İlk Derece Mahkemesi · İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/731 E. 2025/40 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2024/731
- Karar No
- 2025/40
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2024/731 Esas KARAR NO : 2025/40 DAVA : İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 10/09/2024 KARAR TARİHİ : 14/01/2025 Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Taraflar arasında 04.12.20219 tarihli iş sözleşmesi imzalandığını, davalının çalıştığı departman, yatırım işlemi gerçekleştirmek saikiyle müvekkili şirket nezdinde hesap oluşturmak isteyen müşterilerle iletişim kurulması sürecinde bütün kişisel verilerine hakim olabilmesi sebebiyle müvekkili şirketin müşteri portföy ve potansiyel, yine buna bağlı olarak geliştirilen satış ve pazarlama teknikleri, müvekkili şirketin iç kuruluş yapısı ve organizasyonu hakkında müvekkili şirketin ticari sır niteliğindeki bilgilerine hakim olan bir departman niteliğinde olduğunu, davalı, 24.05.2024 tarihinde işyerinden ayrılmış ve müvekkili şirket ile aynı alanda faaliyet gösteren ... Yatırım Menkul Değerler A.Ş. şirketinde çalışmaya başladığını,... Yatırım Menkul Değerler A.Ş. tıpkı müvekkili şirket... Menkul Değerler A.Ş.'nin faaliyetlerinden biri olan ... İstanbul A.Ş. nezdinde gerçekleştirilen işlemlerde aracılık hizmeti verdiğini, davalı ile imzalanan iş akdinin 10.6. maddesi gereğince, “Çalışan, herhangi bir sebep ile İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa, Balıkesir, Adana, Antalya ve Samsun sınırları içinde Şirket’in faaliyet gösterdiği alanlarda faaliyet gösteren herhangi bir şirkette iş akdinin fesih tarihinden itibaren 8 (sekiz) ay süre çalışamaz.” yine iş akdinin ”Cezai Şart “ başlıklı 13. Maddesi gereği yukarıda anılan maddenin ihlali halinde “…Çalışan aldığı son ücreti üzerinden 6 aylık brüt ücreti tutarında tazminatı İşveren’e cezai şart olarak ödemeyi peşinen kabul ve beyan eder.” davalı, kötü niyetli olarak sözleşmesine aykırı hareket ettiğinden dolayı cezai şartı ödemekle yükümlü olduğunu, işçi, çalıştığı işyerine dair teknik bilgilere birçok kez sahip olmakta, işi ve işvereni ile ilgili kritik bilgilere sahip olabildiğini, hal böyleyken işçinin işvereni olan ilişkisinde bu bilgileri gizleme yükümlülüğü olması gerektiğini, yasa bir işçinin hizmet süresi içerisinde uyması gereken yükümlülüğünü düzenlemekte ve işçinin sadakat yükümlülüğüne aykırı herhangi bir davranışta bulunamayacağını düzenlemekte olduğunu, nitekim hizmet ilişkisi içerisindeki sadakat yükümlülüğü, hizmet ilişkisinin bitimi ile birlikte rekabet yasağına dönüşecek ve işçinin yükümlülüğü rekabet yasağı şeklinde adlandırılacağını belirterek fazlaya, faize, faiz oranlarına, kura, kur farklarına, munzam zarara, hesap hatalarına, BK. Md.84’ te yer alan haklara ve diğer feri haklara, tahliyeden sonra doğacak haklarımız ve fazlaya ilişkin bütün talep hakları saklı kalmak kaydıyla, davalı borçlu yönünden haksız ve hukuka aykırı itirazın iptali ile takibin takip talebindeki koşullar üzerinden (fazlaya dair haklar saklı kalmak üzere) devamına, davalı-borçlunun % 20 den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Taraflar arasında imzalanan sözleşmede öngörülen rekabet yasağının coğrafi sınırları Türkiye genelinde birçok ilde faaliyet göstermeyi kapsamakta olduğunu, bu iller, Türkiye’nin en büyük istihdam alanlarını içerdiğinden, müvekkili işçinin bu geniş çaplı kısıtlama karşısında çalışma hayatını sürdürmesi neredeyse imkânsız hale geldiğini, Yargıtay içtihatları da işverenin korunmaya değer menfaatinin korunması amacıyla rekabet yasağının makul bir coğrafi ve sektörel sınırla sınırlanması gerektiğini belirtildiğini, ayrıca bu husus 6098 S. TBK m.445 de düzenlenmiş bulunduğunu, söz konusu hüküm ''Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz. Hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir.'' özellikle söz konusu iş kolu, ... İstanbul A.Ş. gibi ulusal çapta faaliyet gösteren ve çok geniş bir alanı kapsayan bir sektörde olduğunu, bu kapsamda rekabet yasağı, işçinin aynı sektörde çalışma imkânını tamamen ortadan kaldıracak nitelikte olup, ölçülülük ilkesine aykırı olduğunu, rekabet yasağı, işçinin meslek hayatını makul sınırlar çerçevesinde korumak yerine, onu piyasadan tamamen dışlamaya yönelik bir yapıya sahip olduğunu, ... İstanbul gibi ulusal çapta değerlendirilen bir iş kolunda faaliyet gösteren şirketler için rekabet yasağı getirilmesi, sektördeki rekabet dengelerini bozacak ve iş gücü hareketliliğini olumsuz etkileyecek nitelikte olduğunu, bu iş kolu, Türkiye genelinde geniş bir coğrafi alanı kapsadığından, böyle bir sektörde rekabet yasağı uygulamak, sektörde çalışanların iş bulma olanaklarını ciddi şekilde kısıtlayacağını, iş sözleşmesindeki rekabet yasağının kapsamı, İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa, Balıkesir, Adana, Antalya ve Samsun gibi Türkiye’deki iş istihdamının önemli bir kısmını oluşturan bölgeleri kapsadığını, bu bölgeler, müvekkilinin iş görme ediminin türü bakımından