İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2024/246 E. 2025/59 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2024/246
Karar No
2025/59
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/246 Esas - 2025/59 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2024/246 KARAR NO : 2025/59

.... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali DAVA TARİHİ : 24/05/2024 KARAR TARİHİ : 13/02/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 13/02/2025 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkil .... en yetkin ve önde gelen moda okulu olup hem ulusal hem de uluslararası platformlarda kabul görmüş bir kurum olduğunu, 15 yılı aşkın süredir moda profesyonelleri yetiştirdiğini, sektörde okulun adı '...' olarak bilindiğinden baş harflerinin kısaltmasından oluşan ''.... başvuru numaralı "mifw metaverse istanbul fashion week" ibareli başvuruya yapılan itirazın reddedildiğini, bu kararın hatalı olduğunu, müvekkilin gerçek hak sahibi olduğu "istanbul fashion week" markasını gerek yurt içinde gerek yurt dışında, tescil kapsamındaki mal ve hizmetler yönünden yoğun ve aralıksız olarak kullanıldığını, müvekkili tarafından her yıl hazırlanan faaliyet raporlarında, ilgili yıllara ait akademik programlar, sürekli eğitim programları, yaz okulları, ilgili takvim yılına ait etkinlikler ve işbirlikleri, fuarlar, sergiler vs. içeriklerin yer aldığını, "istanbul fashion week" markasının müvekkil tarafından geçmiş yıllardaki kullanımlarını ispatlayan buna dair gerçek hak sahipliğini gösterir belgelerin ....e sunulduğunu, Müvekkiline ait markaların, başvuru konusu mal ve hizmetler yönünden ciddi surette kullanımı olan ve bu kullanım yoluyla ayırt edicilik kazanmış bir marka olduğunu, müvekkilin Türkiye'de eskiye dayalı kullanımları sabit olan ve basit bir Google aramasında dahi sayısız sonuç içerisinde ilk sıralarda yer alan istanbul fashion week markasının duyulmamış olması, bilinmemesinin inandırıcılıktan uzak olup kötü niyetli olduğunu, aynı sektörde ve aynı nitelikte faaliyet gösteren başvurucunun bunları göz ardı etmesi kabul edilemez olup iyi niyetten uzak bir durum olduğunu, müvekkili markasının tanınmış olduğunu, bahse konu markalar açısından ortalama bir tüketici üzerinde karıştırılma ihtimali olduğunu beyan ederek .... sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; markaların bir bütün olarak değerlendirilmesi halinde, markaların genel izlenimi ve diğer farklı unsurları da dikkate alındığında; davacı markalarının ilgili tüketici tarafından başvuru konusu marka ile benzer olarak algılanması ve karıştırılma ihtimalinin doğmasının mümkün olmadığını, davacı markalarında “İstanbul”, ....” gibi unsurlardan oluşan markalar olduğunu, Türkçe “moda” anlamına gelen “fashion” sözcüğü, Türkçe “hafta” anlamına gelen “week” sözcüğü ve“İstanbul” coğrafi yer adından oluşan bu markaların genel itibariyle ayırt ediciliklerinin düşük olduğunun anlaşıldığını, markalar arasında ortak olarak yer alan “....” ibaresinin....” anlamına geldiği ve ilgili sektörde ayırt edicilik sağlayabilecek nitelikte bir ibare olmadığını, zayıf ibareler olduğunun açık olduğunu, markaların genel görünümleri karşılaştırıldığında birbirlerinden farklı oldukları aralarında iltibas tehlikesinin bulunmadığı görüleceğini, markaların vurguyu üzerinde taşıyan ilk hecelerinin tamamen farklı olduğu, markaların farklı seslerle başladığı ve bu durumun da görsel, işitsel ya da anlamsal ilişki kurulmasının önüne geçtiğinin ortada olduğunu, mevcut olan farkların markaların birbirlerinin serisi olarak algılanmayacağını, ilişkilendirme ihtimali de dahil iltibas oluşmayacağını başvuru markası ile davacı markasının genel görünümünün oldukça farklı olduğunu, markalar arasında ortak bulunan ibarenin ayırt ediciliğinin düşük olduğunu, İki marka arasındaki farklar karşısında, tüketicilerin, iki farklı marka karşısında olduklarının farkına varabileceklerini, markaların farklı üreticilere ait markalar olduklarını anlayabileceklerini ve bu nedenle üreticileri arasında idari veya ekonomik bir bağ kurmayacaklarını, mevcut farklar karşısında, markaların birbirinin serisi olarak algılanmayacağı, aralarında benzerlik bulunmayan davalı markasının, davacıya ait markaya zarar vermeyeceği ve sulandırmayacağının da açık olduğunu beyan ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalılar vekili dilekçeleriyle özetle; davacı markası incelendiğinde markanın sadece söz konusu etkinliğin adı, içeriği hakkında bilgi verdiğini, bir markanın temel fonksiyonu olan ayırt etme işlevini yerine getirmeyen ibarelerden oluştuğunu, davacı her ne kadar markasının kullanımla ayırt ediciliği kazandığı iddiasında ise de; bu iddiaya katılabilmek mümkün olmadığını, zira, Kurum nezdinde “.... ibareli tescilli birçok markanın bulunduğunu ve halihazırda hizmetleri tanımlarken kullanılmakta olup sadece bu husus dahi davacı markasının ayırt ediciliği zayıf ibarelerden oluştuğunun ve ayırt edicilikten uzak olduğunu kanıtlar nitelikte olduğunu, markalar arasında ortak olarak yer alan “İstanbul Fashion Week” ibaresinin “İstanbul Moda Haftası” anlamına geldiğini ve ilgili sektörde ayırt edicilik sağlayabilecek nitelikte bir ibare olmadığını aksine zayıf bir ibare olduğunu, etkinlik adından oluşan markalar, geniş kapsamlı organizasyonlarin ya da sempozyum, yarışma gibi faaliyetlerin adlarını içeren işaretlerden oluştuğunu, eğer etkinlik adı tüketici zihninde, talep edilen mal ve/veya hizmet ile etkinlik arasında bağ kuruyorsa söz konusu marka tanımlayıcı ve ayırt edicilikten yoksun kabul edileceğini, zira etkinlik adları mal veya hizmetlerin ticari kaynağına yönelik bilgi vermekten ziyade etkinliğin içeriği hakkında bilgi sunduğunu, davacı markasının sadece etkinliğin adı ve içeriği hakkında bilgi verdiğini, müvekkili markasının markayı oluşturan kelime kombinasyonunun olağandışı yapısından dolayı, başvuruya konu kombinasyonun ....meydana getirdiği anlamın kelimelerin tek tanımlayıcı anlamlarından öte bir anlama kavuşması sebebiyle de markanın farklı ve özgün olduğunu, ayırt ediciliği düşük ve birçok farklı marka sahibi tarafından da halihazırda kullanılan...." ibareli davacı markasına davacının iddiasının aksine marka hakkının amacını aşacak şekilde bir koruma verilemeyeceği açık olduğunu, ancak davacı tamamen aksi yönde ".... ibareli, ayırt ediciliği zayıf olan markaları üzerinden adeta bir tekel hakkı sağlamayı amaçlayarak sınıf kapatma gayesiyle hareket ettiğini, ....Türkçe tabiriyle sanal evren, geleneksel kişisel bilgisayarların yanı sıra sanal ve artırılmış gerçeklik cihazları aracılığıyla kalıcı çevrimiçi 3 boyutlu sanal ortamları destekleyen, İnternet'in varsayımsal bir yinelemesi olduğunu, bu teknoloji kullanılarak sanal ortamda defile imkanı sunulduğunu, tüketiciye hizmetin kaynağını açıkça işaret ettiğini, dolayısıyla müvekkil markasında yer alan .... ibaresinin ayırt edici ibare olduğu ve tanımlayıcı nitelikle olmadığının kabul edilmesi gerektiğini, zira müvekkilinin tescil ettirmiş olduğu markası ile davacı markasından farklı, sanal ortamda defile imkanı sunan bir hizmete işaret ettiğini, ayrıca müvekkilinin markasında büyük puntolarla yazılmış “.... kısaltmasının da davacı markası ile benzerliği tamamen ortadan kaldırdığını, müvekkili markasının bir bütün olarak ortalama tüketici kitlesi üzerinde bıraktığı algı ve izlenim itibariyle ayırt edici niteliğe sahip olduğunu, müvekkil markasında bulunan bu ayırt edici ibarelerin, davacı markası ile ilişkilendirme ihtimalini ortadan kaldırdığını, seri marka olarak algılanmasını ve iltibas tehlikesinin tamamen önüne geçtiğini, her iki marka yan yana konulduğunda da, asli ve esas unsur bakımından tamamen birbirinden farklı olduğunun görüleceğini, davacının, müvekkilinin markasının sadece belli bir kısmını alarak ve ayırt edici unsuru göz ardı ederek benzerlik değerlendirmesi yapması ve iltibas iddiasında bulunmasının hakkaniyetle bağdaşmayacağını ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, .... Kararının iptali koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde....numara ile 35 ve 41.sınıfta yer alan hizmetler için marka tescil başvurusunda bulunulduğu, markanın 12.04.2022 tarih ve 394 sayılı Resmi Marka Bülteninde ilan edildiği, davacının.... unsurlu markalarını mesnet göstererek SMK 6/1 maddelerine dayanarak itiraz ettiği, davalıların bu itiraza karşı görüş sunduğu,.... tarafından itirazın reddedildiği, davacı tarafından bu karara aynı gerekçelerle itiraz edildiği, davalıların yeniden karşı görüş sunduğu ve itirazların .... 