İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2024/679 E. 2026/266 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2024/679
Karar No
2026/266
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2024/679 Esas KARAR NO : 2026/266

DAVA : Menfi Tespit (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 30/09/2022 KARAR TARİHİ : 13/04/2026

Mahkememizden verilen 26/09/2023 tarihli, ... esas, ... sayılı kararı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi'nin 09/10/2024 tarihli,... Esas, ... Karar sayılı ilamıyla Kaldırılmakla Mahkememiz yukarıdaki esasına kaydı yapılan Menfi Tespit (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı tarafın ... 26. İcra Müdürlüğü’nün ...Esas sayılı dosyasından icra takibi başlattığı, ödeme emrinin MERNİS adresine tebliğ edildiği ve takibin kesinleştiği, davalı tarafın ilamsız takibin mesnedi olarak 01.05.2015 tarihli “... Sözleşmesini” gösterdiği, sözleşme incelendiğinde görüleceği üzere sözleşmenin borçlusunun davacı değil, ... A. Ş. olduğu, davacının ise 02.11.2015 tarihine kadar şirketin yönetim kurulu başkanı olarak görev yaptığı, davacının halihazırda şirkette görevi bulunmadığı, hissedar bile olmadığı, takip alacaklısının takip talebinde şirketin eski yetkilisi davacıyı borçlu olarak gösterdiği, o Davalı tarafın anonim şirketten alacağını tahsil için hukuki yollara başvurduğunda bu şirketin yetkilisine husumet yönlendirilemeyeceği, davacının anonim şirketin borçlarından şahsi olarak sorumlu olmadığı, TTK’nın buna izin vermediği, davalının haksız bir hukuki işlem başlattığı, talebin kesinleşmesi üzerine davacıya ait gayrimenkul üzerine haciz koyup satışa hazırlık işlemlerine başladığı, davacının borcu olmadığı halde taşınmazını kaybetme riski yaşadığı, davacının davalı ile hiçbir hukuki ilişkisinin bulunmadığı, dolayısıyla davalıya borcunun da bulunmadığı, takibe dayanak gösterilen sözleşmede davacının taraf olmadığı belirtilerek davacının borcunun bulunmadığının tespiti, icra takibinin davacı yönünden iptali, davacının kötü niyet tazminatına mahkûm edilmesi, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Bilindiği üzere hukukumuzda sermaye şirketlerine tanınan sınırlı sorumluluk ilkesi nedeniyle tüzel kişiler ile üyelerin hukuki kişilikleri ve borçlarından sorumluluklarının birbirinden bağımsız kabul edildiği, fakat kimi durumlarda, bilhassa tüzel kişilerin üyeleri tarafından tüzel kişilik yapısının arkasına gizlenmek suretiyle, dürüstlük kuralına aykırı biçimde hukuk düzenince meşru olarak tanınmış bu hakları kötüye kullanmalarının söz konusu olabildiği, işte bu durumun önüne geçilerek, hakkaniyete dayalı adaletin sağlanması amacıyla doktrinde “tüzel kişilik perdesinin kaldırılması” teorisi üzerinde durularak şirket ortaklarının sorumluluklarının ayrı ve bağımsız olmasının bertaraf edilerek sorumluluğun iki hukuk süjesine de genişletilmesinin sağlandığı, teorinin yerleşik Yargıtay karaları ile benimsendiği, davalı şirketin ... Cumhuriyeti’nin devlet uzay ajansı olan ve merkezi ...’da bulunan ... olduğu, ...’un dünya yörüngesinde olan uyduları ile televizyon dünyasında faaliyet gösteren birçok ulusal ve uluslararası firmaya yıllardır uydu hizmeti sunduğu, davalı şirketin sahip olduğu yüksek teknoloji uydular ve telekomünikasyon alanındaki derin tecrübesiyle dünya çapında hizmet sunduğu, somut olayda davalı şirketin davacının hem ortağı hem yetkilisi olduğu ... ile “... Kapasitesi Kira Sözleşmesi” imzaladığı, ...’in söz konusu sözleşme ilişkisi gereği sunulan hizmetler için 2015 yılının Temmuz, Ağustos ve kısmen Eylül ayı botunca ödemesi gereken toplam 11.100 USD’ı davalıya ödemediği, bunun üzerine icra takibinin başlatıldığı, mal varlığı sorgulamasında ...’