İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2023/588 E. 2025/274 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2023/588
Karar No
2025/274
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 4. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

T.C. "TÜRK MİLLETİ ADINA" ANKARA 4. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ K A R A R

ESAS NO : 2023/588 KARAR NO : 2025/274

DAVA : Marka Hükümsüzlüğü DAVA TARİHİ : 25/12/2023 KARAR TARİHİ : 07/07/2025 Yazıldığı Tarih : 12/07/2025 İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinde ÖZETLE: Müvekkili şirketin 18.01.2022 tarihinde "sağlık ve sosyal hizmetler" kolunda faaliyet göstermek üzere 396 dosya numarası ile kurulduğunu, halen, "...." adresinde faaliyetini sürdürdüğünü; Davacı sendikanın kurucular kurulu ve geçici yönetim kurulu üyeleri arasında yer alan ve kuruluşundan itibaren yaklaşık 4 ay sonra davacı sendikadan ayrılarak "..." ön adı ile aynı hizmet kolunda yeni bir sendika kuran ve sendikanın yönetim kurulu üyeliğinde görev alan davalı sendika yöneticilerinin ... isim ve logo değişikliğini yaptığını beyan ederek üyelerini istifa ettirmeleri, il defterdarlıklarının ve tahakkuk servislerinin isim ve logo benzerliği nedeniyle üye aidatlarını yanlış hesaba aktarmaları üzerine ... başvuruda bulunulduğunu; ...'nın isim benzerliği nedeniyle ortaya çıkan ihtilaflara açıklık getirecek herhangi bir yasal düzenlemenin olmadığını belirterek ilgili sendika kanunu çerçevesinde yargı yoluna başvuru yapılması gerektiği yönünde cevap verildiğini, buna dayanarak ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nde dava açıldığını, davanın yapılan yargılaması sonucunda "Davanın Kabulü" yönünde karar verildiğini; Aynı hizmet kolunda kurulan sendikaların, isim ve logolarının farklı olmasına özen gösterildiğini, gerek çalışanların üyelik tercihlerinde gerekse de kamu kurumlarının sendikalarla ilgili iş ve işlemlerinde yanılgının ortadan kaldırılmasının esas alındığını, halen sağlık ve sosyal hizmet kolunda faaliyet gösteren elli üç sendikanın isim ve logolarının farklı olduğunu, örnek olarak ....'in verilebileceğini, davalı sendikanın kurucu üyelerinin ve geçici yönetim kurulunda görev alan kişilerin özellikle ve maksatlı olarak ... ön adı ile benzer logo ile sendika kurduklarını ve müvekkili sendikanın kullandığı .... sloganını kullandıklarını ... ... ... olarak isim değişikliği yaptığını ve kapandığını beyan ederek üç ay gibi bir sürede ... ...'in 700'ü aşkın, bir yıl içerisinde 1200 üyesini istifa ettirerek kurdukları sendikaya üye yaptıklarını, sendikalarına üye olan çalışanlarını kolaylıkla sendikalarından istifa ettirerek , kendi sendikalarına üye yapmak için ... adı ve logosunun bilerek ve kasıtlı bir biçimde taklit edildiğinin çalışanlar tarafından da konuşulduğunu; Bu meyanda, davalı sendikanın kötüniyetli faaliyetlerini ...'e de taşıyarak müvekkilli tarafından yapılan 27.07.2022 tarihinde başvurusu yapılan ... numara ile işlem gören ... ... unsurlu markasına mesnedsiz gerekçelerle itiraz ettiğini, her ne kadar itirazları red olunsa da, müvekkilin marka tescil başvurusunun tescil işlemlerinin gecikmesine sebep olduğunu; İtirazlarının red olunması üzerine davalı sendikanın 29.04.2023 tarihinde ... Kod Numaralı " ... ..." unsurlu markanın 41. sınıfta yer alan hizmetler için tescili için başvuruda bulunduğunu, söz konusu marka başvurusunun müvekkili sendikanın önceki tarihli ... numara ile tescilli markası rağmen, 08.08.2023 tarihinde ... tarafından tescil edildiğini; Buna göre; 6769 sayılı SMK'nın 25. maddesinin " (1) 5 inci veya 6 ncı maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir....(2) Menfaati olanlar, Cumhuriyet savcıları veya ilgili kamu kurum ve kuruluşları markanın hükümsüzlüğünü mahkemeden isteyebilir." şeklindeki fıkralarına istinaden davalı sendikanın markasının müvekkili sendikanın markası karşısında SMK'nın 6/1, 6/3, 6/6 ve 6/9 madde ve fıkraları çerçevesinde tescilli olduğu tüm hizmetler yönünden hükümsüz kılınması gerektiğini; Müvekkiline ait ... kod numaralı ... ... unsurlu marka başvurusun mevcudiyeti karşısında marka hukukuna göre, markasal hakkın elde edilmesinde "Tescilde Öncelik İlkesi" gereği , "... ..." ibaresi üzerinde 41. Sınıfa giren hizmetler bakımından 6769 sayılı SMK'nın hem 6/1 hem de 6/3 madde ve fıkraları kapsamında önceki tarihli gerçek hak sahibi olduğu konusunda bir tereddüt bulunmadığını; Müvekkilinin markası ile dava konusu marka karşılaştırıldığında, markalarda yer alan esas-asıl unsur konumunda bulunan unsurların .../... ibaresi olduğunun aşikar olduğunu, SMK'nın 6/1 madde ve fıkrası gereğince markaların benzerlik teşkil ettiğini, karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, davalı karşı tarafın müvekkilinin tanınmışlığından haksız yararlanmak suretiyle kötüniyetli olarak hareket ettiklerini; Eldeki davaya emsal teşkil edecek mahiyette; .... . Hukuk Dairesi'nin 17.11.2020 tarihli .... sayılı ilamı'nda " ..." markaları arasında benzerlik bulunduğunu, kapsadıkları mal ve hizmetler bakımından da benzer olduklarını, 556 sayılı KHK'nın 8/1-b madde ve fıkrası anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel, ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirme ihtimalini de içerek şekilde iltibas tehlikesinin bulunduğunu, bu meyanda uyuşmazlığa konu markanın yeterli ayırt ediciliği sağlamadığını; Yine, ... Hukuk Dairesi'nin "..." kararında da, taraf markaları arasında ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin yargılama konusu ürünler için ayırdığı satın alım ve yararlanım süresi içinde "..." ibare ve biçimli işareti gördüğünde bunun "..." esas ibareli markadan farklı bir marka olduğunun algılamayacağını yönünde tespit ve değerlendirmede bulunarak "..." markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verildiğini; ...." Kararlarında da taraf markalarının esas-asıl unsurları itibariyle, 556 sayılı KHK'nın 8/1-b madde ve fıkrası uyarınca benzerlik arz ettiğini ve karıştırılma ihtimali bulunduğunu, kapsadıkları mal ve hizmetler bakımından da benzerlik arz ettiğine dair tespit ve değerlendirmelere yer verildiğini belirterek, söz konusu kararların emsal alınması gerektiğini, bu haliyle dava konusu markanın hükümsüz kılınmasının zaruri olduğunu; Davalı karşı tarafın dava konusu markayı tescil ettirmekte kötüniyetli olduğunu; kötüniyetin ispatı meyanında; tarafların markalarının benzerliği nedeniyle kamu kurumları ve sendika üyesi kamu görevlileri arasında benzerlik dolayısıyla karışıklık yaşandığını; davalı adına il valilikleri tarafından düzenlenen resmi yazışma ve evrak isim benzerliği nedeniyle müvekkiline tebliğ edildiğini, yine, davalı sendikaya üye olan birçok üyenin kendilerinin müvekkili olduğu sendikaya kayıtlı olduğunu düşünerek sendikadan istifa beyanlarına davalı sendika yerine müvekkili sendikanın adını yazdığın; bu sebeple de markanın hükümsüz kılınması gerektiğini; Davalının kötüniyetli olduğuna emsal teşkil edecek mahiyette; .... sayılı Kararlarının olduğunu; bu sebeple de, dava konusu markanın 6769 sayılı SMK'nın 6/9 madde ve fıkrası ile 25. maddesi delaletiyle hükümsüz kılınması gerektiğini; 6769 sayılı SMK'nın 6/3 ve 6/9 madde ve fıkraları uyarınca da, davalı sendikanın markasının hükümsüz kılınarak, sicilden terkin edilmesi gerektiğini; Dava süresince dava konusu ... sayılı markanın 3. bir kişiye devri, lisansa konu edilmesi ve markadan doğan hakların gerçek hak sahibi olan müvekkiline karşı olan kullanımının engellenmesi bakımından ihtiyati tedbir kararı verilmesini; müvekkilinin muhtemel zararlarının tazmini için 1.000.000-TL teminat yatırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