18.03.2024 tarih ve....sayılı kararı ile nihai olarak itirazın reddine karar verildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER; BENZERLİK VE İLTİBAS İHTİMALİ; SMK 6/1 maddesi uyarınca; tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı veya benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı veya benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. Dolayısıyla markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesinin ilk koşulu; markaların tescilli oldukları sınıfların aynı olması veya birbirine benzer olmasıdır. Markaların tescilli oldukları veya tescili talep edilen mal veya hizmetlerin benzerliğine kanaat getirilmesi halinde, ikinci şart olan markaların benzerliğine geçilir. Görüldüğü üzere karıştırılma ihtimalinin varlığı için çifte benzerlik şartının gerçekleşmesi ve her iki benzerliğin de dikkate alındığı genel izlenim ve değerlendirmeye göre ilişkilendirilme ihtimali dâhil karıştırma ihtimalinin bulunduğu kanaatine varılması gerekmektedir. EMTİALARIN BENZERLİĞİ; Doktrinde de kabul gördüğü üzere, markalara ait mal veya hizmet listelerinde yer alan emtiaların "benzer" olup olmadığının değerlendirilmesinde, sınıflandırmaya ilişkin ulusal ve uluslararası düzenlemeler bağlayıcı kesin kurallar içermemektedirler. Bu nedenle, inceleme konusu markaların emtia listelerindeki sınıf numaralandırması ile bağlı kalınmaksızın, karşılaştırılan emtia listelerinin "aynı veya benzer" mal veya hizmetlerden oluşup oluşmadığı incelenmelidir. “Marka kapsamındaki mal ve hizmetlerin aynı veya benzer tür olup olmadığı hususunda 1957 yılında yapılmış olan “Uluslararası Nice Protokolü” kapsamında hazırlanan “Mal ve Hizmetlerin Sınıflandırılmasına İlişkin Tebliğ” hükümlerine ve bunun ekindeki sınıflara ve alt gruplara göre yapılan listenin dikkate alınması gerekmekle birlikte tek başına listenin bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Bu anlamda, ilişkilendirmenin varlığı için mal ve hizmetlerin tamamen aynı sınıfta veya aynı alt grupta yer alması gerekmez.” Zira asıl olan, işaretlerin, kapsamlarındaki mal veya hizmetler üzerinde tescilli bir marka olarak kullanılması durumunda, tüketici nezdinde karıştırılma ihtimaline yol açıp açmayacağıdır. Bu nedenle, mal ve hizmet sınıf ve alt gruplarında benzerlik araştırmasında piyasanın anlayışı, benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, mal veya hizmetlerin birbiri yerine ikame edilebilme ve rekabet olanaklarının olup olmadığı, birinin diğerini tamamlama imkânı olup olmadığı, mal veya hizmetlerin dağıtım kanallarının ortak olması, aynı veya yan yana raflarda satışa arz edilip edilmediği kullanım yöntemleri, hedeflenen müşteri kesiminin aynı olup olmadığı hususlarının araştırılması gereklidir. Markalar arasında iltibas değerlendirmesinin ilk koşulunun, taraf markaları kapsamındaki emtiaların benzerliği olduğu hususu Yüksek Mahkemenin birçok kararında da açıkça belirtilmiştir. Nitekim ... nezdinde verilen kararlarda da malların benzerliğine ilişkin değerlendirmenin, mal ve hizmetler arasındaki ilişkilerin ilgili özellikleri dikkate alınarak yapılması gerektiğini, bu özelliklerin, malların doğaları, kullanım amaçları, kullanım yöntemleri ve birbiriyle rekabet halinde veya birbirini tamamlayıcı olup olmadıklarını içerdiği belirtilmiştir. Somut olayda, davaya konu markanın davacı markalarından bir tanesi ile benzerlik göstermesi halinde uyuşmazlığın çözümü bulunduğu için .... nolu markası incelemeye alınmıştır. Dava konusu markada yer alan tüm hizmetler davacı markasında aynen yer almaktadır. Bu noktada tüm emtialar bakımından SMK 6/1 de aranılan mal/hizmet benzerliği koşulu sağlanmış durumdadır.