ın mal varlığının bulunamadığı, banka hesaplarında herhangi bir meblağa rastlanmadığı, davalı şirketin başlattığı takibin semeresiz kaldığı, gelinen aşamada sermaye şirketine tanınmış olan sınırlı sorumluluk ilkesini tamamen kötüye kullanan bu şirket ortaklarına karşı takip başlatmak zaruretinin hasıl olduğu, davacı tarafça dava dilekçesinde haksız ve mesnetsiz olarak davacının şirkette görev almadığı, hissedar olmadığının iddia edildiği, 18.09.2014 tarihinde kurulan ... şirketinin tek pay sahibi olduğunun ortaya çıktığı, ödemenin yapılmadığı dönemde hem şirket ortağı hem yetkilisi olduğu, bu hususların ticaret sicil gazetesinden tespit edilebileceği, diğer bir hususun ... şirketine sonradan yönetim kurulu üyesi olan ...’in de açılan takipte borçlu olarak yer aldığı, ... ile ... ’in baba oğul oldukları, ... şirketi ile ilişkisini kesebilmek ve böylelikle hukuki yaptırımlardan kaçabilmek için gerektiği noktada oğluna hisselerini ve yetkiyi devretme yoluna gittiğinin açık olduğu, görüldüğü üzere tek pay sahibi ve aynı zamanda yetkilisi olan davacı tarafından şirketin içini boşaltmak suretiyle alacaklılardan mal kaçırdığının ortada olduğu, hukuk düzenince asla korunmayacak olan kötü niyetli iş bu tavrın tam da tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasına konu olacağı ifade edilerek ve yüksek yargı kararları örnek gösterilerek davanın esastan reddi, yargılama gideri ve ücreti vekaletin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLER VE GEREKÇE; Mahkememizden verilen 26/09/2023 tarihli, ... esas, ... sayılı kararı ile davanın Görevsizlik kararı verilerek ... Nöbetçi Sulh Hukuk Mahkemesine gönderildiği, İstanbul 9. Sulh Hukuk Mahkemesinin ... Esas, ...Karar, 20/12/2023 tarihli kararı ile karşı görevsizlik kararı verildiği, dosyanın yargı yeri belirlenmek üzere İstanbul BAM'a gönderildiği, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi'nin 09/10/2024 tarihli,... Esas, ... Karar sayılı ilamı ile;" davacı 01/05/2015 tarihli ... Sözleşmesi kapsamında borçlu olmadığının tespiti talebinde bulunmuş olup, söz konusu sözleşmenin davacının ortağı ve yönetim kurulu başkanı olduğu ... A.Ş.ile davalı arasında düzenlendiği, sözleşmenin uydu iletişim hizmetine ilişkin hizmet alımı niteliğinde olduğu, kira sözleşmesi niteliğinde bulunmadığı, uyuşmazlığın ticari nitelikte olduğu anlaşılmakla davanın Asliye Ticaret Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir." denilerek Mahkememiz kararının kaldırılarak Yargı yerinin Mahkememiz olarak belirlenmesine karar verildiği anlaşıldı. Mahkememizce yapılan yeniden yargılama ile tarafların ticaret sicil kayıtları, vergi kayıtları, ... 26. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasına ait kapak hesabı ve dosya UYAP sureti dosyamız içerisine alınmış olup, taraflar arasında imzalanan sulh protokolü dosyaya ibraz edilmiştir. Dosya Mali Müşavir ve Nitelikli Hesaplama Uzmanından oluşan bilirkişilere tevdi edilmiş, düzenlenen 17/11/2025 tarihli raporda; davacının tüzel kişilik kavramının arkasına saklanarak dürüstlük kuralına aykırı davrandığı, kendisine tanınan hakkı kötüye kullanarak üçüncü kişileri zarara uğrattığı ve davacı gerçek kişinin tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinden kaynaklı sorumlu olacağının dosyadaki bilgi belgelerden hareketle tespit edilemediği, delillerin değerlendirilmesi ve nihai takdiri ile hukuki tavsif 6100 sayılı HMK’nın 266/c.2 hükmü gereği tamamen Mahkemeye ait olduğu belirtilmiştir. Dosya icra dosyası kapak hesabı da incelenmek suretiyle yeniden bilirkişilere tevdi edilmiş, düzenlenen 10/02/2026 tarihli ek raporda; kök raporda belirtildiği üzere davacı ...'in tüzel kişilik kavramının arkasına saklanarak dürüstlük kuralına aykırı