İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2024/442 E. 2026/46 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2024/442
- Karar No
- 2026/46
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/442 Esas KARAR NO : 2026/46
DAVA : Alacak DAVA TARİHİ : 19/07/2024 KARAR TARİHİ : 20/01/2026
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı ... A.Ş., davalı ... A.Ş.'den 19/02/2020 tarihinde ... marka aracı satın alındığını, aracın 360 derece park asistanı ve otomatik park sistemleri, satın alındıktan bir yıl sonra arızalanmış ve yetkili servise yapılan birçok başvuruya rağmen sorun giderilemediğini, arıza nedeniyle araçta çeşitli gövde hasarları meydana gelmiş, tampon ve gövdede deformasyonlar oluştuğunu, Yetkili servis, davacıyı geçiştirici işlemlerle oyalamış ve haksız şekilde 9.649,15 TL servis bedeli tahsil ettiğini, aracın tamir süreci boyunca davacı, toplamda 95 gün boyunca aracını kullanamamış ve bu süreçte ikame araç temin edilmediğini, Davacı, aracın ayıplı olduğunu ve güvenlik açısından ciddi risk taşıdığını ileri sürerek aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesini talep ettiği ve bunun mümkün olmadığı takdirde, araçtaki değer kaybının tazmini ve araç kullanım mahrumiyetinden kaynaklanan zararlarının karşılanmasını istemektedir. Dava kapsamında, tamir sürecinde haksız tahsil edilen 9.649,15 TL servis bedelinin faiziyle iadesi, 95 günlük araç mahrumiyetinin tazmini ve ikinci el piyasa değerinde oluşan kaybın bilirkişi raporlarıyla belirlenerek ödenmesi ile yargılama giderleri ile vekalet ücretinin de davalı tarafa yükletilmesini istemektedir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı ... A.Ş., davacı ...A.Ş.'nin... marka aracın 360 derece park asistanı ve otomatik park özelliklerinin çalışmadığı gerekçesiyle açtığı davaya karşı cevaplarını sunmuştur. Davalı, öncelikle davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını belirterek, Türk Borçlar Kanunu ve ilgili mevzuata göre ayıplı mal nedeniyle açılacak davaların iki yıl içinde açılması gerektiğini vurgulamış ve davanın zamanaşımı nedeniyle reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Davalı ayrıca, davacının ayıp ihbar yükümlülüğünü süresi içinde yerine getirmediğini ve ticari satışlarda belirlenen sürelere uygun olarak satıcıya ayıp bildiriminde bulunulmadığını iddia etmektedir. Davacının, aracı satın aldığı tarihten sonra uzun süre boyunca kullanmasına rağmen ayıp iddiasında bulunmadığı ve bu sürenin hukuki sonuçları açısından dava hakkını ortadan kaldırdığı belirtilmiştir. Dava konusu araçta üretimden kaynaklı bir ayıp bulunmadığını savunan davalı, arızaların kullanıcı hatası ya da dış etkenlerden kaynaklanabileceğini ileri sürmüştür. Araçta oluşan hasarların davacının hatalı kullanımıyla ilgili olduğu, park asistanının çalışmadığı iddiasına dayanarak aracın sürekli olarak zarar görmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, aracın dört yıl boyunca kullanılmış olmasının, araçta üretim kaynaklı bir ayıp bulunmadığını kanıtladığı ifade edilmiştir. Davalı, aracın misli ile değiştirilmesi talebinin hakkaniyete aykırı olduğunu belirterek, yetkili servis tarafından yapılan onarımların aracın değerinde kayba neden olmayacağını, ayrıca basit onarımlarla çözülebilecek bir sorunun araç değişimini gerektirmeyeceğini savunmuştur. Davacı tarafından araçtan mahrum kalınan sürede ikame araç sağlanmadığı yönündeki iddiaların da gerçek dışı olduğu ve bu konuda herhangi bir zararının belgelenmediği ifade edilmiştir. Davalı ayrıca, davacının haksız yere talep ettiği maddi tazminat ve faiz taleplerinin hukuki mesnetten yoksun olduğunu belirterek, özellikle 14/04/2023 tarihinde