neredeyse Türkiye genelinin tamamını oluşturmakta olup, müvekkilinin bu şehirlerde 8 ay boyunca çalışmaktan men edilmesi fiilen çalışmasını neredeyse imkânsız hale getirdiğini, yer bakımından bu derece geniş ve orantısız bir yasaklama, hukuki açıdan geçersiz sayılması gerektiğini, nitekim işverenin müşteri portföyünü müvekkil, yeni başladığı iş yerine taşımadığını, haksız rekabete maruz kalan kişinin (davacı yanın), haksız rekabet sebebiyle menfaatlerinin zarar görmesi veya zarar görme tehlikesi ile karşı karşıya kalması gerektiğini, bu zarar varlığı ihtimaline binaen 6100 S. HMK m.190 hükmü uyarınca iddia edilen vakıadan kendi lehine sonuç çıkarmaya çalışan taraf iddiasını ispatlamakla yükümlü olduğunu, bu sebeple de davacı yan, zararını ve illiyet bağını ispat etmek zorunda olduğunu, davanın esası incelendiğinde soyut iddialarda bulunan davacı yanın, menfaat kaygısı gütmesine sebep teşkil edecek herhangi bir izahatı bulunmadığını belirterek öncelikle dava şartı olan zorunlu arabulucuk sürecinin tamamlanmamasına binaen davanın usülden reddine karar verilmesi, davanın usulden reddine karar verilmediği ihtimalde esastan reddine karar verilmesiyle, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Mahkemenin, davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi (davayı esastan inceleyebilmesi) için varlığı veya yokluğu gerekli olan haller, dava (yargılama) şartlarıdır. Davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi için varlığı gerekli hallere, olumlu dava şartları (görev, hukuki yarar gibi); yokluğu gerekli hallere ise olumsuz dava şartları denilmektedir (kesin hüküm gibi). Dava şartları, dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esası hakkında inceleme yapabilmesi (davanın esasına girebilmesi) için gerekli olan da denir. Yine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 115. maddesinde ise; ''Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder.'' hükmü yer almaktadır. İtirazın iptali davasının görülebilmesi, geçerli bir icra takibinin varlığına bağlıdır. Ortada geçerli bir takip yoksa, itirazın iptali davasının görülebilmesine usulen imkan yoktur. İcra dairesinin yetkisine itiraz halinde bu itiraz usulünce incelenip sonuçlandırılmadığı sürece geçerli bir takibin varlığından söz edilemez. O halde mahkeme, icra dairesinin yetkisine itiraz edildiğinde, eldeki davada, öncelikle bu itirazı inceleyerek sonuçlandırmalıdır. Diğer taraftan ilamsız icrada genel yetkili icra dairesi borçlunun ikametgahındaki icra dairesidir. İtirazın iptali davalarında, hem icra dairesinin hem de mahkemenin yetkisine itiraz edilmesi durumunda, İİK'nın 50.maddesi uyarınca öncelikle icra dairesinin yetkisine yönelik itirazın HMK'nın 164. maddesi hükmü uyarınca ön sorun olarak incelenmesi gerekir. İcra Müdürlüğünün bu konuda re’sen inceleme yetkisi bulunmamaktadır. Mahkememizce icra dairesinin yetkisi yönünden yapılan inceleme neticesinde HMK'nun 6. Maddesi uyarınca genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi olduğu davalının yerleşim yeri adresinin Bergama ilçesi olduğu, 10. Maddesi uyarınca da sözleşmeden doğan davalarda sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabileceği dava konusu sözleşmenin ifa edileceği yerin İzmir ili olduğuna dair de dosya kapsamında bilgi belge olmadığı dolayısıyla İzmir ... İcra müdürlüğü... Esas sayılı dosyasında başlatılan icra takibine davalı borçlu tarafından yapılan yetki itirazının yerinde olduğu anlaşılmakla davanın ön şart eksikliği nedeni ile usulden reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davanın ön şart eksikliği nedeni ile USULDEN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL harcın peşin harç olarak alınan 2.499,38-TL harçtan indirilmesi ile geriye kalan 1.883,98-TL harcın isteği halinde davacı tarafa iadesine, 3-Davacı tarafından sarf olunan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4-Davalının kendisini vekille temsil ettirdiği göz önünde bulundurularak karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-7155 sayılı yasanın 19/12/2018 tarihinde yürürlüğe giren 23.maddesiyle eklenen 6325 sayılı yasanın 18/A maddesi gereğince taraflar arasında yapılan arabuluculuk faaliyeti sonunda, ileride haksız çıkacak taraftan alınmak üzere Hazine tarafından karşılanan 3.600,00-TL arabulucu ücretinin yargılama gideri olarak davacıdan alınarak, Hazineye gelir kaydına, 6-Davacı tarafından peşin olarak yatırılan gider avansından arta kalanın 6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca talep halinde ve karar kesinleştiğinde ilgili davacı tarafa iadesine, Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı HMK'nun 343 ve 345. maddeleri uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içerisinde Mahkememize veya Mahkememize gönderilmek üzere başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesi'ne verilecek bir dilekçe ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesi'ne istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.14/01/2025
Katip ... e-imzalıdır
Hakim... e-imzalıdır