davrandığı ve kendisine tanınan bu hakkı kötüye kullanarak üçüncü şahısları zarara uğrattığına ilişkin dosya kapsamında bir bilgi ve belgeye rastlanılamadığı; dolayısıyla istisnai bir kurum olan tüzel kişiliğin perdesinin aralanmasının somut olaya uygulanamayacağı yönündeki kök rapordaki görüşümüzü aynen muhafaza ettikleri, 06.03.2024 tarihli Protokol'ün taraflar arasındaki uyuşmazlığı sona erdirmeyi amaçladığı, Mahkeme dışında akdedilmiş bir sulh sözleşmesi niteliğinde olduğu, Protokol'ün dosyaya sunulmuş olması ve duruşma tutanağına geçirilmiş olması sebebiyle Mahkeme huzurunda yapılmış sulh sözleşmesinin sonuçlarına tabi olacağı belirtilmiştir. Dava konusu uyuşmazlıkta; Davalı tarafça ... 26. İcra Müdürlüğünün ...Esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığı, takibin dayanağı olarak "01.05.2015 tarihli ... Kapasite Kira Sözleşmesi"nin gösterildiği, alacağın dayanağı ... Kira Sözleşmesinde davacının şahsen taraf olmadığından bahisle davalı takip alacaklısına borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır. Tarafların iddia ve savunmaları, toplanan deliller, alınan bilirkişi raporları ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; ...14. İcra Müdürlüğü nezdinde ...E. Sayısı dosyasında ise dava dışı sözleşmeyi imzalayan ... şirketi aleyhine takip yapıldığı, takibin semeresiz kalması nedeniyle bu defa ... 26. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası üzerinden davacı aleyhine tüzel kişilik perdesinin kaldırılması gereğince davalı alacaklı tarafından yeniden takip yapıldığı anlaşılmıştır. Davaya konu ... Kapasitesi Kira Sözleşmesi incelendiğinde; sözleşmenin 05/05/2015 tarihinde, Azerbaycan Cumhuriyeti yasalarına göre kurulan ve şirket haline gelen ...n Cumhuriyet adresinde olan ... (bundan böyle haleflerini ve yetkili vekillerini de içeren ifade "Azerkosmos" ile anılacaktır) ile Vergi Dairesi ... olan (vergi numarası:6260388151), İstanbulda kurulmuş ve tescil edilmiş, şirket merkezi ... olan ... A.Ş.(bundan böyle haleflerini ve yetkili vekillerini de içeren ifade " Müşteri" ile anılacaktır) arasında yapıldığı, sözleşmenin ... şirket temsilcileri, yönetim kurulu başkanı Rashad Nebiyev ve Müşteri ... A.Ş.şirketini temsilen Genel Müdür ... arasında imzalandığı anlaşılmıştır. ... A.Ş.'nin ticaret sicili incelendiğinde kurucusunun ... olduğu, ana sözleşmesinin tescil tarihinin 12/09/2014 olduğu yine ticaret sicil kayıtlarından ...'in 09.12.2015 tarihinde şirketi münferiden temsile yetkili olduğu ve Yönetim Kurulu Başkanı olduğu anlaşılmıştır. Dava görülürken davalı tarafça dosyaya sunulan ve taraflar arasında 06/03/2024 tarihinde imzalanan Sulh Protolokü incelendiğinde; Madde 2 - "İşbu Sözleşme’nin konusunu, ...’ın Uydu Sözleşmesi’nden doğan ve işbu Sözleşme’nin imzalandığı tarihe kadar olan dönem için borcunun yapılandırılması, ...’ın bu borca garantör olması ve tarafların karşılıklı hak ve yükümlülüklerinin düzenlenmesi oluşturur.", Madde 3 - " ..., Uydu Sözleşmesi’nden doğan borcunu aşağıda belirtilen hüküm ve koşullara uygun olarak ve indirimli olarak toplam 50.000 TL (ellibin Türk Lirası) olmak (“Ödenecek Meblağ”) üzere ...’a ödemeyi kabul eder. Kararlaştırılan bu meblağın ödenmesi ile Azercosmos’un, ..., ... ve ...’ten her ne nam altında olursa olsun hiçbir hak ve alacağı kalmayacaktır. Azercosmos, bu protokolde belirlenen şartlar dahilinde 50.000 TL borcun tamamının ödenmesi halinde, başkaca hiçbir merasime gerek kalmaksızın ..., ... ve ...’i en geniş manada gayri kabili rücu ibra etmiş olacağını kabul ve beyan eder.", Madde 5 - " 1. ..., ...’