SAVUNMA: Davalı Vekili dilekçe ve beyanında ÖZETLE: Davacı karşı tarafın kötüniyetli olduğunu, olayı gerçeğe aykırı bir şekilde aktardığını, mahkemeyi yanılttığını, müvekkili sendikanın 21.07.2022 tarihinde logo olarak şekilli markasını ve yazı şeklindeki markasını tescil ettirmek için ... sayılı başvuru ile kuruma başvuruda bulunduğunu, ancak kurumun, müvekkil sendikanın başvuruda bulunduğunu, logoda kanunen tescil edilmesi mümkün olmayan "hilal ile yıldızın bir araya gelmesi ile oluşan" şeklin yer alıyor olması gerekçesi ile başvurunun reddine karar verildiğini; bunun üzerine müvekkili sendikanın, ilgili hukuka aykırılıkları ortadan kaldırıp tekrardan tescil talebinde bulunmak amacıyla hazırlıklar yaparken; davacı sendikanın, müvekkili sendikanın başvuru yapmış olduğu kelime şeklindeki isim markasını ve logo şeklindeki şekilli markayı tescil ettirmek amacıyla kuruma başvuruda bulunduğunu, davacı tarafın, kuruma başvuruda bulunduğu şekilli markada "hilal ile yıldızın bir araya gelmesi ile oluşan" şeklin yer almamasına rağmen, fiili olarak kullandığı markasında hilal şeklinin yer aldığını; Müvekkili sendika daha önceden hilal ile yıldızın bir araya gelmesi ile oluşan şeklin anlam ve öneminden dolayı markasında kullanmak istemiş olsa da, kurum tarafından talebi reddedildiğinden, davacı tarafın hilal ile yıldızın bir araya gelmesi ile oluşan şekli markasında kullanmasına rağmen tescil talebinde bulunduğu şekilli markasında yer vermemesine "hukuka karşı hile" olarak yorumlayarak bu şekilde bir tescilin sağlanamayacağını öne sürerek itirazda bulunduğunu; markaların, tescil edildiği şekilde kullanılmasının zorunlu olduğunu; ancak davacı sendikanın, tescilini istediği markayı kullanmayıp tescili yasak olan hilal ile yıldızın bir araya gelmesi ile oluşan şekli içeren bir markayı fiilen kullandığını, davacı tarafın gerçekleştirmiş olduğu davranışın yanıltıcı bilgiler içeren bir başvuru olması da müvekkili sendika tarafından itirazında gerekçe olarak gösterildiğini; Fiilen kullanılan markanın tescili yasak olan hilal ile yıldızın bir araya gelmesi ile oluşan şekli içermesine rağmen, tescil talepli markada bu şekle yer verilmemiş olmasının da, ... Sözleşmesine aykırı bir durum olduğunu, bu sebeple de davacı sendikanın başvurusunun hukuka aykırı olduğunu; Davacı karşı tarafın marka başvurusunda açıkça müvekkil sendikanın markasını taklit etttiğini, müvekkili sendikanın 2 defa marka başvurusunda bulunduğunu, ilk marka başvurusunda başvuruda şekil markası ve sendikanın ismini oluşturan kelime markası şeklinde; ikinci başvuruda sadece kelime şeklinde başvuru yaptığını, müvekkil sendikanın ilk başvurusunun, hilal ile yıldızın bir araya gelmesi ile oluşan şeklin markada yer alamayacağı gerekçesi ile yayımlanmadığını, bu yayımlanmama kararının açıklandığı gün, davacı taraf fiilen markasında hilal ile yıldızın bir araya gelmesi ile oluşan şekli kullanıyor olmasına rağmen tescil talebinde yer vermediği markasını tescil ettirebilmek için başvuruda bulunduğunu, bunun üzerine müvekkili sendikanın itirazını gerçekleştirdiğini, davacı sendikanın ilgili kuruma başvuru yaptığı tarihin, bize ait olan başvurunun yayımlanmama kararının alındığı gün olmasının açık ve net bir şekilde müvekkili sendikayı taklit ettiklerini gösterdiğini, bu sebeple de davacı aleyhinde hukuki yollara başvurulacak ve müvekkili sendikanın hem daha önce başvurmuş olduğu, hem de daha önce tescil ettirmiş olduğu markasının taklit edilmesi sebebiyle taraflarınca dava açılacağını; Müvekkili sendikanın kötüniyetli olmadığını; Müvekkili sendikanın, tüm marka ve patent başvurularında herkesin başvurabileceği bir hukuki yol olarak düzenlenmiş bulunan itiraz yoluna başvurduğunu, kötüniyetle hareket ettiğine ilişkin bir delil de bulunmadığını; müvekkili sendikanın tüm bu itirazlarının reddedildiğini, müvekkili sendikanın, bu sırada davacı