değiştirilen tampon sensörünün garanti kapsamına alınmamasının sebebinin, sensörün harici bir etkiyle çatlamış olması olduğunu vurgulamıştır. Davacıdan bu bedelin tahsil edilmesinin hukuka uygun olduğu ve servis kayıtlarının incelenmesi halinde bu durumun kanıtlanabileceği ifade edilmiştir. Sonuç olarak, davalı zamanaşımı, ayıp ihbar süresine uyulmaması, aracın ayıplı olmadığı, kullanıcı hatası ihtimali ve misli ile değişim talebinin hakkaniyete aykırı olduğu gerekçeleriyle davanın reddini talep etmiş ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesini istemiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, ... Şasi no.lu ... marka model aracın misli ile değişimi, mümkün olmaması halinde değer kaybı ile her halükarda araç mahrumiyeti ve servis işlem bedeli istemi yasal şartların oluşup oluşmadığı hususundadır. Mahkememizce tüm deliller toplanmış, gerekli inceleme ve araştırmalar yapılmış Mahkememizce 17/12/2024 tarihli ara karar ile dosyanın otomotiv mühendisliği alanında uzman makine mühendisi bilirkişiye tevdine ile alacak ve tüm dosya kapsamı hakkında rapor düzenlenmesinin istenilmesine karar verilmiştir. 24/02/2025 tarihli bilirkişi raporunda; Dava konusu aracın park sensör sisteminin hayatın olağan akışına aykırı bir şekilde çoğunlukla kullanılamadığı ve beklenen faydayı sağlayamaması nedeniyle ayıplı olduğu, yetkili servis tarafından da doğru bir şekilde onarılamadığı, Aracın mevcut ayıbı nedeniyle rapor tarihi itibariyle 150.000 TL değer kaybına uğrayabileceği, aracın sorunun devam etmesi nedeniyle, onarımının tamamlanamamış olduğu kanaatinin oluştuğu, aracın serviste kaldığı süre ise mevcut araç giriş ve çıkış tarihlerinin dosya içerisinde bulunan bilgi ve belgeler kapsamında kesin tespitinin yapılamaması nedeniyle, ikame araç bedelinin hesaplanamamıştır. Mahkememizce 18/03/2025 tarihli ara karar ile dosyanın eksiklikler tamamlandığında ve davacı tarafça itiraz dilekçesi ekinde sunulan bilgi ve belgeler ile itiraz dilekçesi de incelenmek suretiyle yine ayıbın niteliği ile davacı yanın talep sonucunun terditli olarak değerlendirilmesi suretiyle ek rapor düzenlenmesinin istenilmesine karar verilmiştir. 19/06/2025 tarihli bilirkişi raporunda; Kök raporda da bahsedildiği üzere araçta sistemin çalışmaması nedeniyle oluşan değer kaybının 150.000 TL olacağı yapılan piyasa araştırması sonucu hesaplanmıştır. Değişim hakkına yönelik değerlendirme Mahkeme Başkanlığının takdirindedir. 9.649.15 TL tutarındaki onarım bedelinin, 14.04.2023 tarihinde ödenmiş olduğu fakat bu onarımın akabinde ise sorunun devam ettiği bu sebeple onarım bedelinin ayıplı hizmet nedeniyle, iade edilmesi gerekebileceği kanaati oluşmuştur. Aracın serviste geçirdiği süre ise dava dosya içeriğinde bulunan iş emri atölye nüshaları üzerinden anlaşılması mümkün olmayıp bu durumun kesin tespit edilebilmesi için iş emri açılış ve kapanış nüshalarının paylaşılması mecburidir. Mahkememizce 25/09/2025 tarihli ara karar ile dosyanın yeniden bilirkişiye tevdi ile taraf itirazları ile davacı tarafça sunulan servis giriş çıkış kayıtları ve PDF de dikkate alınarak terditli rapor düzenlenmesinin istenilmesine karar verilmiştir. 