ın Uydu Sözleşmesi’nden doğan ve işbu Sözleşme ile yapılandırılan borcunun Madde 3’te belirtilen miktarlarda son ödeme günlerine kadar ödeyeceğini; ek olarak Madde 4 uyarınca talep edilebilecek her türlü tutarın işbu Sözleşme’ye uygun olarak ödeneceğini, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 128. Maddesi uyarınca garanti ve taahhüt eder. ", Madde 12 - " 1. İşbu Sözleşme, taraflarca (her iki tarafın) imzalandığı tarihte yürürlüğe girer. 2. Bu Sözleşme 12 maddeden ibaret olup, Taraflar tarafından tam olarak okunup anlaşıldıktan sonra 2 (iki) nüsha olarak, Taraflar’ca 6 Mart 2024 tarihinde imza altına alınmıştır. 3. BU HUSUSLARI TEYİDEN, aşağıda imzası bulunanlar, tam yetkili olarak bu Sözleşme’yi usulüne uygun olarak Türkçe dilinde imzalamışlardır." şeklinde Azercosmos adına temsilen Av. ... ve ..., ... ve ... adına temsilen Av. ... tarafından imza altına alınmıştır. Somut olayda Protokol, 06.03.2024 tarihinde mahkeme dışında akdedildiği, Protokol uyarınca dava dışı ... dava dışı ... şirketinin, Uydu Sözleşmesi’nden doğan borcunu indirimli olarak 50.000 TL tutarında ödemeye garantör olduğu, yine protokole göre, ilgili ödemelerin tamamlanmasıyla birlikte davalı şirket tarafından kendiliğinden davacı ve dava dışı ... ile ...’in ibra edileceğinin belirtildiği, dekontlardan ve tarafların iddialarından da görüleceği üzere 50.000 TL’lik ödemelerin davalı şirkete yapıldığı, Protokol’ün 3’üncü maddesi uyarınca ödemelerin yapılmasıyla birlikte taraflar birbirini ibra etmiş ve birbirlerine karşı herhangi bir talepleri olmadığını kabul ettiklerini, bu açıdan Protokolün taraflar arasındaki uyuşmazlığı sona erdirmeye yönelik olduğundan sulh sözleşmesi niteliğini haiz olduğu, ilgili Protokol’ün taraflar arasındaki uyuşmazlığı sona erdirmeyi amaçladığından mahkeme dışında akdedilmiş bir sulh sözleşmesi niteliğinde olduğu, protokolün dosyaya sunulmuş olması ve duruşma tutanağına geçirilmiş olması sebebiyle mahkeme huzurunda yapılmış sulh sözleşmesinin sonuçlarına tabi olacağı değerlendirilmiştir. Bunun yanı sıra dekontlardan ve tarafların beyanlarından anlaşıldığı üzere 50.000 TL’lik ödemenin davalı şirkete yapıldığı, davaya konu icra takibinin takipsizlik nedeniyle kapalı olduğu, tahsil harcının ödenmediği ve İcra Müdürlüğü'nün 09.04.2026 tarihli yazı cevabında dosya tahsil harcı tutarının 34,.850,94-TL olduğu görülmüştür. Davalı alacaklı vekili dilekçesinde; ...’in söz konusu sözleşme ilişkisi gereği sunulan hizmetler için 2015 yılının Temmuz, Ağustos ve kısmen Eylül ayı botunca ödemesi gereken toplam 11.100 USD’ı davalıya ödemediği, bunun üzerine icra takibinin başlatıldığı, mal varlığı sorgulamasında ...’ın mal varlığının bulunamadığı, banka hesaplarında herhangi bir meblağa rastlanmadığı, davalı şirketin başlattığı takibin semeresiz kaldığı, gelinen aşamada sermaye şirketine tanınmış olan sınırlı sorumluluk ilkesini tamamen kötüye kullanan bu şirket ortaklarına karşı takip başlatmak zaruretinin hasıl olduğu, davacının ödemenin yapılmadığı dönemde hem şirket ortağı hem yetkilisi olduğu, bu hususların ticaret sicil gazetesinden tespit edilebileceği, diğer bir hususun ... şirketine sonradan yönetim kurulu üyesi olan ...’in de açılan takipte borçlu olarak yer aldığı, ... ile ... ’in baba oğul oldukları, ... şirketi ile ilişkisini kesebilmek ve böylelikle hukuki yaptırımlardan kaçabilmek için gerektiği noktada oğluna hisselerini ve yetkiyi devretme yoluna gittiğinin açık olduğu, tek pay sahibi ve aynı zamanda yetkilisi olan davacı tarafından şirketin içini boşaltmak suretiyle alacaklılardan mal kaçırdığının ortada olduğu, hukuk düzenince asla korunmayacak olan kötü niyetli iş bu tavrın tam da tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasına konu olacağını ifade etmiş bulunmaktadır. Bilindiği üzere, belli bir amacı gerçekleştirmek üzere, müstakil bir kişi olarak