İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2024/250 E. 2025/75 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2024/250
- Karar No
- 2025/75
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/250 Esas - 2025/75 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2024/250 KARAR NO : 2025/75
.... DAVA : Marka Marka YİDK Kararının İptali DAVA TARİHİ : 27/05/2024 KARAR TARİHİ : 19/02/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 19/02/2025 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, .... olduğunu, kuruluş amacı ve konuları arasında klinik, mat pilates, fizyoterapist eşliğinde egzersiz, manuel terapi, fizyoterapi gibi hizmetleri içerdiğini bu hizmetleri ve işlemleri yapabilecek belge, sertifika ve diplomaya sahip tarafın müvekkil..... arasında iş ortaklığının bulunduğunu, müvekkilinin ... ile olan ortaklığının sonlandırılması sürecinin... Dosya Numaralı arabuluculuk dosyası ile yapılan görüşmeler sonucunda anlaşamama şeklinde bittiğini, bir marka üzerindeki öncelik hakkının o markayı ihdas eden ve piyasada bilinir hale getiren kişiye ait olduğunu, müvekkilinin ... nezdinde "fizyoself" ibareli markası için başvuruda bulunduğunu, bu nedenle tescil, marka hakkı bakımından kurucu etkiye sahip olduğunu, tescil ilkesi uyarınca, herhangi bir markayı ilk defa tescil ettiren kişinin marka hakkına sahip olacağını, müvekkilinin iyiniyetli ve dürüstlük kuralı çerçevesinde davrandığını, somut olay açısından marka sahibinin müvekkilinin olduğunu, şirketin hak sahibi olarak başvurusunun iyi niyetli ve marka için başvurma hakkı tanıdığını, kelimelerin aynı olması halinde iltibastan söz edilemeyeceği açık olmakla markaların ihtiva ettiği farklı renk ve şekil unsurları ile yazım şekilleri de nazara alındığında her iki marka da biçimsel ve fonetik yönden birbirleri ile ayrıştığını, taraf markalarının salt aynı sınıfta yer almaları ve hizmetlerinin örtüşmesinin iltibasın varlığı için yeterli olmadığını beyan ederek .... sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; başvuru sahibi ...’ün, itiraz sahibi .... Merkezi ve Danışmanlığı Sanayi Ticaret Limited Şirketi’nin eski ortağı olduğunu, hatta dava konusu başvurunun yapıldığı tarih itibariyle şirket ortaklığının devam ettiğini, bu kapsamda başvuru sahibinin "fizyoself" ibareli başvuruyu, itiraz sahibi şirketten haberi olmaksızın yapmış olmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığını, ayrıca başvuru sahibinin.... kendisine ait olduğuna dair yeterli bilgi ve belge sunamadığı ve bu iddiasını ispatlayamadığını, bu itibarla dava konusu başvurunun iyi niyetle yapılmış bir başvuru olarak kabul edilemeyeceğini ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı firma dilekçesiyle özetle; davalı nezdindeki firmanın şirket müdürü ... ve davacı ... tarafından birlikte kurulduğunu, davacının diğer ortağı olan ...’den habersiz olarak hasta ve danışan portföyünü şirketi devre dışı bırakarak haksız kazanç elde ettiğini, yapılan itirazların davalı kurum nezdinde kabul edildiğini, itiraz dilekçesinde ve ekinde gerekli delillerin sunulduğunu, Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, .... Kararının iptali koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, .... markasının 44. sınıfta yer alan hizmetler için başvuruda bulunulduğu, markanın ilk incelemeden geçerek 27.05.2022 tarih ve 397 sayılı Resmi Marka Bülteninde ilan edildiği, davalı tarafından 6/2, 6/3, 6/4, 6/6 ve 6/9 maddelerine dayanılarak itiraz edildiği, davacının karşı görüş sunduğu, MDB tarafından bu itirazın reddedildiği, davalının bu karara itiraz ettiği ve itirazının nihai olarak .... sayılı kararı ile itirazın kabulüne ve başvurunun reddine oybirliği ile karar verildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER: SMK 6/2, 6/3, 6/4 ve 6/6 Maddeleri Bakımından Değerlendirme SMK 6/2 fıkrası "Ticari vekil veya temsilcinin, marka sahibinin izni olmaksızın ve haklı bir sebebe dayanmaksızın markanın aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kendi adına tescili için yaptığı başvuru, marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir." hükmünü içermektedir. Markanın gerçek sahibinin ticari vekili veya temsilcisinin, markanın gerçek sahibinin izni olmaksızın markanın aynısını ya da ayırt edilemeyecek kadar benzerini, haklı bir sebep olmaksızın kendi adına tescil ettirmek üzere başvurması durumunda, SMK'nun 6/2 maddesi gereğince bu başvurunun itiraz üzerine reddi