04/11/2025 tarihli bilirkişi raporunda; Aracın 159 gün boyunca serviste kalmış olabileceği ve bu kapsamda ekte paylaşılan kiralama fiyat listesi sonucunda 555.000 TL ikame araç bedeli oluşabileceği, Araçtan beklenen makul faydanın sağlanamaması nedeniyle ayıplı olduğu ve basit bir onarım ile giderilemediği, Aracın uzun süreli arızası nedeniyle, satış esnasında normal değerinin altında bir bedelle satılmasına neden olabileceği ve bu nedenle değer kaybına konu olabileceği kanaati oluşmuştur. "Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle "ayıp" kavramı üzerinde durmakta yarar vardır. Ayıba ilişkin düzenleme, sözleşme tarihi itibariyle somut olayda uygulanması gereken 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un (TKHK) 4. maddesinde yer almaktadır. Maddenin 1. fıkrasında; “Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda yer alan veya satıcı tarafından vaat edilen veya standardında tespit edilen nitelik ve/veya niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mal veya hizmetler, ayıplı mal veya ayıplı hizmet olarak kabul edilir” denilmekte, devam eden fıkralarda ise buna ilişkin biçimsel koşullar sayılmaktadır. Yine sözleşme tarihi itibariyle uyuşmazlıkta uygulanması gereken mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 194. maddesi ise: “Bayi müşteriye karşı mebiin zikir ve vadettiği vasıflarını mütekeffil olduğu gibi maddi veya hukuki bir sebeple kıymetini veya maksut olan menfaatini izale veya ehemmiyetli bir suretle tenkis eden ayıplardan salim bulunmasını da mütekeffildir. Bayi, bu ayıpların mevcudiyetini bilmese bile onlardan mesuldür” şeklinde düzenlenmiştir [6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) md. 219 vd.]. Görüldüğü üzere; BK’daki ayıp kavramı ile yukarıda açıklanan 4077 sayılı TKHK’nın 4. maddesinde yer alan ayıp kavramları birbiri ile örtüşmektedir. Ayıp; bir malda sözleşme ve yasa hükümlerine göre normal olarak bulunması gereken niteliklerin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bozuklukların yer almasıdır. Türk Hukuk Lûgatında “Bir malın ya da hizmetin maddi (bir malın niteliklerindeki eksiklik), hukukî (bir malda üçüncü kişilerin ayni hak iddiası) veya ekonomik niteliklerindeki eksiklikler olup genel olarak malın ya da hizmetin değerini veya malda ya da hizmetten beklenen yararları ortadan kaldıran ya da önemli ölçüde azaltan eksikliklerdir” şeklinde tarif edilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 106). Bu çerçevede ayıp kavramının içeriği belirlenirken öncelikle sözleşme hükümlerine bakılmalıdır. Sözleşme ele alınırken bakılacak ilk husus, taraflar arasında satılan malın hangi özellikleri içerdiği konusunda açık bir anlaşmanın olup olmadığıdır. Üzerinde anlaşma olmayan durumda ise sözleşmenin yorumundan hareketle tarafların zımnen bu konuda bir anlaşma yapıp yapmadıklarına bakılacaktır. Zımni anlaşmanın dahi olmadığı durumlarda, sözleşmenin tümü dikkate alınacak ve dürüstlük kuralına göre malın taşıması gereken vasıflar belirlenecektir. Bu anlamda ayıp, malın sözleşmeye göre taşıması gereken nitelikleri taşımaması hâli veya bu hususta özel bir hüküm olmasa da, sözleşmenin niteliği ve içeriği dikkate alındığında, malda mevcut olması gereken vasıfların eksikliği şeklinde ortaya çıkacaktır. Satılan maldaki ayıp açık veya gizli ayıp şeklinde olabilir. Açık ayıplar, ilk bakışta görülebilen veya basit bir muayene ile anlaşılabilen ayıplardır. Buna karşılık gizli ayıplar, ilk bakışta fark edilemeyen, sonradan yapılacak detaylı bir muayene ile anlaşılan ayıplardır. Bu tür ayıplar genelde malın yapısıyla ilgili olan ve kullanılmasıyla anlaşılan ayıplardır. 