karşı tarafın daha önce başvurmuş olmasına rağmen reddedilmiş bulunan marka tescil talebini hukuka aykırılıkları gidererek yinelediğini, yeniden marka tescil başvurusunda bulunduğunu; bu defa ikinci marka tescil başvurusunda logo şeklindeki şekil markasının başvuruda yer almadığını ve başvurusunun bu defa, kurum tarafından kabul edildiğini; Tüm bu gelişmelere rağmen davacının, sanki müvekkili sendikanın hiç aklında yok iken, davacı tarafın harekete geçmesi üzerine marka başvurusunda bulunarak kötüniyetli davranmış gibi göstermeye çalıştığını, ancak, durumun bununla hiçbir ilgisi bulunmadığını, keza müvekkili sendikanın, davacı taraftan daha önce marka tescil başvurusunda bulunduğunu; ve fakat başvurunun bazı hukuka aykırılıklar içerdiği gerekçesi ile reddedildiğini, müvekkili sendikanın, hukuka aykırılıkları gidererek yeniden başvuruda bulunduğunu ve bu defa tescil ettirildiğini; müvekkilinin kötüniyetle hareket etmediğini; davacı karşı tarafın bu yolda ortaya koyduğu tüm iddiaların mesnedsiz ve tutarsız olduğunu, gerçeği yansıtmadığını; Davacının kendisi ile çeliştiğini, asıl kötüniyetlinin kendisi olduğunu; müvekkilinin başvurusuna kadar hiçbir başvuruda bulunmadığını, ne zamanki müvekkilinin başvuru için kuruma başvurduğu sırada, müvekkili sendikanın red sebeplerini göz önünde bulundurarak vakit kaybetmeden 6 gün sonra müvekkili sendikanın tescil talebinde bulunduğu markasını tescil ettirmek amacıyla kuruma marka başvurusunda bulunduğunu, davacının kötüniyetli olduğunu, iddialarının aksine, aynı davranışı kendilerinin gerçekleştirdiğini; Müvekkili sendikanın ... ...'in, 2023 yılında kurulan ... konfederasyonuna bağlı bir sendika olduğunu, müvekkili sendika ve müvekkili sendikanın üyesi olduğu ... konfederasyonunun ülke çapında faaliyet gösteren sendikalardan biri olduğunu; ... üyelerinin birlik içerisinde hareket ederek birbirlerine sahip çıkmayı ve üyelerine daha iyi hizmet sunmak için birlik içerisinde olmayı amaçladığını, ... konfederasyonunun da bu amaç için hizmet veren bir kuruluş olduğunu, konfederasyon içerisinde sendikaların birbirlerini desteklediğini sendikal faaliyetlerin ilerlemesi adına uğraş verdiklerini; Davacı sendikanın ise, 2022 yılında kurulduğunu, kurulduğunda ise kendilerine ait olduğunu iddia ettikleri “....” sloganı ifade ettikleri şekilde kendilerine ait olmadığını, 2021 yılında kurulan ve müvekkili sendikanın ... ...’in de yer aldığı ... konfederasyonuna bağlı ...’e ait olduğunu, anılan sloganın ilk kez ... tarafından üretilmiş, kullanılmış ve halen ... konfederasyonuna bağlı ... ... dâhil 6 farklı iş kolu sendikası tarafından kullanılmakta olduğunu, ... ..., ilk kez kullanmış olduğu bu sloganı konfederasyon üyelerinin kullanımına sunduğunu, bu şekilde konfederasyon içerisinde sendikacılığın gelişmesi için daha etkili çalışma yapılabilmenin önünü açmayı amaçlamadığını, bu sloganı asıl haksız yere kullanan ve bu fikri tabiri caizse çalarak emek ve fikir hırsızlığı yapan davacı sendikanın bizzat kendisinin olduğunu, müvekkili sendikanın, ... Konfederasyonunun bir üyesi olarak bu sloganı kullandığını ve davacı sendikanın sloganına el atmasının söz konusu olmadığını; Davacı sendikanın kendisinden önce kurulmuş olan bir sendika tarafından üretilmiş ve müvekkili sendikanın da aralarında bulunduğu ülke çapında faaliyet gösteren ... konfederasyonuna bağlı sendikalar tarafından kullanılan bir sloganın kendilerine ait olduğunu iddia etmelerinin, işbu davayı asılsız iddialarla açtıklarını gösteren bir başka delil olduğunu, kendilerinin gerçek dışı iddialarını daha gerçekçi olarak göstermek için böylesi bir çabaya giriştiklerini, kendilerine ait olmayan bir sloganı dahi sanki kendilerininmiş gibi sunarak sayın mahkeme yanıltma içerisine girdiklerini, müvekkili sendikanın ismini kötüniyetli olarak, üye çevresini elinden almak kastıyla seçtiğine ilişkin iddialarının tamamen asılsız olduğunu, müvekkili sendikanın bu ismi seçmesindeki esas amacının ... üyeliğine ilişkin olduğunu; ... üyesi tüm sendikaların isminin, "..." kelimesi ile başladığını; Konfederasyonda amacın, isim olarak da benzer sendikaların bir araya gelerek birlik oluşturması olduğunu, müvekkili sendikanın, konfederasyona üye olmak için böyle bir isim seçerek konfederasyon üyelerine uyum sağlamak için böyle bir tercih yaptığını; müvekkilinin hiçbir şekilde kötüniyetli hareket etmediğini; Davacının müvekkili sendikanın kötüniyetli hareket ettiğine ilişkin iddialarının asılsız olduğunu ve ispat edilemediğini; ... ...’in ... yapmış olduğu kuruluş başvurularının kanuna uygun bulunarak kabul edildiğini, ... ...’in kuruluşunun devletin bu husustaki en yetkili makamlarınca onaylandığını ve müvekkili sendikanın ...’na yapmış olduğu Marka Tescili başvurusunun da 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun ilgili hükümlerindeki koşullara uygun olarak ... no ile 08.08.2023 tarihinde tescil edildiğini; ... ...’in hukuki olduğu kadar da haklı olan bu başvurusuna yayın süresince tescil edilene kadar hiçbir itirazda bulunulmadığını, markaya tescil edilene kadar geçen süreçte hiçbir itirazda bulunmayan davacının, markanın tescil edildikten sonra bir anda temelsiz ve asılsız iddialarla işbu davayı açtığını, davacının aynı davranışı, daha önce müvekkili sendikanın marka başvurusu yaptıktan hemen sonra müvekkil sendikanın markasını taklit ederek marka tescil talebinde bulunarak da gerçekleştirdiğini, bu durumun da davacının işbu davayı meşru amaçlarla açmadığının göstergesi olduğunu; Müvekkili sendikanın davacının üye çevresini haksız olarak sendikasına üye yaptırdığı ve müstakbel üye çevresinin elinden aldığı iddiasının tamamen gerçek dışı olduğunu; bu meyanda, davacının dava dilekçesinde, "müvekkil sendikanın kısa bir süre içerisinde davacı tarafın sendikasına üye 1200 üyeyi istifa ettirdiği, bu üyelerin müvekkil sendikanın sendikasına gelmesi için bilerek ve kasıtlı olarak davaya konu bu logoyu ve ... kelimesini seçtiğini" yolundaki ifadelerinin davacı tarafın bu iddiaları mantık kurallarına ve hayatın olağan akışına uygun olmadığını, bu iddialarını da ispat edemediğini; Sendikacılık faaliyetinin tamamen korunma ihtiyacı içinde güvene dayalı bir ilişki olarak şekillendiğini, Yani çalışanlar ve işçiler, karşısında yer alan ve güçlü konumda bulunan işveren veya devlete karşı kendilerini koruması için bir sendikaya üye olmakta ve orada bağlı kalmakta olduğunu, tam bu hususta bir işçinin veya çalışanın bir sendikada bağlı kalması için o sendikanın işçinin veya çalışanın haklarını koruyabilmesi, daha rahat çalışma ortamı için mücadele vermesi, gerekli her türlü tedbiri bu konuda alması gerekmekte olduğunu, bunlar neticesinde çalışanlar veya işçiler bir sendikayı tercih etmekte ve oraya bağlı kaldıklarını, kısacası, işçiler veya çalışanlar, herhangi bir sendikaya üye olabileceği gibi üye olduğu herhangi bir sendikadan da ayrılma iradesine her zaman sahip olduklarını; Müvekkili sendikanın kurucularının aynı zamanda davacı sendikanın kurucuları olarak, hem müvekkil sendikanın hem de davacı sendikanın kurucuları olup, her türlü sendikal faaliyeti gerçekleştirerek sendika üyelerini korumak için büyük bir çaba ve emek harcadığını, müvekkili sendikanın kurucularının, camiada bilinen ve sevilen kişiler olduğunu, müvekkili sendikanın kurucuları tarafından yeni bir sendika kurulunca davacı sendikaya üye olan kişiler; daha önceden bildikleri ve saygı duydukları, güvendikleri, emeğinden emin oldukları bu kişilerin kendi özgür ve hür iradeleri ile kurmuş olduğu sendikayı seçtiklerini; bazı sendika üyelerinin, kendilerini daha güvende hissettikleri başka bir sendikayı tercih ederek müvekkil sendikaya üye olduklarını; Davacı tarafın; sendika üyelerinin, tamamen özgür iradeleri ile Anayasanın kendilerine tanımış olduğu haklarını kullanmalarını haksız ve mesnetsiz iddialarına bir dayanakmış gibi göstermeye çalıştığını, ve fakat, davacının bu konuda hiçbir somut delil sunmadığını, tamamen soyut iddialarda bulunduğunu, davacının iddialarının aksine, müvekkili sendikanın davacı sendika üyelerinin iradelerini etkileyecek hiçbir davranışı olmadığını, bu yönde de, davacının somut delillerinin de bulunmadığını; müvekkili sendikanın, davacı sendikaya gidecek olan üyeleri hukuka aykırı bir şekilde etkilediğinin hiçbir şekilde söylenemeyeceğini, müvekkili sendikanım, ... konfederasyonuna üye olduğunu ve davacı sendikadan daha büyük bir sendika olduğunu, davacı sendikanın, hem müvekkil sendikanın kurulduğu dönemde hem de güncel durumda küçük bir topluluğa hitap eden ve tanınır olmayan bir sendika olduğunu; davacı sendikanın, müvekkili sendikanın tanınırlığından payı olduğunu iddia etmesi ve kendi potansiyelinin müvekkil sendika tarafından adeta çalındığını iddia etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, aksi halde, şu anda müvekkili sendikanın değil, davacı sendikanın daha tanınmış olmasının gerektiğini, davacının iddiasının aksine, bir üye potansiyeli olduğu iddiasının gerçeğe aykırı olduğunu, müvekkil sendikanın hiçbir şekilde kötüniyetle hareket etmediğini, davacı tarafın işbu davayı açmakta samimi ve objektif olmadığını, müvekkil sendikanın daha önce marka başvurusunda bulunduğunu, asıl kötü niyetli hareket eden tarafın davacı taraf olduğunu savunarak davanını reddini talep etmiştir.

MUHAKEME:HMK kapsamında "Yazılı Yargılama Usulü " uygulanmıştır. 6769 sayılı SINAİ MÜLKİYET KANUNU (10/01/2017 yürürlük) Madde 6 (Marka tescilinde nispi ret nedenleri) "(1) Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. (3) Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir. (6) Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını,fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir. (9)Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.", Madde 25 " (1) 5 inci (mutlak red nedenleri ) veya 6 ncı ( nisbi red nedenleri ) maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir. " hükmü yer almaktadır. SMK 6/1 maddesi anlamında iltibastan bahsedebilmek için ; Her iki taraf markasının AYNI işareti taşımaları yanında kapsamlarındaki emtia(mal/hizmet) BENZERLİĞİ olması, Her iki taraf markasının benzer işareti taşımaları yanında kapsamlarındaki emtia(mal/hizmet) AYNIYETİ olması, Her iki taraf markasının BENZER işareti taşımaları yanında kapsamlarındaki emtia(mal/hizmet) BENZERLİĞİ olması, ihtimali aranır. Markaların karıştırılmasından söz edebilmek için ise , dava konusu marka ile itiraza mesnet marka/markalar arasında hedef tüketici kitlesi (orta düzeydeki) yönünden markaların “görsel”, “işitsel” ve “kavramsal” özellikleri dikkate alarak genel ve bütünsel açıdan benzerlik ihtimali olması , yine tescilli marka ile tescil olunmak istenen işaret arasında markayı taşıyan her iki ürünün işletmesel kökeninin aynı veya birbirleriyle bağlantılı (idari-ekonomik) işletmeler tarafından üretilmiş olabileceği noktasında bağlantı kurulması (ilişkilendirilme) ihtimalinin bulunması gerekir. Karıştırılma kavramının varlığı için “somut bir karıştırma” eyleminin varlığı şart olmayıp böyle bir tehlikenin varlığı dahi yeterli olacaktır. SMK 6/3 maddesinin uygulanması için tescilsiz olarak kullanılan işaretin MARKASAL şekilde yani işlevine uygun , ayırt ediciliği sağlanmış olarak ticaret alanında kullanılması, bu kullanımın da Türkiye hudutları içinde olması gerekir. Üçüncü kişinin davaya konu tescil başvurusundan veya rüçhan hakkının doğumundan önce, bu işareti kullandığı , çevresinde belli bir oranda bu işaret üzerinde hak sahibi olarak bilinip tanındığının ispatı (tüm Türkiye genelinde değil) gerekir. Diğer bir anlatımla, öncelik hakkını ileri sürenin söz konusu ibarenin başkası tarafindan kullanımını veya tescilini engelleme hakkı verecek nitelik ve yoğunlukta bu işareti Türkiye hudutları içinde ticaret alanında kullandığını ispatlaması gerekir. Gerçekten, bir işareti ilk kullanan ve ona ayırt edici nitelik kazandıran kişi onun hak sahibi olarak kabul edilir ve bu halde gerçek hak sahipliği sözkonusudur. SMK 6/6 madde kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak, FSEK kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı girer. Marka ve ticaret unvanı da sınaî mülkiyet hakkı olarak maddenin koruma kapsamına alınmıştır. Ancak sınaî mülkiyet hakları kapsamında korunacak bir markadan veya ticaret unvanından söz edebilmek için “tescil” şarttır. Örneğin bir ticaret unvanına dayanarak başkasına ait marka tescilinin engellenmesi isteniyorsa bu ticaret unvanının ticaret sicilinde tescilli olması gerekmektedir. Doktrin ve çeşitli yargı kararları dikkkate alınıp bakıldığında KÖTÜNİYET kriteri "Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Marka başvurusunun kötü niyetli bir başvuru olabilmesi için, marka başvurusu sırasında kötü niyetli olarak markanın amacı ve temel işlevi dışında bir amaçla kullanılması gerekir. Dolayısıyla kötü niyetin kabulü için, marka için başvuruda bulunan kişi, markanın temel işlevleri olan ürünün işletmeye aidiyetini sağlama ve diğer ürünler karşısında ayırt edicilik sağlama fonksiyonu dışında bir amaçla veya marka üzerindeki gerçek hak sahibinin markadan yararlanmasını engellemek veya markanın ün ve şöhretinden yararlanmak suretiyle haksız çıkar edinme gibi bir amaçla hareket etmelidir." şeklinde görüşler yer almaktadır. DELİLLER ve DEĞERLENDİRME: Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davalı sendikanın ... sayılı markasının davacı tarafa ait ... sayılı başvuru markasına bağlı SMK 6/1 maddesine göre iltibas oluşturduğu, SMK 6/3 maddesine bağlı eskiye dayalı kullanım, SMK 6/6 maddesine göre ünvan, isim hakkı, SMK 6/9 maddesine göre davalı başvurusunun kötü niyetli yapıldığı iddialarına bağlı SMK 25 nci maddesine göre davalı markasının hükümsüzlüğü gerekip gerekmediği; davalı taraf iddiasına göre davacıdan daha önce ... sayılı marka başvurusunda bulunulduğu, davacının kötü niyetli olduğu yönündeki savunmalarının davacı iddialarını çürütüp çürütemeyeceği noktasında olduğu anlaşılmıştır. Davacıya ait 27.07.2022 başvuru 03.09.2024 tescil tarihi olan 41nci sınıfta "...." şeklinde ; Davalıya ait dava konusu edilen 29.04.2023 başvuru, 08.08.2023 tescil tarihi olan 41nci sınıfta "... ..." şeklinde ; Tescilli markası bulunduğu ... kayıtları ile tespit edilmiştir. Uyuşmazlık tespitinden sonra tahkikata geçilip bilirkişi raporu alınmıştır. 20.05.2025 tarihli bilirkişi heyet raporunda ÖZETLE " -Dava konusu hükümsüzlüğü talep edilen davalı sendikanın ... numara ile tescilli '... ...' unsurlu markasının, davacı sendikanın ... numara ile Tescilli "...." unsurlu markası ile 6769 sayılı SMK'nın 6/1 madde ve fıkrasına göre benzerlik arz ettiği, karıştırılma/iltibas ihtimalinin bulunduğu ve davalının ... numara ile tescilli markasının kapsamında bulunan tüm hizmetler bakımından aynı yasanın, md. 25/1 madde ve fıkrasına göre hükümsüzlük koşullarının oluştuğu; -Taraf markaları arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/3, 6/6 ve 6/9 madde ve fıkrası koşullarının oluşmadığı, aynı yasanın, md. 25/1 madde ve fıkrasına göre de hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı; " şeklinde ifade edilmiştir. Davacı vekilinin yeni bir heyetten rapor ve aynı heyetten ek rapor alınması talebi HMK 30.ncu madde kapsamında değerlendirilerek, sunulan rapor denetlenebilir, içeriği de ihtisas mahkemesi hakimliğince olumlu veya olumsuz değerlendirilebilir kabul edilerek yargılama gereksiz uzamasın diye bu talepler reddedilmiştir.

GEREKÇE: Önceki tarihli başvurusu yapılan tescilli bir marka (davacıya ait olan) ile sonraki tarihli başvurusu yapılan tesçilli marka (davalı markası) arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede görsel, sescil ve anlamsal benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınmakla beraber münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin nazara alınarak belirlenmesi gerektiğinden hareketle; Davacının ... sayılı "...." ibareli markası ile davalı tarafın ... sayılı "... ..." ibareli; markası arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel ve sescil olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu ; Diğer yönden bilirkişi raporunda sayfa 9 daki karşılaştırma tablosunda da 41 .nci sınıfta emtia benzerliği oluştuğu ; İşin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, önceki markadaki ve sonraki markadaki işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu 41.nci sınıftaki hizmetler için ayırdığı satın alma/yararlanma süresi içinde, davalının "... ..." ibareli markasını gördüğünde derhal ve hiç düşünmeden davacının "...." ibareli markasından farklı bir marka olduğunu algılayamayacağı , iltibas ve benzerlik nedeniyle her iki taraf markası arasında yanılgı yaşayabileceği, hedef kitle açısından bu hizmetlerde iltibas ve benzerlik nedeniyle davalı taraf markası ile davacı taraf markası arasında işletmesel bağlantı olduğu ya da idarî ve ekonomik anlamda bağlantılı bir işletme tarafından piyasaya sunulan markalı hizmetler algısı oluşabileceği , yani markaları karıştırabileceği, bu açıdan taraf marka işaretleri arasında bu hizmetlerde 6769 sayılı SMK 6/1 iltibas koşulu ve SMK 25/1 .nci maddedeki hükümsüzlük koşulu oluştuğu; Diğer yönden ise; Davacı tarafın başvuru üzerinde SMK 6/3 maddesi anlamında önceye dayalı kullanım ve gerçek hak sahipliği kanıtlanmadığı, Davacı tarafın başvuru üzerinde SMK 6/6 maddesi anlamında ticaret ünvanı dahil diğer fikri ve sınai mülkiyet hak iddiası kanıtlanmadığı; Dava konusu marka açısından SMK 6/9 maddesi anlamında kötüniyetli başvuru yapıldığı iddiası da kanıtlanmadığı; Ancak bu durumlar yukarıda anlatılan ve oluşan iltibası ortadan kaldıran husus olmadığından sonuca etkisi de olmadığı; Neticeden bilirkişi heyet raporu da benimsenerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekmiştir.

H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ; 1-Davanın KABULÜNE, 2-Dava konusu ... sayılı markanın hükümsüzlüğüne, sicilden terkin edilmesine, karar kesinleştiğinde ... müzekkere yazılmasına, 3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40TL maktu karar harcından peşin alınan 269,85 TL'nin düşümü ile bakiye 345,55 TL'nin davalıdan tahsiliyle Hazine'ye gelir kaydına, 4-AAÜT uyarınca 40.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, 5-Davacının yaptığı; 11.000 TL bilirkişi ücreti, 1.105,00 TL tebligat ücreti, 269,85 TL ilk harç masrafı olmak üzere toplam 12.374,85 TL yargılama giderinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, 6-Karar kesinleştiğinde arta kalan gider avansının yatıran tarafa iadesine, Dair verilen karar davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı, 6100 sayılı HMK 341 ila 345 inci maddesine göre tebliğden itibaren 2 haftalık süre içinde mahkememiz aracılığı ile .... Bölge Adliye Mahkemesine istinaf kanun yoluna dilekçe ile başvurulabileceğine yönelik karar okunup açıklandı. 07/07/2025

Katip ... E-imza

Hakim ... E-imza

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2023/588, K. 2025/274, T. 07.07.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2023-588-e-2025-274-k-cc534c638233