mümkündür. Bu durum aynı zamanda bir hükümsüzlük nedenidir. Doktrinde kabul edildiği üzere madde metninde ticari vekili veya ticari temsilcisinin geniş yorumlanması gerekmektedir. Marka sahibinin Türkiye’deki tek satıcısı, dağıtıcısı, acentesi veya lisans alanı, temsilcisi gibi kimseler madde kapsamında değerlendirilir. “Bir yabancı işletme, pazar şartları dolayısıyla, markasının Türkiye’de kendi adına değil de vekili adına tescil edilmesini uygun görebilir. Vekil adına müseccel markanın sahibi vekildir. Vekil ile işletme iç ilişkide arzu ettikleri düzenlemeyi yapabilir, bu arada, markanın belli bir süre sonra işletmeye dönmesini de öngörebilirler. Taraflar arasındaki ilişki, somut olayın özelliklerine göre nitelendirilebilir, ancak inanca dayalı olduğu şüphesizdir. Bu tür markalar vekil markaları diye anılırlar. “Vekil” veya “Temsilci” sözcükleri kavram anlamlarından geniş olarak yorumlanır. İsterse BK.m.32 ve BK.m.386 vd. hükümlerine göre temsil veya vekalet ilişkisi bulunmasın, bir iş veya benzer ilişkinin varlığı halinde de anılan hükümler uygulanır. Tek satıcı, acente, komisyoncu, franchise alan da vekil sayılmalıdır.” Somut olayda, davacı şirket ortağı konumunda olup, şirket müdürü sıfatına da haiz olmadığından direk olarak ticari temsilci olarak nitelendirilemeyeceği, 6769 sayılı SMK’nın“marka tescilinde nispi ret nedenleri”nin düzenlendiği 6. maddesinin 3. fıkrasında; “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.” denilmektedir. Bu hüküm markanın gerçek sahibinin eskiye dayalı kullanımını tescilden üstün tutarak gerçek hak sahibinin korunmasını sağlamaktadır. Bu madde hükmünde yer alan itirazın kabul edilebilmesi için itiraz sahibinin o işaret üzerinde başvuru tarihinden önce hak sahibi olması veya rüçhan hakkını elde etmesi ve bunları ispat etmesi gerekmektedir.
Tescil, bir markanın daha özel hükümlerle korunmasını sağlar. SMK, istisnai olarak, marka hakkının tescile dayanmadan ilk kullanım yoluyla da elde edilebileceğini ve korunabileceğini de kabul etmiştir. Ancak, bu hakkın ne zaman ve nasıl oluşabileceğinin kriterlerini düzenlememiştir2. 6769 sayılıSMK’nın “Marka Tescilinde Nispi Ret Nedenleri” başlıklı 6. maddesinde, marka olarak tescil ettirilmek istenen işaret üzerinde tescil başvurusundan önce hak kazanmış kişilerin hukukunu korumaya yönelik hükümler bulunmaktadır. Söz konusu maddenin 3. fıkrasına göre bir işaret üzerinde, bu işaretin – üçüncü bir kişi tarafından-marka olarak tescili amacıyla başvurusu yapılan tarihten veya başvuru tarihinde belirtilen rüçhan tarihinden önce, bir hak elde edilmiş ise, bu hakka sahip kişi, söz konusu işaretin tesciline itirazda bulunabilir. Bu hüküm, işaret üzerinde ilk kullanma yoluyla haksız rekabet hükümlerine göre kazanılan hakkı üstün tutmayı amaçlamıştır. Bu bağlamda hak sahibinin işaretin sonradan bir başkası tarafından kullanılmasını yasaklaması TTK 57/5 ve 58/I, b’den kaynaklanmaktadır . İtiraz hakkının varlığı tescilsiz işaretin ticaret sırasında kullanılmış olmasını (SMK 6/3) gerekli kılar. “Ticaret sırasında kullanma” ile marka hukukuna özgü kullanma kastedilmektedir.Markasal kullanım, öğretide işareti taşıyan mal ve/veya hizmetlerin köken itibariyle diğer mal ve/veya hizmetlerden ayırt edilmesini sağlamaya yönelik olduğunun alıcılar tarafından anlaşılmasını mümkün kılacak şekilde kullanılması biçiminde tanımlanmaktadır. Ancak markaların kaynak gösterme fonksiyonu dışında reklam, iletişim, kalite, yatırım ve garanti fonksiyonlarının da bulunduğu göz ardı edilmemelidir. Madde metninde bahsedilen tescil edilmeden kullanılan bir marka veya ticarette kullanılan ticaret unvanı, işletme adı, alan adı gibi işaretlerdir. İtiraz veya dava hakkının varlığı tescilsiz işaretin ticaret sırasında kullanılmış olmasıdır. Ticaret sırasında kullanma ile marka hukukuna özgü kullanma kastedilmektedir. Ancak SMK’da “piyasada maruf hale getirme” şartından söz edilmese de bu şartın “zımnen” 6/3 maddesi hükmünde yer aldığını kabul etmek gerekir. Buna göre tescilsiz bir işaret üzerinde bir hakkın doğması ve korunması için, o işarete kullanım yoluyla hukuken korunması gereken bir ekonomik değer kazandırmak gerekir. Bu ise işaretin “asgari bilinirlik düzeyi”ne ulaşması ile mümkündür. Asgari bilinirlikten anlaşılması gereken, işaretin kullanım sonucunda belirli bir yer, bölge veya piyasada bilinir hale gelmesidir. Aksinin kabulü, piyasada işareti “ilk” kullanan kişiye korunma sağlanacağı anlamına gelir