İŞARETLERİN BENZER OLUP OLMADIĞI; Markaların karıştırılma ihtimalinden söz edilebilmesi için yukarıda da belirtildiği üzere emtiaların/hizmetlerin aynı/benzer olması yanında markayı oluşturan ibarelerin de aynı/benzer olması koşulu bulunmaktadır. İki işaret arasında karıştırılma ihtimali, iki şekilde ortaya çıkabilecektir. Bunlardan birincisi, tescil talebine konu markanın tescilli veya tescili için daha önce başvurulmuş markaya benzerliği nedeniyle önceki markanın aynısı ya da benzeri marka zannedilmesi ve bu sebeple satın alınmak istenen ürün dışında bir ürünün satın alınmasına sebebiyet verilmesidir. İkinci ihtimal ise, tüketicinin iki marka arasındaki farklılıklar nedeniyle her iki markanın aynı marka olmadığını anlamasına rağmen, iki markanın aynı işletmeye, başka bir ifadeyle aynı iktisadi – idari kaynağa ait olduğunu sanmasına sebebiyet verilmesidir. Bu durumda da tüketici, gerçekte almak istemeyebileceği bir ürünü, salt güvendiği önceki markayla irtibatlı sandığı için sonraki markayı alabilecektir. Böylece, önceki tescilli veya tescil talebine konu edilmiş markayı taşıyan ürünler için tüketici nezdinde tesis edilen güvenden haksız olarak yararlanma sonucu doğabileceğinden, karıştırılma ihtimali gerçekleşmiş olacaktır. Benzerlik ve karıştırılma ihtimaline dayalı değerlendirmelerde kural olarak orta seviyedeki tüketiciler dikkate alınacak olup; malın hitap ettiği ortalama bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. .... kararlarında da belirtildiği üzere; “ortalama alıcılar / kişiler”, çabuk aldanabilen kişiler olmadığı gibi aptal ya da budala da değildir . Mal/hizmetin alıcısı olarak dikkate alınacak olan bu kişiler; orta düzeyde zeka ve dikkate sahip olan, işareti/markayı anımsaması da sıradan olan kişilerdir . Ancak tüketici kitlesinin dikkat ve özen düzeyinin mal ve hizmet sınıflarına bağlı olarak değişkenlik göstermesi de mümkündür. Taraf markalarının çakışan mal/hizmetleri dikkate alındığında 35. Sınıfta yer alan hizmetler bakımından 35.01, 35.02, 35.03 ve 35.04 alt gruplarının ticaret hayatında aktif olarak yararlanılan profesyonel danışmanlık, yönetim, reklam, organizasyon hizmetleri gibi hizmetler oluşu, bu hizmetlerin görece yüksek fiyatlı oluşu, sık ve değişken satıcılardan satın alınan değil uzun süreli faydalanılan ve süreklilik arz eden hizmetler oluşu gibi sebeplerle tüketici kitlesinin niteliğinin daha dikkatli ve seçici olacağı değerlendirilirken; 41. Sınıfta yer alan hizmetler bakımından da; bu hizmetlerin genel anlamda yetişkin tüketici grubuna hitap eden veyahut bu tüketici grubu tarafından satın alınan, günlük tüketim rutininde doğrudan yer almayan, çoğu zaman profesyonel olarak bu hizmetleri sunan satıcılar aracılığıyla tüketici tarafından temin edilen, düzenli olarak yararlanılmayan, görece yüksek fiyatlı olmakla birlikte ilgili piyasada çokça alternatifi de olan bu nedenle tüketicinin bu hizmetlerden yararlanma öncesinde belli bir araştırma süreci geçirdiği türden hizmetler olup tüketicinin bu bağlamda dikkat, özen ve seçicilik seviyesinin marketten bir gıda ürünü satın alan ortalama bir tüketici düzeyinde olmayacağı değerlendirilmektedir. Bu kapsamda; alınacak hizmetin, türüne, fiyatına ve sıklıklığına göre ortalama tüketicinin göstereceği bilinç ve dikkat düzeyinin yüksek olabileceği, İki markanın benzer olup olmadığı değerlendirilirken; markalar arasında görsel, işitsel veya kavramsal düzeyde ortaya çıkan benzerlik veya yakınlık dikkate alınır. Görsel, işitsel veya kavramsal benzerliğin derecesi konusundaki değerlendirmeyi malların niteliğini ve malların piyasaya sunum yöntemlerini dikkate alarak yapmak yerinde olacaktır. İlgili tüketicinin markaları doğrudan karşılaştırma imkânının bulunmadığı, markaların karşılaştırmasını zihninde muhafaza ettiği tam (eksiksiz) olmayan imaja göre