örgütlenen, hukuk düzenince kendilerine haklara ve borçlara sahip olma iktidarı tanınmış bulunan kişi ve mal topluluklarına “tüzel kişilik” denilmektedir. Tüzel kişi olmanın en önemli neticesi, tüzel kişilerin, kendilerini meydana getiren kişilerden ve kendilerine mal tahsis eden kişilerden bağımsız bir kişi olarak var olmalarıdır. Bu bağımsızlık unsurunu, “ayrılık prensibi” olarak da nitelendirilmektedir. Tüzel kişi ile onu oluşturan kişi ve mallar arasındaki bu ayrılık prensibinin mutlak bir biçimde uygulanması bazen, hukuk ve ahlak kuralları ile bağdaştırılması mümkün olmayan (haksız) sonuçların doğmasına da sebebiyet verebilir. İşte bu haksız sonuçların giderilmesi amacıyla, “tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi” geliştirilmiştir. Bu teori uyarınca, bazı durumlarda, tüzel kişilik ve onu oluşturan bireyler arasındaki ayrılık prensibi göz ardı edilmeli, yani tüzel kişiliği kuşatan perde aralanmalı ve perdenin ardındaki gerçek kişilere de uzanılabilmelidir. Böylece, tüzel kişi ve onun ardında yer alan gerçek ya da tüzel kişi ya da kişiler, ayrı hukuk süjesi olarak değerlendirilmez ve bunlara bir bütün olarak yaklaşılır. Tüzel kişilik kavramının ardına gizlenerek kanuna karşı hile yapılıyorsa yahut tüzel kişilik maskesi kullanılarak onun ardında yer alan gerçek ya da tüzel kişiler, taraf oldukları sözleşmelerden doğan yükümlülüklerini ihlal ediyorlarsa veya üçüncü kişilere zarar verme amacı güdüyorlarsa, tüzel kişilik perdesinin aralanması ve tüzel kişinin ardında yer alan kişilere de uzanılması, doğrudan doğruya TMK m. 2/f.2’nin bir gereğidir. Gerçekten, “bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz” diyen TMK m. 2/f.2, hâkime, geniş tutulmuş yasa hükmünü daraltma, onun sınırlarını çizme görevi yüklemektedir. Bu bakımdan, bir tüzel kişi ortağının, tüzel kişi perdesinin ardına sığınarak, onu kendi çıkarlarına alet etmesi de, tipik bir hakkın kötüye kullanılması örneği teşkil eder. Böyle bir durum söz konusuysa, tüzel kişilik perdesinin aralanmasının, hatta gerekiyorsa tamamen kaldırılmasının zamanı da gelmiş demektir. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi’nin ... E. ... K. sayılı 24.11.2020 tarihli kararında şu ifadelere yer verilmiştir: (…) Ticaret şirketlerinde sınırlı sorumluluk ya da ayrı malvarlığı ilkesinin alacaklıların menfaatlerine zarar verecek şekilde kötüye kullanılması durumunda alacaklıların hak ve menfaatlerini korumak için ... ve ... hukuk sistemlerinde “Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi” geliştirilmiş ve tüzel kişiliğin arkasına sığınarak durumu kötüye kullanan ortakları veya kardeş şirketleri sorumlu tutma imkanı getirilmiştir. Teorinin amacı, hakkaniyet gerektirdiği zaman tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınılmasının önlenmesidir. Teorinin uygulanmasının yasal dayanağı olarak dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağını düzenleyen MK’nın 2. maddesi kabul edilmektedir. Tüzel kişiliğin varlığı asıl olup borcun yükümlüsü olan bir tüzel kişilik bulunmakta iken bu tüzel kişiliğin malvarlığının alacaklılarının zararına olarak kötüye kullanılması durumu iddia edilip kanıtlanmadığında şirketin ortaklarına ya da başka bir şirkete karşı bu borçtan dolayı yönelinemeyecektir. Ancak tüzel kişiliğin kötüye kullanıldığı bazı istisnai hallerde tüzel kişilik perdesi aralanmak suretiyle gerçek ya da tüzel kişi ortakların sorumluluğu cihetine gidilebilecektir. Teorinin uygulanması sonucunda, tüzel kişiliğe hukuken tanınan kişilik tamamen ortadan kaldırılmamakta, sadece somut olaya özgü olarak istisnaen mutlak olan şahıs ve mal ayrılığı ilkesi uygulanmamaktadır. (...)”Dava konusu somut olayda dava dışı ... ile davalı arasında 01.05.2015 