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 4/2. maddesinde malın ayıplı olması hâlinde alıcının seçimlik haklarının nelerden ibaret olduğu belirtilmiş olup tüketici bu durumda bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Tüketici bu seçimlik haklarından biri ile birlikte ayıplı malın neden olduğu ölüm veya yaralanmaya yol açan ve kullanımdaki diğer mallarda zarara neden olan hâllerde imalatçı-üreticiden tazminat isteme hakkına da sahiptir. Yukarıda bahsedildiği üzere TKHK, tüketicinin ayıp nedeniyle doğan seçimlik haklarının kullanılması açısından herhangi bir sınır içermemekte ve ayıbın varlığı hâlinde tüketici seçimlik haklarından istediğini tercih edebilmektedir. Ancak bazı durumlarda taraflar arasındaki ayıba ilişkin ihtilâfın çözümünde Kanun’un öngördüğü bu serbest tercih imkânı, somut olayın özellikleri dikkate alındığında adaletli bir sonuca ulaşılmasını engelleyebilir. Nitekim, bu gibi durumlar sonradan yürürlüğe giren 6502 sayılı TKHK’un hazırlanmasında dikkate alınan Avrupa Parlamentosu ve Konseyi 25.05.1999 tarihli ve 1999/44/EC sayılı Tüketici Mallarının Satımının ve İlgili Garantilerin Bazı Yönleri Hakkında Yönergesi’ne de konu olmuş, Yönerge’nin 3/6. maddesinde ayıbın önemsiz olması hâlinde tüketicinin sözleşmeden dönemeyeceği belirtilmiştir. Yine 6502 sayılı TKHK’un 11/3. maddesinde bulunan “Ücretsiz onarım veya malın ayıpsız misli ile değiştirilmesinin satıcı için orantısız güçlükleri beraberinde getirecek olması hâlinde tüketici, sözleşmeden dönme veya ayıp oranında bedelden indirim haklarından birini kullanabilir. Orantısızlığın tayininde malın ayıpsız değeri, ayıbın önemi ve diğer seçimlik haklara başvurmanın tüketici açısından sorun teşkil edip etmeyeceği gibi hususlar dikkate alınır” hükmü de bu konudaki ihtiyaca yöneliktir (Hukuk Genel Kurulunun ...tarihli ve ... Esas,...Karar sayılı kararı). Yine bu kapsamda; genel hükümlerde, satıcının ayıptan sorumluluğuna ilişkin olarak BK’nın 202. maddesi (TBK md. 227) önem taşımaktadır. Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkimin, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebileceği düzenlenmiştir. Bazı durumlarda ise ayıba bağlı seçimlik haklar yönünden tüketicinin tercihi, ayıbın şekli, malın değeri, ayıbın ileri sürülüş süreci gibi her somut olayda farklılık taşıyan kıstaslar çerçevesinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2/2. maddesindeki hakkın kötüye kullanılması hâli olarak dahi değerlendirilebilecek ve hâkimin dürüstlük kuralına uygun olmayan tercihe müdahalesi gündeme gelecektir. Son dönemde alınan yargısal kararlarda da (Hukuk Genel Kurulunun ... tarihli,...Esas,... Karar; 06.11.2015 tarih, ... Esas, ... Karar sayılı kararları) tüketicinin tercihi yönünde verilecek hükmün hak ve menfaatler dengesini aşırı ölçüde bozar mahiyette olmaması gerekliliğine değinilmiştir. Seçimlik haklarına ilişkin tercihinde tüketicinin serbestliği asıl olduğundan, hak ve nesafet dengesinin gözetiminde somut olayın özelliklerinin titizlikle değerlendirilmesi gerekliliği gözden kaçırılmamalıdır." (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ... Esas ve...Karar sayılı ilamı) Tüm bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde; Davacı tarafça, davalı ...A.Ş.'den 19/02/2020 tarihinde ... marka aracı satın alındığını, aracın 360 derece park asistanı ve otomatik park sistemleri, satın alındıktan bir yıl sonra arızalanmış ve yetkili servise yapılan birçok başvuruya rağmen sorun giderilemediğini, arıza nedeniyle araçta çeşitli gövde hasarları meydana geldiğin,, tampon ve gövdede deformasyonlar oluştuğundan bahisle misli ile değişimi mümkün olmaması halinde değer kaybı ile her halükarda araç mahrumiyeti ve servis işlem bedeli istemiyle iş bu davanın açıldığı, mahkememizce aldırılan ve hükme esas alınan bilirkişi raporuyla dava konusu aracın park sensör sisteminin hayatın olağan akışına aykırı bir şekilde çoğunlukla kullanılamadığı ve beklenen faydayı sağlayamaması nedeniyle ayıplı olduğu, yetkili servis tarafından da doğru bir şekilde onarılamadığı, aracın mevcut ayıbı nedeniyle rapor tarihi itibariyle 150.000 TL değer kaybına uğrayabileceği, 9.649.15 TL tutarındaki onarım bedelinin, 14.04.2023 tarihinde