yaptığı dikkate alınmalıdır. Davacı markalarından ..... ibaresi’dir. Kavramsal (anlamsal) benzerlik, kelime veya şekil markalarının karşılık geldikleri anlam veya kavramlar bakımından ayniyet veya benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Kelime markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği, temel olarak, farklı şekilde yazılı kelimelerin aynı veya farklı dilde aynı/benzer kavramlara (anlamlara) karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Şekil markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği ise temel olarak, markalarda yer alan şekil unsurlarının aynı kavramlara karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Davacı markası İngilizce olup “....” ibaresilerinin ilk harflerinden oluştuğu, hali hazırda esas unsur üzerinden yapılan bir değerlendirmede benzerlik kurulması mümkün değildir. Zaten husumet davaya konu markada ....” ibaresini içermesinden kaynaklıdır. Bu ibare direkt olarak algılanabilecek İngilizce kelimeleri içermektedir. Dolayısıyla markalararası kavramsal bir benzerlik bulunmaktadır. İşitsel benzerlik, kelime markaları telaffuz edilirken ortaya çıkan benzerlik halidir. İşitsel benzerliğin tespiti, bazı durumlarda tek başına markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için yeterli kabul edilebilir. Ancak, işitsel benzerliğin görsel benzerlikle yeterli düzeyde desteklenmemesi halinde markaların benzer markalar olarak değerlendirilmemesi de mümkündür. Davacı markası.... olarak telaffuz edilecekken, davaya konu marka .... şeklinde her harfin teker teker okunması ile telaffuz edilecektir. Bu noktada fonetik benzerlik bulunmamaktadır. Yine davacı markanın birebir aynısının davalı markasında yer almasından kaynaklı benzerlik olduğu söylenebilirse de, soldan sağa okuma prensibi gereğince davaya konu markada öncelikle harfler sonra da metaverse ibaresi okunacaktır. Bu ibarelerin varlığı markaları fonetik açıdan farklılaştırdığı, Görsel benzerlik, kelime veya şekil markalarının görünüm olarak benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Görsel benzerliğin tespiti, markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için, tek başına yeterli olarak kabul edilebilir. Bilindiği üzere, kelime markaları söz konusu olduğunda, kelimenin yazım şekli değil kelimenin kendisi korunmaktadır. Bu nedenle, kelimenin büyük ya da küçük harfle ya da farklı yazım karakterinde yazılmış olmasının incelemeye etkisi yoktur. Kelime markalarında görsel değerlendirme; kelimenin uzunluğu/kısalığı, harf sayısı, harflerin dizilimi, kelime sayısı ve işaretlerin yapısı gözetilerek yapılmalıdır. Kelime markalarında, kelime yazıldığından farklı şekilde okunmadığı sürece (yabancı dillerdeki markalar), görsel ve işitsel benzerlik genellikle aynı anda ortaya çıkar. Bununla birlikte, kısa zaman aralığında gerçekleşen işitsel algıya kıyasla, görsel algının daha kesin ve tekrarlanan algılama imkânı sağladığı dikkate alınmalıdır. Taraf markalarının baskın unsurlarının kelime ibareleri olduğu açıktır, özellikle davaya konu markanın esas unsuru .... ibaresi oldukça büyük yazılmış ve ilk etapta dikkat çeker konumdadır. Görsel açıdan ayırt edici şekil unsurları içermemektedir. Salt aynı ibarelerin markalarda ortak olmasından kaynaklı görsel bir benzerlik kurulmasının mümkün olmadığı, Bu noktada husumet konusu.... ibaresinin ayırt edici gücünden de bahsetmek gereklidir. Zira ayırt edici gücü yüksek olan markalarda karıştırılma ihtimali daha kolay bir şekilde ortaya çıkacakken, zayıf markalar bakımından tam tersi olacaktır. Zayıf markalar, ayırt edici gücü düşük olan, tescili istendiği mal/hizmetle alakalı olan veyahut günlük hayatta herkesçe ve her yerde kullanılan sıradan sözcüklerden seçilmiş markalar olarak tanımlanabilir. Yaratım bir ibarenin akılda kalma gücü ile sıradan, sıklıkla