tarihli “... Sözleşmesi”nin akdedildiği görülmektedir. ... kayıtları incelendiğinde dava dışı .... şirketinin kurucusunun ... olduğu, ana sözleşmesinin tescil tarihinin 12/09/2014 olduğu yine ticaret sicil kayıtlarından ...'in 09.12.2015 tarihinde şirketi münferiden temsile yetkili olduğu ve Yönetim Kurulu Başkanı olduğu anlaşılmıştır. Tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının önemli bir istisnasını teşkil etmektedir. Gerçekten de Yargıtay’ın istikrar kazanmış içtihatlarında durum böyledir: Yargıtay 3. HD., E....K.... T. 6.1.2025 sayılı kararı ise şu şekildedir:“(…) Tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi ancak istisnai ve sınırlı durumlarda, titizlikle uygulanması gereken bir teoridir. Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Zira, tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının önemli bir istisnasını teşkil etmektedir(…)” Hal böyle olmakla birlikte somut olayda davacının tüzel kişilik kavramının arkasına saklanarak dürüstlük kuralına aykırı davrandığı, kendisine tanınan hakkı kötüye kullanarak üçüncü kişileri zarara uğrattığı ve davacı gerçek kişinin tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinden kaynaklı sorumlu olduğu iddiası somut delillerle ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır. Somut uyuşmazlıkta dosyaya sunulan ve taraflarca itiraza uğramayan protokol uyarınca; dava konusu borcun ... Platformunun borcu olduğu ve ...'in bu borca garantör olduğu, borcun ...'in borcu olmadığının tarafların kabulünde olduğu, icra dosya borcunun haricen tahsil edildiği, tahsil harcının henüz ödenmediği, tahsil harcının porotokolde ... tarafından ödeneceğinin kararlaştırıldığı, gelinen aşamada davacının takibe konu borçtan sorumlu olmadığının tespiti ile ayrıca protokol uyarınca borcun haricen ödendiği, tahsil harcı tutarı üzerinden yargılama giderine hükmedilmesi gerektiği kanaatine varılmış olup aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenler ve dosya içeriğine göre; 1-Davanın KABULÜ ile ... 26.İcra Müdürlüğü'nün ...sayılı dosyasında takip ve dayanak 01.05.2015 tarihli ... Sözleşmesinden kaynaklı takip nedeni ile davacının davalıya borçlu olmadığının TESPİTİNE, 2-Şartları oluşmadığından İİK 72/5 uyarınca davacı lehine kötüniyet tazminatı talebinin REDDİNE, 3-Harçlar Kanunu gereğince ve karar tarihi itibariyle alınması gereken 16.866,32 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 2.841,74 TL harcın mahsubu ile bakiye 14.024,58 TL harcın davalıdan alınarak hazineye irad kaydına, 4-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T'ne göre hesaplanan ve 34.850,94-TL olarak takdir edilen nisbi vekalet ücretinin davalıdan alınarak kendisini vekil ile temsil eden davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan 2.841,74 TL peşin/nisbi harcı, 5.000,00 TL bilirkişi ödemeleri, 612,50 TL tebligat+posta+diğer masraflar, olmak üzere toplam 8.454,24 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-Taraflarca yatırılan ancak kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde yatıran taraflara İADESİNE, Dair, davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, HMK 342.maddesine uygun olarak düzenlenmiş dilekçenin, HMK 343.maddesi gereğince Mahkememize ve Mahkememize gönderilmek üzere başka yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilmesi ve HMK 344.maddesinde belirtilen harç ve giderlerin yatırılması sureti ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar tefhim edildi, usulen anlatıldı.13/04/2026

Katip ... ¸e-imzalıdır

Hakim ... ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2024/679, K. 2026/266, T. 13.04.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2024-679-e-2026-266-k-d565654d2b80