ödendiği, aracın 159 gün boyunca serviste kalmış olabileceği ve bu kapsamda ekte paylaşılan kiralama fiyat listesi sonucunda 555.000 TL ikame araç bedeli oluşabileceği hususunun tespit edildiği, davacı yanın misli ile değişim talebinin yönünden BK’nın 202. maddesi (TBK md. 227) önem taşıdığı, alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkimin, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebileceği, bazı durumlarda ise ayıba bağlı seçimlik haklar yönünden tercihin, ayıbın şekli, malın değeri, ayıbın ileri sürülüş süreci gibi her somut olayda farklılık taşıyan kıstaslar çerçevesinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2/2. maddesindeki hakkın kötüye kullanılması hâli olarak dahi değerlendirilebilecek ve hâkimin dürüstlük kuralına uygun olmayan tercihe müdahalesi gündeme geleceği, aracın değeri ile onarım bedeli ve araç değer kaybı dikkate alındığında misli ile değişim talebinin menfaatler dengesine uygun olmadığı anlaşılmakla iş bu alacak kalemi yönünden redde karar vermek gerekmiş zarar kalemleri yönünden aldırılan ve denetime elverişli rapora itibar edilerek; davanın kısmen kabulü ile; davacının misli ile değişim talebinin reddine, davacının 150.000,00-TL değer kaybı ve 555.000,00-TL araç mahrumiyeti alacağının dava tarihinden itibaren, 9.649,15-TL servis işlem bedeli alacağının (1.000,00-TL'si için 14/04/2023 tarihinden itibaren, 8.649,15-TL servis bedeli alacağının ıslah tarihinden itibaren) işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere; Davanın KISMEN KABULÜ İLE; 1-Davacının misli ile değişim talebinin reddine, 2-Davacının 150.000,00-TL değer kaybı ve 555.000,00-TL araç mahrumiyeti alacağının dava tarihinden itibaren, 9.649,15-TL servis işlem bedeli alacağının (1.000,00-TL'si için 14/04/2023 tarihinden itibaren, 8.649,15-TL servis bedeli alacağının ıslah tarihinden itibaren) işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3-Fazlaya ilişkin istemin reddine, 4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince hesaplanan 48.817,68-TL nispi karar harcının,Peşin Harç 15.524,77-TL, Islah Harcı 9.608,66-TL toplam 25.133,43-TL harcın mahsubu ile eksik kalan 23.684,25-TL harcın davalıdan tahsili ile HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 5-Kabul edilen miktar üzerinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan 113.197,37-TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-Reddedilen miktar üzerinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan 7.649,15-TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 7-Davacı tarafından yapılan dava açılarken yatırılan toplam 25.621,83-TL (Peşin Harç 15.524,77-TL, Islah Harcı 9.608,66-TL, Vekalet Suret Harcı 60.80-TL, Başvurma Harcı 427.60-TL) harcın davalıdan alınarak, davacıya verilmesine, 8-Davacı tarafından yargılama aşamasında yapılan toplam 5.614,00-TL (614,00-TL tebliğler ve posta, 5.000,00-TL bilirkişi ücreti) yargılama giderinin davadaki kabul ve red oranına göre hesaplanan 5.554,55-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak, davacıya verilmesine, bakiye yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 9-Davalı tarafından yargılama gideri olmadığından hüküm kurulmasına yer olmadığına, 10-Arabuluculuk ücreti olan 3600,00-TL’nin davadaki kabul ve red oranına göre; 3.561,88-TL ‘sının davacıdan, 38,12-TL’sının davalıdan alınarak, hazineye GELİR KAYDINA, 11-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayarak artan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgili tarafa iadesine, Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içinde İstinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.20/01/2026
Katip ¸
Hakim ¸