kullanılan bir ibarenin akılda kalma gücü aynı değildir. Bu noktada zayıf markanın koruma alanı daha dardır. Bu değerlendirmelerden sonra markada yer alan her ibarenin ayrı ayrı ayırt edici güçlerinin oldukça düşük olduğu, her ne kadar İngilizce ibarelerden olsa da günlük hayatta sıklıkla karşılaşılan ve anlamı bilinen ibarelerden olduğu, bu 3 ibarenin bir araya gelerek bir tamlama şeklinde.... anlamına geldiği, bu noktada yine ayırt edicilikten uzaklaşamadığı, ek olarak ayırt edici gücü bulunmayan ibarelerin kullanım yoluyla ayırt edicilik kazanmasının mümkün olduğu, doktrinde “Kullanım yoluyla ayırt edicilik kazanmada aslında ayırt edici olmayan bir marka zaman içerisinde uzun süreli kullanım, yoğun reklam ve tanıtım kampanyaları sonucunda ayırt edici hâle gelerek bir işletme ile özdeşleşmekte ve işletmenin markası olarak algılanmaktadır.” şeklinde kabul edilse de davacı tarafın itiraz aşamasında herhangi bir delil sunmadığı, bu noktada ilgili ibarenin ayırt edici gücünün arttığı ya da davacı firmaya bağlandığını söylemek mümkün gözükmemektedir. Bu noktada doktrinde de kabul edildiği üzere zayıf marka seçen taraf, bu markanın farklı unsurlarla kullanımına katlanmak mecburiyetindedir. Ancak eklemek gerekir ki, ayırt edici gücü düşük olsa da, bir marka tescilli olduğu sürece korunmak durumundadır. Somut olayda, davalı kullanımlarının “markasal bir kullanımdan” ziyade bir durumu bildirme aracı olarak bu ibareleri kullandığı değerlendirilmektedir. Tüketicinin davalı markasında yer alan husumet konusu ibareyi gördüğünde marka olarak algılayıp, işletmesel bir bağ kurup kurmadığı ve yahut o ibareyle malın/hizmetin kendisini algılayıp algılamadığı önemli olacaktır. Zira SMK md 4’de belirtildiği üzere markanın en önemli fonskiyonu bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerinin diğer teşebbüsün malların veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması olacaktır. Somut olayda İstanbul’da yapılan bir moda haftasının varlığını ilgili kesime anlatmak için başka ibarelerin kullanılması mümkün değildir. Kaldı ki markanın incelenmesinde esas unsurun .... ibaresi olduğu, bu ibarenin markasal bir değer olarak algılanacağı, uyuşmazlık konusu... ibaresinin ise etkinliğin içeriği, istanbul’da olduğu ve bir hafta sürdüğü gibi bir zaruri kullanım olduğu, Sonuç olarak, taraf markalarında yer alan farklılıkların, ilgili tüketici nezdinde fark edilebilir olduğu, davacı markasının ayırt edici gücünün düşük olduğu ve zayıf ibarelerden oluştuğu, zayıf ibareleri seçen tarafın, eklemeler yapmak suretiyle diğer kullanımlara katlanması gerektiği, ek olarak davalı marka esas unsurunun tamamen farklı olduğu ve ilgili ibarenin kullanımının markasal bir kullanım sayılamayacağı, marka içerisinde tali unsur olarak yer aldığı ve tanımlayıcı olduğu, taraf markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, Netice itibariyle, Davaya konu markada yer alan hizmetlerin aynen davacı markalarında yer aldığı, Taraf markaları arasında bütünsel algılarda somut farklılaşma mevcut olduğundan, anılan markalar bakımından bir benzerliğin mevcut olmadığı, ... kararının iptali koşullarının oluşmadığı sonuçlarına ulaşılmış davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 187,80.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, Davalılar kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Davalı ...'in yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Davalı ...in yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum ile davalı şahıslar vekillerinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde....istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.13.02.2025

Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2024/246, K. 2025/59, T. 13.02.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2024-246-e-2025-59-k-f32371f43f3e