila 360'ncı madde hükümleri uyarınca, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin yüzlerine karşı oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 13/03/2025

Başkan ... e-imza Üye ... e-imza Üye ... e-imza Katip ... e-imza

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2024/911, K. 2025/313, T. 13.03.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2024-911-e-2025-313-k-8142a98591b2