ki, bu “SMK hükümleri uyarınca sağlanan korunmanın tescil ile elde edileceği” ilkesini anlamsız hale getireceği gibi hakkaniyet ile de bağdaşmaz. Bütün bunlara göre; Davalı tarafından itiraz aşamasında sunulan deliller sıralanmıştır. Dilekçesinde firmanın tanınmış olduğuna dair beyanı bulunmakla birlikte bu konuda bir delil sunulmamıştır. Her hangi bir şekilde sosyal medya/web site kullanımlarına vb olgulara ilişkin deliller bulunmamaktadır. Bunun yanıda, tarafların şirket ortağı olduğu, bir tüzel kişilik altında birleştikleri, ticari markanın aksi belirtilmedikçe tüzel kişiliğe ait gayri maddi bir hak olduğu ortadadır. Ancak delil bazında incelendiğinde, sunulan delillerin SMK 6/3 kapsamında gerçek hak sahipliğini ispatlamaya yetmeyeceği, Keza yine, 6769 sayılı SMK’nın “Marka tescilinde nispi ret nedenleri” başlıklı 6. maddesinin 6. bendinde; “Tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusu reddedilir....” denilmektedir. Aynı kanunun yine birinci kitabının beşinci kısmında 25. Maddede; “Hükümsüzlük hâlleri ve hükümsüzlük talebi” başlığı altında, 1. Bentte; “5 inci veya 6 ncı maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir.” denilmektedir. Yani, m. 6/6 hükmünde düzenlenen hallerin bir marka tesciline uygulanabilir olması halinde, o tescilli markanın hükümsüzlüğüne karar verilebilmektedir. Buna göre; bu hüküm kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak, ....kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı, alan adı girer. Yargıtay içtihatlarında da açıkça dile getirildiği üzere; KHK 8/3 (SMK 6/3) maddesinde yer alan "ticaret sırasında kullanılan işaret" ifadesinin kapsamı içerisine ticaret unvanları, işletme adları, isim, fotoğraf, telif hakkı vs. sokulabilir. Aynı maddenin 5. fıkrasına (SMK 6/6) göre de, tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismi, ticaret unvanı, fotoğrafı veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını kapsaması halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusunun reddedileceği belirtilmiştir. SMK md. 6/6 uyarınca ticaret unvanlarına tanınan koruma, fiilen kullanıldığı faaliyet konularını kapsamakta olup, fiilen kullanılmayan konularda koruma sağlanırsa ticaret unvanları markalara karşı gereğinden fazla korunmuş olur. Ayrıca, bu işaretin ticaret unvanı kullanımından öte ayırt edici özellik kazanacak şekilde tek başına veya baskın unsur olarak aynı tür mal ve hizmetler bakımından markasal kullanımının ispatı gerekir. Aynı yukarıda belirttiğimiz üzere, davalı tarafından sunulan delillerin bu madde kapsamındaki korumadan yararlanabilmesi için yeterli olmadığı,
KÖTÜ NİYET İDDİALARI ; Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir. Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir. Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir. Somut olayda, Davalı firma olan .... ile ...’nün birlikte kurduğu Ticaret Gazetesi ile sabit olup, davalı taraf tarafından sunulan ihtarnemelerle de aralarında husumet olduğu, iş bu ihtarname tarihleri incelendiğinde davacı şahsın cevap ihtarnamesi 07 Nisan 2022 tarihinde olup, kendi beyanı ile ortaklıktan çıkma talebi olduğu, bu noktada başvuru tarihi olan 10.02.2022 tarihinde davacı şahsın halen şirket ortaklığının devam ettiği, hisse devri işlemlerinin yapılmadığı, bu noktada davacı şahsın “şirket içindeki pozisyonu gereği şirket menfaatlerini korumakla yükümlülüğü, kendisi adına yapılacak bir tescilin şirkete zarar vereceğini bilmesi, tescil konusunda şirketi bilgilendirmemesini “hileli davranış” olarak nitelendirilebileceği, Netice itibariyle, SMK 6/2, 6/3, 6/4, ve 6/6 bakımından yapılan incelemede sunulan delillerin ilgili maddelere dayanan hakları ispatlamaya yetmediği, Davacı şahsın şirket ortağı olması nedeniyle izinsiz başvurunun “hileli davranış” sayılabileceği , ulaşılan bu kabuller doğrultusunda kötü niyetin kabulü için mahkememizce yeterli kanaate ulaşıldığı, kurum kararının hukuka uygun olduğu sonuçlarına varılmış davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 187,80.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, Davalı kurum kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Davalı şirketin yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, diğer davalı şirketin vekil veya temsilcisinin yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ...... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.19.02.2025
Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır